TÜVTÜRK

Deyimler ve Öyküleri 4 - Selim Gündüzalp Kitap özeti, konusu ve incelemesi

Deyimler ve Öyküleri 4 kimin eseri? Deyimler ve Öyküleri 4 kitabının yazarı kimdir? Deyimler ve Öyküleri 4 konusu ve anafikri nedir? Deyimler ve Öyküleri 4 kitabı ne anlatıyor? Deyimler ve Öyküleri 4 PDF indirme linki var mı? Deyimler ve Öyküleri 4 kitabının yazarı Selim Gündüzalp kimdir? İşte Deyimler ve Öyküleri 4 kitabı özeti, sözleri, yorumları ve incelemesi...

  • 30.05.2022 07:00
Deyimler ve Öyküleri 4 - Selim Gündüzalp Kitap özeti, konusu ve incelemesi

Kitap Künyesi

Yazar: Selim Gündüzalp

Yayın Evi: Zafer Yayınları

İSBN: 9789756836675

Sayfa Sayısı: 138

Deyimler ve Öyküleri 4 Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti

çlıktan karnı sırtına yapışmış, kaburgaları teker teker sayılmaya başlamış bir tilki; "Böyle oturup kaşınmakla olmayacak, çıkıp yiyecek birşeyler bulamıy bari" demiş.

Çok gitmemiş, bakmış ki, bir horoz ölüsü uzanmış yatıyor. Hafifçe de kokarcaymış.

"Aman benim gibi asaletli bir hayvan, bu kokulu leşe mi kaldı" deyip, burun yapmış. Tam dönmüş giderken, gökten bir kartal inip, iki pençe horozu kapmış. Tilki kartalın pençesine takılıp salın salın, giden horoz ölüsünün ardından yutkunarak:

"Ah ne temizdi, ne semizdi; kıymetini bilemedim" demiş.

