Suçluyorum - Emile Zola Kitap özeti, konusu ve incelemesi
Suçluyorum kimin eseri? Suçluyorum kitabının yazarı kimdir? Suçluyorum konusu ve anafikri nedir? Suçluyorum kitabı ne anlatıyor? Suçluyorum kitabının yazarı Emile Zola kimdir? İşte Suçluyorum kitabı özeti, sözleri, yorumları ve incelemesi...

Kitap Künyesi
Yazar: Emile Zola
Çevirmen: Tahsin Yücel
Orijinal Adı: J'accuse
Yayın Evi: Can Yayınları
İSBN: 9789750708497
Sayfa Sayısı: 48
Suçluyorum Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti
19. yüzyıl sonları Fransa'sında, Yahudi kökenli bir subayın, Yüzbaşı Alfred Dreyfus'ün haksız yere casuslukla suçlanmasıyla patlak veren Dreyfus Davası, yalnızca bir hukuk ve ayrımcılık skandalı değil, aynı zamanda başta ordu ve yargı olmak üzere ülkenin tüm kurumlarını temellerinden sarsan bir toplum olayıydı. Tam 12 yıl sonra Dreyfus'ün aklanmasıyla sonuçlansa da, Üçüncü Cumhuriyet ve çağdaş Fransa'nın tarihinde önemli bir dönüm noktası oldu. Bu dava çevresinde gelişen çalkantıların keskinleştirdiği güçler dağılımı, kilise ve devlet işlerinin ayrılması gibi sarsıcı önlemlerin alınmasına, sağdaki milliyetçiler ile soldaki antimilitaristler arasında uzun sürecek bir bölünmenin doğmasına yol açtı.
Büyük romancı Émile Zola, 13 Ocak 1898 günü bir gazetede yayınladığı Suçluyorum başlıklı açık mektubuyla, Dreyfus'e yapılan haksızlığın karşısına dikilen Fransız aydınlarının sözcüsü oldu. Artık bir klasik niteliği kazanan ve onurlu aydın başkaldırısının görkemli bir örneği olan Suçluyorum'u Tahsin Yücel'in çevirisi ve önsözüyle sunuyoruz.
Suçluyorum Alıntıları - Sözleri
- Gerçek toprağın altına kapatıldığı zaman, orada öyle bir toparlanır öyle bir patlama gücü kazanır ki, patladığı gün herşeyi kendisiyle birlikte havaya uçurur.
- Öylesine tutkuyla istediğimiz bu gerçeği, bu adaleti böyle tokatlanmış, daha da aşağılanmış, daha da karartılmış görmek ne acı!
- Ah! Birkaç rütbelinin, Devlet'in güvenliğini saygısızca bahane ederek, çizmeleriyle ulusun üstüne basarak gerçek ve adalet çığlığını gırtlağına tıkamaları, bütün bu çılgınlıklar ve saçmalıklar, çılgınca düşlemler, yoz polis uygulamaları, engizisyon ve zorba uygulamalar!
- Bu utanç verici gösteriyi izliyoruz, borçlar ve suçlar altında ezilmiş kişiler suçsuz ilan ediliyor;buna karşılık onurun ta kendisi, yaşamı lekesiz bir adam cezalandırılıyor. Bu toplum bu noktaya geldiği zaman, artık çürümeye başlamış demektir.
- Ey adalet, ne korkunç bir umutsuzlukla sıkılıyor insanın yüreği!
- Yürekleri bulandıran ağızları kapatıyorlar, kafaları saptırıyorlar. Ben bundan daha ağır yurttaşlık suçu bilmiyorum.
- Adaleti yerine getirmek elindeydi ama hiçbir şey yapmadı...
- Ey adalet, ne korkunç bir umutsuzlukla sıkılıyor insanın yüreği!
- Suçsuz olduğunu biliyorlar ve bu tüyler ürpetici şeyi kendilerine saklıyorlar. Üstelik bu insanlar uyuyabiliyorlar, eşleri ve çocukları var, onları seviyorlar!
