matesis

Göl İnsanları - Kemal Tahir Kitap özeti, konusu ve incelemesi

Göl İnsanları kimin eseri? Göl İnsanları kitabının yazarı kimdir? Göl İnsanları konusu ve anafikri nedir? Göl İnsanları kitabı ne anlatıyor? Göl İnsanları kitabının yazarı Kemal Tahir kimdir? İşte Göl İnsanları kitabı özeti, sözleri, yorumları ve incelemesi...
  • 04.03.2022 00:00
Göl İnsanları - Kemal Tahir Kitap özeti, konusu ve incelemesi

Kitap Künyesi

Yazar: Kemal Tahir

Yayın Evi: İthaki Yayınları

İSBN: 9786053757870

Sayfa Sayısı: 336

Göl İnsanları Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti

Türk edebiyatında köy hayatına ve köylülüğe ‘içeriden' bakışın ilk örneklerinden sayılabilecek ‘Göl İnsanları' için Nâzım Hikmet, Kemal Tahir'e yazdığı 13 Mart 1941 tarihli mektubunda, "Senden o kadar defa dinlediğim adeta birçok satırlarını başlarken sonunu getirecek kadar hatırladığım ilk hikâyeyi yine büyük bir lezzetle, iştiha ile ve gururla okuyorum," demektedir; 7 Mayıs 1941 tarihli mektubunda ise düşüncesini açık ve değişmez bir biçimde ortaya koyar: "Hiç endişeye düşme ‘Göl İnsanları' Türk edebiyatının en güzel dört hikâyesi olarak kalacaktır.

Göl İnsanları Alıntıları - Sözleri

  • "Kovulduğu yere gitmek, ite mahsustur.."
  • Memleket hasreti duyduğu za­man, küreği birine hiddetlenmiş gibi hızlı sallar, çamaşırı böyle kızgın kızgın çitiler, şarkısını böyle bir acayip söylerdi.
  • Lakin ayıp değil. İnsanoğlusun... Nasihat vermeden yaşamayazsın...
  • - Bakalım sende iman bütünlügü var mı? Kurtulmak öyle kolay degil... Kurubacak Mehmet kendisinden emindi: - Bak, Mehdi Resul görünsün, iman ciheti kolay. Ben kaç paralık adamım ki, vebalim, suçum ne olacak? Recep hemşehrisi oldugundan Kurubacak'ı seviyordu. - Orası da öyle, dedi, "kırk yıl günahkar, bir yıl tövbekar" denilmiş.
  • Ekmek yediğin kapıya katiyen küfranlık etmeyeceksin
  • Göl, rüzgarla ürpererek ağarıyordu.
  • Ölüyor muyuz? — Ölmüyoruz ama, yoruluyoruz.
  • Bir ülkede zenginlik dereceyi aştı mı adalet olur ki, kurtla kuzu beraber gezinir
  • Şehir yerinin avradına sopa çekemezsin. çünkü Kemal Paşa'nın yasağıdır ha.
  • Sabah gün doğmadan kalkar, akşamın yatsı vaktine kadar damda, mutfakta, tarlada, bahçede uğraşır kadın kısmı...Yılda bir çocuk doğurur. Heriften hafta başı sopa yer. Kocar gi­der hitamında ...
  • Düşünecek bir şeyi olmak da, düşünecek bir şeyi olmamak da, kötüdür bugün için!
  • "Haydi konuş! Bak, sana çerçiden beşibirlik alırım, boncuk alırım. Kuru üzüm, leblebi alırım."
  • Şaban Bey kendini bildi bileli, yüreğinin yufkalaşmaması için ro­man maman okumaz, acıklı filmlere, sulu vodvillere hiç gitmez­di.
  • Yarenlik etmedin mi, laf demeyi de unutursun, laf anlamayı da.

