diorex
life
Dedas

Güller Kitabı - Beşir Ayvazoğlu Kitap özeti, konusu ve incelemesi

Güller Kitabı kimin eseri? Güller Kitabı kitabının yazarı kimdir? Güller Kitabı konusu ve anafikri nedir? Güller Kitabı kitabı ne anlatıyor? Güller Kitabı kitabının yazarı Beşir Ayvazoğlu kimdir? İşte Güller Kitabı kitabı özeti, sözleri, yorumları ve incelemesi...

  • 05.03.2022 22:00
Güller Kitabı - Beşir Ayvazoğlu Kitap özeti, konusu ve incelemesi

Kitap Künyesi

Yazar: Beşir Ayvazoğlu

Yayın Evi: Kapı Yayınları

İSBN: 9789758950812

Sayfa Sayısı: 262

Güller Kitabı Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti

Gül, zaman zaman lâle ve karanfil gibi zorlu rakiplerle mücadele etmek zorunda kalmışsa da, saltanatını her zaman korumuş, bütün çiçekleri, hatta tabiatı özetleyen bir çiçektir. Aslında her çiçek "gül"dür ve gül, tabiattaki görüntü çokluğunun arkasında var olan gizli birliğe işaret eder. Güller Kitabında Türk kültürünün "çiçek" macerası, bu sebeple "gül" etrafında anlatılmaktadır. Sadece çiçek macerası mı? Göçebelik devirlerimizden bugüne kadar çiçekler etrafında geliştirdiğimiz incelikli kültür, derin duyarlık, tabiata farklı bakışımız ve bu bakış tarzındaki değişmeler de Güller Kitabinin başlıca konulan arasında yer alıyor. Türkiye Yazarlar Birliği tarafından 1992 yılında "inceleme" dalında ödüle layık görülen Güller Kitabim okumak, yazarıyla birlikte kültürümüzün uzun ince yollarında zevkli bir yolculuğa çıkmak demektir.

Güller Kitabı Alıntıları - Sözleri

  • ...anlattığına göre yağ gülleri mayısta açar ve 6 Mayıs'ta yani Hıdrellez'de kurulan kazanlarda mayıs sonuna kadar kaynatılırmış.
  • Yarın zalim bir el boğazınıza yapışıp sizi sâkınızdan koparacak, yapraklarınızdan ayrılacaksınız........ihtimal ki kaderiniz güzel fakat kalpsiz bir kadının siyah saçlarına takılmak veyahut insan olsanız yüzünüze bakmaya cesaret etmeyecek bir adamın ceket iliğini süslemek olacaktır.
  • En saf gül yağı en çabuk donanıdır.
  • Bir mevsim-i baharına geldik ki âlemin, Bülbül hâmuş, havz tehî, gülistan harâb.
  • Köse İmam, Hocazâde'ye şöyle der: "Sanki dövsem ne yaparsın? Hocayız biz, döveriz. Gül biter, aşk ile vurduk mu..." Hocazâde'nin yâni Mehmet Akif'in cevabı hoştur: "Öyle olsaydı şu karşındaki yalçın kelle Fark olunmazdı Kızanlıktaki güllüklerden."
  • Güllü dîbâ giydin ammâ korkarım âzâr ider Nâzenînim sâye-i hâr-ı gül-i dîbâ seni
  • Gonca halvet halini yani insanın kendisiyle ve Tanrı'yla baş başa kalmasını temsil eder. Buna göre açılmış gül, can sırrını açığa vurmaktır.
  • ....lotüs, İslâm'ın kabulünden sonra Karahanlılar vasıtasıyla Türk İslam sanatına intikal edecek, Selçuklular tarafından da Anadolu'ya getirilecektir.
  • fakat hangi çiçeğe elimi attıysam Tanrı'nın adını zikrettiğini işiterek irkildim. Yalnız bu çiçekten ses çıkmıyordu, ben de koparıp onu getirdim size.
  • Bir şeyin çok temiz olduğunu belirtmek için hâlâ "çiçek gibi" tabiri kullanılır.
  • Öğrencileri bir gün Buda'nın vereceği vaazı dinlemek için toplanırlar. Ama o tek kelime bile etmez; yere eğilerek birkaç çiçek koparır ve görmeleri için onlara doğru uzatır.
  • Gelincikler aslında dağların güneş çarkına tuttukları kılıçların kıvılcımlarıdır.
  • İstanbul'un gül ile ilişkisi, Osman Gazi'ye nisbet edilen ünlü manzumedeki vasiyetle başlar: "İslâmbol'u aç gülzâr yap"
  • ve çiçekler toprağın zindanından yağmurun ipine tutunup çıkarlar.
  • Bu çiçeklerden bazılarının adlarını ilk defa duyuyordum: Ana kokusu, saffet-i derun, ciğerci sırığı, hanım sallandı, gâvur gülü, toprak kabul etmez, anasına babasına pay veren...