- Her türlü gerçeğe, her türlü adalete son bir tokat daha atıldı.
- Gerçeği gömmeniz boşuna, toprağın altında yol alıyor; bir gün her yandan fışkıracak, öç bitkileri olarak açılacaktır.
- Benim görevim konuşmak, suç ortağı olmak istemiyorum.
- Dreyfus birkaç dil bilir, suç; evinde kendisini zor duruma düşürecek hiçbir kâğıt bulunamamıştır, suç; bazı bazı ilk memleketine gider, suç; çalışkandır, her şeyi bilmek ister, suç; şaşırmaz, suç; şaşırır, suç.
- Ateşli karşı çıkışım ruhumun çığlığından başka bir şey değil.
- Gerçeği söyleyeceğim, çünkü kendisine kurala uygun biçimde başvurulan adaletin bunu eksiksiz olarak yapmaması durumunda, söyleyeceğime söz verdim. Benim görevim konuşmak, suç ortağı olmak istemiyorum.
Suçluyorum İncelemesi - Şahsi Yorumlar
Suçluyorum, en sevdiğim yazarlardan biri olan Emile Zola’nın, 19.yy sonlarında Fransa’da Yahudi bir subayın haksız yere casuslukla suçlanmasıyla patlak veren Dreyfus Olayı karşısında tepkisini dile getirdiği, 13 Ocak 1898’de L’Aurore adlı gazetede yayımlanan, Cumhurbaşkanına Mektup alt başlıklı yazısı. Zola, zaten çok sevdiğim bir yazardı; toplamda 11 eserini okudum ve her birinde sevgim katlanarak arttı ama Suçluyorum yazısını ve Gerçek romanı okuduktan sonra artık bende yeri apayrı. Zola’nın büyük bir yazar olmanın yanında duyarlı bir vatandaş ve adaletsizlik karşısında sesini çıkarmaktan korkmayan yiğit bir sanatçı olduğunu gösteriyor bu eserleri. Emek (Germinal en büyük kanıtı), gerçek ve adalet Zola için çok önemli, eserlerinde altını defalarca çizdiği kavramlar ve ülkesinde bunların tehdit altında olduğunu hissedince, öfkesini ve üzüntüsünü çekinmeden dile getirmiş, en güçlü yönü olan kalemiyle. Toplumu çıkarları uğruna derin bir cehalet kuyusuna sürükleyen ve bu uğurda tutuculuğu azdırarak Yahudi düşmanlığını körüklemekten çekinmeyen kiliseye, iktidar uğruna bu cehaleti çıkarları doğrultusunda yönlendirmekten çekinmeyen siyasetçilere, yine toplumdaki konumlarını korumak için halkın bu şekilde yönlendirilmesinden faydalanan burjuvaziye (ki burjuvazinin olayla ilgili tutumuna Proust’un eserlerinden de aşinayız), kamuoyunu bu doğrultuda yönlendiren ahlaksız basına ve sözde itibarını korumak için doğruluktan sapıp halkın milli duygularını sömüren orduya öfkesini öyle bir kusmuş ki, her satırda ülkesine ve halkına içi parçalanan ve bir şeyleri değiştirmek için çırpınan bir insan olduğunu hissediyorsunuz. Suçluyorum yazısı yayımlandıktan sonra Zola, para ve hapis cezasına çarptırılmış, İngiltere’ye kaçmak zorunda kalmış (ki bunların hepsini bekliyormuş), kışlalarda kitapları yakılmış, hatta sağcı basın tarafından ‘İtalyan kökenli’ olması nedeniyle aşağılanmış fakat yine de inandığı doğruların arkasında durmuş. Her dönemde her ülkede ibret alınması gereken bir olay bence Dreyfus Davası. Mutlaka okuyun. (İpek Dadakçı)
