İnanna'nın Aşkı - Muazzez İlmiye Çığ Kitap özeti, konusu ve incelemesi
İnanna'nın Aşkı kimin eseri? İnanna'nın Aşkı kitabının yazarı kimdir? İnanna'nın Aşkı konusu ve anafikri nedir? İnanna'nın Aşkı kitabı ne anlatıyor? İnanna'nın Aşkı kitabının yazarı Muazzez İlmiye Çığ kimdir? İşte İnanna'nın Aşkı kitabı özeti, sözleri, yorumları ve incelemesi...
Kitap Künyesi
Yazar: Muazzez İlmiye Çığ
Yayın Evi: Kaynak Yayınları
İSBN: 9789753432504
Sayfa Sayısı: 71
İnanna'nın Aşkı Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti
Elinizdeki kitabın konusunu, bu evlenme hikayesi oluşturmaktadır. Muazzez İmiye Çığ, bu hikayeyi üç perdelik bir oyun halinde düzenledi. Birinci perde, Tanrıça İnanna'nın Çoban Tanrısı Dumuzi ile evlenmesini; ikinci perde, Tanrıça'nın yeraltına gidişini, oradan çıkabilmek için kocasını yerine göndermesini; üçüncü perde, kocasının birçok uğraştan sonra yeraltından çıkarak karısıyla birleşmesini, böylece bereket getirecek yeni yılın başlamasını konu etmektedir.
İnanna'nın Aşkı Alıntıları - Sözleri
- Dumuzi, bir elini İnanna'nın kalbine koyarak "El ele uyumak tatlıdır, kalp kalbe uyumak daha tatlıdır" diyor.
- "El ele uyumak tatlıdır, kalp kalbe uyumak daha tatlıdır"
- "El ele uyumak tatlıdır,kalp kalbe uyumak daha tatlıdır."
- İnanna: Artık üzülme o kadar, Kız kardeşin yalvardı Tanrılara, Yarım yıl sen gideceksin yeraltına. O gidince yarım yıl, Sen özgür olacaksın. Yine bana kavuşacaksın.
- “Sana söyleyeceklerim, Şarkılar içine dokunsun. Sana söyleyeceklerim, Kulaktan kulağa aksın. Yaşlıdan gence geçsin: Savaşta öncünüm, kavgada yardımcın, Mecliste koruyucun, yolda hayatın. Kutsal evin seçilmiş çobanı, seni kral yaptım. Başına konacak taca uygunsun. Krallık elbisesine uygunsun. Asayı ve silahı taşımaya uygunsun. Kutsal göğsümde uyumaya uygunsun. Ey Dumuzi! Sen gerçekten benim aşkımsın!”
- "Gösterişe, abartıya, başka birilerinin etkisiyle sarsılabilen temeli olmayan insan ilişkilerine değil; inceden yapılan güzelliklere, nazik duruşa, ağır başlılığa ve çıkarsız sevgiye inanıyorum. Kendi halindeliğe, omurgalı duruşa ve arkası dolu cümlelere inanıyorum."
- "El ele uyumak iyidir. Kalp kalbe uyumak daha tatlıdır."
- Ne söylersen söyle, Aşkımı inkâr etme. Sarayın kraliçesi Gel evlenelim seninle!
- El ele uyumak iyidir. Kalp kalbe uyumak daha tatlıdır
- Tanrılar serçe, ben şahinim,
- Dumuzi, bir elini İnanna'nın kalbine koyarak "El ele uyumak tatlıdır, kalp kalbe uyumak daha tatlıdır" diyor.
