TÜVTÜRK

Ve Ateş Bizi Tüketiyor - Murat Gülsoy Kitap özeti, konusu ve incelemesi

Ve Ateş Bizi Tüketiyor kimin eseri? Ve Ateş Bizi Tüketiyor kitabının yazarı kimdir? Ve Ateş Bizi Tüketiyor konusu ve anafikri nedir? Ve Ateş Bizi Tüketiyor kitabı ne anlatıyor? Ve Ateş Bizi Tüketiyor PDF indirme linki var mı? Ve Ateş Bizi Tüketiyor kitabının yazarı Murat Gülsoy kimdir? İşte Ve Ateş Bizi Tüketiyor kitabı özeti, sözleri, yorumları ve incelemesi...

  • 25.05.2022 16:00
Ve Ateş Bizi Tüketiyor - Murat Gülsoy Kitap özeti, konusu ve incelemesi

Kitap Künyesi

Yazar: Murat Gülsoy

Orijinal Adı: Ve Ateş Bizi Tüketiyor

Yayın Evi: Can Yayınları

İSBN: 9789750739989

Sayfa Sayısı: 280

Ve Ateş Bizi Tüketiyor Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti

Sokak lambasının aydınlattığı girişte, gemi tarifesinin yanında asılı olan semt haritası dikkatimi çekti. Kırmızı bir noktanın yanında “Buradasınız” yazılıydı. Ağır ceza reisinin titreyen parmaklarıyla bu kırmızı noktaya dokunduğunu, “Buradayım ama burası neresi?” diye mırıldandığını duyar gibi oldum.

Mevsimlerin hızla değiştiği, hayatın akıp geçtiği bir kış gecesi kaybolan yaşlı komşusunu aramaya çıkan bir adam, yaşadığı mahallenin bildik sokaklarında tekinsiz bir yolculuğa sürüklenir. “78 Nova”nın kadife koltuklarından üniversitenin gizli dehlizlerine, zifirî karanlıktaki bir heykel sergisinden kendi filmini çekenlerin açık hava sinemasına, eski bir sarayın bahçesinden bağlar arasındaki hayal evine ve nihayet yeraltındaki metro inşaatından ölüm kuyularına uzanan bu yolculukta kahramanımız hem yol boyunca karşılaştığı insanların hikâyelerinin bir parçası olacak hem de yaşlı komşusunun kim olduğunu öğrenecektir.

Murat Gülsoy, sıradan hayatların ardına gizlenen karanlığı, on yıllarca saklanan derin korkuları, yaşlı kalplere gömülmüş hüzünlü aşkları, başkalarının aynasında kendi benliğiyle yüzleşmeyi fantastik, yer yer grotesk bir arayış hikâyesine sığdırırken sırlarla dolu geçmişin kapısını cesaretle aralıyor.

Ve Ateş Bizi Tüketiyor… Gecenin içinde dolananların, gecede kaybolanların romanı…

