TÜVTÜRK

Gökyüzüne Düşen Utanç

Gökyüzüne Düşen Utanç

Bazı utançlar yere düşmez. Toprağa gömülmez.

Gökyüzünden düşer…

Ve insanlığın tam ortasına çarpar.

Donarak ölen bir çocuğun nefesi, bombayla parçalanan bir bedenin sesi, açlıktan sessizce sönen bir bakış…

Bunların hiçbiri “kader” değildir.
Bunlar, planlanmış bir sessizliğin sonuçlarıdır.

 

Bir çocuk donuyorsa, bu sadece soğuk yüzünden değildir.

İnsanlık üşüyordur.

Vicdanlar ısınmayı reddediyordur.

 

Bir çocuk bombayla ölüyorsa, sadece bir füze patlamamıştır.

Ahlâk çökmüştür.

İnsan hakları enkaz altındadır.
Ve dünya, “ama” ile başlayan cümleler kurmaya devam ediyordur.

 

Açlıktan ölen çocuklar vardır.                                                                        

Sessizdirler. Çünkü açlık bağırmaz.                                                                                                                   
Açlık, yavaş yavaş susturur. Önce bedeni, sonra hayalleri, en son da dünyanın utanma duygusunu.

Ekranlardan izleriz. Bir anlık üzülürüz. Sonra çayımızı tazeleriz. Bildirimlerimize döneriz.                                                             

Ve utanç, gökyüzünde asılı kalır.

En korkuncu da budur:
Bu ölümlerin “alışıldık” hale gelmesi.

Bir çocuğun ölümü haber değeri taşımıyorsa, orada artık insanlık yoktur.

Sadece kalabalıklar vardır.

Gökyüzü, bugün yine utanç taşıyor.


Üzerimize düşüyor ama kimse başını kaldırmıyor. Çünkü bakmak sorumluluk getirir. Sorumluluk ise bedel ister.

Oysa bilmeliyiz:
Bir çocuğun üşümesi, hepimizin ayıbıdır. Bir çocuğun aç kalması, hepimizin suç ortaklığıdır. Bir çocuğun bombayla ölmesi, insanlığın iflas belgesidir.

Ve tarih şunu not eder:
“Onlar biliyordu. Ama sessiz kaldılar.”

Bazı utançlar yere düşmez.
Gökyüzüne çıkar.
Ve nesiller boyu üzerimize yağar.

Editör: Beşir Şavur

Yorum Yaz