En sevdiğim paragrafı alıntılayarak başlamak istiyorum. "Evet! Bu utanç verici gösteriyi izliyoruz, borçlar ve suçlar altında ezilmiş kişiler suçsuz ilan ediliyor; buna karşılık, onurun ta kendisi, yaşamı lekesiz bir adam cezalandırılıyor. Bir toplum bu noktaya geldiği zaman, artık çürümeye başlamış demektir. /sf.29" Kitabı okuduğumda aklıma ilk gelen şey, bırakın büyük haksızlıkları, müdahale etme çemberimiz de olan küçük haksızlıklara bile ne kadar itiraz edebiliyoruz! Elimizdekileri o kadar sahiplenmişiz, onlara o kadar alışmışız ki onları kaybetmeme uğruna dilsiz şeytan olmaktan geri durmuyoruz. Bence gerçek ile mücadelenin, adaleti savunmanın ne demek olduğunu bir örnek ile görmek istiyorsak bu mektup niteliğindeki eseri mutlaka okumalıyız. Emile Zola’nın, 19.yy sonlarında Fransa’da Yahudi bir subayın haksız yere casuslukla suçlanmasıyla patlak veren Dreyfus Olayı karşısında tepkisini dile getirdiği, 13 Ocak 1898’de L’Aurore adlı gazetede yayımlanan, Cumhurbaşkanına Mektup alt başlıklı yazısı. Kitaba ek olarak Tahsin Yücel bizlere olayın öncesi ve sonrasını açıklayarak çok güzel bir açı sağlamış. Tüm kitap boyunca beni en çok etkileyen şey Emile Zola'nın adalet duygusu ile gereçkleri açığa çıkartmaktan bir an bile vazgeçmeyişi oldu. İtibarını, kariyerini hatta hayatını bile düşünmeden, doğru olduğuna inandığı şeyi yapması. İyi okumalar.. (Mûtenâ)
13 Ocak 1898 yılında, küçük liberal "L'Aurore" gazetesinin başlığı, “Suçluyorum!.. Cumhurbaşkanına Mektup Sayın FÉLIX FAURE” Paris'in her yerine büyük yankı uyandırdı. Gazete, birkaç saat içinde, normal tirajının on katının üzerinde, 200.000 rakamına ulaştı. Dört yıl önce bir askerî mahkeme, Yahudi Yüzbaşı Alfred Dreyfus'u haksız yere casusluk suçundan Şeytan Adası’na mahkûm etmişti. 10 Ocak 1898’de, asıl suçlu Binbaşı Esterhazy üç dakika içinde oybirliğiyle aklanınca, Zola, Cumhurbaşkanı Félix Faure‘ye "Suçluyorum!.." başlıklı mektubunu yazdı. Böylece Zola, alenen Fransız askerî liderlerini teşhir etmek, onları suçlamak ve kasten yanlış yaptıklarını kanıtlamak için, tarihî bir başkaldırı hikâyesini başlattı. Mektubunda, gerçeği örtbas edenlerin isimlerini bir bir açıkladı; Yarbay Du Paty de Clam, General Mercier, General Billot, General de Boisdeffre, General Gonse, General de Pellieux, Binbaşı Ravary, ayrıca üç yazı uzmanını Belhomme, Varinard ve Couard’ı suçladı. “L'Aurore"gazetesi ondan sonraki haftalarda meseledeki hakların çarptırılasına karşı, “Protestolar" başlığı altında imzalayanları açıkladı. İki bin kişinin arasında, Zola'nın kendisi, Anatole France, Marcel Proust, Mallarmé, Monet, matematikçi Poincaré’nin yanı sıra entelektüel kesimden seçkin birçok insan da vardı. Zola, 23 Şubat 1898'de yargılandığında, atmosfer düşmancaydı. Esterhazy tüm iddialar konusunda sessiz kaldı ve yargıçlar, ordunun onurunu korumak adına gerçeği gizlemeye devam ediyordu. Yazar, 3.000 Franc para ve bir yıl hapis cezasına çarptırıldı. Esterhazy’yi sonunda bir aile üyesi ele vermiştir. Temmuz’da, yazarın avukatı, duruşmaya gerek kalmadığını belirtir ve Zola İngiltere'ye gider. Eylül 1899'de Alfred Dreyfus artık özgürdür. 21 Temmuz 1906 yılında bir süvari bölüğünün komutanıdır ve Légion d’honneur nişanıyla onurlandırılır. #émilezola kendi çıkarını gözetmeksizin, adaleti savunanlardan bir tanesiydi. "Bir mektup bir daha asla bu kadar güçlü olmasa bile, bir an için insanlığın vicdanıydı." Bu cümleyi, Anatole France Zola’nın cenazesinde söylemiş. (Le ciel)
Kitabın Yazarı Emile Zola Kimdir?
