TÜVTÜRK

Azınlığın Zenginliği Hepimizin Çıkarına mıdır? - Zygmunt Bauman Kitap özeti, konusu ve incelemesi

Azınlığın Zenginliği Hepimizin Çıkarına mıdır? kimin eseri? Azınlığın Zenginliği Hepimizin Çıkarına mıdır? kitabının yazarı kimdir? Azınlığın Zenginliği Hepimizin Çıkarına mıdır? konusu ve anafikri nedir? Azınlığın Zenginliği Hepimizin Çıkarına mıdır? kitabı ne anlatıyor? Azınlığın Zenginliği Hepimizin Çıkarına mıdır? PDF indirme linki var mı? Azınlığın Zenginliği Hepimizin Çıkarına mıdır? kitabının yazarı Zygmunt Bauman kimdir? İşte Azınlığın Zenginliği Hepimizin Çıkarına mıdır? kitabı özeti, sözleri, yorumları ve incelemesi...

  • 10.06.2022 08:00
Azınlığın Zenginliği Hepimizin Çıkarına mıdır? - Zygmunt Bauman Kitap özeti, konusu ve incelemesi

Kitap Künyesi

Yazar: Zygmunt Bauman

Çevirmen: Hakan Keser

Yayın Evi: Ayrıntı Yayınları

İSBN: 9789755398082

Sayfa Sayısı: 80

Azınlığın Zenginliği Hepimizin Çıkarına mıdır? Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti

Günümüzde artık bütün dünyada egemenliğini kurmuş olan neoliberal kapitalizmin yandaşlarına göre, yoksulların içinde bulundukları sefaletten kurtulmaları için zenginlerin daha zengin olması, daha az vergi vermesi gerekir çünkü bu durum hepimizin çıkarınadır. Ne var ki genelde kabul gören bu yaklaşım gündelik deneyimlerimizle, bol miktardaki araştırma sonuçlarıyla, aslında mantıkla hiçbir şekilde uyuşmuyor. Somut kanıtlar ile popüler inanışlar arasındaki bu tuhaf uyumsuzluk üzerine biraz durup düşününce akla şu soru geliyor: Aksine onca kanıt ve olguya rağmen bu görüşler nasıl oluyor da bu kadar yaygın ve dirençli kalabiliyor? 

İşin daha garip, belki de daha vahim yanı ise şudur: Eğer tarihte daha önce eşine rastlamadığımız, kabul edilmesi imkânsız ama yine de hızla büyüyen mevcut toplumsal eşitsizliğin ve zenginlerle toplumun geri kalanı arasındaki hızla derinleşen uçurumun savunulmasında rol oynamamış olsaydı, bu yaklaşımların bir gün dahi ayakta kalması mümkün olmazdı. Demek ki dünya çapında büyük bir ahlaki krizin içindeyiz. Halbuki liberal kapitalizmin en büyük düşünürü Adam Smith daha 18. yüzyılda şöyle diyordu: "Zengin ve güçlü olanlara hayranlık duyup onlara neredeyse taparken, fakir ve muhtaç durumdakileri hor görme veya en azından görmezden gelme eğilimi ahlak anlayışımızı çökerten en büyük ve en yaygın nedendir." 

Dünyanın önde gelen toplumsal düşünürlerinden Zygmunt Bauman'ın kaleme aldığı bu kısa kitap, işte bu gibi sorulara yanıt arıyor. Bauman, söz konusu görüşlerin dayandığı ve üzerinde uzun uzadıya düşünülmemiş varsayımların ve inanışların listesini sıralıyor ve tek tek ele alarak onların nasıl da yanıltıcı ve aldatıcı olduklarını gösteriyor.

