TÜVTÜRK

Gülün İçinde Bülbül Sesi Var - Nezihe Meriç Kitap özeti, konusu ve incelemesi

Gülün İçinde Bülbül Sesi Var kimin eseri? Gülün İçinde Bülbül Sesi Var kitabının yazarı kimdir? Gülün İçinde Bülbül Sesi Var konusu ve anafikri nedir? Gülün İçinde Bülbül Sesi Var kitabı ne anlatıyor? Gülün İçinde Bülbül Sesi Var kitabının yazarı Nezihe Meriç kimdir? İşte Gülün İçinde Bülbül Sesi Var kitabı özeti, sözleri, yorumları ve incelemesi...

  • 01.03.2022 04:00
Gülün İçinde Bülbül Sesi Var - Nezihe Meriç Kitap özeti, konusu ve incelemesi

Kitap Künyesi

Yazar: Nezihe Meriç

Yayın Evi: Yapı Kredi Yayınları .

İSBN: 9789750813597

Sayfa Sayısı: 116

Gülün İçinde Bülbül Sesi Var Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti

Gülün İçinde Bülbül Sesi Var, 1950 kuşağının öyküleri arasında kendine belli bir çizgi oluşturan Nezihe Meriç'in Çisenti'den (2005) sonra yazdığı öykülerini bir araya getiriyor.

Dışarıda, kentte, yollar açık demek ki,

sabaha yakın bu vakitte.

Balkona kedi geldi. Onun sevdiği kedi. Gümüş.

Burnunu cama dayadı, onun oturduğu koltuğa bakıyor.

Karanlıkta seçemiyor.

Bu saatlerde alışıktır. Geceleri gelir, balkondan içeriye bakar. Balkon kapısının önüne kıvrılıp yatar.

Yatmıyor. İçeriye bakıyor. O'nun da burada, benim

yanımda olduğunu seziyor. Ama göremeyince şaşırıyor.

Anlamıyor.

Beni aranıyor. Beni de tam seçemiyor.

Hafifçe mav dedi.

Benş göremeyişine şaştı.

Burada olduğumu biliyor.

Gene mav dedi.

Neden buradayız?

Gülün İçinde Bülbül Sesi Var Alıntıları - Sözleri

  • “Yaşayıp gidiyoruz işte; bize verilmiş olan bu yaşamı güzellemek bizim elimizde diye düşünerek; hep böyle düşünerek.”
  • “Yüreğin sesine gelince, onu dillendirmek şairlerin işi. Benim haddim değil. Ben sadece yangınını duyabilirim içim­de sızım sızım.”
  • Benim acım, acıların beyidir.
  • “Şu dünyanın içinde, tek başıma kalakalmışım işte. Bir ben, bir kendim!”
  • “Benim dediğim çok başka bir şey. Nasıl anlatayım, boş­luk, amaçsızlık, tuhaf bir bilinmezlik... Böyle bir şey. Kendime bile anlatamıyorum. Ne diye yaşadığıma bir ad koyamıyorum. Bunun bir yanıtı olmalı diye düşünüyorum. Bir anlamı yok yaşamamın. Olduğu gibi geldik, verildiği gibi yaşadık, çekip gide­ceğiz sonunda da."
  • Neden susuluyor? Neden karşı çıkılmıyor? Neden? Korkuluyor mu? Bizi pıstıran ne? Yüreğimizdeki coşkuyu, sevinci, aşkı, kim söndürdü?
  • Küçücük bir yere sığınmak istiyorum. Duvarlara yakın olmak. Ana rahmi gibi mi?
  • Gülmesi kırışıp döküldü yüzünden.
  • "Öyle Yalnızız ki Bu Panayırda Sevgimiz Durmadan Bir Taşı Ovar"* * "Aşk da Çevreye Uyar" şiirinden, Metin Altıok.
  • Aşktır insanı insan yapan efendim.
  • Herkesin evi kendine saray. Sefasıyla da cefasıyla da. Kapıyı açıp girince, duyulan duygu, yaşamının biçimi ne olursa olsun, 'oh evim' olur. Daha önceki, evin dışındayken, yorulmuşken duyduğun duygunun, 'kendimi bir eve atsam'ın karşılığıdır bu.
  • Ölümle tanıştık. Geldi, aldı. Uçtu gitti.
  • Bu memleket bizim. Her şeyiyle. Doğusu, batısı, hırlısı hırsızı, akıllısı, sersemi, iyisi kötüsü, hepsiyle. Ama namerdiyle değil.
  • Yalnız kaldık bu dünyada.
  • N'oldu bizim insanımıza?