Deyimler ve Öyküleri 4 Alıntıları - Sözleri

  • Çalım satmak ZENGİN TÜCCARLARDAN birisi ölür; geriye haylaz, beceriksiz bir oğlu kalır. Babasından ne kaldıysa, az zamanda yer bitirir. Yaz kış demez, üstüne kıymetli bir kürk giyerek, içinde hiçbir mal kalmamış olan mağazasına gelir, otururmuş. Oğlunu evlendirecek olan bir köylü, alış veriş için şehre iner. Aradıklarından bazılarını bulamaz. Bu mağazanın önüne gelir. Bakar ki, içeride bir adam çalımlı çalımlı dolaşıyor. Oradan geçenlerden birisine: "Bu kürklü adam ne satıyor?" diye sorar. "Ne satacak, çalım satıyor!" der. ••• Bu deyim, başkalarına karşı "hava atmak, gösteriş yapmak" manasında kullanılır. 24 Gelelim bamyanın faziletine KÖYÜN BİRİNDE cami cemaatinden bir adamcağız varmış. Hem saf, hem cahilceymiş ama, tek arzusu imam efendiler gibi kürsüye geçip, cemaate vaaz etmek nasihatta bulunmak imiş. Bu sebeble ne vakit bir fırsat bulsa, mesela imam azıcık gecikse, hemen kürsünün ucuna ilişir, kürsüde duran vaaz kitabını imarnın işaretlediği yerden açar, hem okur, hem anlatırmış . Cemaat bunun bu haline önceleri gülüp geçiyorsa da, bakmışlar şi azıtıyor. Artık eskisi gibi kürsünün kenarına ilişrnek yerine, iyice içine kuruluyor, imam varmış okmuş farketmeden "Ey cemaat! Ey Ümmet-i Muhammed! Ey gafiller! .. " diye ver yansın ediyormuş. Cemaatten birkaçı: "Şuna iyi bir ders vermezsek, başımıza Şeyhülislam kesilecek" diye karar almışlar ve imamı da tezgahın içine dahil edip, bir oyun hazırlamışlar. Bir Cuma günü cami tıklım tıklım dolu iken, imam bilerek vaaza geç kalmış. Caminin öte beri işlerini gören ve müezzinlik yapan başka biri ise, her vakit kürsüde duran vaaz kitabını alıp, yerine bir yemek kitabı koymuş. Bizimkisi bakmış imam ortalarda yok. Cemaat de maşallah pek kalabalık . Hemen ayağa kalkıp, safları yara yara kürsüye gelip çıkmış. Şöyle bir boğazını temizledikten sonra, önünde hazır duran kitabı işaretli yerinden açmış ve okumaya başlamış: "Eveeeeet, gelelim bamyanın faziletlerine ... " ••• Bu deyim, bir mevzu anlatılırken konuşanın lafı uzatması, alakasız konulara girmesi gibi durumlarda kullanılır. "Önemli işleri bitirdik de, sıra bunlara gel-i.." manasına gelir. 46 Gözdağı vermek KÖYLERDEN kasabalara, kasabalardan şehirlere at arabaları ile yolcu taşıyan bir arabacı, bir gün ücretlere on altın birden zam yapmış. Yolcular, "Ağam bu zam çoktur, hangimizin kesesinde bu kadar para var ki.. .. deyip itiraz etmeleri karşısında da, parmağını yol üzerindeki sarp yalçın ve mor dağlara uzatarak: "Şu dağı görüyonuz mu? Benim arabam bu dağ yolundan iki günde ancak geçer. O yolda, kurdu var, ça kalı var, hırsızı var, Şeytan Geçidi var, Ecel Köprüsü var, insanı pırasa gibi doğrayan eşkiyası var, var oğlu var. .. Ben eşkiyaya avanta veriyorum habarınız yok! Parayı çok bulan yörüsün getsin" demiş. İşin aslına bakarsanız, arabacı eşkiya ile ortakmış. Yolculardan topladığı fazla paranın bir kısmını onlara verir, kalanını ise kesesine atarmış. Eşkiyalar ise, zamq.n zaman ortalığa çıkar korku salarlarmış ki, arabacı fiyatı rahat artı rabilsin. Acelesi olan, önemli işleri bulunanlar, arabacıya yalvar yakar oldular sa da, arabacı dediğinden dönmemiş . Her seferinde, eliyle dağı gösterip, yolcuların gözünü dağlar ile korkutmuş . ••• Bu deyim, "istenileni yaptırabilmek amacıyla kor- kutmak, korkutucu eylemde bulunmak" anlamında kullanılır. 47 ilk göz ağnsı ESKİDEN savaşlar şimdikinden çok olduğu için, Anadolu'nun hemen her köyünden, hemen her hanesinden şu ya da bu cephede savaşan bir asker olurmuş. Bu askerlerin geride kalan anaları, kardeşleri, hanımları, nişanlıları , yavukluları olurmuş elbette. Bu bıçareler, vatanını, milletini, dinini muhafaza için cephe cephe koşan yiğitleriyle elbet gurur duyarlar-ış amma, ağlamadan, göz yaşı dökmeden de gün geçirmezlermiş . Bazan aşikar, bazan gizli gizli ağlayan genç kız ve gelinlerimizin göz pınarları kuruyup gözleri çapaklanmaya ve ağrımaya başlarmış. Birbirleriyle konuşurken, o zamanın terbiyesi icabı : "Senin yavuklun, senin kocan" diyemez, utanırlarmış . "Benim göz ağrımdan hiç mektup gelmiyor, senin- kinden haber var mı?" diye sorarlarmış . ••• Bu deyim, sevdiklerim içinde en birincisi anlamında kullanılır. 