Azınlığın Zenginliği Hepimizin Çıkarına mıdır? Alıntıları - Sözleri

  • Homo homini lupus est (İNSAN İNSANIN KURDUDUR)
  • "İnsanlarımız izleme işini televizyon seyrederek ve internette gezinerek yaptığından, statü paranoyası güçleniyor. Reklamlar daha fazlasını istememiz için yem olarak kullanılıyor; açgözlülük hepimize altın tepside sunuluyor."
  • İnsanlar bir ilişkinin kapısından girmeden önce iyi niyet ve dostluktan ziyade, güvenlik kameralarına ve silahlı korumalara güvenmektedir.
  • Büyük servet olan yerde büyük eşitsizlik vardır. Bir kişinin çok zengin olabilmesi için en az beş yüz fakir gerekir. Adam Smith
  • Reklamlar daha fazlasını iste­memiz için yem olarak kullanılıyor; açgözlülük hepimize al­tın tepside sunuluyor.
  • .... İnsanlar bir ilişkinin kapısından girmeden önce iyi niyet ve dostluktan ziyade, güvenlik kameralarına ve silahlı korumalara güvenmektedir..
  • Büyük servet olan yerde büyük eşitsizlik vardır. Bir kişinin çok zengin olabilmesi için en az beş yüz fakir gerekir!
  • Danışıklı körlük kalıtsaldır.
  • "Homo homini lupus est" (İnsan insanın kurdudur.)
  • Dünyanın hemen her yerinde eşitsizlik hızlı bir şekilde büyüyor; zenginler, özellikle de çok zengin olan­lar varlıklarına varlık katarken; fakirler, özellikle de çok fa­kir olanlar daha da fakirleşiyor.
  • Felaketleri anlayıp geldiklerini kabul etmek için mutlaka gerçekleşmeleri mi gerekiyor?
  • Kaldı ki, kitlesel boyutta yıkımla yüklü bir trenin içindeki insanların aksi istikamette koşması halinde hızını ve yolunu değiştireceğini hayal etmekten daha safça ne olabilir? Albert Einstein'ın dediği gibi, sorunlar daha en başta onlara yol açan düşünce modeliyle çözülemez. Yolu değiştirmek, bunun için de önce treni durdurmak gerekir.
  • Alışveriş yapmamak, güncellenmiş versiyonlara sa­hip olmayan kusurlu tüketiciler için, değersizliğin ve işe yaramazlığın bir işaretidir; yaşanmamış bir hayatı simgeleyen çirkin ve cerahatli bir lekedir. Sadece zevkten yoksunluğun değil, insan haysiyetinden yoksunluğun da lekesidir. Aslında, hayatın anlamından yoksunluğun lekesidir. Nihayetinde, insanlıktan, kendine ve başkala­rına saygı zemininden yoksunluğun lekesidir.
  • Son otuz yılda aldığımız temel ders, toplumun en zengin üyelerinin pastadan gittikçe daha büyük pay almasına izin veren bir modelin önünde sonunda kendi kendini yok edeceğidir. Öyle görünüyor ki bu dersi almak için daha gidecek çok yolumuz var...

Azınlığın Zenginliği Hepimizin Çıkarına mıdır? İncelemesi - Şahsi Yorumlar

Dünayada egemen olan neoliberal kapitalistlere göre yoksulların içinde bulundukları fakirlikten kurtulmaları için zenginlerin daha zengin olması gerekir düşüncesi hakimdir. Bu düşünce ne kadar saçma ve temelsiz olsa da yıllardır ayakta kalmayı sürdürmüş ve herkes bu düşünceyi kanıksamıştır. Adam Smith'in şu sözleri: "Zengin ve güçlü olanlara hayranlık duyup onlara neredeyse taparken, fakir ve muhtaç durumdakileri hor görme veya ez azından görmezden gelme eğilimi ahlak anlayışımızı çökerten en büyük ve en yaygın nedendir." kitabın özeti niteliğindedir. Kitap bizi 'Neden eşitsizliğe katlanıyoruz?' , 'Neden eşitsizlik var?' sorularını sorgulamaya yönlendiriyor. Kitap eleştirel olarak çok güzel yerlere değinse de, bence çözüm yolu olarak bir yöntem sunmamakta. Yine de farklı bir bakış açısı için okunabilecek güzel bir eser.. (ELİF)