Émile François Zola (2 Nisan 1840 – 29 Eylül 1902), Fransada natüralizm akımının öncüsü olan ünlü bir yazardır. Zolanın edebiyat dışındaki şöhreti ise, Dreyfus Davasında takındığı aydın tavrından kaynaklanmaktadır. 1897 yılında Fransız ordusunda Yahudi olması nedeniyle askeri yargının duyarsızlığına kurban giden yüzbaşı Dreyfus’u hükümetin bütün baskılarına rağmen savunan ve Fransa devlet başkanına hitaben “İtham Ediyorum” makalesini yayınlayan Zola, baskılardan dolayı Fransayı terkedip bir süre Londrada yaşamak zorunda kaldı. Çabaları sonucunda Dreyfus Davasının yeniden görülüp adaletin yerini bulması sonucu yurduna döndü. Émile Zola, 1902 sonbaharında,kaldığı otelin yatak odasında duman zehirlenmesinden öldü. “Nana”, “Germinal” ve “Meyhane” en tanınmış romanlarıdır.Tüm romanlarında,doğal ve gerçekçi bir tarzla,hayatın zorluklarından bahsedilir.Örneğin Nana adlı romanda yokluktan dolayı batağa sürüklenen bir genç kızın dramı,büyük bir gerçekçilik ve dramla anlatılır.
Emile Zola Kitapları - Eserleri
- Paris Yıldızı
- Nana
- Meyhane
- Yaşama Sevinci
- Therese Raquin
- Hulya
- Suçluyorum
- Bir Aşk Sayfası
- Gerçek
- Emek (1 Cilt)
- Döl Bereketi - 1
- Döl Bereketi - 2
- Apartman
- Germinal
- İtiraf
- Hayvanlaşan İnsan
- Paris'in Karnı
- Toprak 1
- Rahip Mouret'nin Günahı
- Sel
- Bir Gecelik Aşk Uğruna
- Doktor Paskal
- Para
- Plassans Papazı
- Marsilya'nın Gizemleri
- Medan Geceleri
- Aşk Bitmesin
- Toprak 2
- Emek 2. Cilt
- Deneysel Roman
- Değirmene Hücum
- Canlı Ölü
- Başyapıt
- Germinal
- Nana
- Captain Burle
- Yıkılış
- Döl Bereketi 3
- Seçilmiş Əsərləri
- Nasıl Ölünür
- Meyhane (II. Cilt)
- Rougon'ların Yükselişi
- Rougon'ların Yükselişi 2.Cilt
- Bir Aşk Sayfası 2
- Aşkların En Güzeli
- Bir Aşk Gecesi
- Beşerdeki İfrit
Emile Zola Alıntıları - Sözleri
- Bu adamlar sevmiyorlar, sevmekten âciz insanlar, bunlar! Para, iktidar, ihtiras, zevk, evet, bunlar ellerinden gelir, fakat aşk onların kârı değil! (Döl Bereketi - 1)
- Sonra, tek bir sözcükle sürükledi Pauline'i içeri: "Gel, pis çocuk." (Paris'in Karnı)
- Elindeki minik demeti, büyük bir hazla kokladı. Evet! İşte kardeşlik bağının getirdiği iyilik, bir başına mutluluk yaratan sevgi, evreni kurtararak, yeni baştan kuracak olan aşk! (Emek (1 Cilt))
- ''Bu acının tesellisi yok. Yardım istemiyorum.'' (Sel)
- "Evlendirin; eğer onlar aileleriyle böyle çekişmeye, bütün engelleri aşmaya yönelten büyük bir aşkla birbirlerini seviyorlarsa evlendirin. Mutluluğu ancak sevgi sağlar." (Emek (1 Cilt))
