Bir Şehrin Hafızasında Kalan Adam: Hasan Keleşoğlu
"Bu ortaklık, sadece ticari bir birliktelik değildir. Aynı zamanda birbirine omuz veren, zor zamanlarda birbirini ayakta tutan, başarıyı paylaşırken tevazuyu elden bırakmayan bir yol arkadaşlığıdır." 23.donem Mardin milletvekili Mehmet Halit Demir'in kaleminden...
Bazı insanlar vardır; yaşadıkları şehirlerle özdeşleşirler. Adları anıldığında bir cadde, bir okul, bir fabrika, bir aşevi ya da bir hayır işi gelir akla. Onlar yalnızca ticaret yapan, yatırım yapan ya da kazanan insanlar değildir. Onlar ait oldukları sehrin kaderine dokunan, taşına toprağına emek ve anlam katan insanlardır. Hasan Keleşoğlu, Mardin için işte tam da böyle bir değerdi.
Onun Rabbine kavuştuğu haberini aldığımda gecenin ilerleyen bir saatiydi. İnsan zihni bazen acıyla yüzleşmeye hazır olmaz. İlk anda, “İsim benzerliğidir” diyerek kendimi teselli etmeye çalıştım. Çünkü bazı isimler vardır ki, o isimlere ölüm degil üretim yakışır. Çünkü O isimler, yaşadıkları yerlere ve insanlara karışmış, adeta bir kavram hâline gelmiştir. Fakat gerçek, insanın kapısını er ya da geç çalar. Sevilen insanlar da bu şerefli yolculuğa, zamanı geldiğinde çıkarlar. Ölüm, seçmez. Ama geride kalan iz, herkes için aynı olmaz.
Hasan Keleşoğlu, ardında iz bırakanlardandı.
Mardin gibi tarih ile insanın iç içe geçtiği, kadim medeniyetlerin izlerini hâlâ taşıyan bir şehirde iz bırakmak kolay değildir.
Çünkü bu topraklar, yüzyıllardır nice büyük insanı görmüş, nice emeği bağrına basmıştır. Ancak Hasan Keleşoğlu, bu zor coğrafyada kendi emeğiyle, kendi alın teriyle, tabiri yerindeyse tırnaklarıyla kazıyarak bir yol açmış, sadece kendisi için değil, Mardin için de kalıcı bir değer üretmiştir.
Onun hikâyesi, hazır imkânlarla başlayan bir başarı hikâyesi değildir. Aksine, mücadeleyle yoğrulmuş, sabırla büyütülmüş, disiplinle profesyonelliğe taşınmış bir hayatın özetidir. Bugün dönüp baktığımızda gördüğümüz güçlü işletmelerin, istihdam alanlarının, hayır işlerinin arkasında uzun ve meşakkatli bir yolculuk vardır. Hasan Keleşoğlu, bu yolculuğu Kenan Kösen ile kurduğu ortaklıkla birlikte yürümüş; dostluğun, güvenin ve ortak aklın neler başarabileceğini gösteren örnek bir birliktelik ortaya koymuştur.
Bu ortaklık, sadece ticari bir birliktelik değildir. Aynı zamanda birbirine omuz veren, zor zamanlarda birbirini ayakta tutan, başarıyı paylaşırken tevazuyu elden bırakmayan bir yol arkadaşlığıdır. Günümüzde sıkça rastlanmayan bu duruş, belki de Hasan Keleşoğlu’nun kişiliğinin en belirgin yönlerinden biridir. Çünkü o, kazandıkça büyüyen bir egoya değil; kazandıkça sorumluluğu artan bir vicdana sahipti.
Hayatını “durup dinlenmeden” yaşayan insanlardan biriydi. Ancak bu telaş, hırsın ya da doyumsuzluğun telaşı değildi. Aksine, faydalı olma arzusunun, üretme isteğinin, geride bir iz bırakma sorumluluğunun telaşıydı. Onun için başarı, sadece bilanço rakamlarından ibaret değildi. Bir insanın hayatına dokunabilmek, bir gencin iş sahibi olmasına vesile olmak, bir ailenin sofrasına ekmek girmesini sağlamak da en az ticari başarı kadar önemliydi.
Mardin’e yaptığı yatırımlar, şehre kazandırdığı işletmeler, sağladığı istihdam, sadece ekonomik katkı olarak değerlendirilmemelidir. Çünkü bu yatırımlar aynı zamanda bir özgüven inşasıdır. “Bu şehirde de olur” demenin, “Mardin’den de güçlü insanla çıkar” diye haykırmanın somut karşılığıdır. Hasan Keleşoğlu, bu yönüyle Mardinli gençlere de sessiz ama güçlü bir mesaj vermiştir: Çalışırsanız, vazgeçmezseniz, bu topraklarda da başarı mümkündür.
Belki de onu asıl özel kılan, tüm bu mücadeleye, tüm bu kazanımlara rağmen kibirden uzak durabilmesiydi. Günümüzde başarı ile kibir arasındaki mesafe çoğu zaman çok kısadır. Birçok insan, belli bir noktaya geldiğinde geçmişini unutur, geldiği yeri küçümser, insanlarla arasına görünmez duvarlar örer. Hasan Keleşoğlu ise tam tersine, büyüdükçe sadeleşen, kazandıkça paylaşan, güçlendikçe alçalan bir duruş sergilemiştir.
