Ne Kitapsız Ne Kedisiz - Bilge Karasu Kitap özeti, konusu ve incelemesi
Ne Kitapsız Ne Kedisiz kimin eseri? Ne Kitapsız Ne Kedisiz kitabının yazarı kimdir? Ne Kitapsız Ne Kedisiz konusu ve anafikri nedir? Ne Kitapsız Ne Kedisiz kitabı ne anlatıyor? Ne Kitapsız Ne Kedisiz kitabının yazarı Bilge Karasu kimdir? İşte Ne Kitapsız Ne Kedisiz kitabı özeti, sözleri, yorumları ve incelemesi...

Kitap Künyesi
Yazar: Bilge Karasu
Editör: Sosi Dolanoğlu
Yayın Evi: Metis Yayıncılık
İSBN: 9789753420563
Sayfa Sayısı: 96
Ne Kitapsız Ne Kedisiz Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti
"Ona bakıyorum. Susuyor. Önüne bakıyor. Çocukluğundan beri bu oyunu oynar: Gözetlenme oyununu. Önceleri belki bir suçluluk duygusuydu bu: Kendisine dikilen göz Tanrının, anasının, büyüklerden birinin, sevmediği birinin gözü olur, kınardı o anda yaptığını. Adı konmadan yaşanırdı bu suçluluk. Şimdi ise gerçekten bir oyun: kimi dakikayı, "bakan, gören varmış gibi yaşamak"..Karasu kendi kendine birşeyler anlatır, gözetlenme oyunu da o sıra oynanır. Bakan göz o anlatılanı dinlemektedir. Nasıl gözse!..
İşte bundan ötürü bakıyorum ona. Baktığımı biliyor, susuyor, önüne bakıyor. Ne düşündüğünü bildiğimi biliyor."
(Arka Kapak)
Ne Kitapsız Ne Kedisiz Alıntıları - Sözleri
- Sevgi ise, ısmarlama olmaz; yaşayarak öğretilecek/öğrenilecek bir şeydir sevgi.
- Zaman geçtikçe değişiyoruz; her şeyden önce, önem verdiklerimiz değişiyor. İstediklerimiz, aradıklarımız değişiyor.
- Sevgi ise, ısmarlama olmaz; yaşayarak öğretilecek/öğrenilecek bir şeydir sevgi.
- Sevgi ise, ısmarlama olmaz; yaşayarak öğretilecek/öğrenilecek bir şeydir sevgi.
- Yaşamak, pek çok şeyden kopmasını öğrenmektir de.
- Sevgi ise, ısmarlama olmaz; yaşayarak öğretilecek/öğrenilecek bir şeydir sevgi.
- Yolculuk bir yola vurmaktır kendini; karşı yakaya ulaşmanın bütün hazlarıyla acılarını, güçlükleriyle kolaylıklarını yaşatacak bir yola...
- Okur kitap arar ama, kitabın da okuru bulduğunu ben çok gördüm.
- ... ölenlerin ardından yaşandığını, ölenle ölünmediğini herkes bir gün öğrenir. Ama eksilerek, azalarak, sakatlanarak, biryeri koparak yaşandığını...
- "..İnsan okumaya meraklıysa, birçok kitabı okumak ister, alır (edinir). Okumanın düzeni ise, değişebilir; hızı önceden kestirilemez (örneğin, okunmak üzere sıraya koyduğum beş-on kitap olmuştur ama beşini-onunu art arda okuduğum olmamıştır. Araya, gerekli ya da gereksiz, başka kitaplar girmiştir...)"
- İnsan okumaya meraklıysa, birçok kitabı okumak ister, alır (edinir.)
- Durmaksızın öğrenmek gerekiyor; kendini tanımak, her günün değişikliğine kendini uyarlamak.
- Ama hayvanlarımız konuğumuz değil. Yaşam ortağımız. "Köle" hiç değil.
- Oysa böbürlenmek neye yarar? Ölümün eşitleyiciliğini unutmağa, olsa olsa.