59 Külahları değişmek BEKTAŞi NİN biri parasız kalmış. Yaz mevsimiymiş, hava da çok sıcakmış. Orda burda gezinmekten yorgun düşmüş , aç açma dolaşmaktan başı dönmüş. Bir caminin önünden geçerken bakmış öğle ezanı okunmakta. Avluya girip şadırvandan kana kana su içmiş . Abdest alanları görünce: "Bari ben de abdest alayım. Sonra bu cemaatle birlikte namaz kılar, çıkışta da mendil açarım"diye düşün müş . o sırada Bodos adındaki Rum bakkal, şadırvanda terazisinin kefelerini yıkamaktaymış, O da sıcaklanmış başındaki külahı çıkarıp yanına koymuş. Dalgın Bektaşı abdestini aldıktan sonra kendi külahı yerine Bodos'un külahını alıp başına geçirmiş. Namaz sırasında tüm cami cemaati, başındaki Rum külahıyla namaza gelen bu garip adama bakıyormuş . Namaz bitince, Bektaşı herkesten önce camiden çıkıp kapı önüne çöreklenmiş . Cemaattan bazıları: "Vay bakın hele şu Rum'a Müslüman olmuş , hem de ne güzel namaz kıldı." diyerek, kesesinde ne var ne yok Bektaşı nin mendiline boşaltmış. Bu durum Bektaşı'nin hoşuna gittiyse de pek bi garibine de gitmiş. Mendiline sığmayan paraları külahına doldurmak için, başındakini çıkarıp alınca : "Vayanam, bu benim külahım değiL. Şimdi iş anlaşıldı. Bu cemaat beni Rum'dan dönme Müslüman zannettiği için böyle mangır yağdırdı. Demek külahları değişmek lazımmış" demiş . ••• Bu deyim, "araları açık, umulanı, bekleneni verme- yen, kendisine sunulan görevi hakkıyla yapmayan birine kızmak " anlamında kullanılır. 70 Otur oturduğun yerde ADAMıN BİRİ peygamberlik davasına kalkmış. Derdest edip, padişaha götürmüşler. Padişah bakmış ki adam bu işe sırf yolunu bulmak için girmiş. Ama belli etmez. Ciddi ciddi sorar: "Sen peygamber misin?" "Evet, peygamberim." "Cebrail geliyor mu?" "Gelmez mi, geliyor elbet!" "Bir mucize göster bakalım " "Öyle aç karna mucize gösterilmez. Hele bir sofra kur, şöyle karnımızı doyuralım. Sonra bakarız . Padişah, mabeyncisini çağrır: "Bu efendiyi alın, konaklardan birine götürün, ne diler ne arzu ederse yerine getirin." Mabeynci, el etek eder, adamın koluna girer huzurdan çıkıp giderler. Aradan bir süre geçer. Padişah bu adamı unutur. Bir vakit sonra yine hatırlar. Mabeynciye: "Kalk şu peygamberi bir ziyaret edelim" der. Gülüşe gülüşe konağa giderler. Padişah: "Merhaba efendi, nasılsın?" Adamın her halinden bir eli yağda bir eli balda olduğu anlaşılmaktadır : "Şükür, şükÜÜür. " "Yine Cebrail geliyor mu? "Gelmez mi, geliyor elbet!" "Ne diyor?" "Ses etme, otur oturduğun yerde diyor." ••• Bu deyim, "oraya buraya atlama, kendi işini gör her işe girme" anlamında kullanılır. 87 Şifa niyetine DAMıN BİRi, oburluğu yüzünden hastalanmış. Yatağa düşmüş, kıvrım kıvrım kıvranıyormuş . Oğulları doktor çağırmışlar. Doktor iyice muayene etmiş . Şikayetlerini dinlemiş. Sonra da demiş ki: "Bak efendi, can boğazdan gelirse, boğazdan da gider. Boğazına hakim olacaksın . Sana bir perhiz listesi vereceğim, buna uyacaksm. Pisboğazlılık yok. " Adamcağız, ağız burun bükse de, "Eyvallah doktorum" demiş. Bir gün evde zeytinyağlı patlıcan dolması yapmışlar. Kayınbabasının dolmayı çok sevdiğini bilen gelini, bir dolma getirerek: "Ne olur babacığım, hatınm için bir tanecik yiyiver. Şifa niyetine" diye yalvarmış. Gelinin bu yalvarışına dayanamayan adam, dolmayı yutmuş . Arkasından oğlu gelmiş: "Benim hatınm yok mu? Bak, Maşaallah iyileştin, şifa niyetine, bir de benim elimden" deyip, o da dolmayı yedirmiş . Öteden karısı bir dolına almış gelmiş: "Aa, çoluğun çocuğun hatın var da, kırk yıllık karı­ nın hatın yok mu? Şifa niyetine, bir tane de benim elimden" demiş . Adam onu da yutmuş. Az sonra mide sancıları başlamış. Doktor çağırmışlar. Adamcağız: "Aman doktor yetiş, şifa niyetine ölüyorum" diye söyleniyormuş . ••• Bu deyim, herşeyin azı karar, çoğu zarar olduğunu belirtmek için kullanılır . 101 Gözden sürmeyi çekmek ESKİDEN Kasımpaşa'da kayık yapılan yerler varmış . Kayığın yapıldığı yerlere "göz" kayık yapılacak olan tahtalara da "sürme" denirmiş. Bazı açıkgözler kayık odalarından bu tahtaları aşı­ rırlarmış, gözden sürmeyi çekmek tabiri oradan kalmıştır. 136 Pabucunu dama atmak ESKİDEN esnaf teşkil