Spoiler olabilir: Normalde PDF okumayı hiç sevmem ama 70-80 sayfalık kısa kitapların PDF'i olursa okuyorum. Bu kitabı da öyle okudum ama siz siz olun kitabı bulun ve kitaplığınıza koyun. Çünkü 80 sayfası da dolu dolu. Yazar özellikle büyümenin, bolluğun sadece bir kesime fayda getirdiğini, insanların çok büyük kesiminin bu ilerlemeden düşük paylar aldığını belirtmiş. Yani zenginler ile en alt kesim arasındaki gelir ve imkanların farkı giderek artıyor. Kitap, ''İşverenler olmasa olmazdı, onlar bize iş sağlıyor.'' diyen aklı evvelleri de bir güzel eleştirmiş. Çünkü o az sayıda zengin işverenlerin aç gözlülüğü yüzünden pasta küçülüyor, ayrıca onlar yeni krizlerle zenginleşirken fakir dibe vuruyor. Çevre de çok önemli. Daha doğuştan gelen adaletsizliklerle şekilleniyoruz. Yazar özellikle eşitsizliğin doğal durum olduğuna inanan, rekabeti ve savaşı kaçınılmaz olarak gören ve insanı eşyalar gibi değişmez zanneden, çevresel ve psikolojik faktörleri hiçe sayan sosyal-Darwinisteri ve piyasacıları hedef almış. Çünkü ona göre serbest piyasa, zenginin ve üst kadroların yaptıklarını sorgulamamak, onları daha da zenginleştirmek için bir serbestlik anlamına geliyor. Eşyalara/ tüketim mallarına atfettiğimiz değerleri (pasif olma, kullanılma, çabuk vazgeçilir olma) insanlara da uygular olduğumuz için hiyerarşi devam ediyor, ilişkiler kısa süreli, güvensizlik had safhada. Güven yoksa birlik olunmuyor, adaletsizliğe karşı toplu mücadele verilemiyor. Ama unutulmamalı ki eşya nesnedir ama insan, karşılıklı ilişkide hem nesne hem de öznedir. Son olarak da şunu soruyor: Madem öyle neden katlanıyoruz? Çünkü başka bir dünyanın mümkün olmadığına inandırılıyoruz. Köleler nasıl ki asil sınıfla aynı haklara sahip olamayacağına inandırılmışsa, kadınların erkekler ile eşit oy hakkı olması vaktiyle nasıl yadırganmışsa aynı durum var. Tüketim ile şımartılan narsistler topluluğuyuz ve başkaları ile rekabete o kadar çok giriyoruz ki sürekli yetersizlik hissi oluşuyor. Bu bireycilik neticesinde adaletsizliği yaratana değil mağdura karşı suçlamaya giriyoruz. Çünkü toplu olarak değil farklılıklarımızla ayrıcalıklı olduğumuz yönünde telkinlere maruz kalıyoruz. Eşitsizlik mi var? O zaman statümüzü yükseltmek için alışveriş yapalım. Herkesten bir adım öne geçelim. Eşitsizliğin panzehiri yine eşitsizlik olsun, yeter ki en altta biz olmayalım. İşte eşitsizliğin meşruluğu tam da burada yatıyor. İyi okumalar. (Yorgun demokrat)

Li ser Jiyan û aborîya jiyanî berçavkek nûjen: Gelek pirtûk hene ku ne xwendin û nezanîya wan min zehf aciz dike. Eva pitûk jî yeke ji wan e. Û ne gelek dirêje mirov dikare demek kurtte bixwîne. Kîjan hevalê min pêşniyarî bixwesta min Eva jî pêşniyar dikir. Ji we re jî pêşniyarî dikim. (The Reader)

Azınlığın Zenginliği Hepimizin Çıkarına mıdır? PDF indirme linki var mı?