- ¶¶ yıl sonunda okumalarımın sayısını genellikle pek yetersiz buluyorum. Çok daha fazla okumam gerektiğini düşünerek yaşadığım söylenebilir ¶¶
Ne Kitapsız Ne Kedisiz İncelemesi - Şahsi Yorumlar
Oturduğum semtin çiçek pasajında çiçek gibi bir kitapçıya uğradım geçenlerde. Ara ara uğrar havasından, dokusundan beslenirim bu güzel yerin. Raflara göz atarken bir abi geldi yanıma. Kitaplar, yazarlar hakkında konuşurken birden çocuksu bir sevinçle yanımdan ayrıldı ve döndüğünde elinde bu kitap vardı. Çok seveceğimi düşünmüş mutlaka okumam gerekmiş. Kitabın ismi dahi beni kendine çekmişken böylesi güzel bir üslupla yapılan tavsiyeyi reddetmek ahmaklık olur diye düşündüm ve kitapçıdan çantamda Ne Kitapsız Ne Kedisiz ile ayrıldım :)) Yazarın okuduğum ilk eseri olan bu kitap 8 denemeden oluşmakta. Deneme okumayı sevdiğim için beğendiğim bir eser oldu. Düşündürücü üslubu dolayısıyla eseri okumam kolay olmadı. Yine de güzel bir Bilge Karasu başlangıcı yaptığımı düşünüyorum. Umarım devamı gelir :)) (Bu arada kitapçıdaki ağabey demişti ki: "Bilge Karasu'nun eserlerinde "ve" bağlacı göremezsin. Okurken çok aradım cidden bulamadım. Bulan olursa haberdar eylesin...) (Gözde Karadağ)
Ne İncelemesiz Ne Kedisiz: Bilge Karasu`nun eserlerinin içeriklerini anlamanın, internetteki ve kitap kapaklarındaki bilgi eksikliği hasebiyle -ben dahil- okurlara zorluk yaşatabilecek bir durum olarak görüyorum, bu yüzden okuduğum (Göçmüş Kediler Bahçesi, Ne Kitapsız Ne Kedisiz) ve okuyacağım bütün kitaplarını inceleme kararı verdim. Umarım bu incelemelerin, bir kişiye de olsa faydası dokunur ve Türk yazınının bu çok değerli isminin daha çok tanınmasına ufak da olsa bir payım dokunur (bu ilk incelemem biraz da yazarın tanıtımı gibi olacak, zira bu kitabın ismi sebebiyle en çok ilgi çeken kitabı olduğunu düşünüyorum. Daha sonraki incelemelerde bu kısmı atlayacağım tabii). Bilge Karasu, işlenmiş, yoğun ve imgelerle bezeli diliyle öne çıkan, insanın yaşam, ölüm, sevgi ve özlem gibi en temel duygularını felsefi bir bakış açısıyla ele alan, öykü ağırlıklı yazmakla beraber deneme ve roman alanlarında da eser vermiş bir yazardır. Ne Kitapsız Ne Kedisiz, onun en basit olgu ve olayları bile derinlemesine irdeleyebilen kaleminden çıkmış 8 denemeden oluşuyor: Ne Kitaplı Ne Kitapsız/İmge Üretiminde Roman Hala İlk Sırada/İletişimin Güçlükleri Üzerine Yerli Yersiz Sözler/”Yeni” Dediğimiz Üzerine/Cinayetin Azı Çoğu/Bir Hayvanla Yaşamak/”Dostlarım Üzerine” Diye Söze Girişerek…/Bilge Karasu Adlı Birinin 50. Yaşı Üzerine Metin Taslağı. Bu denemeleri sınıflandıracak olursam “Cinayetin Azı Çoğu” ve “Bir Hayvanla Yaşamak” metinlerini bir grup, geri kalanını ise bir grup halinde değerlendirmeliyim, bu saydığım iki denemeden oluşan grup kitabın “Ne Kedisiz” kısmını oluştururken, geri kalanı “Ne Kitapsız” kısmını oluşturuyor diyebiliriz. İlk grup anlaşılması nispeten kolay iki metin ve saf bir hayvan sevgisi sunuyor bize, tabii bu metinlerin büsbütün basit konulara değindiği anlamına gelmiyor, Bilge Karasu, “Bilge Karasu`luk” yapmağa devam ediyor ve bu iki kısa metinde doğaya müdahale etmemenin, hayvan haklarının ve hayvanlara saygı ve sevgi beslemenin “felsefesini yapıyor” okurlarına. İkinci grupta ise öncekinden de