tatlidede

Sinema İçin Bunca Acıya Değer Mi? - Ahmet Uluçay Kitap özeti, konusu ve incelemesi

Sinema İçin Bunca Acıya Değer Mi? kimin eseri? Sinema İçin Bunca Acıya Değer Mi? kitabının yazarı kimdir? Sinema İçin Bunca Acıya Değer Mi? konusu ve anafikri nedir? Sinema İçin Bunca Acıya Değer Mi? kitabı ne anlatıyor? Sinema İçin Bunca Acıya Değer Mi? PDF indirme linki var mı? Sinema İçin Bunca Acıya Değer Mi? kitabının yazarı Ahmet Uluçay kimdir? İşte Sinema İçin Bunca Acıya Değer Mi? kitabı özeti, sözleri, yorumları ve incelemesi...
  • 27.06.2023 03:00
Sinema İçin Bunca Acıya Değer Mi? - Ahmet Uluçay Kitap özeti, konusu ve incelemesi

Kitap Künyesi

Yazar: Ahmet Uluçay

Yayın Evi: Küre Yayınları

İSBN: 9786059125819

Sayfa Sayısı: 243

Sinema İçin Bunca Acıya Değer Mi? Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti

Ahmet Uluçay, ağırlıklı olarak dört yıllık (2000-2004) bir dönemi içeren ve ilk kez yayımlanan elinizdeki güncesinde hayatının her anını kaydetmiş, öncelikle bir rüya defteri titizliğiyle kaydettiği düşlerini… Ve yakarışlarını; çektiği acıların, fakirliğin, sonu gelmez sıkıntıların bir film karesi gibi renklendiği dualarını…

Yoksunluğuna onunla birlikte katlanan ailesi içerdeki satırların ilk kahramanları… Sonra, köyündeki düğünler, cenazeler, bayramlar vd… Onu yalnızlığa terkeden Türkiye sineması da var güncede, “köyü”nden takip ettiği dünya sineması da… Edebiyat güncede özel bir yere sahip, öncelikle masallar ve hikâyeler, sonra romanlar… Ve tabii ki Uluçay’ın yaramaz çocuğu, sineması… Karpuz Kabuğundan Gemiler Yapmak’ın nasıl büyük sıkıntılar ve acılardan sonra hayat bulduğunu bu satırlarda bulacaksınız, Bozkırda Deniz Kabuğu ve Kuzey Masalı’nın acılarını da…

“Mutlak olarak iyi olan bir insan delirir. Çünkü ait olmadığı, kendisinin bir parçası olmayan bir ortamda yaşamayı beceremez.” (Kurosawa) Müthiş bir tespit. Ben mutlak olarak iyi bir insan mıyım? Hayır. Ama iyi bir insan olmaya çalıştığım kesin. Protest bir duyguyla zaman zaman içimdeki kötülüğü eşelemeye çalıştığım, kötülüğü hayatımın merkezine koymayı düşündüğüm de oldu ama insan doğasını değiştiremiyor. İçim uzun süre kirli kalamıyor.

Sinema İçin Bunca Acıya Değer Mi? Alıntıları - Sözleri

  • Böyle bir gökyüzü altında başımı sokacak bir çatım olsaydı, kaygısız bir başım olsaydı...
  • Benim hayatım beni bir cinnete sürüklemek için dizayn edilmiş.
  • Bir yerden küçücük bir umudum var.
  • Belki de yalnızca acıyı duymak için taşırız göğüs kafesimizde bu çırpınan kuşu.
  • Yaşamım, beni mutsuz etmek için dizayn edilmiş.
  • İnsan neyden kaçıyorsa, onun kucağına düşüyor.
  • Yaşamak arzumu yitirdim sanki.
  • Hiçbir avuntum yok. Oysa bulutlarla, yapraklarla, ağaçlarla, mevsimlerle, akşamlarla, sabahlarla birlikte yaşamak istiyorum.