Gülün İçinde Bülbül Sesi Var İncelemesi - Şahsi Yorumlar

Gülün İçinde Bülbül Sesi Var... Ne hoş, ne hoş bir kitap ismi değil mi? Gülün İçinde Bülbül Sesi Var, ismiyle müsemma bir eser... Birbirinden özgün öyküleri barındırıyor içinde çünkü... Nezihe Meriç belki de bir çoğumuzun ilk defa ismini duyduğu bir yazar, maalesef ki benim de yeni tanıştığım muazzam bir kalem. Okuduğum öykü kitaplarından çok farklı bir eser, yazarın değişik yazım tekniği ilk başlarda biraz zorlasa da sayfalar ilerledikçe okuyucuyu içine alıyor. Nezihe Meriç, öykülerinde okuyucuyu dahil etmiş yazdıklarına; bazen başlarken bazen de sonlandırırken hep okurla diyalog halinde, kâh soru sorarak, kâh öyküyü yarıda keserek, okurun tamamlamasını dilemiş ya da öyle hissettirmiş... İstanbul'u anlatmış müthiş betimlemelerle, yalnızlığı, aşkı anlatmış, bazen haykırmış, küfretmiş düzene, yaşananlara, bazen de yarıda bırakmış içinden geldiğince, kimi yerde susmuş, susuşlarını haykırmış kendince... Öyle kaygısızca kaleme dökmüş ki hislerini; kasmadan, kimseyi umursamadan... "Yazarlar, hafif çatlağımsı, karışık kimselerdir." sözüyle kendini ifade etmiş özgürce... Ben, özgün kalemine hayran oldum Nezihe Meriç'in. Tanışmama vesile olan sevgili Fatoş Yücel Güçlü hanımefendiye ve sevgili Erdi Ulutaş'a düzenlediği etkinlik için teşekkürlerimi sunuyorum. Böylesi güzel okurlarla bir arada olabilmek çok keyifli bir ayrıcalık... Nezihe Meriç'in eserleriyle biraz daha sıkı fıkı olmak istiyorum. Böylesine farklı kalemleri unutmayalım, unutturmayalım... Sevgiyle... (Leman Altıner)

Puanım ;10/5 Ben öncelikle kitap arasında oluşturulmuş ayrı ayrı hikayeleri sevmiyorum; tolstoyun üç ölüm olsun ,Sabahattin alinin değirmeni olsun okurken zevk almıyorum.Şimdi gelelim kitapa şimdiden nezihe meriçten çok özür diliyorum;aşırı sıkıldım kitap bütün hikayelerin bağı yok,anlamı yok işte parantez içinde yazılar dahada kitabı boğmuş ,fazla gereksiz ayrıntılar ile doluydu ama tuhaf olan olması gereken ayrıntılar yoktu. maalesef; birkaçı hariç çok fazla bu ne biçim son ya dedim.habire yazarın okurla iletişim kurması ;kafamı allak bullak etti beğenmedim Maalesef ve tekrar okuyacaklarıma giremedi. :( emekleri için yazara teşekkür ederim (Melike görür)

kadıköy sahaf festivalinden adının güzelliği için aldığım kitap. öykü başlıklarının şiirsel bir yanı var. öyküler ise, yaşamın telaşında kendini kaybetmiş insanların anlık itiraflarını ve hüzünlerini anlatıyor. en çok ''fotoğraf'' öyküsünü ve ardından gelen iki öyküyü beğendim. Yazar, bir öykünün içinde olduğumuzu sürekli hatırlatıyor. Okuyucuyu da yazım sürecine dahil etmiş. Zorlandığı öykü sonlarında açık yüreklilikle sonunu yazamadığını ifade etmiş. (ludmilla.)

Kitabın Yazarı Nezihe Meriç Kimdir?

Nezihe Meriç, Nezim, (d. 1925, Gemlik - ö. 18 Ağustos 2009, İstanbul), Türk yazar.

Türk edebiyatının önemli kadın öykücülerinden birisidir. 1970'li yıllardaki siyasî savrulmaları öyküleştirmiş, kadın ve çocuk sorunlarına eğilmiş bir yazardır.

