TÜVTÜRK

Kan ve Külden - Jennifer L. Armentrout Kitap özeti, konusu ve incelemesi

Kan ve Külden kimin eseri? Kan ve Külden kitabının yazarı kimdir? Kan ve Külden konusu ve anafikri nedir? Kan ve Külden kitabı ne anlatıyor? Kan ve Külden PDF indirme linki var mı? Kan ve Külden kitabının yazarı Jennifer L. Armentrout kimdir? İşte Kan ve Külden kitabı özeti, sözleri, yorumları ve incelemesi...

  • 03.05.2022 17:00
Kan ve Külden - Jennifer L. Armentrout Kitap özeti, konusu ve incelemesi

Kitap Künyesi

Yazar: Jennifer L. Armentrout

Çevirmen: Arif Dursun

Editör: Senem Kale

Yayın Evi: Dex Kitap

İSBN: 9786050984149

Sayfa Sayısı: 680

Kan ve Külden Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti

Büyüleyici, seksi ve nefes kesici… Kan ve Külden, bağımlılık yaratan şaşırtıcı bir fantastik şaheser.

Bir Bakire…

Doğumundan itibaren yeni bir çağı başlatmak için seçilen Poppy’nin hayatı hiçbir zaman kendisine ait olmamıştı. Bakire’nin hayatı yalnız yaşanır. Asla dokunulmaz. Asla bakılmaz. Asla konuşulmaz. Asla bir zevk yaşamaz. Yükseliş gününü beklerken, tanrılar tarafından değerli bulunmaya hazırlanmaktansa muhafızlarla birlikte, ailesini elinden alan kötülüğe karşı savaşmayı tercih ederdi. Ama seçim, hiç onun olmadı.

Bir Görev…

Tüm krallığın geleceği Poppy’nin omuzlarında. Bunu istemiyor aslında. Çünkü bir Bakire’nin de kalbi var. Ve bir ruhu. Ve güçlü arzuları. Yükselişi için onu korumakla görevli, altın gözlü bir muhafız olan Hawke hayatına girdiğinde, kaderi ve görevi arzu ve istekleriyle çatışıyor. Hawke onu kızdırıp, inandığı her şeyi sorgulamasını sağlayacak ve yasaklarla onu ayartacak.

Bir Krallık…

Tanrıların terk ettiği, ölümlülerin ise korktuğu düşmüş bir krallık bir kez daha yükseliyor. Kendilerine ait olduğuna inandıkları şeyi şiddet ve intikam yoluyla geri almaya kararlılar. Lanetlilerin gölgesi yaklaştıkça, yasak olanla doğru olan arasındaki çizgi bulanıklaşıyor. Poppy, dünyasını bir arada tutan her kana bulanmış iplik çözülmeye başladığında sadece kalbini kaybetmenin ve tanrılar tarafından değersiz bulunmanın eşiğinde değil, aynı zamanda hayatı da tehlikede.

