diorex
life
Dedas

Zehra - Nabizade Nazım Kitap özeti, konusu ve incelemesi

Zehra kimin eseri? Zehra kitabının yazarı kimdir? Zehra konusu ve anafikri nedir? Zehra kitabı ne anlatıyor? Zehra PDF indirme linki var mı? Zehra kitabının yazarı Nabizade Nazım kimdir? İşte Zehra kitabı özeti, sözleri, yorumları ve incelemesi...

  • 04.04.2022 14:00
Zehra - Nabizade Nazım Kitap özeti, konusu ve incelemesi

Kitap Künyesi

Yazar: Nabizade Nazım

Yayın Evi: İskele Yayıncılık

İSBN: 9789759099466

Sayfa Sayısı: 208

Zehra Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti

Romanın kahramanı Suphi, romantik, duygusal, sevgidolu, yumuşak kalpli, yakışıklı bir erkektir.

İlk görüşte, varlıklı bir ailenin güzeller güzeli ancak aşırı kıskanç, kaprisli kızı Zehra'ya aşık olur. Zehra ile evlendikten sonra ilk zamanlar gözü karısından başka birini görmeyen Suphi, evlerine hizmetçi olarak gelen ve Zehra'nın güzelliğine gölge düşüren ay parçası Sırrıcemal'in ateşine düşerek, yeni bir aşkın ateşiyle yanmaya başlar. Ve bu ateş, Sırrıcemal tarafından da körüklenmektedir.

Her şeye rağmen çok sevdiği ve bir türlü kopamadığı karısı Zehra ile ateşinde yandığı Sırrıcemal'in arasında tercih yapmakta zorlanan Suphi, ilk zamanlar farkında olmadığı fakat, farkına varınca da bu benim kaderim dediği Rum dilberi Urani'ye de tutulunca artık, çırpındıkça battığı bir aşk batağının içine, iyice gömülür.

Sevdiği kadınların hiçbirinden vazgeçemeyen Suphi, dönüşü olmayan bir yola girdiğinde, sevdiği erkeği paylaşmaktan asla hoşlanmayan bir kadının, kalbindeki sevgisinin yerini birden ölümcül intikam duygularının alacağını hesaba katmamıştı.

Zehra Alıntıları - Sözleri

  • ¶¶ (...) sevgiyi yalnız kitap sayfalarında görmüştü. ¶¶
  • İkisi de kendi hislerini dinlemekte ve ortada derin fakat manidar bir sessizlik hüküm sürmekteydi..
  • Aşkı, nefretten doğuyordu.
  • Aşk haa! "Ne iğrenç düşünce...Ne iğrenç düşünce!"
  • Yol alan beyni değil, sadece kalbiydi.