Ve Ateş Bizi Tüketiyor Alıntıları - Sözleri

  • Hatırladıklarımın ne kadarını gerçekten yaşadım, ne kadarını uydurdum bilmiyorum. O kadar çok acı çektim ki her şeyi istediğim gibi hatırlama hakkım var artık.
  • Diğerleri ne yaparsa onu yapıyordum. Hayatta kalmanın sırrı bu olsa gerekti.
  • "İnsan kendini kaybettikçe hikayesine yaklaşır, hikayesini yazdıkça kendini bulur."
  • İnsan kendi baktığı yerden gördüğünü tüm dünya sanıyordu belki de.
  • Sıradan insanın mutsuzluğu fakirliğinden kaynaklanır. Ya parası yoktur, ya seveni yoktur, ya arabası yoktur, ya da bilmem nesi yoktur.
  • Çocukluk… kelimelerin şeylere kolayca dönüşebildiği o harika zaman.
  • Peki, benim hayatımın en trajik ânı hangisiydi?
  • "Galiba ben buradan değil de bu zamandan gitmek istiyordum."
  • Şehir, insanın her gün ölüp yeniden doğabildiği bir yerdir. Kasaba ise insanın aynı kişi olarak yavaş yavaş yaşlandığı ama bir türlü ölemediği bir yer.
  • İnsanlara bakıyorum, onca şey hiç olmamış gibi davranabiliyorlar. Dünya yıkılıyor ama onlar hiçbir şey olmamış gibi yaşamayı beceriyorlar."
  • Kaç kişinin hayatı değişir biz öldük diye?
  • Öyle... Zihin dağılmaya başladı mı toparlaması çok zordur."
  • İnsan var olduğunu ölüme yaklaşınca daha iyi anlıyordu.
  • Baharda çingenelerin sattığı o küçük sarı çiçekler gibi kokuyordu.
  • Ben mutsuz muydum?

Ve Ateş Bizi Tüketiyor İncelemesi - Şahsi Yorumlar

Anlatıcı orta yaşlı bir erkek. Mutfağında çay demlerken bir anda kapı çalınır. Yaşlı bir kadın komşusu, eşinin kaybolduğunu söyler ve ondan yardım ister. Yaşlı adamın kimliğini alıp cebine koyar anlatıcı ve gecenin karanlığında onu aramaya çıkar dışarı. Yaşlı adam, emekli ceza hakimidir ve kızını kaybetmiştir. Bunların dışında bir bilgisi yoktur aradığı adam hakkında. Hatta onu hiç görmemiştir ve kimlikteki fotoğraf da yıllar öncesine aittir. Onu bulabileceğini düşündüğü her yere uğrar gecenin karanlığında; mahalledeki eczane, doktor, terzi, yaşlı bakım evi, üniversitenin koridorları, şairler mezarlığı….Sayısız insanla, durumla karşılaşır, bu insanların hikayelerini ve kaybolan hakimle ilişkilerini dinler. Yavaş yavaş hakim hakkında daha çok bilgi toplar ancak ne onu bulabilir ne de bir türlü sabah olur. Gecenin karanlığında kaybolur âdeta. Bir gecede bir geceye sığmayacak kadar çok şey yaşanır. Rüyalar, hayaller, geçmiş, gelecek birbirine karışır. Öyle iç içe geçer ki arayan ve aranan bir süre sonra bir olurlar. Yazar bir yandan da şunları sorgulatır okuyucuya: Gerçek dediğimiz şey tam olarak nedir? Rüyaların yaşamla nasıl bir bağlantısı var? Zamanda ve mekanda yolculuk aynı anda mümkün mü? Başkasının aynasında kendimizi görebilir miyiz? Ölüm, rüyanın sonsuz devamı mı, karanlık bir boşluk mu? Neden alakasız şeyler bir araya gelir zihinde ya da rüyada? Şeylerin birbiriyle ilişkisi nedir? Varoluşumuzun anlamı nedir? Zihnimizdeki Tanrı imgesi nasıldır, onu nasıl resmederiz mesela? Yazar sonun başlangıca yakınlığı üzerinde de duruyor ve zaten roman da başladığı noktaya geri dönüyor. (Ah bir sabah olsa… Ne kadar hızla yaşlandım. Sonun başlangıca bu kadar yakın olduğunu bilmezdim. Ama sabah hala çok uzak. Her yer hala karanlık her yer sonsuz ceza.) Kitap zihin akışı tekniğiyle yazılmış. Yazar bu tekniği ustaca kullanmış. Genel olarak gizemli ve merak uyandırıcı bir tempoda devam ediyor kitap. Bana daha önce okuduğum Kör Baykuş, Gölgesizler ve Tutunamayanlar kitaplarını hatırlattı sık sık. Bence yazarın da çok zeki olduğunu gösteren bir kurgu ve dil var kitapta ve anlamlandırmak için biraz okuma geçmişi isteyen bir kitap. Ben beğendim tavsiye ederim. Çok okumalar arkadaşlar. (Bahar Mete)