Kan ve Külden Alıntıları - Sözleri

  • Gerçek, korkuları hafifletmek için tasarlanmamıştır
  • Bazı şeyler, kelimelere dökülünce hayat bulurdu.
  • Bazen ölenleri hatırlamak, kendi ölümlülüğünüzle yüzleşmek anlamına gelir
  • Acı? Öyleydi ama hissettiğim en kötü şey değil. Fiziksel acı her zaman sıcaktır ve geçicidir , ancak zihinsel, duygusal acı... en sağuk günde buzda banyo yapmak gibidir. Bu tür bir acı çok daha kötüdür.
  • ...Burada bulunan şeyin aşkla bir ilgisi yoktu... Herkes yalnızdı, kalpleri artık sahip olamayacakları birine ait olsa da olmasa da.
  • Hawke elini kılıcının kabzasına koydu ve hafifçe eğildi, bakışları bir kez bile benimkileri terk etmedi. “Kılıcımla ve hayatımla seni güvende tutmaya yemin ediyorum, Penellaphe,” dedi derin ve pürüzsüz bir sesle ve sesi bana zengin aromalı erimiş çikolatayı anımsattı. “Şu andan itibaren sonsuza dek, seninim.”
  • Cehaletin karanlığında olmak gerçek korkudan çok daha tehlikeliydi.
  • Muhafız başının arkasını kavradığında bile “Kan ve Külden,” diye bağırdı. “Yükseleceğiz! Kan ve Külden doğacağız!” Defalarca, muhafızlar onu kalabalığın içinde sürüklerken bile kelimeleri bağırdı.
  • Güzellik görenin gözünde saklıdır, kusurlar ise kabul edilemez.
  • Öyleyse, fark ettiğimden daha fazla birbirimize benziyorduk.Her ne kadar onlar Kraliyet Sarayına, geleneksel Ayin sırasında on üçüncü yaş günlerinde verilen ikinci kız ve erkek çocukları olsalar bile.Ve ben...Teerman Kalesi'nden Penallaphe, Balfourların Akrabası ve Kraliçe'nin favorisiydim. Ben işte o Bakire'ydim. Seçilmiş olandım.