yoğun bir üslup karşılıyor bizi ve yazarın üzerine kafa yorduğu imgenin öznelliği, yaşlanmak, insan ilişkileri gibi konulara, onun zihninin penceresinden bakmak fırsatı buluyoruz. İşte bu kısım, Bilge Karasu`nun neden Türkiye’nin en ünlü yazarlarından biri olmadığını bir kez daha gözlerimiz önüne seriyor: üslubu alışıldık yazarlarımızdan çok farklı, arı bir Türkçe kullanmak için yabancı kelimelerden alabildiğine uzak duruyor ve kendi yarattığı -yahut nispeten yerel, yahut fazlasıyla akademik- kelimeleri kullanarak inanılmaz imgeler içinde yüzen (kitabın son metninde imgelerle kafayı bozmuş olduğunu kendisi de belirtiyor) ağ gibi örülmüş metinler kurguluyor. Bu durum Bilge Karasu`nun popülerleşmesine engel olsa da onun farkında olan yahut edebiyatına girmek isteyen okurları ondan uzaklaştırmamalı, zira Bilge Karasu, bütün kapalılığıyla, bütün zorluğu ve anlaşılmazlığıyla, her bir cümlesi tekrar tekrar okunup üzerine düşünülmeye değecek muhteşem kitaplara imza atmış, olağanüstü bir yazar. Bu eşi benzeri olmayan yazara kesinlikle şans vermenizi öneriyor, iyi okumalar diliyorum. (Akın Yırtıcı)
Merhaba sevgili okur, Bilge Karasu’nun kalemi ile tanıştım sonunda. Zorlayıcı ama anlamlı bir okuma deneyimi yaşadım. İsminden de anlaşılacağı üzere okumak ve hayvanlar hakkında hassas bir yazar Karasu. Bu iki konuya farklı açılardan bakıyor. İşin kitap severim, hayvan severim demekle bitmediğini, sorumluluklarımız olduğunu hatırlatıyor. Sıklıkla okuruyla konuşuyor, okuruna sorular soruyor. Hayvanlar, okuma, yazma, yaş alma, dostluk üzerine yazılmış denemelerini sunuyor okuruna. Yazarın tarzına alışmakta zorlandım, 100 sayfalık kitabı 4-5 günde bitirebildim ama günün sonunda beğendiğimi hissettim. Kitaptan alıntı yapmakta zorlandım çünkü aldığım bir parça, bütünün anlamını yansıtmıyordu. Puanım: 8/10 Herkese keyifli okumalar efenim… (Hilal)
Kitabın Yazarı Bilge Karasu Kimdir?
Bilge Karasu (1930, İstanbul - 13 Temmuz, 1995), Türk öykü, roman, deneme yazarıdır. Aynı zamanda felsefeci yanı olan Karasu, metinlerinde felsefi sorunları işlemiş ya da onun metinleri felsefi incelemenin konusu olarak görülmüştür. Postmodern romanın Türkiye'deki önemli isimleri arasında değerlendirilmektedir.
Yaşamı
Bilge Karasu 1930'da İstanbul'da dünyaya geldi. Genellikle sanıldığının aksine, Musevi asıllı Osmanlı siyasetçi Emanuel Karasu ve onun yeğeni dünyaca ünlü yoğurt şirketi Danone Grubu'nun kurucusu İzak Karasu ile herhangi bir akrabalık ilişkisi bulunmamakla birlikte, Bilge Karasu'nun daha sonra Müslümanlığı seçmiş bulunan anne ve babası da Musevi asıllıdır. Şişli Terakki Lisesi'nde ve İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Felsefe Bölümü'nde öğrenim gördü. 1963 yılında, Rockfeller bursuyla gittiği Avrupa'dan 1964'de dönerek çevirmenliğe başladı. Basın-Yayın ve Turizm Genel Müdürlüğü'nde ve Ankara Radyosu dış yayınlar servisinde çalıştı. Ankara Radyosu için radyo oyunları yazdı. 1974 yılından ölümüne kadar Hacettepe Üniversitesi' Felsefe bölümünde öğretim görevlisi olarak çalıştı. Ankara'da Nilgün Sokak'ta yıllarca küçük bir bodrum katında yaşadı. 14 Temmuz 1995'de pankreas kanseri tedavisi sürerken Hacettepe Üniversitesi Hastanesi'nde öldü. Cebeci Asri Mezarlığı'na gömüldü.