Sinema İçin Bunca Acıya Değer Mi? İncelemesi - Şahsi Yorumlar

SPOİLERSPOİLERSPOİLERSPOİLERSPOİLERSPOİLER Bu kitap yazar ve yönetmen sıfatları ile tanıdığımız Ahmet Uluçay’ın güncesi. Kırk beş yaşında başlayıp ancak iki üç sene sürdürebilmiş. Bu iki üç seneye de tümüyle yaşamını sığdırmış sanki. Klişe bir deyiş vardır ; dünya hassas kalpler için cehennemdir diye. Uluçay da tam olarak o bahsedilen hassas kalplerden biri. Öylesi bir hissiyat, fikir ve düşünce dünyası olan hassas bir kalp… Yüzeysel olarak değinmek istediğim bazı meseleler var. Öncelikle Türkiye sineması ve genel olarak sinema ile ilgili güncedeki kısımlara dair sonrasında güncesini yazdığı 2000li yılların genel durumuna değinileri ile ilgili ve son olarak da iç dünyası , düşünceleri ve rüyaları ile ilgili düşüncelerimi yazmaya çalışacağım. Açık, net ve duygusal olacağım 2000 yılında başlayan güncede o dönemin siyasi, sosyal, toplumsal durumlarına da değinmiş pek çok yerde. Bu değinileri okurken lanet etmeden, üzülmeden duramadım. Şu topraklarda fikri hayata katkı sağlayacak aydın insanların, anlatacak bir derdi, gösterecek bir şeyleri olan nice insanın ezile ezile nasıl yok edildiğini bir kez daha birinci ağızdan en samimi şekilde okumuş oldum. “Benim devletim, benim hükümetim bir kere olsun hayra yarar soluk almamıştır. Bir kere olsun rahat yüzü göstermemiştir. Asli görevi de budur zaten.” Kontrol edemediği etkenlere ve kendine, durumuna dair yakarışları ve hayıflanmaları o kadar içtendi ki… “Bu toplumda hem yoksul hem onurlu yaşamak mümkün değil. Ucuz nutuklardan bıktım. Kendi onur ölçülerimden teselli bulurdum eskiden. Bu ucuz nutuklardan bıktım. Kendimi kandırmak istemiyorum artık, ne yalan söyleyeyim, sefaletin ta göbeğinde yaşıyorum. Sağlığım bari yerinde olsaydı…” Aynı zamanda yirmi yıl sonra bile çoğu şeyin değişmediğini esefle fark ettim. Acılar ve imkansızlıklar ülkesindeyiz ve buna katlanacağız ne yazık ki. Değişmeyecek çok fazla şey var bu topraklarda. Bizler , değiştiğini de göremeyeceğiz muhtemelen. Tarih tekerrürdür nihayetinde. Uluçay bu imkansızlıklar ekseninde yaşamış ama, içindeki tutku öyle canlıymış ki, olur kılmış hayallerinin bir kısmını. Çevresi, ailesi, ve bazen de kendisi tarafından kuşatılmış yalnız ve hasta bir adam. Sık sık ifade ettiği bir durum var güncesinde: Vasat filmler, kötü senaryolar ve hikayesi olmayan insanların bolluk içinde bir hayat sürüp milyon dolarlarla istemedikleri kadar film çıkardıkları bir dünyada kendisinin bunca imkansızlık içinde oluşu. Uluçay’ın içinde; anlatacağı hikayeleri, gece ay ışığında yürüdüğü sokaklarda dallanıp budaklanmamış öykülerinin karakterleri ile karşılaşma umudu, inanılmaz büyük bir coşku, tutku ve inanç var. Zaten imkansızları olduran da bu tutkusu sanıyorum. “İçimde sinemanın gerçekleştirilmemiş başyapıtlarıyla yaşıyorum. Bu azabımı arttırıyor. İşsiz ve parasızım. Bir gün filmlerimi yapmak şansını yakalarsam , bazı suratlar için tükürük biriktiriyorum.” Onun yoksulluğunu, hastalıklarını, imkansızlıklarını kalbimin üzerinde bir ağırlık ile okudum. Acı verdi. Kendimi de çok