Zehra İncelemesi - Şahsi Yorumlar

TÜRK ROMANININ TRAJİK BASAMAĞI: Nabizade Nâzım'ın Karabibik'i kötüydü. Köy ortamına gayet güzel ayak uydurmuştu ama insana hiçbir fayda sağlamıyordu; kötü bir kurguyla ve pek de iyi olmayan karakterlerle oluşturmuştu romanını. Biçimde de büyük hataları olan romanın sonunda Karabibik'in ''baştan çıkıp kadına atılması'' gülünç ve romana yakışmayan bir sondu. Zehra'daysa Nabizade Nâzım, kıskanç bir kadının başından geçenleri anlatıyormuş gibi görünüyor ama aslında anlatmıyor. Kıskanç bir kadının kocasının başından geçenleri daha çok anlatıyor. Romanın ismi ''Zehra'' olmasına rağmen %70'inde Zehra'nın kocası Suphi'nin başından geçenleri anlatıyor. Romanın başında Nabizade Nâẑım Zehra'yı ve Suphi'yi betimler. ''İyi eğitim görmüş, yakışıklı'' olan Suphi, ''kıskanç ve hırçın'' olan Zehra'ya âşık olur. Zehra'nın neden kıskanç olduğunun ayrıntılı açıklaması romanda yoktur; aynı şekilde, Suphi'nin de neden kadın düşkünü olduğu da belirtilmez. Roman boyunca bunlar ortada kalır ve herkes akışta sürüklenir. Nabizade Nâzım'ın paragraflar arası geçişi de iyi değildir, örneğin bir paragrafta Zehra'nın babasının nasıl evlendiğini açıklarken, diğer paragrafta hemen Zehra'nın kişiliğini konu eder. ''Yirmi yaşındayken genç bir kızla evlenmiş ve bu birleşme Zehra'yı meydana getirmiştir. Zehra çocukluğundan beri oldukça kıskançtı. Hele kendisinden iki sene sonra doğan Bedri'yi o kadar kıskanırdı ki birkaç kere çocuğu neredeyse boğmak, kafasını ezmek gibi acımasızca hareketlere kalkışmıştır.'' (s. 9) ''Bir anda âşık olan'' çiftler evlenir. Evliliklerinin ilk dönemleri çok hoş geçer. Bu ilk dönemden sonra Suphi'nin annesi Münire eve bir cariye getirir. Cariye ''Sırrıcemal'' adında, çok güzel bir kadındır. Tüm olaylar da bundan sonra gelişir. Suphi bir anda Sırrıcemal arzusuyla dolar ve Zehra da onu kıskanır. Suphi, sözde ''iyi eğitim'' görmüştür (!) ama yine de bazı şeyleri etraflıca düşünemez, sadece zevklerinin peşinden gider. Roman o kadar basit bir kurguyla oluşturulmuştur ki, buna şaşmamak elde değildir; çünkü roman Suphi'nin ''kadın değiştirmesinden'' oluşur. Zehra ile birikte olur, Sırrıcemal ile birlikte olur, Ürani ile birlikte olur ve son olarak da ''avare'' olur. Tüm roman bunlar üzerinden şekillenir ve kurgunun basitliği ister istemez okuyucuyu rahatsız eder. Sırrıcemal'le ilişki kuran Suphi, ondan çocuk yapmasına rağmen, ''hâlâ Zehra'yı kollarına aldığında heyecanını gizleyemiyordur.''¹ Suphi'nin bu rahatsız edici, hatta iğrenç bile diyebileceğimiz hareketlerini Nabizade Nâzım bize olumlu bir tutumla yansıtır. Zehra ''bu kadarcık nimete de razıdır.'' Öyle bir biçimde yansıtılır ki bu, sanki Zehra ve genel olarak tüm kadınlar erkeklere hep ''boyun eğer'' ve hep onlara muhtaçtırlar. Suphi onu aldatır ama, ilginç bir şekilde, yine de Zehra onu sevmeye devam eder; bu bizde sanki kadınlar kendilerini aldatan, döven erkekleri severmiş gibi bir algı yaratır. Kadınlar hem ''güçsüz'', hem de ''yuva yıkan'' olarak gösterilir romanda. Zehra kıskançtır ama yine de tahammül eder aldatılma durumuna, hatta ''çırpınmaktan zevk alır'' ve kibrine yediremediği için Sırrıcemal'i kovmaz. Suphi ve Sırrıcemal de çocuk yaptıktan sonra Zehra o kadar ''güçsüz'' gösterilir ki Suphi'den ayrılmaktan korkar; halbuki babası ölmüştür ve mirası da vardır. Nabizade Nâzım'ın Zehra'yı ve genel olarak tüm kadınları böyle göstermesi göz ardı edilemeyecek bir şeydir. Zehra kıskaçlık gücüne rağmen ''kadınlık güçsüzlüğüne'' yenilir