"İnsan bazen bir hikayenin içinde sıkışıp kalıyor.Üstelik bunu anlatana kadar farkında bile olmuyor.Çevremi saran görünmez duvarların bu hikaye olduğunu şimdi anlıyorum." #muratgülsoy #veateşbizitüketiyor Murat Gülsoy ile tanışmamız geç oldu belki son kitabından oldu ama iyiki oldu diyorum.İşte adını bilmediğimiz baş karekterin kendini bir hikayenin içinde sıkışıp kalmasıyla dönüyor hikaye.Ve bir gün karşı komşusunun kaybolması eşinin gelip ondan yaşlı amcayı bulmasını istemesiyle başlıyor her şey.Baş karekter kimliğini cebine koyup gece boyunca onu aramasıyla çıkıyor yollara."Gecenin içinde dolanıyoruz ve ateş bizi tüketiyor." Kitap geçen bir tabir ise"rüya içinde rüya içinde rüya içinde rüya....." sizi meraktan ve sorulardan çıldırtırcasına sayfalarda hızlı hızlı yol almak istiyorsunuz.Sıradan hayatların içinde gizlenen karanlığı yıllarca saklanan korkuları,yaşlı kaplere gömülmüş hüzünleri ve aşkları,başkalarının aynasından kendisiyle yüzleşmelerini fantastik bir anlatımla geçmişin kapılarını aralıyorsunuz.Kocaman tavsiye. (Simge)

Öyle bir roman okudum ki... Soluk soluğa ilerleyen temposunun içinde arada çölde vaha misali duraklayan, okura sorgulama molaları verdiren, ve su gibi akan anlatımı ile kendini sevdiren bir roman Ve Ateş Bizi Tüketiyor. Roman özeti nâmına benden tek kelime alamazsınız; lütfen ısrar etmeyin (eden de yoktu zaten) Hem kitabın sürprizini bozmamı da istemezsiniz ki işte bu merak unsuru yukarıda bahsettiğim tempoyu körüklüyor (bu arada arka kapağa gözümün ucunu bile değdirmeden başladım okumaya, romanla ben kendim tanıştım). Sürpriz bozmak yok, tamam, ama diyebilirim ki bir arayış hikâyesi bekliyor sizi o kapağın altında; bu içe doğru çıkılan bir arayış yolculuğu da olabilir, rüyet ile gerçeğin bulandığı noktaların kamuflajında bir bilinçsel varoluş arayışı da. Önemli olan “kim”i aradığımız mı, “ne”yi aradığımız mı? “Ben” anlatıcı bir gece yürüyüşüne çıkaracak sizi, her şey “bir gece boyunca” yaşanacak; hayallerin ötesindeki karanlığı mı keşfedeceğiz gecenin içinde, yoksa gün doğduğunda çoktan burnumuzun dibinde olan salt gerçeği mi göreceğiz? Ya da keşfine talip olduğumuzun ta kendisine mi dönüşeceğiz? Değerli yazarımız Murat Gülsoy, külliyatından on beş eserini okuduğum, kalemine artık oldukça âşinayım dediğim bir yazarımız ve her kitabında olduğu gibi bu romanda da kullandığı doğal dil beni kelimenin tam anlamıyla mest etti. İnceden gülümseten diyalogların doğallığı, birbiri ardına yaşananların tekinsizliği, gerçek dışı öğelerin sıradan sadeliğin içinde erimesi, ve adını bile bilmediğimiz anlatıcının arayışına çaktırmadan ortak edilmemizle sonuçta dönüp kendimize doğru başlattığımız arayış kaldı romandan bana geriye. Bir de kıymetlim Tanpınar’a (diğer edebî atıfların yanı sıra) yazarın verdiği selamı da aldım, başıma koydum. Özetle, ben bu romanı çok sevdim. (Nur)

Ve Ateş Bizi Tüketiyor PDF indirme linki var mı?