Onu tanıyan herkes bilir; makam, mevki, servet hiçbir zaman onun insanlarla kurduğu ilişkiye yön vermemiştir. Aynı samimiyet, aynı nezaket, aynı içtenlik her zaman kendisini hissettirmiştir. Bir işçiyle konuşurken de, bir dost meclisinde otururken de, bir hayır işinin başında dururken de aynı Hasan Keleşoğlu vardı. Bu, karakter meselesidir ve parayla, güçle, statüyle satın alınamayacak bir özelliktir.
Hasan Keleşoğlu’nun hayır işleri ise ayrı bir başlık açmayı hak eder. Çünkü o, verdiğini göstererek değil, gizleyerek veren insanlardandı. Reklamı yapılan yardımların değil, sessizce yapılan iyiliklerin kıymetine inanırdı. Kaç insanın hayatına dokunduğunu, kaç gönülde dua ile yer ettiğini belki de tam olarak kimse bilemez. Ama şurası kesindir ki, onun adı anıldığında pek çok insanın yüzünde beliren o mahcup tebessüm, arkasından edilen samimi dualar boşuna değildir.
Bir hemşehrimiz olarak onunla her zaman gurur duyduk. Çünkü o, Mardin’in sadece taşını toprağını değil, insanını da yücelten bir figürdü. Şehrini unutan değil, şehrine yatırım yaparak büyümeyi tercih eden bir anlayışın temsilcisiydi. Bu yönüyle, göç veren değil değer üreten bir Mardin hayalinin de sessiz mimarlarından biri olmuştur.
Bu noktada ailesinin ve çocuklarının rolünü anmadan geçmek büyük bir eksiklik olur. Hasan Keleşoğlu’nun bu mücadele dolu yolculuğunda, arkasında ona moral veren, sevgiyle destekleyen, inancını diri tutan bir aile vardı. Aile, insanın sığınağıdır; Hasan Keleşoğlu bu sığınağın kıymetini bilen, ailesiyle güçlenen bir insandı. Elde edilen bütün başarıların arka planında, bu manevi destek ve karşılıklı güven vardı.
Tabi, bu başarı yolculuğunda Hasan Keleşoğlu’nun en yakın yol arkadaşı ve can dostu İsmail Elik’ti. Zor günlerde omuz veren, iyi günlerde geri planda kalmayı bilen bu vefalı dostluk; güven, emek ve sadakat üzerine kurulmuştu. Bu hikâye anlatılırken İsmail Elik’in sessiz ama güçlü katkısı da unutulmamalıdır.
“Yiğit ölür, nam kalır” sözü, Hasan Keleşoğlu için söylenmiş gibidir. Ardında bıraktığı isim, sadece bir iş insanı olarak değil; mütevazı, çalışkan, vefalı ve gönlü geniş bir insan olarak hatırlayacağız. İnsanların ardından ne konuştuğu, aslında onların bu dünyada nasıl yaşadığının en net göstergesidir. Hasan Keleşoğlu’nun ardından konuşulanlar ise hep hayır, hep dua, hep saygı doludur.
Bu satırları kaleme almamdaki temel amaç, Kadir Üründü’nün bu mütevazı ve gönlü büyük insanla ilgili yazdığı köşe yazısına küçük de olsa bir katkı sunmaktır. Aynı zamanda ortak dostumuz Hasan Keleşoğlu’nun hafızalarda bıraktığı izi, hak ettiği şekilde paylaşma sorumluluğudur. Çünkü bazı insanlar unutulmasın diye değil, unutulmasınlar diye yazılır. Hasan Keleşoğlu da onlardan biridir.
Bugün Mardin sokaklarında dolaşırken, belki adını taşıyan bir tabelaya rastlamayacağız. Ancak onun emeğiyle şekillenmiş bir iş yerinde çalışan bir gencin umudunda, onun desteğiyle ayakta kalmış bir ailenin duasında, onun vizyonuyla büyümüş bir işletmenin devam eden düzeninde yaşamaya devam edecektir. Asıl kalıcılık da zaten budur.
Bu şehir, nice insanı bağrına bastı, nice değeri uğurladı. Ama bazı vedalar vardır ki, sessizliğiyle bile derin bir boşluk bırakır. Hasan Keleşoğlu’nun vedası da böyledir. Gürültüsüz, gösterişsiz ama derin. Onun yokluğunu, belki en çok da onun varlığına alışmış olanlar hissedecektir.
Son söz olarak şunu söylemek istiyorum: Hasan Keleşoğlu, büyük laflar edenlerden değil, büyük işler yapanlardandı. Kendini anlatanlardan değil, yaptıklarıyla konuşanlardandı. Ve belki de bu yüzden, arkasında bu kadar temiz, bu kadar saygın, bu kadar güçlü bir iz bırakti.
Evet, hatırlanacaklar arasına giren büyük yürekli Hasan Keleşoğlu… Sen bu dünyadan sessizce göçtün ama ardından yüksek sesli bir iyilik hikâyesi bıraktın. Rabbim sana rahmet eylesin. Mekânın cennet, makamın âli olsun. Ardından hayırla bahsedilenlerden olmak, her kula nasip olmaz. Sen, bu nasibe erişenlerdensin. seni unutmayacagiz; çünkü sen hafızalara adını değil, karakterini yazdın.
Editör: Gülten Akgül