Göl İnsanları İncelemesi - Şahsi Yorumlar

Türk edebiyatının en etkin kalemlerinden biri olan Kemal Tahir’in önemli ilk eseri “Göl İnsanları”, farklı dönemlerde yazılmış ve ilk 4’ü 1954 yılında Tan Gazetesi’nde tefrika edilmiş 8 hikayesini içeriyor. Esasında kitabın ilk baskısında sadece gazetede tefrika edilmiş bu 4 öyküye yer verilmiş. Ancak Kemal Tahir izleyen baskılarda bunların yanına 4 yeni hikayesini daha eklemeye karar vermiş. Benim okuduğum 1974 baskısı 8 hikayeyi de içeriyordu. Fahri Karagözoğlu imzalı muhteşem bir kapağı var bu baskının; yayınlanan diğer tüm baskılar arasında bence en güzeli bu kapak resimli olanı… Hele bir de mis gibi yıllanmış kağıt kokusunu içime çektikçe, elimden bırakmak istemedim. Kemal Tahir hakkında bu sitede nice nice uzmanlar var, sevgili arkadaşım seda_bera bunlardan biri; dolayısıyla hepi topu 4 kitabını okumuş olan ben bu büyük yazarımız hakkında tabii ki ahkam kesemem. Ama bu hissettiğim coşkuyu dile getirmeme engel değil… Daha ilk paragrafta okuyucusunu hikayenin içine çekmeyi başaran; toplumsal hayatı, ama cilalanmamış, gerçek hayatı; kısa diyaloglar, iddiasız kısa cümlelerle bir büyücü edasında gözümüzün önünde canlandıran; ülkemizi, geleneklerimizi, halkımızı olmasını dilediğimiz gibi değil, olduğu gibi tanımamızı sağlayan bu büyük üstadı okumaktan çok büyük keyif alıyorum. “O zaman neden sadece 4 kitabını okudun?” derseniz, inanın verecek cevabım yok. Sadece Kemal Tahir’e değil, toplumsal gerçekçi diğer büyük kalemlere de uzun yıllar uzak kalmamın sebebi popüler olana dalıp kendi edebiyatımızı tanımak için pek çaba harcamamam olsa gerek. Ne ayıp, ne yazık… “Göl İnsanları” başlangıçta söylediğim gibi 8 farklı, bağlantısız öykü içeriyor. İçlerinde çok beğendiklerim de, yavan bulduklarım da oldu. Özellikle Kemal Tahir’in ilk dönem hikayeleri olan ilk dördüne bayıldım. Bu dört hikayede dul kızına koca diye yolda karşılaştığı arabacıyı seçen çaresiz kocamış anneden, katı gelenekleri aşıp aşkı bulmaya çalışan güzeller güzeli Sultan’a; kadınsızlık başına vurmuş Çoban Ali’den para ile ahlak arasında sıkışan Hamdi’ye; bizim insanımızı bize, olduğu gibi, süsleyip püslemeden anlatıyor Kemal Tahir. Dağlardaki yıllar süren mesaisinden kurtulup ortakçılık ümidi ve kadın arzusu ile Fatma’yı mal gibi almaya kalkan, olmayınca kaçıran Çoban Ali mesela; ne kadar da tanıdık… Cinsel açlıkla kavrulan niceleri gibi Ali’nin gözü de hiçbir şey görmüyor; o bilge insan gözlerimizin önünde canavara dönüşüyor. Bir anlık zevk uğruna bir ömür mutluluğu hunharca feda ediyor. Terkos gölü kıyısında çakıl çeken işçilerin hikayesi de öyle… Hikayenin başında Bulgaryalı İbrahim ile Hamdi arasındaki diyaloglar kapitalizm-sosyalizm karşılaştırması adeta. Bulgaryalı’nın aksine Hamdi hak aramak niyetinde değil; onun zihninde sermayeyi koyanın nimetinden faydalamasının “anaların ak sütü gibi” helal olduğu yargısı yerleşik. O bu şekilde emek sömürüsünü içselleştirmişken, patronları Kaptan Şerif Ağa’nın 12 yaşındaki küçük Salih’e cinsel istismarı ile nasıl da şaşırıyor! Türkiye’mizin önemli çelişkilerinden birine parmak basıyor Kemal Tahir; emek-sermaye eksenli ahlaksızlık “hak” görülürken, cinsel ahlaksızlık affedilmez! Halbuki patronun düşünce şekli her iki durumda da baştan beri aynıdır; “parayı veren nimetlerinden faydalanır”. Yazarın sonradan eklediği dört hikaye, bu sürede yaşanmışlıklardan beslendiği için olacak, daha fazla siyasi eleştiri taşıyor. İdamlık kaçak Veli Geyik’in çalıştığı baraj inşaatında müteahhitin oğlunu boğulmaktan kurtarıp kahraman olduğu hikaye mesela… Bir yandan kaçmasına rağmen diğer yandan gazetelerde yakışıklı bir fotoğrafının çıkmasını arzulayan belalı Veli Geyik Andy Warhol’a rahmet okutuyor; herkes bir dakikalığına da olsa ünlü olmak istiyor bu dünyada! Ama yazarımız, Veli’nin çalıştığı baraj inşaatındaki müteahhit-devlet rüşvet çarkını, Amerikan elçisine selam durmaları, türlü türlü rezillikleri de ortaya döküyor arka planda. Bu kaşarlanmış yüzsüz tayfanın yanında bizim idamlık Veli neredeyse masum kalıyor… Kürt aşiretini Rumeli’ye sürme macerası da öyle… Sözümona başkaldırabilir (!) bir grup vatandaşını ülkenin en doğusundan en batısına süren devlet yönetimi bitmez tükenmez bürokrasisi ve insanı değil parayı seven memurları ile hem aşireti, hem de sayısız hayvanı telef ederken parsayı uyanık Hacı Ağa’lar topluyor. Elinde tespihi, dilinde duaları ile sözde öbür dünyadan başka kaygısı olmayan, ancak arka planda milletvekili ortağı ile devlet hazinesini soyan Trabzon’lu Hacı Ağa o kadar tanıdık ki; hikayeyi sadece isimleri değiştirerek günümüze uyarlayabilirsiniz… Devletin kendi vatandaşına reva gördüğü zulüm, umursamazlık, hırsızlık ve yolsuzluk çarkı; üstüne üstlük ayyuka çıkan rezaletlere rağmen “çok başarılı bir operasyon” olduğunu televizyonlarda yüzü kızarmadan söyleyebilen bir başbakan! Her şey çok tanıdık. Beğenmediğim sadece iki hikaye oldu; biri “Bir kodoşluk hikayesi”; “binbir geceden halk hikayesine aktarma denemesi” demiş yazar. Diğeri ise “Fermanlı Hoca”; bir taşra cami hocasının tren yolculuğu boyunca anlattığı ipe sapa gelmez, uydurma evliya hikayeleri. İlkini mesajını beğenmediğimden, ikincisini ise uzunluğundan dolayı sevemedim; ancak yanmaz kefen satılan, radyo programı aracılığıyla para karşılığı ölmüşlere yasin okunan günümüzde Fermanlı Hoca’nın daha masum kaldığını da eklemeliyim. Velhasıl ben öyküleri sevdim. Anladım ki daha çok okunmalı Kemal Tahir. İnsanımızı tanımak için… Taraf tutmak, bayraktarlık yapmak için değil; bilmek, anlamak için… Din sömürüsünün nelere yol açtığını görmek için… Devletin başına geçen kimilerinin arsızlığından, umarsızlığından, vurdumduymazlığından utanmak için… Bu genç cumhuriyetin hayal ettiklerini yapmasını engelleyenleri tanımak için… Belki biraz da hiçbirimizin mükemmel olmadığını hatırlamak; insanımızı olduğu gibi, günahı ve sevabı ile birlikte kabul etmek için… (AkilliBidik)