Murat Gülsoy - Ve Ateş Bizi Tüketiyor kitabı için internette en çok yapılan aramalardan birisi de Ve Ateş Bizi Tüketiyor PDF linkidir. İnternette ücretli olarak satılan çoğu kitabın PDFleri bulunmaktadır. Ancak bu PDF'leri yasal olmayan yollarla indirmek ve kullanmak hem yasalara hem de ahlaka aykırıdır. Yayın evlerinin sitesinden PDF satılıyorsa indirebilirsiniz.

Kitabın Yazarı Murat Gülsoy Kimdir?

1967'de İstanbul'da doğdu. Kabataş Erkek Lisesi'ni bitirdi. Boğaziçi Üniversitesi'nde Elektrik-Elektronik Mühendisliğini bitirdikten sonra yüksek lisans çalışmasını aynı üniversitenin Psikoloji Bölümü'nde tamamladı. İnsan yüzlerine ilişkin uyarılmış beyin potansiyelleri üzerine yaptığı deneysel tez çalışmasından sonra İstanbul Teknik Üniversitesi Elektrik-Elektronik Mühendisliği Biyomedikal Mühendisliği Programında doktora yaptı. Beyin cerrahisinde kullanılacak bir cerrahi lazer sistemi üzerinde temel bilimsel çalışmalar yaptı. 2000 Yılından beri Boğaziçi Üniversitesi Biyomedikal Mühendisliği Enstitüsü’nde öğretim üyesi olarak çalışmakta Biyofotonik konusunda dersler vermekte, araştırmalar yapmaktadır. Lazer-doku etkileşimi, lazerle doku kaynağı, cerrahi lazer sistemi tasarımı konularında çok sayıda makalesi bulunmaktadır.

Arkadaşlarıyla birlikte 1992-2002 yılları arasında çıkardığı Hayalet Gemi dergisi ile edebiyat alanında adını duyurmaya başladı. Bu dergide öykü ve deneme türünde yazılarını yayımlayan Gülsoy ilk kitabını 1999 yılında Can Yayınları'ndan çıkardı. 2001 yılı Sait Faik Hikâye Armağanı, "Bu Kitabı Çalın" adlı kitabına, 2004 yılı Yunus Nadi Roman Ödülü, "Bu Filmin Kötü Adamı Benim" adlı romanına, 2013 yılı Notre Dame de Sion Edebiyat Ödülü "Baba, Oğul ve Kutsal Roman" adlı romanına verildi. Kitapları çeşitli dillere (İngilizce, Almanca, Çince, Makedonca, Rumence, Bulgarca, Arapça, Arnavutça) çevrilmektedir. Yapıtlarında akıcı bir üslup kullanan yazarın gerçekliğin ve zihinsel deneyimlerin aldatıcılığı, rüyalar, ölüm ve aklın sınırları gibi konuları ele aldığı söylenebilir. Öykü ve romanlarında türler arasında gidip gelmekten çekinmeyen Gülsoy edebiyat üzerine de inceleme ve denemeler yazmaktadır. Borges, Kafka, Orwell, John Fowles, Coetzee, Tanpınar, Yusuf Atılgan, Oğuz Atay ve Orhan Pamuk sıklıkla andığı yazarlar arasında sayılabilir. Boğaziçi Üniversitesi'nde vermekte olduğu yaratıcı yazarlık derslerini Büyübozumu: Yaratıcı Yazarlık adlı kitabında, Modernizm/Postmodernizm üzerine görüşlerini 602.Gece adlı inceleme kitabında yayımlamıştır.