  • ZENGİN TÜCCARLARDAN birisi ölür; geriye haylaz, beceriksiz bir oğlu kalır. Babasından ne kaldıysa, az zamanda yer bitirir. Yaz kış demez, üstüne kıymetli bir kürk giyerek, içinde hiçbir mal kalmamış olan mağazasına gelir, otururmuş. Oğlunu evlendirecek olan bir köylü, alış veriş için şehre iner. Aradıklarından bazılarını bulamaz. Bu mağazanın önüne gelir. Bakar ki, içeride bir adam çalımlı çalımlı dolaşıyor. Oradan geçenlerden birisine: "Bu kürklü adam ne satıyor?" diye sorar. "Ne satacak, çalım satıyor!" der. ••• Bu deyim, başkalarına karşı "hava atmak, gösteriş yapmak" manasında kullanılır.
  • KÖYÜN BİRİNDE cami cemaatinden bir adamcağız varmış. Hem saf, hem cahilceymiş ama, tek arzusu imam efendiler gibi kürsüye geçip, cemaate vaaz etmek nasihatta bulunmak imiş. Bu sebeble ne vakit bir fırsat bulsa, mesela imam azıcık gecikse, hemen kürsünün ucuna ilişir, kürsüde duran vaaz kitabını imarnın işaretlediği yerden açar, hem okur, hem anlatırmış . Cemaat bunun bu haline önceleri gülüp geçiyorsa da, bakmışlar şi azıtıyor. Artık eskisi gibi kürsünün kenarına ilişrnek yerine, iyice içine kuruluyor, imam varmış okmuş farketmeden "Ey cemaat! Ey Ümmet-i Muhammed! Ey gafiller! .. " diye ver yansın ediyormuş. Cemaatten birkaçı: "Şuna iyi bir ders vermezsek, başımıza Şeyhülislam kesilecek" diye karar almışlar ve imamı da tezgahın içine dahil edip, bir oyun hazırlamışlar. Bir Cuma günü cami tıklım tıklım dolu iken, imam bilerek vaaza geç kalmış. Caminin öte beri işlerini gören ve müezzinlik yapan başka biri ise, her vakit kürsüde duran vaaz kitabını alıp, yerine bir yemek kitabı koymuş. Bizimkisi bakmış imam ortalarda yok. Cemaat de maşallah pek kalabalık . Hemen ayağa kalkıp, safları yara yara kürsüye gelip çıkmış. Şöyle bir boğazını temizledikten sonra, önünde hazır duran kitabı işaretli yerinden açmış ve okumaya başlamış: "Eveeeeet, gelelim bamyanın faziletlerine ... " ••• Bu deyim, bir mevzu anlatılırken konuşanın lafı uzatması, alakasız konulara girmesi gibi durumlarda kullanılır. "Önemli işleri bitirdik de, sıra bunlara gel-i.." manasına gelir.
  • KÖYLERDEN kasabalara, kasabalardan şehirlere at arabaları ile yolcu taşıyan bir arabacı, bir gün ücretlere on altın birden zam yapmış. Yolcular, "Ağam bu zam çoktur, hangimizin kesesinde bu kadar para var ki.. .. deyip itiraz etmeleri karşısında da, parmağını yol üzerindeki sarp yalçın ve mor dağlara uzatarak: "Şu dağı görüyonuz mu? Benim arabam bu dağ yolundan iki günde ancak geçer. O yolda, kurdu var, ça kalı var, hırsızı var, Şeytan Geçidi var, Ecel Köprüsü var, insanı pırasa gibi doğrayan eşkiyası var, var oğlu var. .. Ben eşkiyaya avanta veriyorum habarınız yok! Parayı çok bulan yörüsün getsin" demiş. İşin aslına bakarsanız, arabacı eşkiya ile ortakmış. Yolculardan topladığı fazla paranın bir kısmını onlara verir, kalanını ise kesesine atarmış. Eşkiyalar ise, zamq.n zaman ortalığa çıkar korku salarlarmış ki, arabacı fiyatı rahat artı rabilsin. Acelesi olan, önemli işleri bulunanlar, arabacıya yalvar yakar oldular sa da, arabacı dediğinden dönmemiş . Her seferinde, eliyle dağı gösterip, yolcuların gözünü dağlar ile korkutmuş . ••• Bu deyim, "istenileni yaptırabilmek amacıyla kor- kutmak, korkutucu eylemde bulunmak" anlamında kullanılır.
  • ESKİDEN savaşlar şimdikinden çok olduğu için, Anadolu'nun hemen her köyünden, hemen her hanesinden şu ya da bu cephede savaşan bir asker olurmuş. Bu askerlerin geride kalan anaları, kardeşleri, hanımları, nişanlıları , yavukluları olurmuş elbette. Bu bıçareler, vatanını, milletini, dinini muhafaza için cephe cephe koşan yiğitleriyle elbet gurur duyarlar-ış amma, ağlamadan, göz yaşı dökmeden de gün geçirmezlermiş . Bazan aşikar, bazan gizli gizli ağlayan genç kız ve gelinlerimizin göz pınarları kuruyup gözleri çapaklanmaya ve ağrımaya başlarmış. Birbirleriyle konuşurken, o zamanın terbiyesi icabı : "Senin yavuklun, senin kocan" diyemez, utanırlarmış . "Benim göz ağrımdan hiç mektup gelmiyor, senin- kinden haber var mı?" diye sorarlarmış . ••• Bu deyim, sevdiklerim içinde en birincisi anlamında kullanılır.