İnanna'nın Aşkı İncelemesi - Şahsi Yorumlar
Muazzez İlmiye Çığ tarafından çevirilmiş eser. Sümer tanrıçası İnanna ile onunla evlenen Kral Domuzinin aşkıdır. Binlerce yıllık bir eser olmasına rağmen içinde geçen nükte, duygu ve hisler sanki günümüz edebiyatçılarının kaleminden çıkmış gibidir. Kesinlikle okunması gereken üç perdelik bir oyundur. Hele tiyatroda oynansa da izlemeye gitsek. Bu arada şu diyaloğa bittim. İnanna: Kim benim tarlamı sürecek Kim benim nemli toprağımı sürecek? Dumuzi: Ey yüce hanımım! Ey benim şahane İnanna'm! Ey benim kutsal mücevherim! Ben süreceğim senin tarlanı, Kral Dumuzi sürecek tarlanı, Kral Dumuzi sürecek tarlanı, Ben süreceğim nemli toprağını. Tarla ve sürmek fiillerini anlamışsınızdır umarım. SAYGILAR... (Benim Adım Kırmızı)
İnanna' yi tanıyarak başlamak gerekiyor sanıyorum ilk önce. " İnanna , Sümer inanışına göre Sumerin süsü, nesesidir. Bir kadında olması gereken tüm iyi özellikler onun üstünde toplanmıştır. O, güzelliğin, çekiciliğin, önderliğin, en önemlisi de bereketin ve cogalmanin sembolüdür. Akad' larda Istar, Musevilerde Astarte, Yunan'da Afrodit, Roma'da Venüs adıyla yüzyıllar boyunca efsane olmuştur." Onsozden alınan bu paragrafta inanna, özellikle Sumerli şairlere en fazla konu olan bir tanricadir. İnanna üzerine yazılmış çok sayıda şiir olduğu biliniyor. Bu şiirlerin gunyuzune çıkarılıp, derlenmesinin ne kadar zor olduğunu söylemeye gerek yok sanırım. Bu bağlamda da yazar/Muazzez-Ilmiye-Cig çok büyük emekler vermiştir. Bir nevi son yıllarda Türkçe'de Sumerlilerle ilgili ne kadar bilgi varsa , onun imzası vardır. Dönelim tekrar İnanna' ya; İnanna üzerine yazılmış en bilinen şiir, Çoban tanrısı Dumuzi ile yaptığı evliliktir. Bu evliliğin sümer ülkesine bereket, bolluk getirdiğine inanılir. Öyle ki, bu evlilik , ekonomisi tarım ve hayvancılığa dayali sümer ülkesinde, ürünlerin bol ve çeşitli olmasına, hayvanların çifter çifter yavrulamasina sebep olarak görülmüştür. Bu sebepledir ki, bu evlilik onlar için kutsal evliliktir. Çoban tanrısı Dumuzi'nin adı miladi takvimdeki temmuz ayının da köküdür. Muazzez ilmiye çığ, bu aşka ait tabletlerin çözümünü şiirsel bir dille aktarmış biz okurlarına. Eserin bütününü de tiyatro oyunu gibi sunmuş. Üç perdeden oluşuyor bu şiirsel eser. Birinci perdede , Tanrıça İnanna ile Çoban Tanrısı Dumuzi'nin evlenmelerine yer verilmiş. İkinci perdede , Tanrıça İnanna yeraltına iner. Oradan çıkabilmenin tek yolu vardır. O da, yerini başka birine birakmasidir. Bu kişi de kendini aldattığını düşündüğü kocası Dumuzi'dir. Kendisi yerine Dumuzi yeraltına gönderilir. Üçüncü perdede ise Dumuzi'nin birçok uğraştam sonra yeraltından çıkarak karısıyla birleşmesini, böylece bereket getirecek yeni yılın başlamasını konu eder. Sumerler öğrenilmesi gereken bir konu. Bu eser de başlangıç sayılabilir. Tavsiye ederim. (Barış)