Açık Radyo'da 1995-2002 yılları arasında Hayalet Gemi, Simgeler Sözlüğü, Ubor Metenga gibi programlarda yer almış olan Gülsoy 2010 yılından bu yana TRTTURK kanalında Açık Şehir programında Sinemada Edebiyat Uyarlamaları hakkında yorumlar yapıyor. Murat Gülsoy aynı zamanda 2004 Yılından beri Boğaziçi Üniversitesi Yayınevi'nin Genel Yayın Yönetmenliği görevini sürdürüyor.

Murat Gülsoy Kitapları - Eserleri

  • Bu Kitabı Çalın
  • Büyübozumu: Yaratıcı Yazarlık
  • Ve Ateş Bizi Tüketiyor
  • Öyle Güzel Bir Yer ki
  • Yalnızlar İçin Çok Özel Bir Hizmet
  • Gölgeler ve Hayaller Şehrinde
  • Baba Oğul ve Kutsal Roman
  • Nisyan
  • Bu Filmin Kötü Adamı Benim
  • Belirsiz Bir Ânın Kıyısında
  • İstanbul'da Bir Merhamet Haftası
  • Tanrı Beni Görüyor mu?
  • Oysa Herkes Kendisiyle Meşgul
  • Sevgilinin Geciken Ölümü
  • Binbir Gece Mektupları
  • Karanlığın Aynasında
  • 602. Gece
  • Türkiye Hikayelerini Anlatıyor
  • Alemlerin Sürekliliği ve Diğer Hikâyeler
  • Bu An'ı Daha Önce Yaşamıştım
  • Sindirella’nın Bilmecesi
  • Belki de Gerçekten İstiyorsun
  • Şiir Dünyadan İbaret