Çalışmaları
Yazmaya 17 yaşında başladı. İlk yazısı 1950'de, ilk öyküsü de 1952'de Seçilmiş Hikayeler Dergisi'nde yayımlanan Bilge Karasu, bireyin sorunlarına ağırlık veren, onun günlük hayatındaki açmazlarını işleyen bir yazardır. Her insanın hayatında en az birkaç kere kafasından geçirdiği ya da yaşadığı "sevgi", "dostluk", "yalnızlık", "tutku", "inanç/inançsızlık", "korku" ve "ölüm" gibi kavramları imgesel bir dille anlatır. Okuyucu günlük hayatına tanıklık ettiği hikayedeki kahramanda ya da kişilerde kendinden parçalar bulur. Böylece kullanılan imgeleri de rahatlıkla bilinçaltında kendi yaşamına göre şekillendirip yorumlar, hikayeyle okur arasında bir bağ oluşur. Çünkü Karasu, insanla/insanüstüyü, olağanla/olağanüstüyü yapaylığa düşmeden, metnin doğal akışı/hayatın da kurgusal akışı içinde verir. Okurun hayal gücünü bir noktaya kadar özgür bırakır. Karasu kelimelerini özenle seçer. Dili işlenmiş, üzerinde çok çalışılmış, oynanmış bir dildir. Kullandığı arı Türkçe başka yazarlarda yapay ve zorlama dururken, onun metinlerinde hoş bir tat bırakır. Çünkü ritim düşünülerek, ses düşünülerek, görsellik düşünülerek kurulmuş, kurgulanmış, kusursuz olması istenmiş bir dille yazılmıştır.
Türkçe edebiyatın en özgün kalemlerinden biri olan Karasu "Gece" adlı kitabıyla Amerika'da verilen "Pegasus Ödülü"nü kazanan tek Türk yazardır; bu ödülle birlikte kitapları İngilizceye çevrilmiş ve ABD'nin çeşitli üniversitelerinde romanı Türk edebiyatı üzerine konferanslar vermiştir.
Ölümünden önce yayınlanan kitabı Narla İncire Gazel (1995), ölümünden sonra 1996'da yayınlanan son kitabı ise Altı Ay Bir Güzdür.
Anısına
Bilkent Üniversitesi Türk Edebiyatı Merkezi 13-14 Aralık 2010 tarihlerinde Bilge Karasu'nun doğumunun 80, ölümünün 15.yılı dolayısıyla "Altı Ay Bir Güz" başlığı altında Uluslararası Bilge Karasu Sempozyumu düzenledi. Başkanlığını Talat Halman'ın yaptığı sempozyuma Bilge Karasu'dan ingilizceye yaptığı çevirilerle 2004'te ABD'nin en önemli çeviri ödülünü (National Translation Award) kazanan Aron Aji ve kimi kitaplarını Fransızcaya çeviren Alain Mascarou ile edebiyat dünyasından isimler katıldılar.