Türk edebiyatının en etkin kalemlerinden biri olan Kemal Tahir’in önemli ilk eseri“Göl İnsanları”, farklı dönemlerde yazılmış ve ilk 4’ü 1954 yılında Tan Gazetesi’nde tefrika edilmiş 8 hikayesini içeriyor. Esasında kitabın ilk baskısında sadece gazetede tefrika edilmiş bu 4 öyküye yer verilmiş. Ancak Kemal Tahir izleyen baskılarda bunların yanına 4 yeni hikayesini daha eklemeye karar vermiş. Benim okuduğum 1974 baskısı 8 hikayeyi de içeriyordu. Fahri Karagözoğlu imzalı muhteşem bir kapağı var bu baskının; yayınlanan diğer tüm baskılar arasında bence en güzeli bu kapak resimli olanı… Hele bir de mis gibi yıllanmış kağıt kokusunu içime çektikçe, elimden bırakmak istemedim. Kemal Tahir hakkında bu sitede nice nice uzmanlar var, sevgili arkadaşım seda_bera bunlardan biri; dolayısıyla hepi topu 4 kitabını okumuş olan ben bu büyük yazarımız hakkında tabii ki ahkam kesemem. Ama bu hissettiğim coşkuyu dile getirmeme engel değil… Daha ilk paragrafta okuyucusunu hikayenin içine çekmeyi başaran; toplumsal hayatı, ama cilalanmamış, gerçek hayatı; kısa diyaloglar, iddiasız kısa cümlelerle gözümüzün önünde canlandıran; ülkemizi, geleneklerimizi, halkımızı olmasını dilediğimiz gibi değil, olduğu gibi tanımamızı sağlayan bu büyük üstadı okumaktan çok büyük keyif alıyorum. “O zaman neden sadece 4 kitabını okudun?” derseniz, inanın verecek cevabım yok. Sadece Kemal Tahir’e değil, toplumsal gerçekçi diğer büyük kalemlere de uzun yıllar uzak kalmamın sebebi popüler olana dalıp kendi edebiyatımızı tanımak için pek çaba harcamamam olsa gerek. Ne ayıp, ne yazık… “Göl İnsanları” başlangıçta söylediğim gibi 8 farklı, bağlantısız öykü içeriyor. İçlerinde çok beğendiklerim de, yavan bulduklarım da oldu. Özellikle Kemal Tahir’in ilk dönem hikayeleri olan ilk dördüne bayıldım. Bu dört hikayede dul kızına koca diye yolda karşılaştığı arabacıyı seçen çaresiz kocamış anneden, katı gelenekleri aşıp aşkı bulmaya çalışan güzeller güzeli Sultan’a; kadınsızlık başına vurmuş Çoban Ali’den para ile ahlak arasında sıkışan Hamdi’ye; bizim insanımızı bize, olduğu gibi, süsleyip püslemeden anlatıyor Kemal Tahir. Dağlardaki yıllar süren mesaisinden kurtulup ortakçılık ümidi ve kadın arzusu ile Fatma’yı mal gibi almaya kalkan, olmayınca kaçıran Çoban Ali mesela; ne kadar da tanıdık… Cinsel açlıkla kavrulan niceleri gibi Ali’nin gözü de hiçbir şey görmüyor; o bilge insan gözlerimizin önünde canavara dönüşüyor. Bir anlık zevk uğruna bir ömür mutluluğu hunharca feda ediyor. Terkos gölü kıyısında çakıl çeken işçilerin hikayesi de öyle… Hikayenin başında Bulgaryalı İbrahim ile Hamdi arasındaki diyaloglar kapitalizm-sosyalizm karşılaştırması adeta. Bulgaryalı’nın aksine Hamdi hak aramak niyetinde değil; onun zihninde sermayeyi koyanın nimetinden faydalamasının “anaların ak sütü gibi” helal olduğu yargısı yerleşik. O bu şekilde emek sömürüsünü içselleştirmişken, patronları Kaptan Şerif Ağa’nın 12 yaşındaki küçük Salih’e cinsel istismarı ile nasıl da şaşırıyor! Türkiye’mizin önemli çelişkilerinden birine parmak basıyor Kemal Tahir; emek-sermaye eksenli ahlaksızlık “hak” görülürken, cinsel ahlaksızlık affedilmez! Halbuki patronun düşünce şekli her iki durumda da baştan beri aynıdır; “parayı veren nimetlerinden faydalanır”. Yazarın sonradan eklediği dört hikaye, bu sürede yaşanmışlıklardan beslendiği için olacak, daha fazla siyasi eleştiri taşıyor. İdamlık kaçak Veli Geyik’in çalıştığı baraj inşaatında müteahhitin oğlunu boğulmaktan kurtarıp kahraman olduğu hikaye mesela… Bir yandan kaçmasına rağmen diğer yandan gazetelerde yakışıklı bir fotoğrafının çıkmasını arzulayan belalı Veli Geyik Andy Warhol’a rahmet okutuyor; herkes bir dakikalığına da olsa ünlü olmak istiyor bu dünyada! Ama yazarımız, Veli’nin çalıştığı baraj inşaatındaki müteahhit-devlet rüşvet çarkını, Amerikan elçisine selam durmaları, türlü türlü rezillikleri de ortaya döküyor arka planda. Bu kaşarlanmış yüzsüz tayfanın yanında bizim idamlık Veli neredeyse masum kalıyor… Kürt aşiretini Rumeli’ye sürme macerası da öyle… Sözümona başkaldırabilir (!) bir grup vatandaşını ülkenin en doğusundan en batısına süren devlet yönetimi bitmez tükenmez bürokrasisi ve insanı değil parayı seven memurları ile hem aşireti, hem de sayısız hayvanı telef ederken parsayı uyanık Hacı Ağa’lar topluyor. Elinde tespihi, dilinde duaları ile sözde öbür dünyadan başka kaygısı olmayan, ancak arka planda milletvekili ortağı ile devlet hazinesini soyan Trabzon’lu Hacı Ağa o kadar tanıdık ki; hikayeyi sadece isimleri değiştirerek günümüze uyarlayabilirsiniz… Devletin kendi vatandaşına reva gördüğü zulüm, umursamazlık, hırsızlık ve yolsuzluk çarkı; üstüne üstlük ayyuka çıkan rezaletlere rağmen “çok başarılı bir operasyon” olduğunu televizyonlarda yüzü kızarmadan söyleyebilen bir başbakan! Her şey çok tanıdık. Beğenmediğim sadece iki hikaye oldu; biri “Bir kodoşluk hikayesi”; “binbir geceden halk hikayesine aktarma denemesi” demiş yazar. Diğeri ise “Fermanlı Hoca”; bir taşra cami hocasının tren yolculuğu boyunca anlattığı ipe sapa gelmez, uydurma evliya hikayeleri. İlkini mesajını beğenmediğimden, ikincisini ise uzunluğundan dolayı sevemedim; ancak yanmaz kefen satılan, radyo programı aracılığıyla para karşılığı ölmüşlere yasin okunan günümüzde Fermanlı Hoca’nın daha masum kaldığını da eklemeliyim. Velhasıl ben öyküleri sevdim. Anladım ki daha çok okunmalı Kemal Tahir. İnsanımızı tanımak için… Taraf tutmak, bayraktarlık yapmak için değil; bilmek, anlamak için… Din sömürüsünün nelere yol açtığını görmek için… Devletin başına geçen kimilerinin arsızlığından, umarsızlığından, vurdumduymazlığından utanmak için… Bu genç cumhuriyetin hayal ettiklerini yapmasını engelleyenleri tanımak için… Belki biraz da hiçbirimizin mükemmel olmadığını hatırlamak; insanımızı olduğu gibi, günahı ve sevabı ile birlikte sevmek için… (AkilliBidik)