Merhaba dostlar. Söze önce İnanna kimdir onunla başlayalım istiyorum. İnanna, Sümerlerin her şeyidir desek yeridir. Onunla yatar onunla kalkarlar. Kendilerinde ne varsa onunla paylaşırlar. Ellerindeki toprak ve suyu yani hayatlarındaki en kıymetli varlıkları ona ve onun yoluna adarlar. Nasıl adamasınlar? Aşk, bereket, savaş ve bilgelik tanrıçasıdır o. O olmazsa yaşadıklarını bile düşünemezler. Nasıl düşünsünler ki o Cennetin Kadını’dır. Adı da Sümerce bu anlama gelir zaten. Sembolünde 8 köşeli yıldız bulunur. Aslan ile sembolize edilir. Tabi bunun yanında kitapta birçok figürle beraber bu resimlerin ayrı ayrı paylaşımı da güzel olmuş. O devre ait böyle şeyler görmek insanı mutlu ediyor aslında. Resim ve yazılar da olmasa nasıl fikir sahibi olacağız ki, değil mi? Kitabın tiyatro şeklinde yazımı da güzel düşünülmüş. Sadece tarihi bilgiler şeklinde olsa okuyucuyu sıkma durumu vardı ama kim tiyatrodan sıkılır ki be canlar? Sırasıyla Tanrıça’nın eş seçimi (Dumuzi), evlenmesi, yeraltına gidişi, kurtuluşu, kocasını baştan çıkan kızı yakalaması ve öldürmesi, Dumuzi’nin kaçışı ve tekrar yer altına götürülmesi, Dumuzi’nin kardeşinin (adını unuttum) ağabeyi için kendini feda edip yer altına inmesi, her ilkbaharda yer altından çıkan Dumuzi ile İnanna’nın birleşmesi ve o dönem için asıl manası olan şey: Bu birleşmenin, ülkenin kralı ve yüksek düzeyde bir rahibenin evlenmesiyle sembolize edip bunanla başlayan yeni yıl kutlama şenlikleri. Güzel bir eser olduğuna inanıyorum. Zaten çok uzun değil, sizleri de sıkmaz. Tavsiye eder, keyifli okumalar dilerim. Esen kalın efendim.. (Sadık Kocak)
Kitabın Yazarı Muazzez İlmiye Çığ Kimdir?
Muazzez İlmiye Çığ, (20 Haziran 1914, Bursa), Türk sümerolog.
Biyografi
Ailesi köken olarak Kırımlı göçmenlerden olup babası Kırım'dan Amasya, Merzifon'a, annesi ise Kırım'dan Bursa'ya göçmüştür. Ailesi İzmir'de yaşamaktayken, 15 Mayıs 1919 tarihinde meydana gelen İzmir'in işgali ardından daha güvenli bir yer olan Çorum'a yerleşti.
Eğitim ve kariyer
İlkokula Çorum'da başladı. Daha sonra ailece Bursa'ya taşındılar. Bursa'da özel bir okul olan Bizim Mektep'te Fransızca ve keman dersleri aldı. 1926'da sınavla Bursa Kız Muallim Mektebi'ne (Bursa Kız Öğretmen Okulu) girdi. 1931 yılında mezun oldu ve babasının da öğretmenlik yapmakta olduğu Eskişehir'e tayin oldu. Eskişehir'de öğretmenlik mesleğini dört buçuk yıl yaptı.
15 Şubat 1936 tarihinde Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi Hititoloji bölümüne kaydoldu. Nazi Almanyası'ndan Türkiye'ye iltica etmiş olan ve Ankara Üniversitesi'nde dersler veren Prof. Dr. Hans Gustav Guterbock'dan Hitit Dili ve Kültürü derslerini, Prof. Dr. Benno Landsberger'den Sümer ve Akad Dilleri ve Mezopotamya Kültürü derslerini aldı. 1940 yılında Ankara Üniversitesinden mezun olduktan sonra İstanbul Eski Şark Eserleri Müzesi Çiviyazılı Belgeler Arşivine uzman olarak atandı. Aynı yıl Kemal Çığ ile evlenmişti. Müzede çalıştığı 31 yıl boyunca meslektaşı Hatice Kızılay ve Dr. F. R. Kraus ile birlikte müzenin deposunda bulunan Sümer, Akad ve Hitit dillerinde yazılmış on binlerce tableti temizleyip, sınıflandırıp numaralandırdı, 74.000 tabletten oluşan çivi yazılı belgeler arşivini oluşturdu, 3.000 tabletin kopyasını yapıp katalog halinde yayımladı.