Zygmunt Bauman - Azınlığın Zenginliği Hepimizin Çıkarına mıdır? kitabı için internette en çok yapılan aramalardan birisi de Azınlığın Zenginliği Hepimizin Çıkarına mıdır? PDF linkidir. İnternette ücretli olarak satılan çoğu kitabın PDFleri bulunmaktadır. Ancak bu PDF'leri yasal olmayan yollarla indirmek ve kullanmak hem yasalara hem de ahlaka aykırıdır. Yayın evlerinin sitesinden PDF satılıyorsa indirebilirsiniz.

Kitabın Yazarı Zygmunt Bauman Kimdir?

Zygmunt Bauman, 19 Ekim 1925'te Polonya Poznan'da doğdu. Sosyolog ve filozoftur. Postmodern felsefenin hem sosyoloji alanında uyarlanmasını hem de genel kuramsal düzeyde sağlıklı bir şekilde değerlendirmesini ortaya koyan yapıtlarıyla tanınmaktadır.

Zygmunt Bauman, II. Dünya Savaşı patlak verene kadar, Polonya-Poznan'da yaşamını sürdürmüştür. Daha sonra Sovyetler Birliği'ne taşındı ve savaşın ardından Varşova Üniversitesi'nde doktorasını yaparak Doçentlik sınavını verdi.1954'ten itibaren aynı üniversitede Sosyoloji dersleri verdi. 1968 yılında Polonya Komünist Partisi'nden ayrıldı. Aynı yıl, politik nedenlerden dolayı sosyoloji prefesörlük unvanını kaybetti. İsaril'e göç etmek zorunda kaldı. 1971 yılında Bauman, Büyük Brintanya'nın çağrısı üzerine, Leeds Üniversitesi'nde yeniden sosyoloji kürsüsüne sahip oldu. 1990'lara kadar orada çalışmalarını sürdürdü.

Zygmunt Bauman, 1980'li yıllardan itibaren, Modernizm ile Totaliterizm arasındaki bağlantılar üzerine hem kuramsal hem de sosyolojik incelemeleriyle öne çıktı. Özellikle Almanya'daki Nasyonalsosyalizm üzerinden Holocaust hakkındaki çözümlemeleri bu bağlamda önemli bir etki yaptı. Böylelikle, Modernizme içkin kavram ve kategorilerin Totaliterlikle doğrudan ya da dolaylı ilişkileri derinlikli olarak ve disiplinlerarası bir yöntemle ortaya konulmuş olundu.

Bauman, aynı zamanda postmodernizm hakkındaki çalışmalarıyla da önemli bir yer tutmaktadır. Siyasal, etik ya da genel olarak kuramsal düzlemde postmodernizmin değerlendirilmesini yapmış ve açık anlaşılır fakat derinlikli de olan metinleriyle postmodernizmin ne olup olmadığını, ne tür olanaklar sağladığını göstermeye ve netleştirmeye çalışmıştır

1989 yılında Amalfi Ödülünü ve 1998 yılında Theodor Adorno Ödülünü almıştır.