düşündüm okurken. Acı verici yanı biraz da buradaydı sanıyorum. Gelecekte yapmak istediği filmlerine dair tasarılarından umutla bahsederken, bu güncenin bitiminden sadece dört beş yıl sonra tedavi gördüğü sırada vefat ettiğini biliyor olmak da garipti. Naif ve hassas bir ruhu olduğuna inanıyorum. Kendini bu denli yalnız ve kimsesiz hissetmesi, sürekli içinde hesaplaştığı ve kendisini rahat bırakmayan bir başka sesin olduğunu ifade etmesi de dikkatimi çeken noktalardan. “İçimde bir düşman var. Öldüremediğim, kaçamadığım, uzaklaşamadığım bir düşman. Birlikte yaşamak zorunda olduğum.” O kadar küçük şeylere dair mutlulukları vardı ki, duaları ve yakarışları da iyi bir insan olmak, kimsenin kalbini kırmamak, hiçbir canlıyı incitmemek ve Allah’ın onu terk etmemesi üzerineydi. “Akşamüstü gökyüzü yağmur yağacakmış gibi karardı. Gökyüzünü böyle gördüğüm zamanlar içim mutlulukla doluyor, nedendir bilmem. Böyle bir gökyüzü altında başımı sokacak bir çatım olsaydı , kaygısız bir başım olsaydı…” Keşkeleri ve kurduğu hayallerin şu an bizler için sıradanlığına ve olurluğuna bakın Allah için. Çoğu zaman yaşama tutunamamış, karışamamış ve kendini ait hissetmemiş. Bir şeyler olmamış en basit haliyle. Yaşamak yük olmuş bazen. “Benim bu dünyayla, bu yaşamla bir alıp veremediğim hep olacak. Eyvah! Mutsuzum.” Şeklinde doğrudan ifade etmiş bunu zaten. İşte insanın alıp başını gidesi, haykırası, kırıp dökesi geliyor. Tüm bunların dışında sürekli cebelleştiği sağlık sorunları da hep engel koymuş önüne. Hep zorluk çıkarmış. “ Sağlıklı olsaydım… gider uzanırdım yatağıma . yağmur yağardı. Penceremin camına vuran yağmurun tıpırtılarını duyarak uyumaya çalışırdım.” Ara sıra da köyü ile ilgili, çevresindeki insanlarla ilgili gündelik yaşamına dair anlatıları var. Günce ne de olsa. Bu kısımlarda da yine oldurulamamış baba-oğul ilişkisinden, ailesine yetememe duygusundan ne denli utanıp üzüldüğünü anlatıyor. Kaybedilmiş bayram coşkuları, eskisi gibi olmayan çoğu şey, süregelen soyut ve garip rüyalar, belediyelerin öldürdüğü köyler, kendine ait bir odanın, bir masanın hayalleri… Sineması için planladığı şeyler, uyuşamadığı piyasa, ahlaksızlar(kendi söylemi ile) ve hiç ait olmadığı bir ortamda kendi fikirleri ve tarzı ile var olmaya çalışmasını da sanırım şu sözleriyle en veciz şekilde dile getirmiş : “ Eşek arılarının mekan tuttuğu bir kovanda bal peteği dokumaya çalışıyorum.” Bunların yanında şöyle bir yakınmada da bulunmuş: ”Adam gibi bir ülkede yaşamış olsaydım, şimdiye kadar her biri uluslararası sayısız ödül sahibi beş filmim olacaktı. Tam beş film. En az beş film. Oysa hırsızlığın servet, namussuzluğun ödül, başarının ceza olduğu bir garip ülke burası.” “İnsanın olağanüstü filmler yapabileceğine ve yüreğine inanırken, işsiz kalması azap veriyor.” Ve ara sıra okuduğu kitaplardan bahsetmiş. Kısaca düşüncelerini de yazmış bazen. Bunlar bir okur olarak benim için kıymetli. Not aldım, okumadıklarımı okuyacağım. Sayın Uluçay, ben de Peyami Safa severim. Kemal Tahir okuyacağım en kısa zamanda. Ve soru: Sinema için bunca acıya değer miydi? (ece)