Kan ve Külden İncelemesi - Şahsi Yorumlar

Herkese merhaba, son zamanların enn popüler kitaplarından biri olan Kan ve Külden’in incelemesiyle geldim. Kitaba o kadar yüksek puanlar verilmiş ki 1000kitap’ta ortalaması 9.4’ken ben 7 verince 9.2’ye düştü fjjdfjfd. Daha fazla insan yorum girdikçe ortalama biraz daha dengelenir ama 9’un altına düşeceğini sanmıyorum. Uzun lafın kısası kitap baya beğenildi. Yurtdışında zaten inanılmaz popülerdi, burada çevirilene kadar bütün yabancı hesaplarda sürekli görüyordum ama öyle böyle değil, cidden herkes okumuştu. Haliyle çok büyük bir beklentiye girmiştim. Çıkar çıkmaz da aldım (evet dex yayınları, evet cüzdanımın ruhuna el fatiha…) Aslında kitap güzeldi. Genel olarak bakınca keyif aldığım yerler, sevdiğim karakterler oldu. Kurgu da fena değildi. Şimdi diyeceksiniz ki bunları sevdiysen neyi sevmedin de 7 puan verdin. Kitap oldukça akıcıydı ve akıcı olduğu için ufak sıkıntılar varsa bile gözüme çarpmayacağını düşünmüştüm ama bazı hatalar beni rahatsız etti. Detaycı biri değilseniz rahatça okursunuz belki ama ben kitabın en büyük üç sorunundan bahsedeceğim: 1: Kitaplarda hikayenin başlangıç noktası denilen çok temel bir yer var bildiğiniz gibi. Genellikle önce biraz karakterin normal düzenini okuruz ve sonra öyle bir şey olur ki karakterlerimizin hayatında önemli bir şeyler değişir. Bu başlangıcın öncesindeki kısım yazarın tarzına göre değişir ve kısa ya da uzun olabilir. Ama bu kısım karakteri ve dünyayı tanımamız için önemlidir. Kan ve Külden kitabını okurken yazarın hikayeyi, bir şeylerin başladığı noktanın çok çok gerisinden başlattığını düşündüm. İlk 400 sayfa boyunca tabii ki bir şeyler oluyor ama olaylar bana biraz gecikmiş gibi geldi. Ortamın vb değişmesi için 400 sayfa çok geç bence. Yani o ilk 400 sayfayı okuduktan sonra orada en fazla 100 sayfalık olay olduğunu fark ettim, yazar çok sündürmüş sebepsiz yere. 2: Diyaloglardan sonra sıklıkla ‘dedi’ kelimesi kullanılır ve okurken biz bu kelimeyi filtreleriz, görmeyiz bile. Bu yüzden gerekmedikçe zarf ya da durum bildiren şeylerin fazla kullanımı okuyucunun zihnindeki o hızlı okumayı bölebilir. Durum bildiren ifadeden kastım da mesela ağır duygu yüklü bir sahnede, ‘dedi’ yerine ‘belirtti’ gibi bir kelimenin kullanılması. (Bu kısım kitaptan değil, örnek.) Karakter ölen bir yakınının başında ağlarken isyan edip etrafındakilere bağırıyor olsun. “Bir şeyler yapın,” gibi bir cümle söylesin. ‘“Bir şeyler yapın,” diye haykırdı’ ifadesi ile ‘“Bir şeyler yapın,” diye istekte bulundum,’ ifadesi bence çok farklı ve özellikle birinci kişi ağzından olunca daha çok kendini fark ettirdi. Sanki resmi bir yazı okuyormuş gibi hissettiriyor ‘istekte bulundum, belirttim…’ gibi şeyler. Bir de bu üslup kitabın genelinde de hakimdi. Karakterin duygularına nadiren yakın hissettim. 