ve ''kudurur, çıldırır, tepinir.'' Suphi ve Sırrıcemal de keyif çatar. Sırrıcemal, güzelliği ve ''kadın''lığı ile felaketi çağırır. Suphi'yse şehvetine karşı koyamaz ve hem Zehra'yla, hem de Sırrıcemal'le ilişki kurar. Suphi üzerinden Nabizade Nâzım, ''erkekler istediği kadını elde edebilir'' algısını verir. Erkekler bir hareket yapıyor da sanki kadınlar koşa koşa gidiyormuş gibi bir durum yaratır. Ürani'yle de kadınların ''para emici'' özelliğini gösteren Nabizade Nâzım, üç kez, üç farklı kadın ile kadınları aşağılar. Nabizade Nâzım'ın romanı ve karakterleri şekillendirme biçimi hem düşünsel açıdan, hem de edebi açıdan kötüdür. Romanda o kadar çok ''öpmek'', ''atılmak'', ''âşıkâne'', ''sarmak'' kelimeleri geçer ki okuyucu ister istemez rahatsız olur. Suphi Zehra'nın, Sırrıcemal'in ve Ürani'nin kollarına atılır.² Diğerleri de bunu seve seve kabul eder. Şehvet ve kadın cinselliği romanda o kadar çok ön plandadır ki, şekillendirme biçimine şaşırmamak elde değildir. Karabibik'in sonunda da şehvet olgusunu ele alan Nabizade Nâzım'ın onunla alıp veremediği bir şey vardır. Kötü kötü sahnelerle ve betimlemelere bunu daha da ön plana çıkarır. Suphi'nin gözünün önünden Zehra'nın hayali geçer ve ''sanki göğsünü açmış, kendisini bekliyormuş''³ gibi görür. Burada ve daha birçok yerde, kadınlar sanki cinsel bir objeymiş gibi yansıtılır. Suphi de ''ırz düşmanlığı'' ile tüm kadınları rahatsız eder ve hemen ''baştan çıkar.'' Peki, size soruyorum, bu gibi terbiyesizce ve ahlaksızca denebilecek cümleler göz ardı edilebilir mi? Nabizade Nâzım sanki kadınlar erkekleri ''baştan çıkarıyormuş'' gibi bir algı yaratır. Sırrıcemal işveleri eşsiz bir kadındır ve Suphi'ye ''âşıkâne cilveler'' yapar. Zehra Suphi'nin kollarında kendini ''güvende'' hisseder. Ürani de Suphi'nin kendisiyle uğraşmasından hoşlanır. Herhalde bu sahneler de roman tarihinin en trajikomik sahnelerindendir: ''Odanın kapısı açıldığı gibi Suphi kendisini Ürani'nin ayaklarına attı. Hem kanaviçe terlikleri şapur şupur öpüyor ve hem diyordu ki: - Üraniciğim! Ben senin köpeğinim, kölenim, ez beni! Çiğne beni!'' (s. 95) ''Hemen Suphi'yi silkip yere düşürerek ayağıyla çiğnemeye, elleriyle de vurmaya başladı. Suphi hâlâ yalvararak Ürani'nin hiddetini yatıştırmaya uğraşıyordu. ''Sus bre baykusi! Sus! Geber, geber!'' (s. 108) Suphi şehvetperesttir ve buna rağmen ''iyi bir adam'' gibi gösterilir; Zehra'dan bahsederken ''Bu karıdan kurtulmak lazım,'' der hoş olmayan bir üslupla. Kadınları aldatan o olmasına rağmen ''yaklaşan fırtınaya karşı siper göremez''⁴ sözde. Zehra'yı aldatır, aldatmakla da kalmaz, çocuk yapar ama yine de, şaşırtıcı bir biçimde, ''mazi''yi düşününce üzülür. Her ne hikmetse hüzün dolar içine, sanki şehvetperest olan o değilmiş gibi. Zehra da ''Zavallı Zehra'' olur.⁵ Bu açıdan Nabizade Nâzım erkekleri de kötü varlıklarmış gibi yansıtır. Ayrıca Suphi o kadar ilginç bir karakterdir ki, iki kadını bırakıp gittiği kadını da (Ürani) kıskanır. Suphi aynı zamanda üç kadınla düşüp kalktıktan ve artık bir ''avare'' olduktan sonra ''Ah aşk''⁶ der ve Nabizade Nâzım bize öyle bir şekilde yansıtır ki, sanki Suphi'nin kadınlara karşı hissettiği şehvet değil de aşktır. Nabizade Nâzım ''Kadın gönlü oyuncak değildir,''⁷ der ve kadın gönlünü kendine ''oyuncak'' eden Suphi karakterini yaratır. Herhalde Nabizade Nâzım tarihin en ironik yazarlarındandır. Şehvet konusunda bu kitap sadece kendini şehvetine kaptıran bir adamı anlatır; adamın şehvete neden kapıldığı da belli