Güller Kitabı İncelemesi - Şahsi Yorumlar

Çiçek bahçesinde gülen güller: Kültürel unsurların sürekli bir etkileşim içerisinde olmasından dolayı eserde; tarih içerisinde şairler, yazarlar ve ressamlar eşliğinde bol miktarda beyitlerle ve efsanelerle çiçek bahçelerinden geçtim. Bu edebi alıntılarda insana haz verecek yoğun patetik yanılgılarla karşılaştım. İstanbul’un gül ile bağlantılı tasvirinden oldukça hoşlandım. Ama benim tercihim yine papatyalar... (nalan özden)

İncelemeye Mustafa Kutlu'nun bu kitap hakkındaki birkaç cümlesini yazarak başlamak istedim: "Etrafımız çelik ve beton yığınları ile kuşatılmışken, her yerde plastik egemenliği sürüp giderken, her sabah silah sesleri ve bomba gürültüleri ile uyanırken, baskı ve zulmün yaygınlaştığı bir dünyada çiçeklerden bahsetmenin ne alemi var diyeceksiniz. Cevaben şu söylenebilir: çiçeklerin ve çocukların kaale alınmadığı bir dünya nasıl tasavvur olunabilir, bu dünyada insanlar nasıl yaşayabilir?" Beşir Ayvazoğlu, Güller Kitabında Türk çiçek kültürünü, çiçeğin kültürümüzü nasıl etkilediğini, sanatımıza nasıl yansıdığını ve bize özgü bahçe mimarisini anlatıyor. Kitap göçebe kültürün çiçeğe yaklaşımından modern zamanda plastik çiçeklerin çoğalmasının sebeplerine kadar uzanıyor. Göçebe hayatta daha çok hayvanlara önem verilmiş, hatta çiçekler hayvanlardan esinlenilerek isimlendirilmiştir; devetabanı, öküzgözü, katırtırnağı, kuzukulağı gibi. Türkler tarımla tanışıp yerlesik hayata geçtiklerinde ise çiçekler önem kazanmıştır. Orhun Kitabelerinde ve Oğuz Kağan Destanında çiçekten hiç bahsedilmemiş, ilk defa Dîvânü Lugati't-Türkte bahsedilmiş ancak onda da çiçek isimleri hiç geçmemiştir. Dede Korkud kitabında da çiçek kelimesi geçmiş ve atalarımız çiçekleri merhem olarak görürlermiş. Divan şairleri çiçeklerden genel olarak değil isimleri vererek söz etmişlerdir. Divanda daha çok bahar kış savaşları işlenmiştir. Gül tek başına baharı tasvir edebilecek güce sahiptir. Ve bu savaşları kazanan hep bahar olmuştur. Baharın galibiyetini de, Osmanlı ordusunun bahar mevsiminde sefere çıkması ve o seferlerden galibiyetle dönmesi ile bağdaştırmış Ayvazoğlu. Nevruz ve Erguvan Bayramlarının nasıl ortaya çıktığından da bahsetmiştir. Bunlar dışında çiçeklerin halk edebiyatındaki ve masallardaki yerinden, ne anlam ifade ettiklerinden de söz etmiştir. Kısacası Güller Kitabı birçok çiçeğin kültürümüzle yaşayışımızla alakasını anlatıyor. Ayrıca kitapta çiçekler hakkında birçok mısraya yer verilmiş. Bu mısraların açıklamaları da kitapta yer alıyor. Bu sebeple konuya uzak olanların da okurken zorlanmayacağını düşünüyorum. Gül devri ayş eyyâmıdır zevk u safâ hengâmıdır Âşıkların bayramıdır bu mevsim-i ferhunde-dem (Nefî) Günümüz Türkçesi: Çiçeklerin açtığı gül devri, yaşama yiyip içme günleri, zevku sefa zamanıdır, Bu mutlu mevsim, âşıkların bayramıdır. (Seda Çakır)

