Çocuklar Değil, Aileler Problemli
Çocuklar Değil, Aileler Problemli
Bugün birçok anne-baba, öğretmen ve eğitimci aynı cümleyi kuruyor:
“Bu çocuklarda bir şey var…”
Gerçekten öyle mi?
Belki de asıl soru şudur:
Çocuklarda mı bir şey var, yoksa onları yetiştiren büyüklerde mi?
Çünkü çocuk, doğduğu gün ne öfkeli gelir dünyaya ne sevgisiz ne de merhametsiz. O, saf bir fıtratın, tertemiz bir sayfanın adıdır. Lakin zamanla gördüklerini öğrenir, duyduklarını tekrarlar ve yaşadıklarını karakter hâline getirir.
Bugün çocukların saygısızlığından şikâyet eden birçok yetişkin, kendi hayatındaki saygısızlıkları görmezden geliyor. Çocukların tahammülsüzlüğünden yakınan ebeveynler, evlerinde en küçük meselede birbirlerine tahammül göstermiyor. Çocukların bağımlılıklarından korkan aileler, saatlerce telefon ekranlarından başlarını kaldırmıyor.
Sonra da dönüp soruyorlar:
“Bu çocuklar neden böyle oldu?”
Asıl sual şudur:
Onları böyle yapan kim oldu?
Eskiler ne güzel söylemiş:
“Evvel refik, ba’de tarik.”
Yani önce yol arkadaşı, sonra yol…
Çocukların da ilk yol arkadaşları aileleridir. Onlar dünyayı önce anne ve babalarının gözlerinden görürler. Hayatı onların ses tonundan öğrenirler. Merhameti onların davranışlarından, sevgiyi onların dokunuşlarından tanırlar.
Bir çocuk nasihatten çok şahsiyetten etkilenir.
Zira terbiye, söz ile değil hâl ile verilir.
Bugün modern dünyanın en büyük çıkmazlarından biri de budur. Çocuklara binlerce öğüt veriliyor fakat örnek olacak davranışlar gösterilmiyor. Evlerde nasihat çok, muhabbet az. Kural çok, adalet az. İstek çok, fedakârlık az.
Halbuki Osmanlı irfanında “terbiye” kelimesi yalnızca eğitim anlamına gelmezdi. Terbiye; insanın ruhunu, ahlâkını ve vicdanını inşa etmek demekti.
Çocuk yetiştirmek bir bina yapmak değildir.
Bir ruh inşa etmektir.
Bir nesil yetiştirmektir.
Bir medeniyet kurmaktır.
Ecdadın kullandığı güzel bir ifade vardır:
“Hüsn-i misal.”
Yani güzel örnek olmak…
Çocukların en çok ihtiyaç duyduğu şey de budur.
Bir baba dürüstse çocuk dürüstlüğü öğrenir.
Bir anne şefkatliyse çocuk merhameti öğrenir.
Evde huzur varsa çocuk güveni öğrenir.
Evde kavga varsa korkuyu öğrenir.
Evde adalet varsa vicdanı öğrenir.
Evde zulüm varsa öfkeyi öğrenir.
Çocuklar söylediklerimizi değil, yaşadıklarımızı miras alırlar.
Bugün birçok aile çocuğunun başarısı için çırpınıyor ama karakteri için aynı gayreti göstermiyor. Karnesi yüksek olsun istiyor fakat kalbi güzel olsun diye uğraşmıyor. Meslek sahibi olmasını istiyor ama ahlâk sahibi olmasını ikinci plana bırakıyor.
Oysa insanı yükselten diploma değil, şahsiyettir.
Makam değil, ahlâktır.
Servet değil, vakardır.
Eskilerin “mürüvvet” dediği o yüksek insanlık hâlidir.
Bugün evlerde en büyük eksikliklerden biri de muhabbet meclislerinin kaybolmasıdır. Aynı sofrada oturan insanlar farklı ekranlara bakıyor. Aynı evde yaşayanlar birbirlerinin gönlüne yabancılaşıyor.
Bir zamanlar akşam sofraları vardı.
Büyüklerin duası, küçüklerin neşesi vardı.
Hürmet vardı.
Muhabbet vardı.
Şimdi ise aynı çatının altında yaşayan insanların arasında görünmez duvarlar yükseliyor.
Sonra da çocukların yalnızlığından şikâyet ediyoruz.
Oysa yalnız bıraktığımız çocukların yalnız olmasına şaşırıyoruz.
Unutmayalım ki çocuklar toplumun aynasıdır.
Aynadaki görüntü bozuksa aynayı suçlamak beyhudedir.
Asıl bakılması gereken yüzdür.
Bugün çocuklarda gördüğümüz birçok problem aslında ailelerin, hatta toplumun derin yaralarının yansımasıdır. Sabırsız çocuklar yetişiyorsa sabırsız yetişkinler çoğalmıştır. Saygısız çocuklar artıyorsa saygının değeri unutulmuştur. Merhametsiz nesiller ortaya çıkıyorsa merhamet evlerden çekilmiştir.
Bu yüzden meseleyi sadece çocuklarda aramak büyük bir yanılgıdır.
Zira çocuklar sonuçtur.
Sebep ise çoğu zaman yetişkinlerdir.
Belki de yeniden başlamamız gereken yer okullar değil, evlerdir.
Yeni kurallar koymaktan önce yeni örneklikler inşa etmektir.
Çocukları değiştirmeye çalışmadan önce kendimizi değiştirmektir.
Çünkü çocuklar kulaklarıyla değil, gözleriyle büyürler.
Onlar bizim anlattığımız insan olmazlar.
Bizim olduğumuz insan olurlar.
Velhasıl…
Bugünün meselesi çocukların bozulması değil, büyüklerin rehberliğini kaybetmesidir.
Çocuklar problem değildir.
Onlar bize gösterilen bir aynadır.
Ve bazen aynaya bakmak, dışarıya bakmaktan daha fazla cesaret ister.
Çocukları suçlamadan önce kendimize şu soruyu soralım:
“Biz nasıl bir neslin önünde yürüyoruz?”
Çünkü yarının çocukları, bugünün ailelerinin sessiz eseridir.
Editör: Beşir Şavur