1925'te Gemlik'te dünyaya geldi. Çocukluğu Anadolu'nun değişik kentlernide geçti. Orta öğrenimini 1943'te Eskişehir Lisesi’nde tamamladı. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü’nde okudu. Mezun olmadan, 1945’te öğrenimini yarıda bıraktı. Öğrenimi sırasında Verda Ün'den piyano dersleri almış olan Meriç, onbir sene boyunca (1945-1956) Heybeliada İlkokulu’nda müzik öğretmenliği görevinde bulundu. 1956 yılında yazar Salim Şengil ile evlendi.

1952 – 1972 yılları arasında Şengil’in çıkardığı Dost dergisi ve Dost Yayınları’nı yönetti. bu evlilikten Aslı adında bir kızı oldu. Nezihe Meriç'in ilk yazısı olan Ümit İstanbul Dergisi'nde 15 Şubat 1945’te N. Ufuk imzasıyla, ilk öyküsü Bir Şey ise Seçilmiş Hikayeler Dergisi'nde yayımlandı. Korsan Çıkmazı ile 1962 Türk Dil Kurumu, Bir Kara Derin Kuyu ile 1990 Sait Faik Armağanı, Yandırma ile 1998 Sedat Simavi Edebiyat Ödülü’nü, 2007’de ise Mersin Kenti Edebiyat Ödülü’nü aldı. Kanser tedavisi görmekte olan Meriç, 18 Ağustos 2009'da İstanbul, Etiler'deki evinde hayatını kaybetti. Cenazesi, Zincirlikuyu Mezarlığı'nda toprağa verildi.

Nezihe Meriç Kitapları - Eserleri

  • Dumanaltı
  • Toplu Öyküler 1
  • Bozbulanık
  • Çisenti
  • Oradan da Geçti Kara Leylekler
  • Gülün İçinde Bülbül Sesi Var

  • Korsan Çıkmazı
  • Küçük Bir Kız Tanıyorum On Bir Yaşında
  • Küçük Bir Kız Tanıyorum Dokuz Yaşında
  • Küçük Bir Kız Tanıyorum Sekiz Yaşında
  • Küçük Bir Kız Tanıyorum On Yaşında
  • Püf Noktası
  • Küçük Bir Kız Tanıyorum Yedi Yaşında

  • Küçük Bir Kız Tanıyorum Altı Yaşında
  • Aix-Londra-İstanbul Mektupları
  • Zor Yokuşu
  • Alagün Çocukları
  • Çın Sabahta
  • Dur Dünya Çocukları Bekle
  • Çavlanın İçinde Sessizce

  • Alacaceren
  • Yandırma
  • Ahmet Adında Bir Çocuk
  • Topal Koşma
  • Küçük Bir Kız Tanıyorum On İki Yaşında
  • Toplu Öyküleri 2
  • Boşlukta Mavi

  • Bir Kara Derin Kuyu
  • Sular Aydınlanıyordu - Sevdican
  • Menekşeli Bilinç
  • Kimse Hikâyeyle Aramda Geçenleri Anlamıyordu

Nezihe Meriç Alıntıları - Sözleri

  • Fikir ayrılığı başka iyi ya da kötü insan olmak başka. Değil mi? (Zor Yokuşu)
  • “Ofsayt efendim ofsayt! Kendini hiçbir şeye karşı sorumlu duymamak durumudur bu bizimki. Anadan, babadan, dostluk, arkadaşlık kavramlarından, yani, aileden, toplumdan, insanlardan çözülmek, körü körüne bir Allah’a inanış içinde yaşamak, toplumun bütün kurumlarının çürük olduğunu öğrenmek… Daha sayayım mı? Yaşamak için ekmek kadar, su kadar gerekli olan, inanmak, güvenmek, çalışmak gücünü bulamamak… Gündelik olayların, dedikoduların içinde yuvarlanmak…" (Bozbulanık)
  • Yeniden başlamak! Bütün iş burada işte. Yeniden başlanamaz. Çünkü insanoğlunun kaderinde yoktur bu. Hayatı ona verilmiştir; büyük bir oyun. İstediği gibi oynayabilir. Yanlışlar ve doğrularla. Ama bozmak, bozup yeniden başlamak yoktur bu işte. Üstelik önceden haber de verilmemiştir. Kendi rızasıyla başlayamayışı gibi... (Topal Koşma)
  • Kendi var kendisi için. (Yandırma)
  • “Ben hayal ettim, yazdım, siz okuyorsunuz. Karşılıklı bir emek alışverişi... Bir anlamda buluşuyoruz.” (Oradan da Geçti Kara Leylekler)
  • Yıllar, birçok şeyi beraber götürerek, dönmemecesine geçip gitmiştir bir kez. Yeniden de kurulamaz... (Topal Koşma)

