Büyüyen Rakamlar, Küçülen Cüzdanlar
Değerli okurlarım, sık sık gerek görsel ve gerekse yazılı basında olsun ekonomi ile ilgili büyüme rakamlarını duyuyoruz. Ekonomik raporlar açıklanıyor, ekranlara büyük büyüme rakamları düşüyor. Yetkili ağızlar her fırsatta ekonominin “dünyaya parmak ısırtan” bir hızla büyüdüğünü söylüyor. Peki bu büyüme nerede? Cüzdanlar boş, mutfakta yangın, çarşı Pazar boş görünmeyen bir büyüme kime ne kazandırıyor? Sorusu beynimizi kurcalıyor.
Türkiye yıllardır aynı paradoksun içinde dönüp duruyor. Diğer bir ifade ile büyüyor ama zenginleşemiyoruz.
Sebep mi?
Aslında herkesin günlük yaşamında çok net gördüğü bir gerçek. Büyüme rakamları pembe tablolu, ama vatandaşın hayatı çıplak. Ekonomide büyüme verileri tek başına bir ülkeyi zengin yapmaz. Önemli olan büyümenin nasıl gerçekleştiği, kimlere yaradığı ve süründürülebilir olup olmadığıdır. Ülkemizde büyüme çoğu zaman; tüketime dayalı, borçla finanse edilen, inşaata ve ithalata bağımlı ve düşük katma değerli sektörlerden gelen bir yapıdadır. Bu sayılanlardan büyüme rakamlarını yükseltir ama toplumun alım gücünü artırmaz.
Türkiye’nin büyümesinin zenginleştirmemesinin bir diğer nedeni, büyümeden elde edilen gelirin adaletsiz dağıtılmasıdır. Son yıllarda ücretli kesimin milli gelirden aldığı pay düşüyor. Sermaye gruplarının payı artıyor, halkı daha fazla borca itiyor, tasarruf yapmayı imkânsız hala getiriyor.
Liberal ekonomiye göre, bir ülke ancak yüksek katma değerli üretim yaparsa zenginleşir. Oysa Türkiye ekonomisi uzun zamandır; bugün Türkiye’nin sorunu büyüme değil; büyümenin halka refah olarak yansımamasıdır. Gerçek zenginleşme ancak adaletli, sürdürebilir ve nitelikli bir ekonomik modelle mümkündür.
Gerçek zenginleşme ve gerçek büyüme bir ülkede teknolojiye dayalı üretimden, yüksek katma değerden, adaletli gelir dağılımından ve en önemlisi istikrarlı bir ekonomik iklimden geçer. İnsanların günlük, haftalık pazarlıklarla değil, yıllık planlarla yaşayabildiği bir ortamdan geçer. Türkiye’nin sorunu büyümek değil zenginleşememek. Bazen gerçeği görmek için ekonomist olmaya gerek yok. Sokağa çıkıp insanların yüzüne bakmak yeterlidir.
Ekonomik penceresinden bakıldığı zaman Türkiye ekonomisi uzun süredir rakamlarla gerçekler arasında sıkışmış durumda. Makro veriler büyümeyi gösterirken, pazarda, tarlada, mutfakta yaşanan gerçek tablo farklı. Bir ülke ancak vatandaşın zenginleştirebildiği ölçüde gelişmiştir. Büyümeden kasıt rakamlardan ibaret değilse, vatandaşın yaşam standardına yansımıyorsa gerçek büyümeden bahsedilemez.
Köşenin Sözü :
”Hiçbir mal sizin değil,
Neyi bölüşemiyorsunuz?
Hiçbir can sizin değil,
Niye dövüşüyorsunuz?” (Hz. Mevlana)
Abdulbaki Akbal
Mali Müşavir-Denetçi
Editör: Mehmet Nezir Güneş