3: Bu söyleyeceğim tuhaf gelebilir ama kitapta bana okuduğumu hatırlatan çok fazla öge vardı. Kitabı kafamızda oynayan bir film gibi düşünün, 2’de söylediğim durum gibi bazı şeyleri de bu filmi sürekli olarak duraklatıyor gibi. Olaylarla aramızda, bakış açısından okuduğumuz karakterin varlığını bize hatırlatıp duruyordu. “Ayağımın altında yumuşak halıyı hissettim,” cümlesi yerine “Ayağımın altındaki halı yumuşaktı,” denebilirdi(örnek). Tabii ki ilk cümle tarzında da yazabilir ama kitaptaki betimlemelerin çoğu ilk örnekteki gibi olunca benim dikkatim dağıldı açıkçası. Bu üç sorun biraz teknik detaya giriyor, dediğim gibi böyle şeyleri takmayan biriyseniz hiçbir şekilde rahatsız olacağınızı sanmıyorum. Kitapta sevdiğim şeylerse asıl olayın biraz geç başlamasına rağmen yine de o 400 sayfanın su gibi akıp gitmesiydi. Hawke karakteri övüldüğü kadar varmış gerçekten çok sevdim, hatta keşke onun bakış açısından da kısımlar olsaydı. Poppy’ye gelince başlarda pek hoşlanmamıştım ama bunu bir sebebi yoktu, Dikenler ve Güller Sarayı’ndaki Feyre için hissettiğime benzer genel anlamda bir iticilik hissetmiştim. Sonra beklenmedik bir şekilde çok sevmeye başladım. Son elli sayfaya kadar her şey iyi gidiyordu (400-600 arası iyiydi ve sırf o kısmın hatırına 8 vermeyi düşündüm) ama son elli sayfada Poppy beni çok şaşırtacak safça şeyler yaptı, normalde yarım saatte okuyacaksam olayların saçmalığına gülmekten bir saate sarktı jfhfsh. Olaylar tahmin edilebilirdi, sadece Poppy’nin son salaklıkları beni cidden hazırlıksız yakaladı. Bir de kitaptan verilebilecek en büyük ve bana göre tek spoiler olduğu için söyleyemeyeceğim müthiş bir olay var. Son kısımlarda giren yan karakterleri sevdim, gidişata bakılırsa devam kitaplarında onları daha çok okuyacak gibiyiz. Kitap öyle bir yerde bitti ki hem aşırı aksiyonlu falan değil ve ikinci kitabın da en az ilk 200-300 sayfasının ilk kitap gibi geçeceği belli hem de çıkmasını sabırsızlıkla bekliyorum. Önümüzdeki yıl çıkacakmış, belki de yazar beni şaşırtmayı başarır. Kitapta +18 kısımlar olduğu uyarısını da yapayım. Bunun dışında tamamen genç yetişkin havasındaydı. Seçilmiş kişi temasını seviyorsanız beğenebilirsiniz. Klişe seçilmiş kişi kitaplarından çok farklı değildi ama tam olarak aynı da değildi, hatta sevdim bile diyebilirim. (duru ezel)