Kemal Tahir’in öyküleri, aynı romanları tadında.. İnsanların, halkın içinden…Özellikle 40’lı, 50’li yılların Türkiye’sinin içinden insan manzaraları, bizi kendi babalarımızın hayatına götürüyor. Köyü bilenlere de uzak değil.. Üslup da yine romanlarında olduğu gibi diyaloglar üzerine kurulu. Bu da hem akıcılığı hem realizmi vurguluyor. (Hüsamettin Çalışkan)

Kitabın Yazarı Kemal Tahir Kimdir?

13 Mart 1910'da İstanbul'da dünyaya geldi. Gerçek adı İsmail Kemalettin Demir'dir. Babası, II. Abdülhamit'in yaverlerinden Yüzbaşı Tahir Bey; annesi, Osmanlı sarayında Abdülhamit'in kızı Naile Sultan'ın hizmetinde bulunan Nuriye Hanım'dır (Saraydaki adı "Hubser" idi). Ailenin en büyük çocuğu idi.

Babasının görevleri nedeniyle ilk öğrenimini imparatorluğun değişik yerlerinde sürdürdü. Ailenin 1923'te İstanbul'a yerleşmesinden sonra eğitimine Galatasaray Lisesi'nde devam etti. Annesinin 1926 yılında veremden ölümü ve babasının ikinci bir evlilik yapması üzerine öğrenimini 10. sınıfta iken bıraktı; önce İstanbul'da avukat kâtipliği, sonra Zonguldak'taki kömür işletmelerinde ambar memurluğu yaptı.

