CEHALETİN CÜRETİ, HİKMETİN SÜKÛTU
CEHALETİN CÜRETİ, HİKMETİN SÜKÛTU
“Allah kimseyi özgüvenli cahillerle, görgüsüz zenginlerle, şımartılmış aptallarla, çocuk kafalı yetişkinlerle muhatap etmesin.” demiş rahmetli İlber Ortaylı. Bizlere de samimiyetle “Âmin.” demek düşmüştür.
Zira insanın ömrünü tüketen yalnızca ağır imtihanlar değildir. Bazen en çetin imtihan; hakikati dinlemeye tenezzül etmeyen, cehaletini cesaret zanneden, kibrini şahsiyet diye takdim eden kimselerle muhatap olmaktır. Cehaletin en tehlikeli hâli ise bilmediğini bilmemektir. Çünkü bilmediğini bilen insan öğrenmeye taliptir; fakat bilmediği hâlde kendisini her meselenin yegâne merci-i hakikat gören kimse, ne nasihatten hisse alır ne de tecrübeye kulak verir.
Hakikî ilim, insanın sesini yükseltmez; vakarını artırır. Hakikî irfan, münakaşayı değil, muhasebeyi öğretir. Basiret sahibi insanlar, konuşmadan evvel tefekkür eder; feraset ehli olanlar ise sözlerinin kalplerde nasıl bir akis bırakacağını hesap eder. Ne yazık ki günümüzün en büyük buhranlarından biri, hikmetin sükût ettiği yerde gürültünün alkış toplamasıdır.
Bediüzzaman Hazretleri’nin eserlerinde sıkça hissedilen bir hakikat vardır: İlim, ahlâkla mezcedilmediği müddetçe kemale ermez. Zenginlik şükürle, makam mesuliyetle, kuvvet ise adaletle kıymet kazanır. Aksi hâlde servet israfa, makam tahakküme, kuvvet zulme inkılâp eder. Görgüden mahrum bir zenginlik, insanı büyütmez; yalnızca kibir ve enaniyetini büyütür.
Bugün cemiyet hayatında en fazla ihtiyaç duyduğumuz şey; daha çok konuşan insanlar değil, daha çok düşünen insanlardır. Daha çok bilen değil, bildiğiyle amel eden; daha çok kazanan değil, kazandığını infak ve ihsan şuuruyla değerlendiren şahsiyetlerdir. Çünkü medeniyet yalnızca binalarla değil, fazilet sahibi insanlarla inşa edilir.
Çocukça heveslerini olgunluk kisvesi altında yaşayan yetişkinler, yalnız kendilerini değil, etraflarındaki insanları da yorarlar. Şahsiyet; yaş almakla değil, nefsi terbiye etmekle inkişaf eder. En büyük zafer başkalarını susturmak değil, kendi nefsini susturabilmektir. Zira hevesât-ı nefsâniyenin esiri olan bir kalp, hakikatin sesini işitmekte daima müşkülât çeker.
Unutmamak gerekir ki, her devirde hakikatin sesi gürültüden daha sakindir; fakat tesiri çok daha derindir. Hikmet bağırmaz, vakar gösteriş yapmaz, fazilet reklam istemez. Çünkü nurun en büyük kuvveti, sessizce karanlığı dağıtmasıdır.
Rabbimiz bizlere basiret ile bakmayı, feraset ile hükmetmeyi, hikmet ile konuşmayı ve istikamet üzere yaşamayı nasip eylesin. Cehaletin cüretinden, enaniyetin esaretinden, kibrin körlüğünden ve edepsizliğin sıradanlaştığı bir zamana teslim olmaktan bizleri muhafaza buyursun.
Zira insanı yücelten malı değil ahlâkı, makamı değil merhameti, sözü değil hâlidir. Hakikî izzet ise ancak hakikate teslim olan gönüllerin nasibidir.
Editör: Beşir Şavur