Tutkusu ve hayalleri olan herkes okumalı Kitabı "Karpuz Kabuğundan Gemiler Yapmak" filmini izledikten sonra okudum.Bu kitapta insanın tutkusu olduğunda hayalinin peşinden koştuğunda azimle yapamayacağı hiçbir şeyin olmadığını gösteriyor.Sara hastalığı,filmini çekebilmek için insanların peşinden koştuğu kısımlar insanı derinden yaralıyor.Günümüzde de büyük bir problem olan yeteneklerin değerlendirilememesi yazarın şahsında vücut buluyor.Tabi sadece sıkıntılar ve acılar yok.20 sene önce yaptığı bazı sosyal tespitler hala geçerli. Yazar ilkokul mezunu ama büyük bir entelektüel birikime sahip.Yazar kitaba nasıl ulaşıyor derseniz ilçe kütüphanesinden alıyor ve üzücü olan istediği kitaplar olmadığı için bazı kitapları ikinci kez üçüncü kez okuyor. Okurken boğazınıza bir yumruk oturuyor.Tutkusu ve hayalleri olan herkes okumalı (Ahmet Slowly)

Ahmet Uluçay'ı ve hissettiklerini kendi hislerime benzettiğim için kitap hakkında bir şeyler yazmak istedim. Cümlelerinde kendimce anlamlar buldum ve bir yaşamı okudukça çok farklı hissettim. Sinema konusunda bir dert olarak içimde kalacak yaşanılanlar. Sinema için bunca acıya değer mi diye düşündükçe sinema ya da herhangi bir şey, tutkularımız ve arzuladıklarımız için bir şeylere değiyor olmalı diye ikna ettim kendimi fakat bu acı, bir yaşama fazla gelmiş olsa gerek. Üzülmeden ve bir şeylere öfkelenmeden okumak da imkansız sanki. Yine de Uluçay'ın bir inançla bir şeyleri devam ettiriyor oluşu, vazgeçmemesi ve yaşama karşı duruşu beni çok etkiledi. Onunla benzerliğimin bu noktada biraz ayrıldığını düşünerek cümlelerine ve bakış açısında yakınlaşmak istedim okurken. Bir inançla ve ne kadar zorluklarla da olsa vazgeçmeyerek bunca acıya değdiğini görebilmek mümkün. Bu durumda okurken hissedilen üzüntü ve öfke yerini bir şeyleri doğru yapmaya çalışmanın ve doğru kalmaya -yine bu zorluklara rağmen- devam edebilmenin yüceliğine bırakıyor. Sanırım yaşam da böyle bir yer, kendisinin de kitapta bir başka konu için belirttiği cümleyle şu şekilde cevaplandırdım, yaşamı seviyor muyum sorusunu: "... rağmen, belki de, hâlâ, hem de çok..." Ahmet Uluçay benim için hep özel birisi olacak kalacak, umarım bakış açımızdaki benzerlikle birlikte onun gibi hislerle sinema için bir şeyler yapabilirim. Son olarak iyi ki okumuşum ve bir yaşamı tanıyabilmişim dediğim bu günceyi herkese öneriyorum. Örnek alacağımız ve değiştirmek için çabalayacağımız şeylerle karşılaşabilmek dileğiyle. Sevgiler. (nur.)

Sinema İçin Bunca Acıya Değer Mi? PDF indirme linki var mı?

Ahmet Uluçay - Sinema İçin Bunca Acıya Değer Mi? kitabı için internette en çok yapılan aramalardan birisi de Sinema İçin Bunca Acıya Değer Mi? PDF linkidir. İnternette ücretli olarak satılan çoğu kitabın PDFleri bulunmaktadır. Ancak bu PDF'leri yasal olmayan yollarla indirmek ve kullanmak hem yasalara hem de ahlaka aykırıdır. Yayın evlerinin sitesinden PDF satılıyorsa indirebilirsiniz.

Kitabın Yazarı Ahmet Uluçay Kimdir?