Beklentisi çok fazla yükseldiği için okumaya neredeyse gözü korkmuş biri olarak şu an diyorum ki From Blood and Ash bir romantik-fantezi kitabından umduğum ve umabileceğim her şey. Penellaphe, doğumunda tanrılar tarafından yeni bir dönemi başlatacak kişi olarak seçilmiştir. Solis Krallığı’ndaki herkes için o Bakire’dir. İnsanlarla fiziksel veya duygusal yakınlık kurması, gerekmedikçe konuşması ve hatta yüzünü dahi göstermesi yasak. Bakire’den beklenen krallıktaki ikinci doğan kız ve oğulların tanrılar tarafından kutsandığı ritüel günü olan Yükseliş'e dek bu kurallara uyması. “Ben Bakire’ydim, Seçilmiş olan… Ben Poppy değil; tecrübe etmesine, ihtiyaç duymasına, yaşamasına veya istemesine izin verilmeyen bir kişinin gölgesiydim.” Fakat Poppy herkesin onu gördüğünden çok daha fazlasıdır ve içten içe tanrılar tarafından değersiz bulunmanın o kadar da kötü olup olmayacağını sorguladığı bir dönemde muzip, fazlasıyla çekici kraliyet muhafızı Hawke Flynn tepetaklak olmak üzere olan hayatına giriyor. “Ben Bakire’yim, Hawke,” Ona veya belki de kendime hatırlattım. “Ve ben umursamıyorum." “Gözlerim şok ile açıldı. “Bunu söylediğine inanamıyorum” “Söyledim. Ve tekrar söyleyeceğim. Ben ne olduğunu umursamıyorum.” Hawke’ın eli sırtımdan kaydı. Bir an sonra avcunun tam bir hassasiyetle yanağıma yaslandığını hissettim. “Ben kim olduğunu umursuyorum.” Başlangıç bölümü biraz yavaş akıyor. Hikâye ilerlemiyormuş gibi hissettirdi. Diğer yandan Poppy ve Hawke'ın tanışması ise çok hızlıydı. Hava çarpması gibi. Kullanılan mekan isimleri hatta kişi isimleri anadilim İngilizce olmamasına rağmen dilime tuhaf geldi. En basitinden Poppy'nin bulunduğu dükalığın/şehrin adı, Masadonia. Makedonya... Ama okurken çok hızlı alıştım. İşte bu %15'lik girişten sonra beni ağına fena düşürdü. Poppy ona dikte edilen yaşam tarzına rağmen asla çaresiz kalmamak için dövüşmeyi, kılıç, yay kullamayı bilen; çoğu zaman konuşmasına bile izin verilmezken zihni tonlarca soruyla dolu olan bir ana karakter. Sanırım Poppy ile ilgili en sevdiğim şey Hawke hayatına girmeden öncesinde başının çaresine bakabilmeyi öğrenmiş ve düzeni kendince sorguluyor olması. “İçimde, yeterince istediğin bir şey varsa hiçbir şeyin seni durduramayacağına dair bir his var." Hawke daha sahneye girer girmez sevilen o karakterlerden. Böyle sürekli sırıtmak istememe sebep oldu. Öldü sandığım tüm ergenlik hormonlarımı canlandırdı haha Ve Poppy ile Hawke arasındaki enerji yakıyor! “İsteyip istemediğim önemli değil ve—“ “Ve istiyorsun.” Fısıltısı yanağımda dans etti. “İstediğin benim.” Nefesim kesildi. “Bu önemli değil.” “Senin ne istediğin her zaman önemli olmalı.” Kitabın sonundaki gizem daha ilk sayfalardan tahmin edilebilse de o ana dek yaşananlar nasıl izah edilecek, işin içinden çıkılacak diye meraklandım. Bu inceleme de hiç içime sinmedi. Aslında FBaA'e inceleme yazmadan ikinci kitabı okumayacaksın diye kendimi kısıtlamıştım ama yok zorla güzellik olmuyor. Üstelik A Kingdom of Flesh and Fire'ı da dayanadım okudum. Öyle sevdim işte, anlayın~ "Kılıcım ve hayatım pahasına seni güvende tutacağıma yemin ederim, Penellaphe," bana yoğun, nefis bir çikolatayı anımsatan derin ve pürüzsüz bir sesle konuştu. "Şu andan son ana dek seninim." Fark ettim ki Jennifer L. Armentrout ayakta kalan son kalelerimden. Türlerini değiştirse de karakterleri ve ilişkileriyle hep sevdiriyor. Umarım hizasını bundan sonra da bozmaz ve yıkılmaz. "Kan ve külden yükseleceğiz!" (Nur D.)