Zygmunt Bauman Kitapları - Eserleri

  • Sosyolojik Düşünmek
  • Yaşam Sanatı
  • Azınlığın Zenginliği Hepimizin Çıkarına mıdır?
  • Küreselleşme
  • Akışkan Aşk
  • Özgürlük
  • Kimlik
  • Kapımızdaki Yabancılar
  • Akışkan Gözetim
  • Bireyselleşmiş Toplum
  • Iskarta Hayatlar
  • Akışkan Modern Dünyadan 44 Mektup
  • Akışkan Modernite
  • Eğitim Üzerine
  • Modernite, Kapitalizm, Sosyalizm
  • Tanrı'ya ve İnsana Dair
  • Retrotopya
  • Yasa Koyucular ve Yorumcular
  • Cemaatler
  • Modernite ve Holocaust
  • Modernlik ve Müphemlik
  • Akışkan Hayat
  • Postmodern Etik
  • Ahlaki Körlük
  • Ölümlülük Ölümsüzlük ve Diğer Hayat Stratejileri
  • Sosyoloji Ne İşe Yarar?
  • Siyaset Arayışı
  • Parçalanmış Hayat
  • Edebiyata Övgü
  • Postmodernlik ve Hoşnutsuzlukları
  • Kuşatılmış Toplum
  • Avrupa
  • Çalışma, Tüketicilik ve Yeni Yoksullar
  • Dünyaya ve Kendimize Dair
  • Hermenötik ve Sosyal Bilimler
  • Bu Bir Günlük Değildir
  • Akışkan Modern Dünyada Kültür
  • Sosyalizm - Aktif Ütopya
  • Kriz Hali ve Devlet
  • Akışkan Korku
  • Borçlu Zamanlarda Yaşamak
  • Zygmunt Bauman ile Söyleşiler
  • Akışkan Doğanlar
  • Etiğin Tüketiciler Dünyasında Bir Şansı Var mı?
  • Kültür Teorisinde Eskizler