Hani Gülten Akın der ya, 'Ah, kimselerin vakti yok Durup ince şeyleri anlamaya' İşte ben de bu kitabı okumaya niyetlenmişken bir arkadaş, 'ne gereksiz kitaplar okuyorsun ya!' cümlesini kurmuştu bana. Ben ise sadece kırık bir tebessüm ile mukabele ettim kendisine. Zira kimsenin vakti yok ince şeyleri anlamaya... Bu sebeple bu kitabı önerirken de 'ince ruhlu insanlar muhakkak okumalı' ön uyarısında bulunuyorum. Zira kimine göre vakit kaybı olarak görülen çiçek dünyası, kimine göre ise Allah'a doğru açılan kapılardan biri olarak görülüyor... Araştırmacı yazarımız edebiyatta çokça bulunan Şükûfenâmelerden yola çıkarak biz okurlarına ve dahî meraklılarına çiçekli yolları sunuyor. Okurken adeta bir gülistandan bir başka lalezâra adım atıyoruz. Öyle ki bazı sayfalarda nergis, menevşe, zerrinkadeh, süsen kokuları ile mest oluyor okur. Güller Kitabı bana çok şey öğretti ama en çok da, '' Bakmasını bilenler için her çiçek aslında kendisinden fazla bir şeydir.'' cümlesinin anlamını öğretti. Bir güle bakınca tebessüm etmeyi nimet bilir oldum artık... Bir nilüfer görünce, kendine aşık olan Narkissos'un inilitilerini hatırlar oldum artık... Bir lale ile karşılaşınca, göbeğindeki siyahlığın yıldırımdan dolayı olduğunu düşünür oldum artık... Yani artık çiçekleri sadece bir çiçek olarak görmüyorum. Bu hal içindeyken bu kitaba bakınca dahi mutluluk ile doluyorum. Fazla övdüm İnce ruhlulara rikkatle, kitap okurlarına da şiddetle tavsiyemdir... Kitapla ve çiçekle kalın dostlar... ... (Ruhberuh)

Kitabın Yazarı Beşir Ayvazoğlu Kimdir?

Beşir Ayvazoğlu (1953 Zara, Sivas), edebiyatçı, şair, yazar, gazeteci.

Asıl ismi "Beşir Ayvaz" olup 11 şubat 1953 tarihinde Sivas’ın Zara ilçesinde doğmuştur. Sivas 'ta ilk ve orta öğreniminin ardından 1975'te Bursa Eğitim Enstitüsü Edebiyat Bölümünü'nü tamamlamıştır. Çeşitli liselerde Türkçe ve edebiyat öğretmenliği yapmış, TRT’de uzman olarak çalışmıştır. Lise yıllarında mahallî gazetelerde amatör olarak yürüttüğü gazetecilik mesleğine Hergün, Tercüman, Türkiye, Zaman ve Yeni Ufuk gazeteleriyle, Aksiyon dergisindeki köşe yazarlığı ve yöneticilik ile devam etmiştir. 1985-1991 yılları arasında Tercüman gazetesinin “Kültür-Sanat” yönetmenliği yapmıştır. Yeni Ufuk gazetesinde ise genel yönetmen olarak çalışmıştır. Dergâh, Kubbealtı Akademi, Hareket, Hisar, İzlenim, Türk Edebiyatı, Türkiye Günlüğü, Yeni Türkiye gibi dergilerde birçok deneme ve makale yayımlamışltır. Bir ara Kültür Bakanlığı danışmanı olarak görev yapmıştır.[1]

ADTYK Atatürk Kültür Merkezi, İstanbul Şehir Tiyatroları Repertuar Kurulu, TDV İslâm Ansiklopedisi Türk Dili ve Edebiyatı Merkez ilim ve Redaksiyon Kurulu üyeliklerinde bulunmuştur. Ayrıca CNN Türk’te Hilmi Yavuz’la birlikte iki yıl “Gökkubbemiz” adlı kültür programını hazırlamış ve Kasım 2001-Temmuz 2005 tarihleri arasında Radyo ve Televizyon Üst Kurulu üyesi olarak görev yapmıştır.[2] TRT 2’de “Bir Tepeden” adlı bir kültür programı hazırlayan yazar, halen Türk Edebiyatı Dergisi’nin genel yayın yönetmenliğini yürütmekte ve Zaman gazetesinde köşe yazarlığı yapmaktadır. Türkiye Yazarlar Birliği, iLESAM, Çocuk Vakfı ve Sezer Tansuğ Kültür ve Sanat Vakfı’nın kurucu üyeleri arasında yer alıp Türkiye Gazeteciler Cemiyeti'in de üyesidir. Şiir, deneme, araştırma, inceleme ve biyografi alanında yayımlanmış çok sayıda kitabı bulunmaktadır.