  • BEKTAŞi NİN biri parasız kalmış. Yaz mevsimiymiş, hava da çok sıcakmış. Orda burda gezinmekten yorgun düşmüş , aç açma dolaşmaktan başı dönmüş. Bir caminin önünden geçerken bakmış öğle ezanı okunmakta. Avluya girip şadırvandan kana kana su içmiş . Abdest alanları görünce: "Bari ben de abdest alayım. Sonra bu cemaatle birlikte namaz kılar, çıkışta da mendil açarım"diye düşün müş . o sırada Bodos adındaki Rum bakkal, şadırvanda terazisinin kefelerini yıkamaktaymış, O da sıcaklanmış başındaki külahı çıkarıp yanına koymuş. Dalgın Bektaşı abdestini aldıktan sonra kendi külahı yerine Bodos'un külahını alıp başına geçirmiş. Namaz sırasında tüm cami cemaati, başındaki Rum külahıyla namaza gelen bu garip adama bakıyormuş . Namaz bitince, Bektaşı herkesten önce camiden çıkıp kapı önüne çöreklenmiş . Cemaattan bazıları: "Vay bakın hele şu Rum'a Müslüman olmuş , hem de ne güzel namaz kıldı." diyerek, kesesinde ne var ne yok Bektaşı nin mendiline boşaltmış. Bu durum Bektaşı'nin hoşuna gittiyse de pek bi garibine de gitmiş. Mendiline sığmayan paraları külahına doldurmak için, başındakini çıkarıp alınca : "Vayanam, bu benim külahım değiL. Şimdi iş anlaşıldı. Bu cemaat beni Rum'dan dönme Müslüman zannettiği için böyle mangır yağdırdı. Demek külahları değişmek lazımmış" demiş . ••• Bu deyim, "araları açık, umulanı, bekleneni verme- yen, kendisine sunulan görevi hakkıyla yapmayan birine kızmak " anlamında kullanılır.
  • ADAMıN BİRİ peygamberlik davasına kalkmış. Derdest edip, padişaha götürmüşler. Padişah bakmış ki adam bu işe sırf yolunu bulmak için girmiş. Ama belli etmez. Ciddi ciddi sorar: "Sen peygamber misin?" "Evet, peygamberim." "Cebrail geliyor mu?" "Gelmez mi, geliyor elbet!" "Bir mucize göster bakalım " "Öyle aç karna mucize gösterilmez. Hele bir sofra kur, şöyle karnımızı doyuralım. Sonra bakarız . Padişah, mabeyncisini çağrır: "Bu efendiyi alın, konaklardan birine götürün, ne diler ne arzu ederse yerine getirin." Mabeynci, el etek eder, adamın koluna girer huzurdan çıkıp giderler. Aradan bir süre geçer. Padişah bu adamı unutur. Bir vakit sonra yine hatırlar. Mabeynciye: "Kalk şu peygamberi bir ziyaret edelim" der. Gülüşe gülüşe konağa giderler. Padişah: "Merhaba efendi, nasılsın?" Adamın her halinden bir eli yağda bir eli balda olduğu anlaşılmaktadır : "Şükür, şükÜÜür. " "Yine Cebrail geliyor mu? "Gelmez mi, geliyor elbet!" "Ne diyor?" "Ses etme, otur oturduğun yerde diyor." ••• Bu deyim, "oraya buraya atlama, kendi işini gör her işe girme" anlamında kullanılır.
  • ADAMıN BİRi, oburluğu yüzünden hastalanmış. Yatağa düşmüş, kıvrım kıvrım kıvranıyormuş . Oğulları doktor çağırmışlar. Doktor iyice muayene etmiş . Şikayetlerini dinlemiş. Sonra da demiş ki: "Bak efendi, can boğazdan gelirse, boğazdan da gider. Boğazına hakim olacaksın . Sana bir perhiz listesi vereceğim, buna uyacaksm. Pisboğazlılık yok. " Adamcağız, ağız burun bükse de, "Eyvallah doktorum" demiş. Bir gün evde zeytinyağlı patlıcan dolması yapmışlar. Kayınbabasının dolmayı çok sevdiğini bilen gelini, bir dolma getirerek: "Ne olur babacığım, hatınm için bir tanecik yiyiver. Şifa niyetine" diye yalvarmış. Gelinin bu yalvarışına dayanamayan adam, dolmayı yutmuş . Arkasından oğlu gelmiş: "Benim hatınm yok mu? Bak, Maşaallah iyileştin, şifa niyetine, bir de benim elimden" deyip, o da dolmayı yedirmiş . Öteden karısı bir dolına almış gelmiş: "Aa, çoluğun çocuğun hatın var da, kırk yıllık karı­ nın hatın yok mu? Şifa niyetine, bir tane de benim elimden" demiş . Adam onu da yutmuş. Az sonra mide sancıları başlamış. Doktor çağırmışlar. Adamcağız: "Aman doktor yetiş, şifa niyetine ölüyorum" diye söyleniyormuş . ••• Bu deyim, herşeyin azı karar, çoğu zarar olduğunu belirtmek için kullanılır .
  • ESKİDEN Kasımpaşa'da kayık yapılan yerler varmış . Kayığın yapıldığı yerlere "göz" kayık yapılacak olan tahtalara da "sürme" denirmiş. Bazı açıkgözler kayık odalarından bu tahtaları aşı­ rırlarmış, gözden sürmeyi çekmek tabiri oradan kalmıştır.
  • ESKİDEN esnaf teşkilatları kendine bağlı sanat dallarını kontrol ederdi. Hileye ve kötü işçiliğe izin vermezlerdi. Çabuk bozulan, yırtılan ya da kullanılamaz hale gelen mallar şikayet edilirdi. Ayakkabıların belli bir süre dayanması şarttı . Kötü malzeme ile yapı­ lan çabuk yırtılıp, sökülen ayakkabılar için şikayet olursa, o esnafın yiğitbaşı çağrılır, ayakkabı kontrol ettirilirdi. İmalat hatası veya hilesi var mı diye araştırılır. Esnaf kusurlu görülürse, müşterinin parası iade edilirdi. Geri alınan çürük ayakkabı da o esnafın dükkanının üstüne yani damına atılırdI. Ayakkabının dama atılması o esnaf için en büyük ayıptI. Bu davranış, mesleki itibar ve şeref kaybı demekti.