1957'de Münih'teki Oryantalistler Kongresi'ne katıldı. 1960'da Heidelberg Üniversitesi'nde altı aylık bir çalışma yaptı. 1965'de Roma'da sergilenen Hitit sergisini bu şehirden alarak Londra'ya götürdü. 1972'de emekliye ayrıldı.
Emeklilikten sonra bir süre yurtdışında yaşayan Muazzez İlmiye Çığ, 1988'de Philadelphia'daki Asuroloji kongresine katıldı. Prof. Kramer'in History Begins at Sumer adlı kitabını Türkçeye çevirdi ve kitap 1990'da Tarih Sümerle Başlar adıyla Türk Tarih Kurumu tarafından yayımlandı. Kitabın çok ilgi görmesi üzerine 1993'te çocuklara yönelik Zaman Tüneliyle Sümerlere Yolculuk da dahil Sümer ve Hitit kültürlerini tanıtan 13 kitap yazdı.
Muazzez İlmiye Çığ Kitapları - Eserleri
- Kur'an, İncil ve Tevrat'ın Sumer'deki Kökeni
- Gilgameş
- Sumerli Ludingirra
- İnanna'nın Aşkı
- İbrahim Peygamber
- Uygarlığın Kökeni Sumerliler - 1
- Bereket Kültü ve Mabet Fahişeliği
- Sumerlilerde Tufan Tufan'da Türkler
- Hititler ve Hattuşa
- Atatürk ve Sumerliler
- Uygarlığın Kökeni Sümerliler 2
- Zaman Tüneliyle Sümer'e Yolculuk
- Ortadoğu Uygarlık Mirası -1
- Sumerliler Türklerin Bir Koludur
- Ortadoğu Uygarlık Mirası -2
- Atatürk Düşünüyor
- Uyanın Artık!
- Vatandaşlık Tepkilerim
- Sümer Hayvan Masalları
- Atatürk Düşünüyor
- Çam Bayramı
- Sevgili Çocuklar
- Yandı İçim
Muazzez İlmiye Çığ Alıntıları - Sözleri
- "Babil kulesinin, Mezopotamya'nın ziguratları olduğuna kuşku yok. İbraniler onları yıkılmış halde gördüler. Bu yıkılmış ve harap olmuş kule kalıntılarının, insanların korumasızlığını, güce karşı duyulan isteğin insanlara verdiği üzüntüleri sembolize ettiğini söylüyor." (Kur'an, İncil ve Tevrat'ın Sumer'deki Kökeni)
- Ayrıca Türk gençliğini laikliğin dışında yetiştirmeye yeltenecek olanlar, bu devlete, bu ulusa en büyük kötülüğü yapmış olacaklardır. (Atatürk Düşünüyor)
- El ele uyumak iyidir. Kalp kalbe uyumak daha tatlıdır (İnanna'nın Aşkı)
- Alım satım, borçlanma, kira, miras bölüştürme gibi her türlü hukuksal işlerin birer yazılı antlaşma ile yapılması ilk Sümerlilerde başlamıştır. Evlenme boşanmalar da, yasal sayılması için yazılı bir antlaşma ile kanıtlanmalıydı. Taşınmaz mallar ilk olarak bir kadastro yoluyla Sümer'de güvenceye alınmıştır. Vergi dengesizliğini, kırtasiyeciliği, zorbalığı, rüşveti önlemek, kadın ve erkeğin eşit işe eşit ücret almasını sağlamak amacıyla ilk reform yapan yine Sümerliler olmuştur. (Kur'an, İncil ve Tevrat'ın Sumer'deki Kökeni)