Beşir Ayvazoğlu Kitapları - Eserleri

  • Güller Kitabı
  • Aşk Estetiği
  • Kuğunun Son Şarkısı
  • 1924 Bir Fotoğrafın Uzun Hikâyesi
  • Ateş Denizi
  • Bozgunda Fetih Rüyası

  • Ömrüm Benim Bir Ateşti
  • Defterimde Kırk Suret
  • Kahveniz Nasıl Olsun?
  • Saatler, Ruhlar Ve Kediler
  • Peyami
  • Siretler ve Suretler
  • Ney'in Sırrı

  • Yunus, Ne Hoş Demişsin
  • Yahya Kemal
  • Büyük Ağa Tarık Buğra
  • Tanrıdağı'ndan Hıra Dağı'na
  • Geceleyin Dersaadet
  • Kayıp Şiir
  • Divanyolu

  • Bir Ateşpare Bin Yangın
  • Fikret
  • Gel Söyleşelim Cümle Geçen Demleri
  • Edebiyatın Çanakkale'yle İmtihanı
  • Altı Çizili Satırlar
  • Altın Kapı
  • Bozgunda Fetih Rüyası

  • Şehir Fotoğrafları
  • He'nin İki Gözü İki Çeşme
  • Dersaadet'in Kalbi Beyazıt
  • Geleneğin Direnişi
  • Şiirler
  • İslam Estetiği ve İnsan
  • Yaza Yaza Yaşamak

  • Alatav'dan Şardağı'na Kültür Coğrafyamızda Gezintiler
  • Doğu-Batı Arasında Peyami Safa
  • Tarık Buğra - Güneş Rengi Bir Yığın Yaprak
  • Her Kuyuda Bir Yusuf
  • İstiklal Marşı Tarihi ve Manası
  • Malik Aksel
  • Florinalı Nazım

  • Türk’ün Kültür Coğrafyasında Bir Gezinti
  • Derkenar
  • Geçmişi Yeniden Kurmak
  • Üçüncü Tepede Hayat
  • Kaknus
  • Güller Kitabı
  • Kahveniz Nasıl Olsun?

  • Halk Şiirinden Tarihe
  • Gel Söyleşelim Cümle Geçen Demleri
  • Turkish Coffee Culture

Beşir Ayvazoğlu Alıntıları - Sözleri

  • Muhteşem bir maziyi daha, muhteşem bir istikbale bağlayacak köprü olmak isterdim,diyen yiğit bir adamdı Cemil Meriç (Altı Çizili Satırlar)
  • Melâli anlamayan nesle âşinâ değiliz. Sana yalnız bir ince taze kadın, Bana yalnızca eski bir budala Diyen bugünkü beşer, Bu sefil iştiha, bu kirli nazar, Bulamaz sende, bende bir mânâ, (Ömrüm Benim Bir Ateşti)
  • Biz ki kaçak konar göçerleriz iskân edilmemiş hüzündür aşiretimiz (Kuğunun Son Şarkısı)
  • 'Bence sanat bir lüks, ziynet değildir, bir ihtiyaçtır. Aristokrasinin yahut yalnız küçük bir zümrenin keyfine hizmet eden bir vasıta olmaktan ziyade büyük bir kitlenin manevi gıdasıdır." (Malik Aksel)
  • Koruma şuuru, şehri tanıyıp sevmekle başlar. (Divanyolu)
  • Gök kubbe altında söylenmemiş söz yoktur… (Aşk Estetiği)