Deyimler ve Öyküleri 4 İncelemesi - Şahsi Yorumlar

Deyimler ve atasözlerinin ortaya cıkış hikayelerini anlatan bir kitabı uzun zamandır okumak istiyordum. Denk gelince hiç kaçırmadım bir çırpıda okudum. Eser 7 ciltten olusuyor. Kitabı cok sevdim, dili akıcı, konuyu kısa ve öz cümlelerle anlatıyor. (red john)

Deyimler ve Öyküleri 4 PDF indirme linki var mı?

Selim Gündüzalp - Deyimler ve Öyküleri 4 kitabı için internette en çok yapılan aramalardan birisi de Deyimler ve Öyküleri 4 PDF linkidir. İnternette ücretli olarak satılan çoğu kitabın PDFleri bulunmaktadır. Ancak bu PDF'leri yasal olmayan yollarla indirmek ve kullanmak hem yasalara hem de ahlaka aykırıdır. Yayın evlerinin sitesinden PDF satılıyorsa indirebilirsiniz.

Kitabın Yazarı Selim Gündüzalp Kimdir?

1951 yılında Adapazarı’nda dünyaya geldi. Sırasıyla Adapazarı Kurtuluş İlkokulu’nu, Adapazarı Merkez Ortaokulu’nu ve Adapazarı Lisesi’ni okudu. 1979 yılında, Marmara Üniversitesi Eğitim Enstitüsü Türkçe Bölümü’nden mezun oldu. 1968 yılında, ortaokul öğrencisiyken, günlük bir gazetenin tertip ettiği, bir şiir yarışmasıyla yazı hayatına başladı. Bir müddet basketbol ile ilgilendi. Zafer Dergisi’nin kurucuları arasında yer aldı. 1977 yılının ilk aylarında ilk sayısı çıkan Zafer Dergisi’nde çalıştı.

“Ölüm ve Ötesi” adlı ilk kitabı 1985’de Cihan Yayınları’nda neşroldu. 1986’da Zafer Yayınları’nda, aile serisinde “Ölüm Son Değildir” adlı kitabı çıktı. 1991 yılında “Ölüm Son Değildir” adlı kitabı, küçük cep kitabı olarak basıldı. Ölüm Son Değildir 1, 2 ve 3 adlı kitapları, sırasıyla 1999, 2001 ve 2002 yıllarında basıldı. 1991 yılında Zafer Yayınları’nın da kurucusu olan Selim Gündüzalp, 2002’den itibaren toplamı 15 adet olan öykü dizisi kitaplarını çıkarmaya başladı.