Murat Gülsoy Alıntıları - Sözleri

  • Sıradan insanlar ancak hedeflerden söz edildiğinde rahatlarlar. Oysa çoğu zaman, gerçekte hedefin ne olduğunu asla bilmeden doğup ölürler. (Tanrı Beni Görüyor mu?)
  • Öyle... Zihin dağılmaya başladı mı toparlaması çok zordur." (Ve Ateş Bizi Tüketiyor)
  • sanki aklının içindeki bir düş dünyasında yaşıyordu (Tanrı Beni Görüyor mu?)
  • Okunan kitapların sayısı değil onların okunma yoğunlukları önemlidir. (Büyübozumu: Yaratıcı Yazarlık)
  • Onun sesini zihninde canlandırmak için çabalıyordu. O yüzden onun cümleleriyle düşünüyordu. (Sevgilinin Geciken Ölümü)
  • Madem kendisi bir yazar olarak ciddiye alınmıyor, o da gizlice yetiştireceği yazarlarla var olacaktı. Adı kimse tarafından bilinmese de olurdu. Tek istediği geleceğe bir yolla katılmaktı. (Oysa Herkes Kendisiyle Meşgul)
  • “İnsanlar... Asla yapmam dedikleri ne varsa, inan bana, şartlar müsait olduğunda herkesten önce yapıyorlar. Üstelik bunun en doğru hareket şekli olduğunda ısrar edip seni aptal yerine koyuyorlar. O yüzden en iyisi, kimseden bir şey beklememek. Böylece sukutuhayale de uğramazsın.” (Gölgeler ve Hayaller Şehrinde)
  • Kalp bir para gibi renklerini kaybediyor, gerçekler aleminden palavralar alemine doğru hızla yuvarlanıyor. (Bu Kitabı Çalın)
  • Koşuyordum; düşüncelerin, düşlerin, şakaların, oyunların, madrabazlıkların içinden geçiyor, sonra başladığım yere geliyordum nefes nefese. (İstanbul'da Bir Merhamet Haftası)
  • Modernizm ilerlemeyle barbarlıktan kurtulunacağını vaat ediyordu. Oysa tam tersi olmuştu, barbarlık steril ve organize bir hal almıştı. İşte modernliğin ürünleri olan Nazizm ve dünya savaşları ortadaydı. Insanlar şu sorunun yanıtını bulamıyorlardı: Böylesine gelişkin bir uygarlık, böylesine incelmiş bir kültür nasıl olur da böylesine büyük bir barbarlık üretebilmişti? Üstelik bilimcilerin bu süreçteki rolü hiç de azımsanmayacak kadar önemliydi. Bir çoğu gönüllü olarak bu süreçte rol almış, savaş endüstrisinin kilit noktalarında görev yapmış, insanlar üzerinde yapılan korkunç deneyleri tasarlayıp gerçekleştirmişti. (602. Gece)
  • "... Ve sonuçta yeni sanat sinemadan yararlanma deneylerini oyuncu ve tiyatro yönetmeni Nikolai Vladimroviç Ekk ile birlikte kurduğu tiyatro Metla'da dener. (Ekk 1931-41 yılları arasında Hayat Yolu, Grunya Kornakova, Bülbül. Sorochinsk Fuarı, Mayıs Gecesi adlı filmler çekecektir.)" (Şiir Dünyadan İbaret)
  • İki insanın aşkı gibi değildi bizim yakınlaşmamız, acı çeken bir insanın aynada kendini öpmesi gibi yalnızlık doluydu. (Karanlığın Aynasında)
  • İlahî adaletin tecelli ederek kendisini cezalandırdığını düşünerek kendine dur demişti. (Oysa Herkes Kendisiyle Meşgul)
  • Orta sınıfın sınırsız sorumsuz mutluluğuna küfretti Önder. Mutluydular. Ahmakçasına. Kendilerinden memnundular. Kafalarında kendilerine ve geleceklerini ilişkin net planlar vardı. Kendilerine, bahçe içindeki evlerine, birbirlerine güveniyorlardı. Yastıklı plastik sandalyelerini yaslanarak başkalarını çekiştiriyorlardı. Her evde bu küçük mahkemelerden binlercesi kuruluyordu akşamları. (Bu Filmin Kötü Adamı Benim)
  • Biliyor musun, annem gibi konuşuyorsun. O da böyledir. Ne zaman ona göre yanlış bir şey yapsam bu benim düşüncem olamaz. İlle de aklıma biri girmiştir. (Yalnızlar İçin Çok Özel Bir Hizmet)
  • İnsan her zaman aldatır, her zaman kötüdür. (Öyle Güzel Bir Yer ki)
  • Toplanmak için dağılmak gerekir. (Türkiye Hikayelerini Anlatıyor)
  • İnsanlara bakmıştım. Milyonlarca Hayat vardı dışarıda. Uzaktan birbirlerine benziyorlardı ama yeterince dikkat edince her birinin diğerinden farklı olduğu anlaşılıyordu. Her biri ayrı renkte bir kapıydı. Açması zordu belki ama hepsi de açılmayı bekliyorlardı. Benim gibi... (Bu Filmin Kötü Adamı Benim)
  • Nazım’ı önce tiyatroya, sonra da sinema dünyasına çekecek daveti Muhsin Ertuğrul yapar. Nazım 1924 yılındaki ilk dönüşünde, Süreya Paşa sinemasının müdürlüğünü yapan babası Hikmet Bey’in Osmanlıca-Fransızca Sinema Postası (Le Courrier du Cinéma) dergisine yardım eder. Ancak edebiyat eylemcisi Nazım, Şeyh Said isyanını öne sürerek çıkarılan Takrir-i Sükûn Yasasını ’nın verdiği baskılar sonucu, sadece yedi ay kalabildiği ülkesinden Sovyetler Birliği’ne kaçmak zorunda kalır. Ankara’da İstiklal Mahkemesi’nde açılan davada gıyaben on beş yıl hapse mahkûm olmuştur. (Şiir Dünyadan İbaret)
  • Gerginliği oluşturan nedenlerin başında da sosyal başarısızlık ve dışlanma korkusu gelir. (Bu Kitabı Çalın)

Yorum Yaz