Kan ve Külden ~ #kitapyorumu ••"Ölüm, bazen en beklenmedik anda, bazen de onu beklerken ziyaret eden eski bir arkadaş gibidir." Gerek yurt dışında yabancı okurlar gerek Türk okuyucular tarafından sürekli övülen, her yerde fan artlarını görüp bayıldığım ve merakla beklediğim bir kitap: Kan ve Külden. Peki kitap bu beklentilerimi karşıladı mı? İşte o tartışılır. Esas karakterimiz Penellaphe (Poppy) Balfour, seçilmiş bir kişi, bir Bakire. 19 yaşında Tanrılara verilmek üzere büyütülüyor, yüzünü belirli kişiler dışında kimse göremiyor ve diğer insanların rahatlıkla yapabildiği çoğu şeyleri yapmasına izin verilmiyor. Dolayısıyla Poppy doğru dürüst hayatını yaşayabilmiş değil, bu yüzden hayatını yaşamak için elinden geleni yapıyor. Bir de erkek karakterimiz Hawke Flynn var ki olağan üstü boyutta yakışıklı, güçlü, esas kızımızı korumak için hayatı pahasına yemin veren birisi. Bu kadar detaylı anlattığıma göre tahmin edersiniz ki kitapta sevdiğim tek şey bu ikili oldu. İlk eleştirmek istediğim şey kesinlikle kitabın kurgusu ve yazarın bunu bize aktarma şekli. Armentrout'un daha önce Lux serisini okumuştum, yani kalemine aşinayım. Kurguyu o kadar iyi yazamasa da karakterleri güzel yazdığını düşünüyorum. Ama Lux serisi ta ne zaman yazılmış, Kan ve Külden ne zaman? Keşke biraz gelişme gösterseydi... Bu kitapta daha ilk bölümdeyken sanki bir yaz dizisi izliyormuşuz ya da basit bir gençlik kitabı okuyormuşuz gibi her şey doğrudan bize aktarılıyor. Mesela: "Benim adım şu, ben şunlardanım, ben seçilmiş Bakire'yim, bu taraf iyi taraf bakın şunlar da kötü olan taraf, Karanlık Olan diye biri var her şey bunun başının altından çıkıyor, alın bu da kafanız karışsın diye dağ taş ovaların garip isimleri" Yazar daha ilk bölümdeyken bunları doğrudan bize anlatmak yerine ilerleyen bölümlerde yavaş yavaş bilgilendirseydi çok daha hoşuma gidebilirdi. Ancak maalesef kurgunun temel yapısını resmen ilk bölümde okuyoruz ve bu sayede aslında bizi şaşırtması gereken olaylar 5 km uzaktan anlaşılıyor. Bu durum kitabın benim için fantastik açıdan sınıfta kalmasının sebebi. Bir diğer eleştirmek istediğim şey ise yine ve yine Dex. Zalim Prens'ten sonraki en berbat çeviri ve düzenleme Kan ve Külden diyebilirim. Evreni daha iyi anlayabilmek için kitabın ilk 150-200 sayfasını Türkçe basımdan okudum ancak diyaloglar ve olaylar o kadar kötü ve saçma çevrilmişti ki daha sonra orijinalden okuyup Türkçesiyle karşılaştırarak devam ettim. İnanın sıfır şakayla söylüyorum ki azıcık ingilizcesi olan birisi, "lie down" deyişini "yalan söylemek" olarak çeviremez. Çevirmen sadece paragrafı okusa ana fikri anlayıp bunu çıkarabilir, hadi çevirmenin gözünden kaçtı editör okuyup da "ya bu paragraf ne kadar saçma olmuş" diyemedi mi? Gerçekten bu durum kitabı okurken aldığım keyfi daha da azalttı. Bazen okuduğum yerde tam olarak ne demek istediğini anlamadığım için orijinaline bakmak zorunda kaldım. Eksik cümleler, yanlış çeviriler, yazım yanlışları... Konu dex olunca buna alıştık elbette ama okuyucu olarak o kadar para veriyorsak karşılığını da almak isteriz. Kitap boyunca beni şaşırtan herhangi bir olay olmadı, çoğu şey gayet tahmin edilebilirdi. Ama benden puan almasını sağlayan şey Poppy'yi çok sevmem ve Hawke ile aralarındaki ilişki oldu. Poppy'nin gerçekten güçlü bir kadın karakter olduğunu düşünüyorum, kendisini eğitmesi ve her şeye rağmen duygularını kabul edip sahiplenmesi gerçekten kendisini bana sevdirdi. Hawke ile aralarındaki diyaloglar, romantizm ve çekim ise (ki bunlar zaten kitabın %90+'ını oluşturuyor) kitabı bana biraz da olsa sevdiren şeylerdi. Kaldı ki Kan ve Külden, romantizm alanında ödül almış bir kitap olduğu için bu açıdan eleştiriyor ve başarılı olduğunu düşünüyorum. Ancak dex'in çevirisiyle okuduğunuzda bu bahsettiğim şeyler 0 duyguyla aktarılıyor, yani eğer yapabilirseniz orijinalinden okumanızı ve böylece karakterlerden daha çok keyif almanızı tavsiye ederim. Uzun lafın kısası, kitap maalesef beklentilerimin altında kaldı. Gerek kurgunun zayıflığıyla gerek çevirisinin berbatlığıyla aldığım keyif fazlasıyla düştü. Ancak son sayfalarda kurgunun gidişatı daha iyiye gidiyor gibi göründüğü için, bir de karakterleri sevdiğim için seriye devam edeceğim. Umarım ikinci kitapta yazar daha sağlam bir kurguyla ve daha kaliteli ilişkilerle karşımıza çıkar. ~~Puanım; 3.5|5 (Nur Öztürk)

