“Anne-Babalık Bir Hak mı, Bir Ehliyet mi?”
“Anne-Babalık Bir Hak mı, Bir Ehliyet mi?”
Bir otomobil kullanmak için sınava girersiniz.
Bir ev inşa etmek için proje onaylatırsınız.
Bir mesleği icra etmek için yıllarca eğitim alır, diplomanızı duvara asarsınız.
Ama bir insan yetiştirmek için…
Hiçbir şey gerekmez.
Ne ruhsat, ne psikolojik değerlendirme, ne pedagojik eğitim.
Sadece biyolojik yeterlilik.
Oysa dünyadaki en ağır sorumluluk, bir çocuğun kalbine ve zihnine dokunmaktır.
Toplumda “herkes evlenmeli, herkes çocuk sahibi olmalı” gibi görünmez bir baskı vardır. Sanki yetişkinliğin nişanesi budur. Sanki hayatın tamamlanması için zorunlu bir aşamadır. Oysa çocuk sahibi olmak bir hak olduğu kadar büyük bir sorumluluktur; hatta çoğu zaman bir hak değil, bir emanet bilincidir.
Hiç kimseye araba kullanma yetkisi sorgusuz verilmez; çünkü yanlış kullanım başkasına zarar verebilir.
Peki yanlış ebeveynlik kaç çocuğun hayatına mal oluyor?
Fiziksel şiddet, psikolojik baskı, değersizlik duygusu, travmalar, bastırılmış korkular…
Bugün yetişkinlerin omuzlarında taşıdığı birçok yükün kaynağı, çocuklukta bilinçsizce yapılan hatalardır.
Çocuk dünyaya boş bir sayfa olarak gelmez; ama en hassas döneminde şekillenir.
Anne-babanın ruh hali, ilişki biçimi, öfke kontrolü, sevgi dili; hepsi çocuğun karakterinin tuğlalarıdır.
Şu soruyu sormaktan neden çekiniyoruz?
Bir insanın psikolojisi sağlıklı mı?
Öfke problemi var mı?
Bağımlılıkları var mı?
Şiddet geçmişi var mı?
Empati kapasitesi yeterli mi?
Çocuk bakmak yalnızca alt değiştirmek, yemek yedirmek değildir.
Çocuk büyütmek; sabır, bilinç, duygusal olgunluk ve pedagojik farkındalık ister.
Evet, devlet evlilik için prosedür ister; ama ebeveynlik için neredeyse hiçbir ön hazırlık istemez.
Oysa belki de en azından temel bir pedagoji eğitimi zorunlu olmalıdır.
Anne-baba adaylarına; çocuk gelişimi, travma, iletişim dili, sınır koyma, sevgi ve disiplin dengesi anlatılmalıdır.
Çünkü çocuk, bir bireydir.
Bir “deneme alanı” değildir.
Bir öfke boşaltma alanı hiç değildir.
“Çocuklar herkese teslim edilmez” demek sert gelebilir.
Ama gerçeğin kendisi bazen serttir.
Bir toplumun kalitesi, yetişkinlerin kariyerleriyle değil; çocukların ruh sağlığıyla ölçülür.
Sağlıksız ebeveynlik, geleceğe bırakılmış sessiz bir bombadır.
Travmalı çocuklar büyür; kırgın yetişkinlere dönüşür.
Kırgın yetişkinler ise ya kendini ya başkasını yaralar.
Ebeveynlik bir iç olgunluk işidir.
Sevgi yetmez; bilinç gerekir.
İyi niyet yetmez; farkındalık gerekir.
Belki de mesele “herkes çocuk sahibi olmalı mı?” sorusu değil.
Mesele şudur:
Herkes çocuk sahibi olmaya hazır mı?
Anne-babalık biyolojik bir süreç olabilir.
Ama gerçek ebeveynlik; zihinsel, duygusal ve ahlaki bir ehliyet gerektirir.
Çocuk, bir insanın değil; insanlığın emanetidir.
Editör: Beşir Şavur