değildir. Kadınlarla hiç görüşmemiş midir, bu yüzden mi böyledir? Yakışıklı biridir, böyle olma olasılığı biraz düşüktür. Küçüklüğünden gelen bir şey midir? Bu da belli değildir. Bunlar da kıt akıllı Suphi'nin öyküsüne daha az ilgiyle bakmamıza sebep olur. Zehra romanındansa Tolstoy'un ''Şeytan'' ve ''Peder Sergi'' öyküleri şehvet konulu iki güzel öyküdür. İkisinde de şehvetle mücadele eden insanlar anlatılır ve şehvetin ''şeytan''lığı konu edinilir; Zehra romanındaki gibi şehvetin hayatını mahvettiğini düşünmeyen ve hayatın akışına kendini bırakan (!) bir insanı konu edinmez. Ayrıca romanda Zehra çoğunlukla ''vahşi'' olarak gösterilir. Zehra ''nefret ve intikam'' arzusuyla yaşıyordur.⁸ Sırrıcemal'in ''kafasını gözünü yarmaya'' karar verir (daha sonra Sırrıcemal intihar eder).⁹ O kadar ''hırçın ve vahşi'' gösterilir ki, ''Sırrıcemal'in kötü sonu, Münire'nin perişanlığı ve Suphi'nin sefaleti yüreğine su serpmez.''¹⁰ Ayrıca Zehra, romanın sonunda, bu kadar kirli bir düşünce yapısı olmasına rağmen intihardan ''ahiret olduğu için'' korkar; bu da Nabizade Nâzım'ın eklediği ilginç ayrıntılardan biridir. Bu açıdan kadınları aşağılayan, ''vahşi ve doymak bilmez varlıklar''mış gibi gösteren bir romandır Zehra. Suphi'nin kıt akıllı bir karakter olduğu su götürmez bir gerçektir ama ''işsiz güçsüz''lüğü başka bazı karakterlere de benzer. Örneğin İntibah'taki Ali Bey de ''işsiz güçsüz'' bir insan olur; fakat onun avareliğinin ve şehvetperestliğinin bir nedeni vardır, bu açıdan güzel bir karakterdir. Suphi'yse ''iyi eğitimli'' fakat kendini çok çabuk kaptıran, pek de önemi olmayan bir karakterdir. Zehra romanını (Ya da ''Suphi'' romanı mı demeliydim?) okumak yerine Ecinniler'deki Stavrogin karakterini, Zamanımızın Bir Kahramanı'ndaki Peçorin karakterini, İntibah'taki Ali Bey karakterini okumak veya Tolstoy'un Şeytan ve Peder Sergi öykülerini okumak daha iyi olacaktır. Ayrıca şunu da belirtmek isterim ki, bu kitaplardan biz etkilenmeyiz, etkilenmememizin sebebi romanın üzerine düşünmüş olmamızdır. Romanın kadınları ve erkekleri ne kadar aşağıladığını, ne kadar sığ bir düşünsel yapısı olduğunu kavrarız. Ama bu kitabı okuyan ve üzerine düşünmeden ''güzel'' deyip geçen gençler ya da yetişkinler için zararlıdır böyle kitaplar. İstemsizce bilinçaltlarında yer eder ve hareketleri bu yönde değişir. Kadınlara ve erkeklere bakış açıları romanın istediği yönde şekillenir. Bu yüzden ''bilinçli okuma'' çok önemlidir. Kitaplar kadar insanın bilincini derinden etkileyen çok az şey olduğu için bu gibi kitaplara özellikle dikkat edilmelidir. Romandaki karakterler ''işsiz güçsüz'' ve manevi hayatları olmayan karakterlerdir. Bu açıdan okuyucuya hiçbir fayda sağlamaz. Toplum için de önemi olmayan karakterlerdir. Nâbizade Nâzım'ın ruhsal çözümlemeleri, yapısı iyidir ama romanın düşünsel yapısı göz ardı edilemeyecek kadar kötü ve rahatsız edicidir. Suphi, Zehra, Sırrıcemal ve Ürani insanların hayatlarında büyük bir yer etmez; çünkü onlar ''gamsız'' insanlardır. Bu açıdan da ''gerçek'' karakterler değildirler. Roman tarihinde onlardan önemli ve okuyucuya verim sağlayacak birçok karakter vardır. Romanın kadın ve erkekleri aşağılaması ve saçma cinsel unsurlar bulundurması karakterleri daha da dibe batırır. ''Türk romanının trajik basamağı'' olan Zehra romanı bu yüzden kötü ve rahatsız edicidir. Faydam dokunduysa ne mutlu bana, keyifli ve verimli okumalar. EK: ¹(s. 58) ²(s. 71) ³(s. 55) ⁴(s. 57) ⁵(s. 57) ⁶(s. 101) ⁷(s. 120) ⁸(s. 58) ⁹(s. 79) ¹⁰(s. 120) (Fëanor)