Kan ve Külden PDF indirme linki var mı?

Jennifer L. Armentrout - Kan ve Külden kitabı için internette en çok yapılan aramalardan birisi de Kan ve Külden PDF linkidir. İnternette ücretli olarak satılan çoğu kitabın PDFleri bulunmaktadır. Ancak bu PDF'leri yasal olmayan yollarla indirmek ve kullanmak hem yasalara hem de ahlaka aykırıdır. Yayın evlerinin sitesinden PDF satılıyorsa indirebilirsiniz.

Kitabın Yazarı Jennifer L. Armentrout Kimdir?

Jennifer Batı Virgina’da, Martindburg şehrinde yaşıyor. Onun hakkında duyduğunuz her söylenti doğru değildir. Yazım işiyle yoğun olarak ilgilenmediği zamanlarda kitap okuyarak, egzersiz yaparak, berbat zombi filmleri izleyerek, yazıyormuş gibi yaparak, kocası ve Jack Russel köpeği Loki ile vakit geçiriyor.

Yazar olma hayali, vaktinin büyük bir kısmını kısa hikâyeler yazarak geçirdiği matematik derslerinde başladı. Bu, matematikten kötü notlar almasının da en büyük sebebidir. Jennifer genç okurlar için paranormal, bilim-kurgu, fantezi ve modern aşk hikâyeleri yazıyor. Ayrıca J. Lynn takma adıyla yetişkinler için aşk romanları da yazıyor.

Jennifer L. Armentrout Kitapları - Eserleri

  • Obsidiyen
  • Oniks
  • Opal
  • Köken
  • Direniş
  • Melez
  • Safkan
  • Tanrı
  • Apollyon
  • Avcı
  • Kimi Öptüğüne Dikkat Et!
  • Hep Seni Bekledim
  • Sağdıç
  • Saplantı
  • Kime Dokunduğuna Dikkat Et!
  • Kış Güneşi
  • Kan ve Külden
  • Kimi Seçtiğine Dikkat Et
  • Bodyguard
  • Oyuncu
  • Unutuluş
  • Lanetli
  • Geri Dönüş
  • Hep Seni İstedim
  • Güç
  • Paramparça
  • Mücadele
  • Sonsuzluğun Sonuna Dek
  • Ölene Dek Beraberiz
  • En Karanlık Yıldız
  • Cesur
  • A Kingdom of Flesh and Fire
  • Kehanet
  • The Crown of Gilded Bones
  • Ya Yarın Yoksa
  • En Aydınlık Gölge
  • The War of Two Queens
  • Elixir
  • A Shadow in the Ember
  • Hold Om Mig
  • Trust İn Me
  • Scorched -
  • The Dead List
  • Forever with You
  • Fall With Me
  • Fire In You
  • Stay with Me: A Novel
  • The Queen: A Wicked Novella
  • The Prince: A Wicked Novella
  • The King: A Wicked Novella

