TÜVTÜRK

BİZİM MAHALLEYE YAZIK ETMEYİN...

BİZİM MAHALLEYE YAZIK ETMEYİN...

Bizim Mahalleye Yazık Etmeyin...

 

“Yanlış yaptığımızda bizi uyarmazsanız sizde, uyardığınız halde sizi dinlemezsek bizde hayır yoktur.”

 

Mahalleler, şehirler, yaşadığımız evler ve kısacası insanın yaşadığı hiçbir yer yalnızca taş ve beton yığını değildir. 

Bizim mahalleyi ayakta tutan; oyun alanlarındaki çocuk sesleri, vatandaşın huzuru, her yere ulaşım kolaylığı, masmavi gökyüzü, yaşlıların dinlenebildiği, çalışanlarının kendini işine adadığı, en önemlisi idarecilerin herkesin derdiyle hemhal olduğu bir mahalleydi bizimkisi...

 

Kuzu ile kurdun yanyana yayıldığı otlaklar, kuşların özgürce uçtuğu semalar, hak sahibinin sultan sayıldığı diyarlar vee haklının güçlüye yenilmediği er meydanına sahip olduğu bir mahalleydi bizimkisi...

 

Şimdi mi? Ne yazık ki mevcut durumda bu değerler tek tek yok olmaya doğru gidiyor. İçimizden yükselen tek cümle hep aynı:

“Bizim mahalleye yazık etmeyin.”

 

Günümüzde hemen hemen her makam odasının duvarlarında şu söze rastlamak mümkündür. 

“Yanlış yaptığımızda bizi uyarmazsanız sizde, uyardığınız halde sizi dinlemezsek bizde hayır yoktur.” Hz. Ömer(ra). 

 

Sözün güzelliği, hem yöneticinin hem de yönetilenin sorumluluğunu belirler. Ki o sorumluluk sahipleri, yanlışı görenin sesini duymadıkça, uyarılara kulak vermedikçe o sözün duvarda asılı kalması dışında hiçbir önemi olmayacaktır. Öyle olmadıkça ne yönetende ne susan yönetilende hayır kalmayacaktır.

 

Ömer bin Abdülaziz’in şu sözü ise başka bir pusula sunar, duymak isteyene, görmekten kaçınmayana...

 

“Yönetici, halkın yükünü hafifleten kişidir. Eğer ağırlaştırıyorsa, o yönetim zulümdür.”

 

Gelelim mahallemizdeki diğer bir ucube konuya;

Liyakat yerine sadakat, ehliyet yerine kayıtsız bağlılık tercih edildiği sürece; hizmet üretilemez, vatandaşın yüzü asla gülemez. Oysa dua almak varken bu kadar bedduaya talip olmak da neyin nesi? 

 

Sahi bir gülümsemeye dahi bir ömür sadakat gösterecek bu insanları kim neden bu kadar kızdırsın? Hakkı olanı alırken bile bir ömür vefa duyacak bu insanları kim neden bu kadar dışlasın.

Yarına dahi garantisi olmayan bu kibir abideleri ne ister, yoksa sadece kendileri ve onlara kayıtsız şartsız itaat eden insanları mutlu etmek mi tek dertleri?

 

Tarihe şu meşhur sözü not düşen 2.Abdulhamit Han'ı hiç okumazlar mı, okumaktan imtina etmişlerse dahi hiç duymazlar mı? Yoksa sahiden gözleri kör, kulakları sağır mı?

 

“Ben hizmet arz etmezsem Allah ve tarih huzurunda mesul ve menfur (nefret edilen) olurum. Vebal, mani olanın olsun.”

 

Bugün mahallemizde olanlar sadece bir yönetimsel hata değildir. Aynı zamanda kibrin ve kişisel menfaatlerin zaafıdır. Liyakat gölgede kalıyor, hatta üzerine hiç güneş doğmayacak kadar karanlıkta bile bile bırakılıyor.

Hizmet üretilmediği sürece sadece ben değil, sen değil hepimiz zarar görüyoruz. Oysa iyi biliyoruz ki hizmet arz etmeyen, liyakat sahiplerine ket koyan ve uyarıları dikkate almayanlar tarih ve vicdan önünde hesap verecektir.

 

Biz bu küçük mahallenin sakinleri olarak haykırıyoruz: 

Susarsak bizde, uyardığımız halde dinlemezseniz sizde hayır olmaz... Yol yakın iken;

 

“Lütfen bizim mahalleye yazık etmeyin.”

Editör: Beşir Şavur

Yorum Yaz