Nabizade Nazım - Zehra / Kitap Yorumu: Yazardan okuduğum ilk eserdi. Dili hiç yabancı gelmedi. Gayet akıcı bir şekilde ilerledi roman. Günümüz Türkçesine çevrilmiş halini okumanızı tavsiye ederim. Türk klasikleri içerisinde alışık olduğumuz bir tarza sahip. Olayların sonunun ne şekilde biteceğini tahmin edebiliyor insan. Fakat romanın en büyük artısı ibret verici yanının oluşu. ▪Romandaki "Suphi" karekteri bizlere nefse uyup ani kararlar almanın insanı nasıl felakete sürükleyeceğini gösteriyor. ▪Aynı şekilde "Zehra" karekteri ise bizlere intikam duygusunun aslında en boş çabalardan biri olduğunu, bu hissin hiçbir iyi getirisinin olmadığını gösteriyor. ▪Sırrıcemal ve Zehra'nın sahip olduğu "KISKANMA" duygusunda aşırıya gidilmenin ne türlü felaketlere sebep olacağını da görebiliyoruz. Romanı "nefis, kıskançlık ve intikam" kelimeleri ile özetlemek mümkün olacaktır diye düşünüyorum. ■ Puan konusunda biraz cimri davranıp 7/10 vereceğim. Çünkü bazı yerlerde Suphi karakteri yüzünden duvara kafa atmak içimden gelmedi değil. Bir karakter bu kadar mı nefsine köle olur.. (Nursena Ekinci)