Jennifer L. Armentrout Alıntıları - Sözleri

  • "Orada dikilip duracak mısın yoksa gerçekten bir işe yarayacak mısın?” diye söylendi Tink, Ren’e. “Benim için kutuları yerden alır mısın?” “Tink,” diye çemkirdim. “Kutuları ben alırsam, onları bahçeye fırlatıveririm,” dedi Ren. Tink ellerini yanaklarına vurarak aniden geriye sıçradı. “Buna cesaret edemezsin.” “Hem de öyle bir ederim ki.” “Ah, Tanrım,” diye homurdandım, Ren’in etrafından dolaşarak. Kutuları yerden alıp içeri taşıdım, sonra da kanepeye fırlattım. “Dikkat et!” diye ciyakladı Tink. “İçlerinde paha biçilemez, kırılacak şeyler olabilir.” Ren arkasından kapıyı kapatırken, havada süzüldü. “Ve sen! Sen kutuları bir hanıma taşıttın.” Gözlerimi devirdim. Ren gürültülü bir nefes verdi. “Tanrım; çok sinir bozucusun.” “Ne olmuş?” Tink kanatları hararetle havayı döverek, kanepeye doğru uçtu. “Ben lastiğim, sen yapışkan!” Ren ufaklığa doğru döndü. “Ne?” “Ne söylersen söyle benden sekip gelir sana yapışır!” (Paramparça)
  • “Beni kalbimden bıçaklayacak mısın? Tekrar?" "Neden bileğimi bırakıp öğrenmiyorsun?" "Bu kulağa evet gibi geliyor.” (A Kingdom of Flesh and Fire)
  • "Alexandria'nın Apollyon olması beklense de sizin kaderinizde hep çok daha fazlası olmak vardı." Karina bana baktı. "Kabullenmesi güç olabilir fakat bunu kabullenmeniz gerekiyor." "Yoda gibi konuşuyorsun," diye mırıldandım. "Anlamadım?" "Önemli değil." (Mücadele)
  • Kendimi nasıl hissetiğimle ilgili konuşmak konusunda hiç iyi değildim. Kahretsin, kendimi nasıl hissettiğim hakkında düşünmekte bile iyi değildim. (Melez)
  • “Nasıl cadaloz bir şeysin sen böyle,” (Hep Seni Bekledim)
  • “Öyle güzelsin ki, Layla. Sonsuzluğun geri kalanında bakabileceğim bir şey seçme imkanım olsaydı seni seçer­dim.” (Kimi Seçtiğine Dikkat Et)
  • "Aptal aptallık yapandır..." (Hep Seni İstedim)
  • “I’m not afraid of her,” I whispered to my reflection. “I’m a Queen. I’m a god. I’m not afraid of her.” (The War of Two Queens)
  • “Aşktı bu; aşk değiştirebilirdi insanları.” (Kimi Seçtiğine Dikkat Et)
  • Kitaplar. Kitaplar her yerdeydi. Beş adet kitap düzgünce kanepenin köşesine dizilmişti. iki tane de sehpanın üstünde duruyordu. Bir tanesinin içinde parlak bir ayraç vardı. Diğer sehpada üç kitap daha. Bir tane de televizyon sehpasının üstünde. O kitaba da bir ayraç konmuştu. İki kitap birden mi okuyordu acaba? Yoksa daha da mı fazla? Ben bir taneyi zar zor okurken... (Unutuluş)
  • Yıldızlar... ne kadar güzel olsalar da, çok uzaktaydılar (Hep Seni Bekledim)
  • “Seninleyken kendimi bir canavar gibi hissetmiyorum. Öyle olduğumu unutuyorum. Bana bunu hak ettirmeyen şeyleri yaptığımı unutuyorum.” (Geri Dönüş)
  • Bazen… bazen sanki bir tuzak kurulmuş da hepimiz dörtnala koşup tuzakla düşmüşüz gibi geliyordu. (Opal)
  • She was hugging me, and I didn’t know how to respond to that for several seconds. My senses were overloaded as I lifted my arms and wrapped them around her, returning the gesture stiffly. The hug felt awkward and strange…but then it felt like something wonderful. Ezra embraced me—squeezed me tightly—and then let go. “I love you, Sera.” Overwhelmed, I watched her step back and smile shakily. I stood there as she turned and made her way back to the carriage. I didn’t breathe until she was inside. I swallowed thickly, briefly closing my eyes. “I love you, too,” I whispered. (A Shadow in the Ember)
  • I loved him. I was in love with him, even though that love had been built on a foundation of lies. I loved him even though there was so much I didn’t know about him. I loved him even though I knew I was a willing pawn to him. (A Kingdom of Flesh and Fire)
  • Korku zayıflık değildir. Sadece üstesinden gelmen gereken bir durumun işaretidir. (Tanrı)
  • Herkes rahat olabilir. Buraya kargaşa çıkarmaya ya da çatıyı başınıza yıkmaya gelmedim." "Nasıl?" diye mırıldandı Deacon. "Sen nasıl..." "Uzun hikâye ve içimden açıklama yapmak gelmiyor hiç." (Mücadele)
  • "Biliyor musun?" Aiden'a meydan okuyan bir bakış fırlattım. "Gidelim. Hadi, Seth. Âşık kavgamıza devam edelim biz." Duvardan ayrılan Seth tek kaşını kaldırdı. "Evet, aşkım, bu kulağa çok hoş geliyor. Hançeri unutma da gözümü oyabilesin" (Safkan)
  • Aiden boğuk bir kahkaha atıp Alex'e baktı. Alex ona güven telkin eden bir gülümsemeyle karşılık verdi. İkisinin hemfikir oldukları belliydi. Zihinleri ve ruhları birbirine bağlıymış gibi. (Güç)
  • “I need you,” he groaned against my lips. “I need you, Poppy.”“You have me,” I told him, echoing the words I’d said to him once before. Now, they felt like an unbreakable vow. “Always.” “Always,” he repeated. (The Crown of Gilded Bones)

Yorum Yaz