Ahmet Uluçay, yönetmen. Kütahya'nın Tavşanlı ilçesine bağlı Tepecik Beldesi'nde doğdu ve orada yaşadı. Kendi imkânlarıyla yaptığı kısa filmlerle çeşitli festivallere katıldı

Ahmet Uluçay Kitapları - Eserleri

  • Sinema İçin Bunca Acıya Değer Mi?
  • Küller ve Kemikler
  • Karpuz Kabuğundan Gemiler Yapmak

Ahmet Uluçay Alıntıları - Sözleri

  • Bir yerden küçücük bir umudum var. (Sinema İçin Bunca Acıya Değer Mi?)
  • Recep vardı ya abla, valla sana çok aşık. Yav yazık be, azıcık sen de ona aşık oluver. He, olmaz mı? (Karpuz Kabuğundan Gemiler Yapmak)
  • Yoksulluk utanç da getirir. Hele bizim buralarda, sosyal yarışı kaybettiğin an, dışlanırsın. İnsanlar ahlaksızlığı bağışlayabiliyor ama acizliği asla.. (Karpuz Kabuğundan Gemiler Yapmak)
  • İnsan neyden kaçıyorsa, onun kucağına düşüyor. (Sinema İçin Bunca Acıya Değer Mi?)
  • RECEP: Ya şu kızı görsem bu gece valla herşeyi söylicem MEHMET: Laftan anla gitme oralara. RECEP: Neden? MEHMET: Hala neden diyo. Başına iş açar bunlar adamın. Polislere verir merir. Sonra pişman olursun. Demedi deme. RECEP: Versin,isterse mahkemeye versin. Seviyoz işte. Gitcem. (Karpuz Kabuğundan Gemiler Yapmak)
  • ‪(Ustası gözetiminde) Mehmet’in Recep’in saçını kesmesini hatırlayanlar hüzünlendi ‬ ‪#KarbuzKabuğundanGemilerYapmak ‬ (Karpuz Kabuğundan Gemiler Yapmak)
  • Belki de yalnızca acıyı duymak için taşırız göğüs kafesimizde bu çırpınan kuşu. (Sinema İçin Bunca Acıya Değer Mi?)
  • Hep özlemlerimizle ölüyoruz. (Küller ve Kemikler)
  • "Karpuz kabuğundan gemiye binersen, çabuk batarsın." (Karpuz Kabuğundan Gemiler Yapmak)
  • Yaşamım, beni mutsuz etmek için dizayn edilmiş. (Sinema İçin Bunca Acıya Değer Mi?)
  • Böyle bir gökyüzü altında başımı sokacak bir çatım olsaydı, kaygısız bir başım olsaydı... (Sinema İçin Bunca Acıya Değer Mi?)
  • İçimin karanlığına düştüm Yakup... (Küller ve Kemikler)
  • Karpuz kabuğundan gemiye binersen, çabuk batarsın. (Karpuz Kabuğundan Gemiler Yapmak)
  • Avuç içi kadar, küçücük dünyamda ben öyle mutlu yaşarken kim soktu aklıma uzak denizleri? Sinemaları kim soktu aklıma? Hangi al yanaklı fettan baştan çıkardı beni? Yurdumu yitirdim Yakup. Ruhuma bir sıla yok artık... Yönetmen Ahmet Uluçay Anısına (Küller ve Kemikler)
  • Yaşamak arzumu yitirdim sanki. (Sinema İçin Bunca Acıya Değer Mi?)
  • RECEP--- Şu tren yolunun peşine takılıp çekip gitmeli arkadaş. MEHMET--- Nereye? RECEP--- Nereye kadar olursa... Aşkın acısını gurbet unuttururmuş. (Karpuz Kabuğundan Gemiler Yapmak)
  • Hiçbir avuntum yok. Oysa bulutlarla, yapraklarla, ağaçlarla, mevsimlerle, akşamlarla, sabahlarla birlikte yaşamak istiyorum. (Sinema İçin Bunca Acıya Değer Mi?)
  • Eski bir rüyanın peşine düşmüş, yitirdiğim deniz kabuklarını arıyorum bozkırda... (Küller ve Kemikler)
  • "-Şu tren yolu ardına takılıp çekip gitmeli arkadaş. +Nereye lan? -Nereye olursa... Aşkın acısını gurbet unuttururmuş." (Karpuz Kabuğundan Gemiler Yapmak)
  • Ne uydurması Yakup. İnan uydurmadım. Öykü değil, yaşamın ta kendisi bu. Yaşamın kendisi büyük öykücü aslında. Onun hayal gücü çok renkli. Yaşamın hayal gücüyle yarışılmaz ki Yakup. (Küller ve Kemikler)

Yorum Yaz