Zygmunt Bauman Alıntıları - Sözleri

  • Büyük servet olan yerde büyük eşitsizlik vardır. Bir kişinin çok zengin olabilmesi için en az beş yüz fakir gerekir! (Azınlığın Zenginliği Hepimizin Çıkarına mıdır?)
  • Görünür olmak birey olmanın yoludur; belki de biri olmanın tek yolu. Herkes gizliden gizliye var olmadığından korkar, çünkü başkaları farkına varmadığı sürece aslında o yoktur. (Ölümlülük Ölümsüzlük ve Diğer Hayat Stratejileri)
  • "Dünya düşününenler için bir komedi, Hissedenler için bir trajadi." (Zygmunt Bauman ile Söyleşiler)
  • Bütün aşklar insan - yiyici bir açlık çekerler. (Akışkan Aşk)
  • müritlerinize verdiğiniz şey hakikat değil, sadece hakikatin suretidir. Birçok şeyin işiticileri olacaklar ama hiçbir şeyi öğrenmeyecekler. Her şeyi biliyormuş gibi görünecekler ama genel olarak hiçbir şey bilmeyeceklerdir. Sinir bozucu, bezdirici insanlar olacaklar, gerçekliği olmayan bir bilgeliğin taşıyıcıları gibi davranacaklardır. (Tanrı'ya ve İnsana Dair)
  • “Uzaklık coğrafi olmaktan çok zihinsel bir mesele olabilir.” . (Sosyolojik Düşünmek)
  • Eskiden uzun süreli bir aşk ilişkisinde be­lirleyici unsur seks iken, artık odak noktası güvenliğe kaymıştır. Bu yalnızlık asrında aşk bir dermandır.. (Retrotopya)
  • Robert Winder'in zekice belirttiği gibi, "İstediğimiz kadar sandalyemizi kumsala koyup, yaklaşmakta olan dalgalara bağıralım, ne gelgit dinleyecek ne de deniz geri çekilecektir." Göçmenleri "kendi arka bahçemiz'den uzak tutmak için duvarlar inşa etmek, gülünç şekilde antik filozof Diogenes'in eski Sinop'un sokaklarında içinde yaşadığı fıçıyı bir o yana bir bu yana yuvarlaması hikâyesine benziyor. Bu tuhaf davranışının nedeni sorulduğunda, Diogenes komşularının kapılarına barikat yapmak ve kılıçlarını keskinleştirmekle meşgul olduğunu gördüğünü ve Makedonyalı İskender'in yaklaşan askerleri tarafından işgal edilmesine karşı şehrin savunmasına katkı yapmak istediğini söyler. (Kapımızdaki Yabancılar)
  • "hiçbir şey bahşedilmediği" için "her şey kazanılmalıydı." (Modernlik ve Müphemlik)
  • "Cepteki ilişkiler" anlık olmanın ve fırlatılıp atılabilirliğin cisimleşmiş hâlleridir. (Akışkan Aşk)
  • Tüketim toplumunda seri imalat artık kitlesel emek gücüne ihtiyaç duymuyor ve bir zamanlar "yedek sanayi ordusu" olan yoksullar şimdi "defolu tüketiciler"e dönüştürülmüştür. (Çalışma, Tüketicilik ve Yeni Yoksullar)
  • "Geriye ya da yukarıya değil; becerinin, iradenin, gücün toplanması gereken yere, kendi içine bakmalı insan. Oradan başlamalı. Bir ‘savunma stratejisi’ olarak daima orada kalmalı." (Akışkan Modernite)
  • Göçmenler (yerkürenin uzak köşelerinden "arka bahçemiz"e boca edilen atık insanlar) ile kendi imalatımız olan dayanılmaz korkularımız arasında bir seçici yakınlık mevcuttur. (Iskarta Hayatlar)
  • Hayatının her günü kösteklenen ve hakir görülen birey kişisel narsisizmine “kolektif narsisizm” içinde barınak bulur. Bu ağır yara almış bireyselliğin kurtuluşu ne oranda aranıyorsa o derece aldatıcı olabilecek bir güvenlik vaadidir. Kefaret umudu hüsranla sona ermeye mahkumdur... (Akışkan Hayat)
  • Gezegende her şey birbirine bağlı olduğundan, yerkürenin belli bir kısmında güvenlik, ancak güvenli bir insanlık içinde temin edilebilir. İnsanların aşağılanmasına her yerde karşı çıkan, artan fırsat eşitsizliğiyle büyüyen toplumsal adetsizlik ve insani aşağılanmaları hafifletecek, etik açıdan aydınlanmış bir küresel eylem, her açıdan ortak sağ kalımımızın en temel koşuludur. (Avrupa)
  • Oxford Üniversitesi'nin saygın sosyologlarından John Goldthorpe yönetiminde on üç güçlü ekibin Ingilte­re, Şili, Macaristan ve Hollanda'da yürüttüğü bir çalışmanın bulgularına göre, kültürel seçkinlerle, kültürel hiyerarşide daha altta olanların, günümüzde artık eskiden olduğu gibi bazı işaretlerle kolayca ayırt edilemediği görülmektedir. Bu eski işaretler, düzenli olarak opera ve tiyatroya gitmek, 'yük­sek sanat' sayılan her şey karşısında her zaman duyulan coş­ku ve bir pop şarkısı ya da popüler bir televizyon dizisi gibi sıradan sayılan her şeye burun kıvırmak gibi unsurlardan oluşmaktadır. Elbette bu durum, dışarıdan kültürel seçkin­ler, gerçek sanatseverler, kültürün ne olduğu, nelerden oluş­tuğu ve bir kültür adamı ya da kadını için (comme il faut ya da comme il ne faut pas) -neyin uygun olup neyin olmadı­ğı gibi konularda, pek de o kadar kültürlü olmayan akranlarından daha bilgili kabul edilen kişilerle artık karşılaşma­ yacağımız anlamına gelmez. (Akışkan Modern Dünyada Kültür)
  • Tüketim toplumunun bir üyesi olmak göz korkutucu bir görev ve hiç bitmeyen Çetin bir mücadeledir. Ayak uyduramama korkusu yetersizlik korkusu tarafından kenara itilmiş ama rahatsız edici iliğinden bir şey kaybetmemiştir. (Akışkan Gözetim)
  • Devlet her şeyden önce bir yeniden metalaştırma aracıdır. (Yasa Koyucular ve Yorumcular)
  • "dış görünüş benim için hem gerçekleştiren hem de yaşayandır" diye yazdı Nietzsche. (Akışkan Doğanlar)
  • "Farkında olalım veya olmayalım, hoşumuza gitsin veya gitmesin, yaşamlarımız sanat yapıtıdır." (Yaşam Sanatı)

Yorum Yaz