Mardin’in Ruhunu Kim Muhafaza Edecek?
Mardin’in Ruhunu Kim Muhafaza Edecek?
Medeniyetler beşiği, inançların buluşma noktası ve binlerce yıllık irfanın taşıyıcısı olan Mardin, ne yazık ki bugün kendi ruhundan, kendi hüviyetinden ve kendi tarihî şahsiyetinden uzaklaşma tehlikesiyle karşı karşıyadır.
Kadim şehirler yalnızca taşla, sokakla ve mimariyle ayakta durmaz. Onları asıl ayakta tutan; ahlâkı, edebi, örfü, irfanı ve insanıdır. Eğer bir şehir kendi manevî köklerinden koparsa, geriye sadece taş yığınları kalır. İşte bugün Mardin adına hissedilen en büyük endişe de budur.
Son yıllarda gerek yerli gerekse yabancı ziyaretçilerin dile getirdiği şikâyetler her geçen gün artmaktadır. Fiyatlarda ölçüsüzlük, turistlere farklı, yerli halka farklı muamele yapılması, ticaret ahlâkının zedelenmesi ve fırsatçılığın normalleşmesi; bu kadim şehrin vakarına yakışmamaktadır. Bereket; hilede değil, dürüstlükte gizlidir. Ticaret ise yalnız kazanç kapısı değil, aynı zamanda bir ahlâk imtihanıdır.
Daha da düşündürücü olan ise bazı mekânlarda “eğlence” adı altında sergilenen manzaralardır. DJ gösterileri bahanesiyle ortaya çıkan ve şehir kültürüyle bağdaşmayan görüntüler, Mardin’in asırlardır muhafaza ettiği edep ve hayâ iklimine gölge düşürmektedir. Eğlence adı altında ahlâkı aşındıran, estetiği yozlaştıran ve şehrin ruhunu örseleyen anlayışların normalleştirilmesi, telafisi güç yaralar açmaktadır.
İnanç turizminin en müstesna merkezlerinden biri olma iddiasındaki Mardin’in, kendi mânevî hüviyetini zedeleyecek uygulamalara sessiz kalması, yalnız bugünün değil, yarının da meselesidir. Sosyal medyada her gün binlerce insan aynı feryadı dile getiriyor:
“Binlerce yıllık kültüre sahip Mardin’e ne oluyor?”
Bu soru sıradan bir serzeniş değildir; vicdanların müşterek haykırışıdır.
Bir şehri imar etmek kolaydır; fakat onun ruhunu muhafaza etmek çok daha müşküldür. Çünkü medeniyet, yalnız binaların yüksekliğiyle değil; vicdanların, ahlâkın ve faziletin yüksekliğiyle ölçülür.
Mardin’in dar sokakları sadece taştan yapılmış yollar değildir; onlar nice medeniyetlerin ayak izlerini taşır. Her kemeri, her avlusu, her cumbası ve her sokağı tarihî bir emanet hükmündedir. Bu emaneti yozlaşmanın, gösterişin ve menfaatperestliğin insafına terk etmek, ecdadın mirasına karşı büyük bir vebaldir.
Şehrimizi açık hava müzesinden uzaklaştırıp, ruhsuz bir eğlence merkezine dönüştürmeye çalışan anlayışlara karşı hep birlikte basiret ve ferasetle dur demek mecburiyetindeyiz. Çünkü kültürünü kaybeden şehir, zamanla kimliğini de kaybeder. Kimliğini kaybeden bir toplum ise istikbalini muhafaza etmekte zorlanır.
Bugün hepimize düşen vazife açıktır. Esnafımız ticaret ahlâkını muhafaza etmeli, işletmelerimiz Mardin’in vakarına yakışır bir hizmet anlayışını benimsemeli, yöneticilerimiz kültürel dokuyu titizlikle korumalı, ailelerimiz ise çocuklarına bu kadim şehrin ruhunu ve medeniyet tasavvurunu aktarmalıdır.
Unutulmamalıdır ki bir şehrin en büyük serveti betonları değil; vicdanı, edebi ve irfanıdır.
Geliniz…
Mardin’i yalnız taşlarıyla değil, ahlâkıyla da koruyalım.
Mardin’i yalnız fotoğraf karelerinde değil, gönüllerde de yaşatalım.
Mardin’i yalnız turizmin değil, medeniyetin ve faziletin de başşehri yapalım.
Çünkü bu şehir bize miras değil; evlatlarımıza bırakacağımız mukaddes bir emanettir.
Ve emanete sahip çıkmak, sadece bir tercih değil; tarih, vicdan ve nesiller karşısında hepimizin mesuliyetidir.
Editör: Beşir Şavur