2003 yılında “Deyimler ve Öyküleri” dizisini oluşturmaya başladı. 2003 yılında Zafer Yayınları’nın bir alt kuruluşu olan Uğurböceği Yayınları’nın kuruculuğunda da bulundu. Uğurböceği Yayınları’nda birçok kitabın yayına hazırlanmasında katkıda bulunmuştur. Ayrıca bu yayınevinde başka bir müstear isimle, çocuklara yönelik çalışmalar da yapmıştır. “Allah ve Dua”, “Allah ve Ümit” ve “Allah ve Aşk” isimli tefekkür kitaplarının, “Serap” isimli bir romanın da yazarıdır. Ayrıca “Asr-ı Saadetten Öyküler” adıyla bilinen bir diğer öykü dizisine ve daha birçok telif ve derleme kitaba da imza atmıştır.

Selim Gündüzalp Kitapları - Eserleri

  • Başarı Öyküleri
  • Sevgi Öyküleri 1
  • Her Gün Özetidir Ömrün
  • Deyimler ve Öyküleri 1
  • Akıl Öyküleri
  • Neşeli Öyküler 1
  • Deyimler ve Öyküleri 2
  • Düşündüren Öyküler
  • Ümit Öyküleri
  • Aile Öyküleri
  • Sevgi Öyküleri 2
  • Serap
  • Deyimler ve Öyküleri 3
  • Deyimler ve Öyküleri 4
  • Neşeli Öyküler 2
  • Dostluk Öyküleri
  • Deyimler ve Öyküleri 5
  • Yaşanmış Öyküler
  • Tarih Öyküleri
  • Peygamberimizin Hayatından Seçilmiş Öyküler
  • Okul Öyküleri
  • Deyimler ve Öyküleri 6
  • Ölüm Son Değildir 1
  • Allah ve Aşk
  • Deyimler ve Öyküleri 7
  • Adalet Öyküleri
  • Kur'an Ayetlerinden Vahiy Öyküleri 1
  • Sultan Fatih
  • Şifa Öyküleri
  • Sahabelerin Hayatlarından Hidayet Öyküleri -1
  • Allah ve Ümit
  • Ölüm Son Değildir 2
  • Allah ve Sen
  • Mehmet Akif Ersoy
  • Allah ve Dua
  • Peygamberimizin Hayatından Seçilmiş Öyküler 3
  • Sahabelerin Hayatlarından Hidayet Öyküleri -2
  • Peygamberimizin Hayatından Seçilmiş Öyküler 2
  • Ölüm Son Değildir 3
  • Allah ve Hayat
  • Kur'an Ayetlerinden Vahiy Öyküleri - 3
  • Muzlu Çikolata ve Kargalar
  • Bir Gül Demeti
  • Seni Seviyorum Anne
  • Kur'an Ayetlerinden Vahiy Öyküleri - 2
  • Kudsi Hadisler
  • Peygamberimizin Hayatından Seçilmiş Öyküler 4
  • Sahabelerin Hayatlarından Hidayet Öyküleri -3
  • Sahabelerin Hayatlarından Hidayet Öyküleri 4
  • Sahabelerin Hayatlarından Hidayet Öyküleri-5
  • Kur'an Ayetlerinden Vahiy Öyküleri - 5
  • Kur'an Ayetlerinden Vahiy Öyküleri - 4
  • Çağları Aşan Sözler
  • Allah'a Dair Sözler
  • Fıkralı Atasözleri
  • Her Güne Bir Öykü