Güzeldi Tavsiye ederim.: Tanzimat dönemi Türk edebiyatına çok güzel bir örnekti. Hikayesi alışılmadık, anlatımı sadece ve Edebiyatı sağlam yazarımızdan güzel bir eser. Çok uzun değilve akıcı, bu yüzden de çabucak bitiveriyor. Tavsiye ederim. (ibrahim kartal)

Zehra PDF indirme linki var mı?

Nabizade Nazım - Zehra kitabı için internette en çok yapılan aramalardan birisi de Zehra PDF linkidir. İnternette ücretli olarak satılan çoğu kitabın PDFleri bulunmaktadır. Ancak bu PDF'leri yasal olmayan yollarla indirmek ve kullanmak hem yasalara hem de ahlaka aykırıdır. Yayın evlerinin sitesinden PDF satılıyorsa indirebilirsiniz.

Kitabın Yazarı Nabizade Nazım Kimdir?

Nabizâde Nâzım (d. 1862 (?) - ö. 6 Ağustos 1893) Tanzimat dönemi Osmanlı-Türk yazarıdır.

Şiir, anı, hikaye, roman türlerinde ve bilimsel konularda eserler veren Nabizade Nazım, ilk Türkçe gerçekçi köy romanı olarak kabul edilen Karabibik’in ve Türk edebiyatındaki ilk psikolojik roman denemesi olan Zehra’nın yazarıdır.

Nabizâde Nâzım

1862 yılında İstanbul’da, Nişantaşı’nda dünyaya geldi. Tam adı Ahmet Nazım idi. Babası Nabi Efendi’yi ve annesini genç yaşta kaybetti. Ninesi tarafından büyütüldü. “Yadigarlarım' adlı yapıtında anlattığı anılarından öğrenildiğine göre mutsuz bir çocukluk geçirdi.

İlköğrenimini Tophane Mahalle Mektebi’nde tamamladıktan sonra önce Fevziye Rüştiyesi’nde sonra Beşiktaş Askeri Rüştiyesi’nde öğrenim gördü. Okulun İdadi (lise) bölümünü de bitirdikten sonra yüksek öğrenimini Mühendishane-i Berri-i Hümayun (Kara Askeri Mühendis Okulu)'da yaptı. 1884'te topçu mülazım-ı sanisi (topçu üsteğmen) olarak mezun oldu. Öğrenimine Mekteb-i Harbiye-i Şahane (Genel Kurmay Okulu)’da devam etti.

İlk yazısını henüz öğrenci olduğu 1880 yılında Vakit Gazetesi’nde A.Nazım imzasıyla yayımlandı. Bu yazı, “Esaret” başlıklı bir denemedir. Öğrencilik ve askerlik yaşamının devam ettiği 1880-1890 yıllarını aynı zamanda çok verimli bir yazım adamı olarak geçirdi.

Çok başarılı bir öğrenci olan Nabizade Nazım, 1886’da Erkan-ı Harbiye (genelkurmay) yüzbaşısı olarak mezun olduktan sonra kendi okulunda askeri öğretmenlik yaptı; yüksek cebir, istihkam ve topoğrafya dersleri verdi. Keşif ve araştırma yapmak üzere iki yıl Suriye'de görev yaptı. 1890'da İstanbul'a döndü. O yıl, ilk Türkçe gerçekçi köy romanı olan Karabibik adlı eserini yayımladı. 1891’de çıkmaya başlayan ve o günlerde bir bilim dergisi niteliği taşıyan Servet-i Fünun Dergisinin ilk yazarlarından birisi oldu.

İstanbul’a dönüşünden bir süre sonra sevdiği kızla evlendi ancak mutlu bir evlilik yaşamı olmadı. Evlendikten kısa bir süre sonra kemik veremi hastalığına yakalandı. Haydarpaşa Hastanesi’nde iki yıl kadar tedavi gördü ama iyileşemedi; 6 Ağustos 1893'te öldü ve Üsküdar'da Miskinler Tekkesi yakınındaki mezarlıkta toprağa verildi.

Edebî hayatı

Nabizade Nazım, daha çok romantizm etkiler taşıyan şiirlerini bilimsel konuları işleyen makalelerini, öykülerini Hazine-i Evrak, Mir'at-i Aem , Rehber-i Fünun, Afak, Berk, Manzara gibi dergilerle Tercüman-ı Hakikat, Servet, Mürüvvet gibi gazetelerde yayımlamıştır.

