İslamın acı günleri (1)

Yazı yazmaya yeni başladım sayılır ilk yazımın üzerinden henüz üç ay bile geçmemiş. Küçük yazı arşivime baktım da; Kötü olan ülke gündeminden dolayı içeriği mutluluk verici olan bir tek yazı bile yazamamışım. Ülke gündemi kötüyse ben ne yapabilirim ki? 

Hüzün-umutsuzluk içerikli yazılarıma bir tane daha ekleyeceğim bugün!  Ama bu yazım; ülkemin son gündemiyle alakalı değil, günümüzden tam  bin 400 yıl öncesine, geriye gidip İslam’ın en acı, en hüzünlü iki gününü yazacağım. Gerçi İslam’ın acı günü iki değil ne yazık ki, hele hele şu son bir  asra bakarsak her günün acı ve hüzünle bezendiğini görmek zor olmayacak…

Aslında böyle bir dönemde bu karmaşayı, kaosu, barışı, çözümü, yazmam ne kadar doğru bilemiyorum…   

Hicretin 4. Senesi sefer ayı, Miladi takvime göre Tarih: 4 Temmuz 625

Benî Âmir kabilesinin efendisi ve reisi Ebû Bera Âmir bin Mâlik, Peygamber efendimizi ziyaret maksadıyla Medine’ye gelir. Ebû Bera, samimi biridir, efendimize ve Müslümanlara dost biri... Efendimize hediye etmek üzere de yanında iki at ile iki de deve getirir. Ancak alemlere rahmet olarak yollanan resulullah, 'bir müşrikin hediyesini kabul edemem der'. Efendimiz, eğer hediyeni kabul etmemi istiyorsan gel Müslüman ol önerisinde bulunur.

Ancak Ebû Bera o anda Müslüman olmamıştır ama İslamiyet’e karşı gösterdiği alâkayı da gizlemez. Efendimize, "Beni davet ettiğin din, pek güzeldir, pek şereflidir" der ve ekler, "Kavmim benim sözümü dinler. Eğer  Kur’an ve sünnetini  öğretecek birkaç kişiyi  kavmime yollarsan kabilemdekiler belki İslam girerler". 

Efendimiz bu kabileye pek güvenmezdi ashabına bir hainlik yapılacağından endişeleri vardı.  Ebu bere, bunun üzerine kendinden emin bir şekilde, benim himaye altına aldığıma bir şey yapmak onların haddine midir, diyerek resulullahı temin eder.  Ebû Bera, güvenilir sözüne itimat edilebilecek biri olduğundan efendimiz ikna olur ve endişesi gider.

Kimi kaynaklar 40 kimi kaynaklara göre ise 70 sahabe  İslam’ı  anlatmak üzere efendimiz tarafından görevlendirilir. Altı tanesi muhacir geri kalan ise Ensar’dan  olan grubun tamamı ehl-i  suffeden  idi.

Davetçiler Bi’r-i Maûna denilen bölgeye gitti.  Resûlullah davetçi heyetinden görevlendirdiği birkaç kişiye Necid halkının ve Benî Âmir kabilesini liderlerine ulaştırmaları üzerine mektuplar da verdi. Görevlendirilenlerden Haram b. Milhân mektubu Amir b. Tufeyl’e verecekti. Haram b. Milhân mektubu sahibine ulaştırır, lakin Tufeyl mektubu okumayıp Haram b. Milhân’ı oracıkta şehit eder. Tufeyl yaptığıyla yetinmeyip Âmiroğullarını heyetteki diğer davetçileri de öldürtmek üzere kışkırtmayı dener lakin Âmiroğulları sözünde durur ve hainlik etmez. Tufeyl bu kez Süleymanoğullarını kışkırtmayı dener ve başarılı olur.

Tufeyl ve beraberindekiler Maûna kuyusun etrafında bekleyen ve başına geleceklerden habersiz olan sahabenin üzerine doğru yürürler. Bu sıralarda Haram b. Milhân geciktiği için davetçiler bu durumdan kuşkulanırlar. Sahabe de Necid bölgesine yürümeye başlar ve üzerlerine doğru gelen müşriklerle karşılaşırlar. Sahabeler müşrikleri sakinleştirmek için "Bizim sizinle hiçbir işimiz yoktur, biz sadece verilen vazifeyi yerine getirmek üzere yolumuzda ilerliyoruz" derler, ama nafile… Müşrikler kana susamıştı bir kere. Müşrikler birkaç sahabe dışında hepsini katleder. Saldırıdan kurtulan sahabeden ikisi ise develeri gütmeye gitmiştir o esnada. Diğer bir sahabe ise öldü zannedilerek, şehitlerin arasındaydı. Kurtulan sahabeler bu korkunç manzara karşısında gözyaşlarına boğulmuştur. Kurtulan sahabelerden biri esir alınır, daha sonra serbest bırakılır. Bir diğer sahabe sinirlerine hâkim olamayıp şehit olana kadar çarpışmak üzere müşriklerin üzerine yürür. Öldü zannedilen sahabe Ka’b b. Zeyd hazretleri ise müşriklerden uzaklaştıktan sonra Medine’ye döner… 

YORUMLAR

YORUM YAZ!

Yorum Ekle