  • Bütün dinler ve mistik doktrinler, az yemeyi, perhizi tavsiye etmişlerdir. Tasavvufi eserlerin kanaatle ilgili bölümlerinde az yemekle ilgili hikâyeler anlatılır, öğütler verilir. Mesela Şirazlı Şeyh Sadi'nin Boston ve Gülistan'ında bu konuda hoş hikâyeler vardır ve bu hikâyelerin özü şu beyittir : " Ne ağzından taşasıya çok ye, Ne zayıflıktan ölesiye az ! " (Saatler, Ruhlar Ve Kediler)
  • Yunus bir söz söylemiş hiç bir söze benzemez Münafıklar elinden örter ma'ni yüzini (Yunus, Ne Hoş Demişsin)
  • Nuri Bey'e göre,zannedilenin aksine, hürriyetin en büyük düşmanı paradır, çünkü sizi -kendi şartlarını benimseterek- esirleştirir. (Defterimde Kırk Suret)
  • Aşk, bir bakar ki seyre başladığı yerdedir; Aşk Hüsn'den, Hüsn de aşktan başkası değildir. (Kuğunun Son Şarkısı)
  • Anlamıyorum; bugün gölgesinde dinlendiğimiz ağaç, yarın yerini iri yarı bir apartmana bırakıyorsa, bugün penceremizde ışıldayan gökyüzü, öbür gün beton bir blokun arkasında kalabiliyorsa, bu topraklarda asıl mânâsında nasıl mekân tutabiliriz? (Şehir Fotoğrafları)
  • Ey kırk yıl önce dudağımı değdirdiğim fincanın sahibi; müddetimi doldurduğum günden beri seni aramaktayım. Nerdesin? (Kahveniz Nasıl Olsun?)
  • Mağlûpken ordu, yaslı dururken bütün vatan, Rü’yâma girdi her gece bir fâtihane zan! (Bozgunda Fetih Rüyası)

  • Nazım, "Eski dost düşman olmaz" atasösünün de "ozanca bir dilekten başka bir şey olmadığını" söyler. şarabın yıllanmışı makbuldür ama, dostluğunki çok zaman tam tersine olur, "yılların içinde durgun sular gibi kurtlanır, yosunlanır, tortulanır. Bunun için de düşmanların büyüğü çok kez eski dostlardan çıkar. Eski dost düşman olur, hem de nasıl!" (Peyami)
  • Resûlullah Efendimiz (a.s.m) bir gün otururlarken, kedisi cübbesinin eteğine kıvrılıp uyumuştu. Resûlullah (a.s.m) kediyi uyandırmaya kıyamayıp cübbesinin o kısmını keserek yerinden kalktı. (Ateş Denizi)
  • “Akşam, geceye ihtişamlı bir ön sözdür.” (Geceleyin Dersaadet)
  • Mütareke devridir. 1919 yılının sonlarına doğru bir gün Ba biâli'den Fâtih'e kadar tam elli beş çeşme ve sebil sayan Emiri Efendi, hepsinin susuz olduğunu ve sanatkârane kitabelerinin toz toprak içinde kalarak okunmaz hâle geldiğini gördüğü için çok üzülür ve "Vicdannâme" başlığını uygun gördüğü bir rapor yazıp sadaret makamına arz eder. (Divanyolu)
  • " Fransız toprağı bin yılda Fransiz milletini yaratti." Bu cümleyi okuduktan sonra milliyetin en mühim unsurunun toprak olduğunu anladim. Bizim milliyetimiz de Anadolu ve Rumeli toprağının eseriydi. (Bozgunda Fetih Rüyası)
  • Şiir galiba sesini bulduktan sonra kendi kendini inşa eden bir şey... (Ateş Denizi)
  • Aşığın çıkardığı âhın adı zefredir. Bu âhı çıkaramayan aşık, sıcak hava kalbin üst kısmındaki soğuk kısma girerek rutubete dönüştüğü için aşkını ağlayarak açığa vurur. Bu kadar da değil; İbnü'l Arabi, kalpten ciğerlere sirayet etmesi halinde âh sadasıyla birlikte çıkan nefesten yanık kokusunun yayılacağını söylemektedir... Eğer ateş kalbi ve ciğeri yakıp pişirirse, hâl sahibi ölebilir. Nitekim evliya menkıbelerinde sema meclislerinde ruhlarını böyle teslim edenlerin isimleri zikredilmiştir. İbnü'l Arabi yorumcusu Ahmet Avni Konuk "Bunlar aşk-ı İlahi'nin şehidleridir." diyor. (Kuğunun Son Şarkısı)

Yorum Yaz