Şiirlerinde ölüm, tabiat, tanrı gibi temleri işledi. Şiirde çok başarılı olduğu söylenemez. Zaten kendisi de bunlara "Heves Ettim" adını vermiştir.

1890 yılında yayımlanan Karabibik adlı uzun hikâye denilebilecek romanı, edebiyatımızda ilk köy romanı olma özelliğini taşır, kendisinin “hakikiyyun” dediği realist bir eserdir. “Zehra” (1896) romanı ise bir psikolojik roman denemesidir. Bu romanda Şehzadebaşı tiyatrolarının tulumbacı kahvelerini, kadın kavgalarını gerçekçi bir görüşle aktarmıştır. Eser, bir psikolojik roman kabul edilmez ama Türk edebiyatında psikoloji öğelerinin kullanıldığı ilk roman kabul edilir.

Nabizade Nazım Kitapları - Eserleri

  • Zehra
  • Karabibik
  • Karabibik - Zehra
  • Hala Güzel
  • Zehra
  • Yadigarlarım
  • Karabibik ve Diğer Hikayeler
  • Karabibik
  • Mini Mini Mektepli - Hanım Kızlara
  • Karabibik ve Hala Güzel
  • Zehra
  • Hâlâ Güzel

Nabizade Nazım Alıntıları - Sözleri

  • Suç eşekte değil, sahibi olan eşekte!... (Karabibik)
  • Sevgiyi yalnız bazı kitaplarda görmüştü. (Zehra)
  • İnsanın gönlüne söz geçirmesi kolay değilmiş.  (Hala Güzel)
  • İşte en anlamsız, işte en anlamlı kelime. (Hala Güzel)
  • Kabahat eşekte değil, sahibi olan eşekte! (Karabibik)
  • Sevmek, sevilmek! İşte şu dünyada insanın biraz yüzünü güldüren saadet bu nimetten ibaretti. (Karabibik - Zehra)
  • Bu korkunç tabiata karşı aranılan çarelerin hiç birisi çözüm olmadı . Artık herkes de ümidini kesti. (Zehra)
  • Aşkı, nefretten doğuyordu. (Zehra)
  • Yol alan beyni değil, sadece kalbiydi. (Zehra)
  • ...ne olursa olsun mücadeleden ve kendini savunmaktan kesinlikle vazgeçmeyeceğini kararlaştırmıştı. (Zehra)
  • ¶¶ (...) sevgiyi yalnız kitap sayfalarında görmüştü. ¶¶ (Zehra)
  • Yol kat eden beyni değil sade kalbiydi... (Karabibik - Zehra)
  • gökyüzünün denizde yankılanmasından sefa içinde sefa doğar yeryüzünün gökyüzüne varan yankısı ise cana can katar (Karabibik - Zehra)
  • İşte aşkın özü! İşte aşk insana böyle aşağılanmayı öğretir. (Yadigarlarım)
  • Sevda cihanda neler yapmıyor? Güneşler mi parlatmıyor? Yıldızlar mı söndürmüyor? Âlemler mi icat etmiyor? Dünyaları mı yıkamıyor? Canlar mı yakmıyor? (Yadigarlarım)
  • Aşk ve sevda beşerin gönlü için bir mevhibe-i Hüda'dır.* *Allah'ın lütfu (Karabibik ve Diğer Hikayeler)
  • Derler ki insan her gece rüyasında düşündüğünü görür. Hâlbuki ben her gece onu düşünerek kendimi kaybettim. (Karabibik)
  • Bilirim ki beni medhul sayacaklar olduğu gibi mazur görecekler de vardır. Mamafih benim gerek medhe* gerek kadhe** karşı edecek mukabelem şu söz olacaktır: İnsanım! *övme **yerme (Karabibik ve Diğer Hikayeler)
  • Kadınların gönlü oyuncak değildir. (Zehra)
  • Zira ay ışığı yapay bir ışığa gerek bırakmayacak kadar güçlüydü. (Zehra)

Yorum Yaz