Bilge Karasu Kitapları - Eserleri
- Gece
- Ne Kitapsız Ne Kedisiz
- Uzun Sürmüş Bir Günün Akşamı
- Göçmüş Kediler Bahçesi
- Kılavuz
- Troya'da Ölüm Vardı
- Altı Ay Bir Güz
- Narla İncire Gazel
- Şiir Çevirileri
- Kısmet Büfesi
- Nasıl Yazıyorsam Öyleyimdir
- Susanlar
- Öteki Metinler
- Haluk'a Mektuplar
- Lağımlaranası ya da Beyoğlu
- İmbilim Ders Notları
- Jean ve Gino'ya Mektuplar - Lettres A Jean Et Gino
Bilge Karasu Alıntıları - Sözleri
- Sanat, o zaman, her şeyden önce bir tutum işiydi. Bir yenilik işiydi. Çerden çöpten de olsa çıkardı. (Öteki Metinler)
- -Yalnızlık zorunlu bir durum olmadığı zaman daha çok hoşlanıyor. (Uzun Sürmüş Bir Günün Akşamı)
- "Ama arada bir, inanılmaz şeyler de oluyor; olmasa, umut diye bir şey kalır mıydı zaten?" (Gece)
- Erkeklerle kadınlar yalnız kaldılar; Cançekişen kuşların açık gagalarıyla, düşlere dalarak.. (Şiir Çevirileri)
- Dile getirmek isteyip söylemekten çekindiklerimiz vardı. (Göçmüş Kediler Bahçesi)
- Her şeyi unutmak istiyorum. "Ne diyorduk en son?" (Narla İncire Gazel)
- "bekleyeceğim. sesini, sözünü, imgeni." (Haluk'a Mektuplar)
- ANILARIM SENİN GELECEĞİN OLUYOR, GERÇEKLİK DUYUSUNU YİTİRİP, UZAKTAN UZAĞA HEP SENİN SİVRİLDİĞİN BİR PUS İÇİNDE YAŞAMAĞA BAŞLADIĞIM ŞUANDA. SEN AĞAÇTAN SEN AĞACA KOŞUYORUM, ARADAKİ PUSARIK BATAKLIKTA AYRIŞIP YIVIŞAN GÜNLERİN HİÇLİĞİNDE. (Kısmet Büfesi)
- "Aynada tanıyamadığım ben. Binlerce parça. Artık ben de olmayan yüzbinlerce parça." (Gece)
- "Şimdi o atlasçiçeği saksılara sığmıyor." (Lağımlaranası ya da Beyoğlu)
- Acıyı düşünmek yetmez. Acıyı duymanın yetmediği gibi. Hem düşünmek, hem duymak gerekir. Her şey gibi, bir bakıma. Mutluluğunun olanaksızlığı biraz da bundan. Yalnız duyulsa, ya da, yalnız düşünülse, mutluluğa erişmek o kadar kolay oluyor ki. (Haluk'a Mektuplar)
- Alışmamız gerekenler: 1) Her bildiğimizi, her okuduğumuzu, karşımızda konuşanın da bilmesi, okumuş olması gerekmez. Oysa beğendiğimiz, değer verdiğimiz kimselerden bunu bekleriz, genellikle. Şu beklenti, acaba, 'ne'den kaynaklanıyor.? * Bilmediğimiz, bilmediğimizin farkına vardığımız bir konuyu, bir bilenin, bize 'derli toplu' anlatmasını, anlatabilmesini isteriz. Oysa, kabul etmekte isteksiz davrandığımız bir şey vardır: ''Toparlayıcılık'', ''derli toplu'' anlatmak işi, bir bakıma, ''konservecilik''tir. a) ''Toparlayıcılık'' konserveciliktir. b) Yaşayan düşünce; dilin içinde, bir adamın belli bir noktada (tarih, toplum, kültür v.b.) bir sezgiyi iletilebilir bir biçim içinde ''verebilmek'' için geçtiği yolların hepsini kapsayan bir ''yaşayan'' düşünce ile, değiş-tokuşa yarayan birtakım ''paralara'' dönüşmüş düşünce arasında doldurulamaz bir boşluk vardır. ba) Düşünceleri ''kaynağından'' okumak. bb) ''Daha kolay kavranabilir'' biçimdeki toparlayıcılık ya da özetleme göreceliği. 2) Her şeyi anlamak zorunda, değiliz. (Her şeyi bilmek, okumak..) 2a) Anlamak, bilmek, okumak, birtakım koşullara bağlıdır. Bu koşullar her zaman denetimimizde değildir. (Örneğin neler.?) 2aa) Denetimimizde olan koşullar ise, ancak kişisel, sürekli bir çaba ile ürün verebilir. Okumayı da, düşünmeyi de sürekli olarak öğrenmek, yetkinleştirmek zorundayız. Elimizden geleni öğrenmek, ona göre eylemek zorundayız. 