  • Kim solcu? Ben tabii. Ben solcuyum. (Zor Yokuşu)
  • Ham duygularımı, yaşamamın zorlukları içinde, nasıl da usumdan yarattığım güneşlerde olgunlaştırdım ben. Bu güneşlerimi ortalara çıkarmalıyım demiştim işin başında. İyi demişim. Hep kullanılmış duyguların, hep kullanılmışlıkların içinde çevremdekiler. Beni tüketen bu oluyor. (Toplu Öyküler 1)
  • Hiç kimseye tahammül edemedim, önüme gelene aksilendim. İçimde kaybolan bir şey var. Ağlasam bir hoş, ağlamasam bir hoş... (Püf Noktası)
  • N'oldu bizim insanımıza? (Gülün İçinde Bülbül Sesi Var)
  • Acemi biri, "Kapıyı çarptı. Çıktı." der. Yanlış. Kapıyı çarpıp çıkan biri, bir süre sonra döner... (Menekşeli Bilinç)
  • İnsanlar gülmüyor. Gülümsemiyorlar bile. Terör, kötülük, acı, kan, şiddet, hırs, para para kara para kara, ölümler, ziyan kadınlar, öldürenler, bebeler, küçük çocuklar, yokluk, yoksulluk, kavga, pislik, hastalık/lar, açlık, fuhuş, işsizlik, ziyan adamlar, isyan, başkaldırı, yürüyüşler, korku, korkusuzluktan korkma, utanmazlık, ha ha ha, dans, müzik, neşe, sarhoşlar, çılgın eğlenceler... Kusanlar... (Çisenti)
  • "Yazık oldu. Hayatı bu kadar anlamamalıydık..." (Bozbulanık)

  • Bir söz vardır: İnsanın ağzı torba değil ki büzesin, denir. İnsanlar ileri geri konuşur dururlar. Doğru, iyi, yerinde konuşmak, yaşamayı güzelleştirir. Ne var ki, bu herkesin harcı değildir. Bunu yapabilenler de bilge kişilerdir. (Dur Dünya Çocukları Bekle)
  • AH SİZLER! EĞİTİLMELİSİNİZ, EĞİTİLMELİ! (Zor Yokuşu)
  • Ham duygularımı, yaşamamın zorlukları içinde, nasıl da usumdan yarattığım güneşlerde olgunlaştırdım ben.. (Menekşeli Bilinç)
  • Yaşadığımız şu günleri anlamaya çalışmak, beni çok yordu. Yazmak giderek büsbütün zorlaşıyor benim için. (Bir Kara Derin Kuyu)
  • Gece uykusu kaçanlar, bir türlü uyku tutturamayanlar, 'sabahı sabahladım' derler. Geceyi nasıl geçirip, sabaha nasıl erişeceğini bilemez insan. Yatar. Olmaz; bir türlü yerleşemez yatağa. Sağa döner olmaz, sola döner olmaz, gene sağa, gene ... Döner durur. Düşünceler bile baştan başlayıp, sonuna dek sürdürülemez. Bölük pörçük, oradan oraya atlayarak dolaşır durur. (Çisenti)
  • Ben bu yaşa kadar, hiç kimseyle kavga etmedim. Kimseyle, öyle yüzyüze, telefonla olsun, mektupla olsun, bağırıp çağırmadım. Önüme kalabalık edenler, saygının, sevginin değerini bilmeyenler çıkınca, vazgeçiverdim onlardan; nasıl olsa işe yaramazlar diye düşündüm. Ayrıca kırdıklarım, gücendiklerim oldu. Olmaz mı? Oldu da, ben gene sustum. Beni kıracak durumu yaratabildiklerine göre, artık, dediydim, dediydin demenin ne anlamı var ki. Susmanın, susabilmenin güzelliğini neyle değişebilir insan. (Çavlanın İçinde Sessizce)
  • "Canına yandığımın dünyası!" (Dur Dünya Çocukları Bekle)

Yorum Yaz