Sol düşünceyi benimsemesi

1932'de İstanbul'a döndü, Vakit, Haber, Son Posta gazetelerinde röportaj yazarı, çevirmen, düzeltmen olarak çalıştı. 1933'de Kenan Şahabettin, İdris Ahmet, Ziya İlhan, Yakup Kadri, Nuri Tahir, Ertuğrul Şevket, Fakih Özden ve Arif Nihat Asya gibi yazar ve şairlerle "Geçit" adlı bir edebiyat dergisi çıkardı. Geçit Dergisi kadrosundan Ertuğrul Şevket (Avaroğlu), Babıali'de tanıştığı Kerim Sadi Türkiye Komünist Partisi üyesi olan komşusu "Sarı" Mustafa Börklüce ve onun aracılığı ile tanıştığı şair Nazım Hikmet gibi sosyalist aydınlarla arkadaşlığı sonucu sosyalist fikirleri benimsedi. 1934-1936 arasında Yedigün ve Karikatür dergilerinde sekreterlik yaptı. Varlık ve Ses dergilerinde takma adlarla şiirler yayımladı, Karagöz gazetesinde başyazarlık, Tan'da yazı işleri müdürlüğü yaptı.

İlk kitapları

İlk kitabı, 1936'da yayımladığı "Namık Kemal için Diyorlar ki" adlı kitapçık oldu. Kitapçık, Namık Kemal hakkında yaptığı yedi soruluk ankete çeşitli şair ve yazarlar tarafından verilen yanıtlardan oluşmaktaydı. Falih Rıfkı Atay, Vâlâ Nureddin, Hüseyin Cahit Yalçın, Peyami Safa, Ercüment Ekrem Talu, Sadettin Nüzhet Ergun, Kerim Sadi Cerrahoğlu, Dr. Fuad Sabit, Nâzım Hikmet, Hüseyin Avni Şanda ve Suat Derviş'in yanıtlarını ve Kemal Tahir'in onlar hakkındaki saptamalarını içeren kitapçık, edebiyat dünyasında geniş yankı buldu. 1937'de ikinci kitabı olan "Bir Çalgıcının Seyahati" adlı romanı yayınlandı.

İstanbul'un tanınmış gazeteciler arasına giren Kemal Tahir, 1937'de İzmir'de öğretmenlik yapan Fatma İrfan Akersin ile ilk evliliğini yaptı; bu evlilik Kemal Tahir'in 1938'de hapse girmesi nedeniyle devam etmedi ve 1940 yılında boşanma ile sonlandı.

Donanma Davası

Kemal Tahir, bahriyede görevli kardeşi Nuri Tahir, Nâzım Hikmet, Hamdi Alev, Emine Alev, Hikmet Kıvılcımlı, Fatma Nudiye Yalçı, Kerim Korcan, Mehmet Ali Kantan, Seyfi Tekbilek ve Hüseyin Durugün'le beraber "askeri isyana tahrik ve teşvik" suçlaması ile 13 Haziran 1938'de tutuklandı.

Suçlanmasının nedeni astsubay olan kardeşi Nuri Tahir'e Sabahattin Ali'nin bir kitabını vermek idi. "Donanma Davası" veya "Bahriye Olayı" diye adlandırılan bu dava nedeniyle Donanma Komutanlığı Mahkemesi'nde yargılandı, 15 yıl ağır hapis cezasına çarptırıldı.

Cezaevi yılları

Çankırı, Çorum, Kırşehir, Malatya cezaevlerinde 12 yıl hapis yattı. Hapishanedeki yıllarını okuyarak ve "sarı defterine" yazarak geçirdi. Takma isimle mizah öyküleri ve polisiye romanlar kaleme alan yazar, 1954 yılına kadar "Kemal Tahir" adını eserlerinde kullanamadı "Göl İnsanları"'na alacağı iki öyküsünü hapisteyken Cemalettin "Mahir" takma adıyla Tan'da yayımladı.

Hapishane yıllarında Fatma İrfan Hanım'a yazdığı mektuplar "Kemal Tahir'den Fatma İrfan'a Mektuplar" adıyla; Nazım Hikmet'in kendisine yazdığı mektuplar "Kemal Tahir'e Mapushaneden Mektuplar" adıyla basıldı.

Cezaevinden çıktıktan sonraki yaşamı

Yazar, 1950'de çıkan aftan yararlanıp serbest kaldı. Cezaevinden çıkar çıkmaz ikinci eşi Semiha Sıdıka Hanım ile evlendi. Çiftin evliliği Kemal Tahir'in 1973'teki vefatına kadar sürdü; çocukları olmadı 1950'li yıllarda Körduman, Bedri Eser, Samim Aşkın, F. M. İkinci, Nurettin Demir, Ali Gıcırlı gibi takma isimle kitaplar yayımlamayı sürdüren Kemal Tahir'in Amerikalı yazar Mickey Spillane'den çevirdiği "Mayk Hammer" dizisi büyük ilgi gördü. Orijinal kitapların tamamını çevirdikten sonra "Mayk Hammer'in Yeni Maceraları"'nı yazmaya devam etti; böylece Kemal Tahir'in kaleminden dört yeni Mayk Hammer romanı ortaya çıktı.

6-7 Eylül olayları sırasında bir kez daha tutuklandı, Harbiye Cezaevi'nde 6 ay yattı. 14 ay kadar Aziz Nesin ile birlikte kurdukları Düşün Yayınevi'ni yönetti. Metin Erksan, Halit Refiğ, Atıf Yılmaz ile senaryo çalışmaları yaptı.