- "Evrenin yaratılışı hakkındaki bilgiler, çeşitli şiirlerin giriş kısımlarından alınmıştır. Bu yazılara göre ilk önce büyük bir karışıklık gerçekleşiyor ve her tarafı şu kaplıyor. Bu suyun Namma adlı bir tanrıçası vardı. Bu tanrıça bu sudan bir dağ çıkarıyor. Bu dağın üstü gök, altı yerdir. Bu ikisinin birleşmesinden Hava Tanrısı Enlil oluyor. Enlil bu dağı ikiye ayırıyor ve üstünü Gök Tanrısı An, altını da Yer Tanrıçası Ninki ile Enlil alıyorlar. Yer dişi olarak algılanıyor. Böylece yer, gök ve hava yaratılmış oluyor. Enlil adındaki lil hava, soluk ve ruh anlamına gelmektedir. Genişleyen hareket eden bir varlık olan lil bizim atmosferimizle özdeş. İlginç olanı, tanrının yazdırdığına inanılan hiçbir din kitabında, havadan söz edilmemesidir. Güneş, ay, gezegenler ve yıldızların hemen hepsi aynı maddeden oluşmuşlar, fakat ayrıca çeşitli aydınlatma ile donatılmışlar. Gök ve yeri her taraftan kuşatan bir deniz vardı ki, hepsi bunun içinde sanki hareket etmeden duruyorlardı. Gök, kubbe şeklinde tek bir maddeyle örtülmüş olarak algılanmış. Bu maddenin ne olduğu bilinmiyor. Fakat Sumerliler kalaya gök madeni dediklerine göre belki göğü kalaydan oluşmuş gibi düşünmüşlerdir. Göğe büyük yüksek, deniyor. Burada gök ve yeryüzü tanrıları oturuyor. Yer de, yeryüzü ile onun altından oluşuyor ki, buna da büyük aşağı deniyor. Burada da yeraltı tanrıları bulunuyor." (Uygarlığın Kökeni Sumerliler - 1)
- Bütün bu görevlerin üstünde en önemli görev rahibelerin tapınak fahişeliği idi. Bu rahibeler tanrı namına seks yaptıkları için kutsal sayılıyordu. Bu yüzden onların diğer kadınlardan ayrılmaları için başlarını örtmeleri zorunlu idi. Bu baş örtmeyi İÖ 1600 yıllarında bir Asur kralı yaptığı kanunda evli ve dul kadınlara da uygulamaya başlamıştır ki, böylece onları da meşru seks yapan kutsal kadın sınıfına sokmuştur. Bu adet daha sonra Yahudi kadınlarına uygulanmış. Hıristiyanlıkta rahibelerin baş örtmesi şeklinde sürmüş. Müslümanlıkta ise erkekten kaçma haline dönüşmüştür. (Uygarlığın Kökeni Sümerliler 2)
- Bilmem biliyor musunuz, suyu ve sıcağı bol olan bizim ülkede hurma ağacı pek çoktur.En önemli meyvemizdir hurma .Üzüm bağlarımız da var ,fakat üzümü daha çok şarap yapmak için kullanıyorlar . (Zaman Tüneliyle Sümer'e Yolculuk)
- Dumuzi, bir elini İnanna'nın kalbine koyarak "El ele uyumak tatlıdır, kalp kalbe uyumak daha tatlıdır" diyor. (İnanna'nın Aşkı)
- Sumerliler gökyüzünü incelemişler; ayın hareketlerine göre seneyi otuzar günlük 12 aya bölmüşler. Güneş sistemine göre de her yıl artan 10 günleri toplayarak üç yılda bir seneyi 13 ay yapmışlar. (Kur'an, İncil ve Tevrat'ın Sumer'deki Kökeni)
- Kral Hammurabi ( biz hâlâ "kanun, kanun" diye uğraşaduralım) meşhur kanununda, kira ile ilgili maddeleri sıralayıvermiş bile. Kiradan sonra bina ile ilgili diğer hususları da ihmal etmemiş. Çamurdan yapıp pişirdiği ve çivi ile yazdırdığı kanun kitabında inşaatçıların hileye sapmalarını önlemek için için de demiş ki: "Eğer bir mimar, bir şahsa bir ev yapar da sağlam olmadığı için yıkılırsa ve bu suretle evin sahibinin ölümüne sebep olursa kendisi de öldürülecek, sahibinin oğlu ölürse mimarın da oğlu öldürülecek, kölesi ölürse yerine başka bir köle verilecek, eğer eşyalara zarar vermişse bütün eşyaları tazmin edecek ve evi sağlam yapmadığı için yıkıldığından tekrar onu yapacak ve ev sahibinden para istemeyecektir. " (Ortadoğu Uygarlık Mirası -2)