- Bütün ihtilaller burjuvalar için yapılıyor. (Paris'in Karnı)
- Gene hasta sandı kendini, sağlığının tamamen yerine gelmesi için son bir şeye gereksinimi vardı: Nerede arayacağını, nerede bulabileceğini bilmediği bir bütünlük gereksinimi, eksiksiz bir doyum gereksinimiydi bu. (Rahip Mouret'nin Günahı)
- Therese'nin odasındaydı ve bu içini mutlulukla doldurdu. Sonra bir anda, bir adamın cesedinin de orada olduğu, nişin oyuğundaki perdelerin tenine dediği aklına geldi. Tüyleri ürperdi, bayılacak gibiydi. Therese bu ufak tefek adamı sevmişti, Aman Tanrım! Bu mümkün müydü? Adamı öldürdüğü için kızı affedebilirdi; asıl kanını kaynatan şey , Colombel'in çıplak ayaklarının dantelli yatak örtülerinin ortasında uzanıyor oluşuydu. (Bir Gecelik Aşk Uğruna)
- ... sonunda sahidende pis bir hal alıyor bu iş. Ben peşleri sıra bir sürü çocuk sürükleyen insanlar gördüğüm zaman sarhoş bir aile görmüş gibi tiksiniyorum. Ondan hiç farkı yok, hatta daha pis. (Döl Bereketi - 1)
- -İstemiyorum! Kimse gelmesin! (Apartman)
- Boşa harcanan paradan söz edildiğini ne zaman duysa acı çekiyor, bu konuda yapılan şakaları bile anlamıyordu. (Medan Geceleri)
- Savunma artık savaşı,savaştan kirli bir şey yok bu dünyada ! (Yıkılış)
- insan güçlü olmadığı zaman akıllı olmak zorundadır. (Germinal)
- İnsan tehlikenin gözüne bakarsa ona meydan okur. Kahramanlık denen şey de budur, bundan daha gizemli ya da daha fazla bir şey değil. (Yıkılış)
- Fakat insanlar gerçekleri bildikleri halde, bunu itiraf etmek istemezler. Bu nedenle suçu daima talihe yüklüyorlar, Tanrı 'nın gazabına uğradıklarını ileri sürüyorlardı. (Meyhane)
- Kentleri ateşe verin, insanları kırıp geçirin, her şeyi kökünden kazıyın, bu çürümüş dünyadan hiçbir şey kalmadığı zaman yerine daha iyisi biter belki. (Germinal)
- İşte böyle… Tutku denen şey kaçınılmazdı… (Bir Aşk Sayfası)
- Ben sözcükleri sevmem... İnsan birini sevdi mi, yapabileceği en iyi şey onu göstermektir. (Apartman)
- "Beni olduğum gibi kabul etmelisin." (Nana)
- Evet, modern konuyu ele alıyorlar. Aydınlık renklerle boyuyorlar, fakat bayağı ve düzgün resim tarzını, herkesin yaptığı göze hoş görünür tertibi, hasılı, beri tarafta burjuvalar beğensin diye öğrenilen formülü muhafaza ediyorlar... Sonra işin kolayına bakıyorlar, tahtadan oyuncak boyar gibi çırpıştırma iş görüyorlar. Bu el çabukluğu, bu rahat iş görme tarzı başarı kazandırıyor. Halbu ki kürek cezasına layık görülmeli... Anlıyor musunuz? (Başyapıt)