Kemal Tahir'in ilk önemli eseri olan 4 bölümlük Göl İnsanları uzun öyküsü Tan gazetesinde tefrika olarak yayınlandı, eser 1955'te kitap olarak basıldı. Bu eserde yıllar sonra ilk defa kendi adını kullandı.

Romancılık dönemi

Göl İnsanları'nı yayımladığı 1955 yılında bir köy romanı olan Sağırdere romanı da yayımlandı. Sağırdere (1955) ve onun devamı olan Körduman'da (1957) Çankırı'nın Yamören köyünden Mustafa'nın serüvenini merkez alarak köylünün sorunlarını, etik değerlerini, köyün ekonomik yapısını, tarih içindeki bağlarından koparmadan sergiledi.

Mütareke dönemi İstanbul'unu konu alan Esir Şehrin İnsanları'ndan (1956) sonra yayımlanmış olan Körduman'ı; eşkıyalık olgusuna eğildiği Rahmet Yolları Kesti (1957), Çorum bölgesi insanlarını anlatan roman üçlemesinin ilk iki kitabı Yediçınar Yaylası (1958) ve Köyün Kamburu (1959) izledi (Üçlemenin son kitabı, 1970'de yayınlanan Büyük Mal adlı romandır ).

1960'tan sonra tüm dikkatini Osmanlı tarihi ve toplum yapısına yönelterek, devlet, Doğu-Batı çatışması, Batılılaşma ve mülkiyet gibi sorunları derinden kavramaya uğraştı; araştırmaları sonucu resmi tarih söyleminin karşısında, Osmanlı Devleti'nin kültürel ve siyasi mirasını sahiplenen bir romancı haline geldi.

Kemal Tahir'in kendisiyle, Osmanlı Devleti, Cumhuriyet ve Batılılaşma ile hesaplaşmasının sonucu olarak 1965 yılında Yorgun Savaşçı adlı romanı ortaya çıktı. Resmi tarih söylemine aykırı görüşler içeren bu eser, tarihi çarpıtmakla eleştirildi. 1980 yılında romanın TRT tarafından filme çekilmesi ile yeniden gündeme gelen eleştiriler, 1983'te filmin başbakan Bülent Ulusu'nun emri ile yakılmasına yol açtı.

1965 yılının Nisan ayında Cumhuriyet Gazetesi'nde tefrika edilen Bozkırdaki Çekirdek romanı, Kemal Tahir'in çok tartışılan eserlerinden birisi oldu. Bu eserde Köy Enstitülerinin tepeden inmeci bir yaklaşımla kuruluşunu eleştirerek iktidarla ters düştü.

1967'de en önemli eserlerinden birisi olan Devlet Ana yayımlandı. Osmanlı Devleti'nin kuruluşunu ele aldığı bu romanda "kerim devlet" kavramını ortaya attı. Batılılaşmayı eleştirdi. Yerli bir sosyalizm oluşturmaya çalışarak Marksistlerin tepkisini çekti.

1968'de Yorgun Savaşçı ile Yunus Nadi Armağanı'nı, Devlet Ana ile Türk Dil Kurumu Roman Ödülü'nü kazandı.

Kemal Tahir, 1968'de aldığı davet üzerine SSCB'ye gitti. 1970'de akciğer ameliyatı geçiren Tahir, 21 Nisan 1973'te geçirdiği bir kalp krizi sonucu İstanbul'da yaşamını yitirdi. Cenazesi, Sahrayıcedit Mezarlığı'na defnedildi.

Ölümünden sonra

Yazarın "Namuscular", "Karılar Koğuşu", "Esir Şehrin İnsanları", "Dam Ağası", "Bir Mülkiyet Kalesi" romanları ölümünden sonra yayımlandı.

Kemal Tahir kitaplarının yayının devam etmesi için ölümünden sonra eşi tarafından "Kemal Tahir Vakfı" kurulmuş; Kadıköy'deki hayatının son yıllarını geçirdiği ev, ziyarete açılmıştır.

Yazarın kitapları Halit Refiğ, Metin Erksan, Atıf Yılmaz gibi yönetmenler tarafından sinemaya aktarılmıştır.

Düşünceleri

Düşüncelerindeki çıkış noktası Marksizm ile Türkiye gerçeği arasındaki bağlantı sorunuydu. Siyasi eylemlere de katılmış bir yazar olarak, Türkiye'de kendi algıladığı siyasal, sosyal, kültürel yapı ile Marksizmin sunduğu çözüm arasında bir çelişki görüyordu. Türk toplum yaşamına uymadığına inandığı batılılaşmaya ilişkin yargısı da Marksizmi yetersiz bulmasına bağlıydı. Çünkü Marksizm, "Türkiye'de 2. Meşrutiyet ve Cumhuriyet dönemlerinin siyasal ve kültürel uygulamalarını bir ticaret burjuvazisi devriminin sonucu" olarak değerlendiriyordu. Kemal Tahir ise böyle bir sınıfın varlığından kuşkuluydu. Böylece hem Marksizmin, hem de batılılaşmanın ürünü olan cumhuriyet dönemi resmi tarih görüşünün aşılması düşüncelerinin temel noktası oldu.