- "El ele uyumak tatlıdır,kalp kalbe uyumak daha tatlıdır." (İnanna'nın Aşkı)
- Bizim devletimizin ve halkımızın başına gelenler pişmiş tavuğun başına gelmemiştir. Onları bir bir anlatmaya kalksam kitaplar almaz. (Sumerli Ludingirra)
- Zaman zaman Dada'ya "Ben öğrendiklerimi sana anlatıyorum. Acaba seni sıkıyor muyum?" diye sorardı. Arkasından "Atalarımız 'Biliyorsan neden öğretmiyorsun?' demiş, ben de bildiğimi birine anlatmazsam rahat edemiyorum." diye eklerdi. (Zaman Tüneliyle Sümer'e Yolculuk)
- Türkiye'de Atatürk Devrimi'yle birlikte tam üç devrim birden yaptık. 1- Rönesans, 2- Sanayi Devrimi, 3- Fransız Devrimi. (Atatürk ve Sumerliler)
- Benim için sevgi her şeyden üstün. Saygı sevgiyle olursa değeri var. Korkudan gelen saygının hiç önemi yok. (Atatürk Düşünüyor)
- Cinsel gücü sağlamak için, ister kadın, ister erkek olsun, ona siyahlar giydiriyor büyü yapan. Orasına burasına siyah yünler bağlıyor. Sonra onların hepsini çıkartıp nehre atıyor ve "Bunları bu kimsenin üzerinden aldığım gibi, o her ne günahtan bu hale geldiyse, onun günahı da böylece üzerinden alınsın!" diyor. (Hititler ve Hattuşa)
- Tanrı adına insanlari sömürmek. Tarih boyunca ya Tanrılar adına ya da yö- neticiler adına insanlar sömürülmüş, durmuş" dedi. (Hititler ve Hattuşa)
- Sümerlilerin 6000 yıl önce Asya topraklarından gelip yerleştikleri yer, bugünkü Bağdat şehrinin biraz kuzeyinden başlayarak Basra Körfezi'ne kadar uzanan Mezopotamya'nın alt yarısını kaplamaktadır. Burada iklim çok sıcak ve kurak. Toprağı kuru ve verimsiz. Nehirlerin geçtiği dümdüz bir arazi. Ne maden, ne de taş görünüyor etrafta. Bol kamışlık ve sazlıkla kaplı. İşte böyle bir yere gelip yerleşen Sümerliler, bir zaman sonra üstün yetenekleri ve çalışkanlıkları ile kanallar açarak kuru toprağı sulamışlar, bataklıkları kurutmuşlar, orasını her türlü ürünü elde edebilecekleri tarlalar ve bahçelerle donatmışlar. (Uygarlığın Kökeni Sümerliler 2)
- Cumhuriyet sonrası verilen Ekim, Kasım, Aralık, Ocak ay adları dışında diğer ay adları çeşitli kültürlerden gelmedir. Şubat-Akadca, Mart-Latince, Nisan/Nisag - Sumerce, Mayıs-Latince ( Hermes'in annesi Maya'dan geliyor), Haziran-Aramice, Temmuz/ Dumuzi- Sumerce, Ağustos- Latince, Eylül- Akadca. (Ortadoğu Uygarlık Mirası -2)
- Bizim annelerimiz ve babalarımız hep öğretmene saygılı olmamızı, okulu sevmemizi söylerler. Öğretmenler kutsal kimselerdir bizim için. Sizce de öyle değil mi? Bize okumayı yazmayı bütün bilgileri, büyük bir özveri ile öğreten onlar. Ama bazen onların bu değerini unutup arkalarından söylendiğimiz de olmuyor değil. (Zaman Tüneliyle Sümer'e Yolculuk)