3) Hiçbir düşünce her şeyi açıklayıp her şeye çare bulduracak değildir. Gitgide genişleyen kavrama çerçeveleri. Öğrendiklerimizin birbirine basamak oluşu. (Bir bakıma, bildiklerimizin sözünü etmek için, bildiklerimizi ''toparlamak'' için, çizdiğimiz yeni bir çerçeve; bildiklerimizi sığdıracak, temel düzeneği öne alacak, buna karşılık gitgide soyutlaşacak, bir alan. ''Konservecilik'' dediğim, bu süreç. Bunu kendi için kullanan adama yararlıdır bu. Ama başkasına aktarılacak şey bu olunca, doğrusu çok ''az'' şey aktarılmış oluyor. Yaşanmamış bir sürecin sonuçları pek ''zenginleştirici'' değildir..) (..) * Beklentilerimizi karşılamak için yapacağımız şey, gidip aramaktır. *** İm/bilim Bilim.. Bir bakıma, ''belli'' bir alana yönelmiş olan araştırmalar bütünüdür. (Bu tanımın eksiği çok ama, önemli noktaları..) Alanın belirlenmesi, ereknesnelerin seçimi, yöntemlerin seçimi pek çok etmene bağlıdır. O araştırmaların bize ''öğrettiği'' var, yarattığı olanaklar var; bunun yanı sıra neleri bilmediğimizin farkına vardırmak gibi bir yararı da var. Bilmediğimizi bilmediğimiz olanın bir parçacığı bilmediğimizi 'bildiklerimiz' arasına giriveriyor. (..) İmbilimle uğraşan herkesin anlaştığı önemli bir nokta var: İmbilim, kurulmakta, oluşturulmakta olan bir bilim niteliği taşıyor. (..) İmbilimin amaçladığı, kabaca söylendikte, anlam üretimi biçimlerinin, anlam üretim biçimlerinin düzenlenişinin incelenmesi, bu alanda biçimselleştirilmiş, niceleştirilmiş birtakım sonuçlara varılabilmesi. (Bu da imbilimi bir bilim haline getirmenin önemli bir adımıdır. Buraya giderken kendisine terimler arar.) (İmbilim Ders Notları)
- Birçok şey onun yüzünden olmuş gibi, oluyor gibi. Oysa kendini aldatmak boş bundan böyle. Olanlar onun yüzünden değil, onun yoluna bağlanmış görünen, bağlandığına inanan insanların kendi aralarında çekişmeleri yüzünden oluyor. (Uzun Sürmüş Bir Günün Akşamı)
- Kaza da, intihar da, cinayet de, dışarıdan içimize dalıvermesine engel olamayacağımız sert, hoyrat ellerdir; bizi darmadağın eden... Her zaman ölüm getirmese bile ölümün kaygısını getirir, bozulmayı değişmeyi getirir kazalar... (Susanlar)
- Durmaksızın öğrenmek gerekiyor; kendini tanımak, her günün değişikliğine kendini uyarlamak. (Ne Kitapsız Ne Kedisiz)
- Anılar, belli bir düzenin sağladığı anlamları taşıyabilir ancak. Notalar gibi; Anahtarı yazılmadıkça birtakım benekler olarak kalan... (Lağımlaranası ya da Beyoğlu)
- Yoksa yaşamak istediğini düşünmekten yaşadıklarının farkına varamayan alıklar mıyız? Bak, bu da hesaba katılacak, göz önünde tutulabilecek bir şey. (Haluk'a Mektuplar)
- Aldatmayı, ihanet etmeyi pek güzel bir biçimde ussallaştıranlar? Kopmayı başkasından bekleyenler? Ama hep öyle mi oluyor? (Altı Ay Bir Güz)
- İnsanlar dilediğince sevişiyor ya, gönülleri ne ölçüde doyuyor, kestiremiyorum. Hoş, gönül doyurmak bir yana biz etimizi bile doyuramıyoruz. Öyle görünüyor. Ya da... İkisini bir arada yürütmeye çalışıyor, başaramıyoruz. (Haluk'a Mektuplar)
- "Belledikleri kalıplarla konuşulmadıkça, ırzlarına geçildiğini sanan zavallılar da vardır." (Gece)