Marx ve Engels'in doğu toplumlarıyla ilgili görüşlerini araştırdı. Cumhuriyet dönemi resmi ideolojilerinin dışında kalan Ömer Lütfi Barkan, Mustafa Akdağ, Halil İnalcık, Niyazi Berkes, Şerif Mardin gibi bilim adamlarının eserlerinden vardığı sonuca göre, Osmanlı-Türk toplumu, Marksizmin toplumların sosyo-ekonomik süreçte birbirini izleyen zorunlu aşamalar olarak gördüğü ilkel topluluk / kölecilik / feodalite / kapitalizm sürecinde yer almaz. Kendi kültürel ve sosyal yapısından kaynaklanan çok daha özel bir gelişme süreci, dinamikleri ile yapısal farklılıkları vardır. Bu nedenle batılılaşma, gerekli altyapısı olmayan bir topluma, soyut ve biçimsel bir üstyapı getirme çabasından başka bir şey değildir. Köklü bir ekonomik ve toplumsal devrim yapılmadan başlatılan tepeden inme uygulamalar taklitçiliktir.

Bu ana fikir çerçevesinde eserlerinde Osmanlı toplumunun kölecilik ve feodalizmden çok farklı ve insancıl bir temel üzerine kurulduğunu anlatmayı amaçladı. Romanlarında da "Türk insanı ve Türkiye özeli" olgusunu ortaya çıkarmaya çalışmadı.

Roman tamamen içinden çıktığı toplumun yapılanmasına bağımlıdır. Romanı diyalektik bir tür olarak anlamak ve insan muhayyilesine katkısını kavramak, romanın dünyayı belirlemek için sarfettiği çabaların biçimsel gerçekçilik tekniklerinin kullanımına bağlı olduğunu da anlamaktır. Don Kişot' un şövalye romanlarının kahramanlarına benzeme teşebbüsünün gülünçlüğü sadece model imkânsızlığı ışığı altında kavranabilir. Tam bu noktada Kemal Tahir'in önemi belirir. Zira Türk romanında bu meselenin taşını kaldıran ilk romancıdır. Romanları, Osmanlı Devleti'nin XIV. yüzyılda kuruluşundan XX. yüzyıla kadar Türk toplumunda bir Osmanlı sürekliliği arayışıdır.

Toplumsal gerçekçi çizgide sürdürdüğü yazarlık yaşamında eserlerinde yalın bir dil kullandı. Bilhassa Orta Anadolu Türkçesini dilinin odak noktasına koydu. Diyaloglarla zenginleştirdi, karizmatik karakterler yarattı.

Roman

Esir Şehrin İnsanları (1956) -1

Esir Şehrin Mahpusu (1962) -2

Yol Ayrımı (1971)-3

Yediçınar Yaylası (1958) -1

Köyün kamburu (1959) -2

Büyük Mal (1970) -3

Hür Şehrin İnsanları (1974)

Sağırdere (1955) - 1

Körduman (1957) -2

Rahmet Yolları Kesti (1957)

Kelleci Memet (1962)

Yorgun Savaşçı (1965)

Bozkırdaki Çekirdek (1967)

Devlet Ana (1967)

Kurt Kanunu (1969)

Namusçular (1974)

Karılar Koğuşu (1974)

Damağası (1977)

Hikaye

Göl İnsanları (1955)

Senaryo

Haremde Dört Kadın (1965, Halit Refiğ ile birlikte)

Mektup

Kemal Tahir'e Mapusaneden Mektuplar (Nazım Hikmet'le yazışmaları)

Kemal Tahir Kitapları - Eserleri

  • Yorgun Savaşçı
  • Devlet Ana
  • Kurt Kanunu
  • Esir Şehrin İnsanları
  • Yol Ayrımı
  • Biz Böyle Delikanlılar Değildik!

  • Bir Mülkiyet Kalesi
  • Hür Şehrin İnsanları
  • Büyük Mal
  • Damağası
  • Bozkırdaki Çekirdek
  • Karılar Koğuşu
  • Esir Şehrin Mahpusu

  • Biz Böyle Delikanlılar Değildik : Tefrika Romanlar Cilt 2
  • Gangsterler Kraliçesi
  • Ecel Saati
  • Derini Yüzeceğim
  • Dutlar Yetişmedi
  • Rahmet Yolları Kesti
  • Kelleci Memet

  • Köyün Kamburu
  • Sağırdere
  • Körduman
  • Yediçınar Yaylası
  • Göl İnsanları
  • Kara Nara
  • Notlar - Sosyalizm, Toplum Ve Gerçek

  • Zehra'nın Defteri
  • Namuscular
  • Yedek Sevgili
  • Merhaba Sam Krasmer
  • Notlar 5
  • Notlar - Sanat - Edebiyat 3
  • Notlar - Sanat - Edebiyat 1

  • Notlar - Sanat - Edebiyat 4
  • Notlar - Sanat - Edebiyat 2
  • Kıran Kırana
  • Halk Plajı
  • Arabacı
  • Aşk Çetesi
  • Kemal'den Piraye'ye Mektuplar

  • Üstadın Ölümü
  • Notlar - Mektuplar
  • Notlar - Batılaşma
  • Notlar - Kitap Notları
  • Notlar - Çöküntü
  • Notlar - Osmanlılık, Bizans
  • Kemal Tahir'den Fatma İrfan'a Mektuplar