Selim Gündüzalp Alıntıları - Sözleri

  • Bu dalgalar, bizi bir ummana ulaştırır. Biz gibi bir damlayı, yok eder, varlık denizine taşır. Aşkın gücü de burada. Bir günde bitiyorsa sevgiler, olmaz olsun. Hesaba, kitaba, yarın kaygısına dayanan tüccar kalplerle işimiz yok. Böylesi sevgiler, asla yer etmesin, girmesin hiç dünyamıza. Kalplerimiz, kapalı dursun onlara karşı. Ucuz sevgilerin peşinden koşanlar, kendilerine âşıktırlar aslında (Allah ve Aşk)
  • “Azrail Azrail Azrail, Sen âdilsin cellât değil.” Sefâ Kaplan (Ölüm Son Değildir 3)
  • İman varsa, her şey var. (Allah ve Sen)
  • ''Çoğu insan, kör bir hiddet yüzünden, yanından kolayca geçebileceği engellere çarpıp kalıyor.'' (Ümit Öyküleri)
  • "En cüz'i hadisat dahi vukua gelmeden evvel hem mukayyeddir, hem yazılmıştır. Demek tesadüf yok, hadisat başıboş gelmiyor, intizamsız değillerdir." (Ölüm Son Değildir 1)
  • Belki de seni bugünlere getiren, geç kaldığına yandığın o günlerindir. (Serap)
  • İnsan misafirdir, her yerde misafirdir. Evinde de, dünyada da, hayatta da... (Her Gün Özetidir Ömrün)
  • ARAPÇA'DA ekmeğin adı, 'nan'dır. Osmanlıca'da "nan-ı aziz" diye geçer. Üç beş medrese talebesi, Ramazan'da köylere teravih kıldırmaya gidiyorlarmış. Köyün birinde muhtardan nan-ı aziz istemişler. Muhtar: "O dediğiniz naneden bizim köyde bulunmaz" demiş . Kamımız aç. bize nan gerek" diyen talebelere; "Açsanız ekmek getireyim, biz öyle nan e yemeyiz" deyince, mollalar gülüşmüşler ve nan ın anlamını açık lamışlar . ••• Bu deyim, hiç olmadık yerde yanlış bir söz söylemek ya da yanlış bir iş yapmak manasında kullanılır. (Deyimler ve Öyküleri 1)
  • ''Genç kalmanın,mutlu olmanın ve başarıya ulaşmanın üç sırrı vardır.Her gün gülmek,yaşama katacak mizah bulmak ve bir de rüyalarınız.İnsanın bir rüyası muhakkak olmalı.Rüyalarınızı kaybettiniz mi, ölürsünüz.'' (Başarı Öyküleri)
  • Anladım ki; insanlar kendilerini düşünerek yaşıyor görünse de, hakikatte onları yaşatan tek şey sevgidir. Kim severse, Allah'a yaklaşır, Allah da ona yaklaşır. Çünkü O, sevgiyi yaratandır! — Tolstoy (Ölüm Son Değildir 2)
  • "O, ismi kitaplarda yazılı olan peygamberdir!" (Sahabelerin Hayatlarından Hidayet Öyküleri 4)
  • Ya bu deveyi gütmeli Ya bu diyardan gitmeli (Deyimler ve Öyküleri 1)
  • Hayat nasıl bir şey ki, çekirdekte yok ama ondan çıkan ağaçta var; yumurtada yok ama ondan çıkan civcivde var; bedenimizin inşasında kullanılan yapıtaşlarında eseri yok; ama biz canlıyız!.. (Allah ve Hayat)
  • İnsan kalbi kadar çabuk değişen ne var ki. (Ölüm Son Değildir 2)
  • "Zihnim bu şehirden, bu devirden çok uzakta." (Serap)
  • Kişi eşyasını taşıyabiliyorsa, kendi taşımalıdır. (Bir Gül Demeti)
  • “Kalbi imanla dolu olduğu halde inkara zorlananlar müstesna, kim iman ettiksen sonra tekrar kafir olur ve gönül rızasıyla küfrü kabul ederse, öylelerinin üzerine Allah’tan bir gazap vardır. Onların hakkı pek büyük bir azaptır.” ( Nahl Suresi 106. Ayet ) (Kur'an Ayetlerinden Vahiy Öyküleri 1)
  • İşte dünyanın vaziyeti, programı böyledir: "Giden gelmez, gelen gider." (Ölüm Son Değildir 1)
  • Çünkü asıl zehir sizin kafalarınızın içindeydi.. (Sevgi Öyküleri 1)
  • SERAP NEDİR BİLMEYEN bir delikanlı, kervana katılmış. Sıcak mı sıcak Konya Ovası'nda giderlerken, çöldeki gibi serap görünmeye başlamış. Delikanlı , ırmaklar, göller, ağaçlar görür olmuş. Oğlancık, bu gördüklerini sahici sanarak, suda ıslanmasın diye paçalarını sıvamaya başlamış . Onu gören ihtiyardan biri: "Oğlum, o gördükleri n seraptır, insanı böyle aldatır. Dereye varmadan, paçaları sıvama demiş." ••• Bu deyim, "Acele etme, hele bir bekle. İş tam olarak ortaya çıksın, ondan sonra harekete geç" manasında kullanılır. (Deyimler ve Öyküleri 3)

Yorum Yaz