  • Notlar/ Roman Notları 2
  • Notlar 7 - Roman Notları 1
  • Notlar 6
  • Notlar 8
  • Notlar 9
  • Beş Romancı Tartışıyor
  • Notlar/ 1950 Öncesi Cezaevi Notları

  • Notlar/ 1950 Öncesi Şiirler -Ziya İlhan'a Mektuplar
  • Bir Mülkiyet Kalesi 2
  • Bir Mülkiyet Kalesi

Kemal Tahir Alıntıları - Sözleri

  • Şu erkek milletinde neden akıl yoktur hey Allah?.. (Köyün Kamburu)
  • Reşit Hoca geyirip "Hak destur!" dedikten sonra kaşlarını çattı: (Körduman)
  • Bir masal gibi eski günleri sakın açma. (Notlar/ 1950 Öncesi Şiirler -Ziya İlhan'a Mektuplar)
  • İnsanın başına bu memlekette her şey gelir, bunların en önünde akıl almaz alçaklık, en sefil kişisel çıkar, en korkunç aptallık vardır. (Yol Ayrımı)
  • Âhir zaman, gösteriş devri olmuş. (Karılar Koğuşu)
  • Orman ne demiş ?Şuncacık balta,benim hakkımdan gelemez ama,neyleyim ki sapı benden!demiş... (Yorgun Savaşçı)

  • Sabah gün doğmadan kalkar, akşamın yatsı vaktine kadar damda, mutfakta, tarlada, bahçede uğraşır kadın kısmı...Yılda bir çocuk doğurur. Heriften hafta başı sopa yer. Kocar gi­der hitamında ... (Göl İnsanları)
  • Hemen aklınıza cebri götürmek gelir, yani tüfek-tabanca işi... Hep eski fikir. Halbuysa bu zaman, silah zamanı değil. Bugünün silahı iki satır yazı... (Rahmet Yolları Kesti)
  • “Önümüz kış, ne halt edeceksin be adam? Sen hiç canını düşünmez misin?” “İsa Peygamber ne demiş Efe, koskoca İsa Peygamber? ‘Hayatınız için ne yiyeceğinizi ve ne içeceğinizi ve hem dahi cesediniz için ne giyeceğinizi düşünmeyin,’ buyurmuş. İlerisini düşünen serserilik payesine erişemez. Serserilik, maskaralık değil.” (Halk Plajı)
  • Cezaevlerinde sürgüne gitmekte korkuludur, sürgün gelmesi de…Sürgün kısmı, ardında on kardaşı olsa, yitti yiter. Ne denilmiştir? Gözden ırak, gönülden ırak… Başkaca,yaban yerde kim kime olduğundan padişahın şehzadesi olsa,mahpusun parası pul, karısı dul sayılır. (Damağası)
  • Aklı fikri başka yerde bunun... Korkarım okumakta... (Devlet Ana)
  • Dergi tarafından, kendi şartları ve günün imkanları içinde, şu kimselerin bir araya gelebileceği düşünüldü: Yakup Kadri Karaosmanoğlu, Kemal Tahir, Mahmut Makal, Orhan Kemal, Fakir Baykurt, Yaşar Kemal, Talip Apaydın... Yukarıda ismi geçen kişilere yapılan daveti, Yaşar Kemal hariç, hepsi memnunlukla kabul etmişlerdir. Yaşar Kemal, oturumlara katılmamağı prensip edindiği gerekçesi ile, tartışmaya katılmamıştır. Yakup Kadri Karaosmanoğlu'da daveti kabul ettiği halde toplantıya gelmemiştir. Toplantı, bu iki yazar dışında kalan beş yazarımızla başlamıştır. (Beş Romancı Tartışıyor)
  • Ben kitaplara gömülmüş bir adamla teşrik-i hayat edemem. Zira beni ihmal eder.... (Üstadın Ölümü)

  • Öğretmene sormak... Sıvanır. Gelişigüzel sorar, hiç üstünde düşünmeden... Yeri mi, konuyla ilgili mi, umurunda değildir ama öğretmenin verdiği karşılık ciddi mi, baştan savma mı bunu hemen sezer. Çok üzülür. İlk zamanlar çok yanlıştır öğrenciye sert davranmak... Hele haksız yere... Direnmezler, susarlar ama kinlenirler. En tehlikeli yönleri reaksiyon vermemeleridir bence. Çünkü hemen kaçmakla sonuçlanır bu durum. Bu sebeple onurlarına saygı göstereceğiz, davranışlarını anlayışla karşılayacağız. (Bozkırdaki Çekirdek)
  • ..,okumuşluk iki yüzlü kılıçtır. Çeviremedin mi, senin elindeyken gelir boynunu alır. (Esir Şehrin Mahpusu)
  • Ulan New York şehri... Ulan temeline tükürdüğüm. (Derini Yüzeceğim)
  • Köylü milletinin düğünü bayramı: bolluk... Seferberliği, ölümü: kıtlık… (Köyün Kamburu)
  • "Meğer ne kolay yanılıyormuş insan, en yakınlarında bile..." (Yol Ayrımı)
  • Gerçekçi olmak, gerçeklerin kabuklarıyla yetinmekten utanmakla başlar. (Notlar - Osmanlılık, Bizans)
  • "Bence, iyilik edilenden çok iyilik eden taşımalı yaptığı iyiliğin minnetini..." (Kurt Kanunu)

Yorum Yaz