Öfkenin Gölgesinde Büyüyen Gençlik: Çocukları Suçlamak Yerine Aynaya Bakma Zamanı
Öfkenin Gölgesinde Büyüyen Gençlik: Çocukları Suçlamak Yerine Aynaya Bakma Zamanı
Son yıllarda hosgoru sehri ilimizde gençler arasında yaşanan silahlı kavgalar, çatismalar ve giderek sertleşen sosyal ilişkiler ilimizin en ağır yaralarından biri hâline geldi. Her acı olaydan sonra ilk refleks çoğu zaman gençleri suçlamak, yeni nesli eleştirmek ve bütün sorumluluğu onların omuzlarına yüklemek oluyor. Oysa meseleye sadece sonuç üzerinden bakmak, sebepleri görmezden gelmek anlamına gelir. Gençlerimizin yaşadığı öfke, kutuplaşma ve tahammülsüzlük iklimini yalnızca onların karakterine bağlamak hem eksik hem de adaletsiz bir yaklaşım olur.
Çünkü dikkatle bakıldığında ilginç bir tablo ortaya çıkıyor. Aynı gençlerimiz başka şehirlerde, üniversite ortamlarında, iş hayatında veya farklı sosyal çevrelerde son derece uyumlu, yardımsever ve yapıcı ilişkiler kurabiliyor. Farklı insanlarla arkadaşlık ediyor, ortak işler yapıyor, sorunlarını konuşarak çözebiliyorlar. Başka coğrafyalarda saygılı ve medeni davranabilen gençlerimizin, kendi memleketlerinde daha gergin, daha kırılgan ve daha çatışmacı hâle gelmesi üzerinde durulması gereken önemli bir çelişkidir.
Bu durum, sorunun nedeni yalnızca gençlerde olmadigini gosteriyor. Sorun, onların içinde olduğu sosyal atmosferde, gördükleri davranış modellerinde ve sürekli maruz kaldıkları ilişki biçimlerinde de aranmalıdır.
Bir çocuk doğduğu andan itibaren sadece konuşmayı değil, duyguları yönetmeyi, insanlarla ilişki kurmayı ve çatışmaları çözmeyi de çevresinden öğrenir. Eğer sürekli kavga dili duyuyorsa, kırgınlıkların yıllarca taşındığını görüyorsa, insanlar arasındaki rekabetin düşmanlığa dönüştüğüne şahit oluyorsa, zamanla bunu normal kabul etmeye başlar. Çünkü çocuklar söylenenden çok gördüğünü öğrenir.
Herkes genclerin öfkesinden şikâyet ediyor. ama yetişkinler birbirleriyle kurduğu ilişkilere yeterince bakmıyor.Aynı mahallede yıllarca süren küslükler, aileler arası bitmeyen çekişmeler, ozellikle akrabanin başarısini yada komşunun basarisini takdir etmek yerine küçümsemek, farklı olanı dışlamak ve sürekli karşı tarafı suçlamak gençlerin gözünün önünde yaşanıyor. Sonra da aynı gençlerin daha sakin, daha anlayışlı ve daha sabırlı olmasını bekliyoruz.
Oysa Öfke bulaşıcıdır. Kırgınlık da bulaşıcıdır. Sürekli gerilim üreten ortamlar zamanla insanları sertleştirir.kavgalarin arkasında bir tek genclerin kisisel meselesi değil, devralınan duygusal yükler de bulunuyor. “Biz onlarla konuşmayız”, “Onlar bize karşıdır”, “Bizden değildir” gibi cümleler bazen fark edilmeden nesilden nesile aktarılıyor. Çocuklar daha küçük yaşlarda taraf olmayı öğreniyor. Böyle bir zeminde büyüyen bir gencin herkese eşit mesafede durmasını beklemek kolay olmuyor.
Sorunu, özellikle akrabalar arasindaki kıskançlık, çekememezlik ve haset duygularının oluşturduğu sosyal iklim üzerinde düşünmek gerekiyor. Eğer birbirimizin başarısından rahatsız oluyorsak, rekabeti düsmanliga dönüştürüyorsak ve akraba basarisini tehdit olarak görüyorsak, gençler de bu dili miras alıyor. Böyle bir ortam güven üretmez; aksine sürekli savunma psikolojisi oluşturur.
Kırılgan egolar, kontrolsüz öfke, dışlanmışlık hissi ve sosyal baskı psikolojisi sadece çatışmayı körükler.
Bu noktada ailelerin rolü belirleyici hâle geliyor.
Anneler evin içindeki duygusal iklimi şekillendiren en önemli aktörlerden biridir. Çocuğun akrabaya,komşuya ve tum insanlara karsi merhameti, empatiyi öğrenmesi, öfkesini yönetebilmesi ve karşısındakini anlayabilmesi çoğu zaman annenin sahip oldugu bilinçten ve annenin aile içinde dengede tuttugu iletişimden beslenir. Evde sürekli bağırmanın normalleştiği, sorunların konuşulmadığı veya sevgiyi göstermenin zayıflık sayıldığı ortamlar çocukların ruh dünyasını doğrudan etkiler.
Böyle bir ortamda cocuk buyur ama yetismez.Çocuk yetiştirmek büyütmek demek degildir.
Babaların sorumluluğu ise yalnızca ekonomik ihtiyaçları karşılamak değildir. Baba figürü aynı zamanda toplumla kurulan ilişkinin modelidir. İnsanlarla nasıl konuşulacağı, anlaşmazlıkların nasıl çözüleceği, farklı görüşlere nasıl yaklaşılacağı büyük ölçüde gözlem yoluyla öğrenilir. Eğer çocuk babasını sürekli çatışma içinde, öfkeli veya herkese karşı mesafeli görüyorsa bunu hayatın olağan akışı sanabilir.
Bu nedenle anneler evin içinde huzuru ve iletişimi güçlendirirken, babalar da toplumla kurdukları sağlıklı ilişkilerle örnek olmalıdır. Çünkü çocuklara verilen en güçlü eğitim sözle değil, davranışla verilir.
Eleştirmek kolaydır. Sadece yargılayarak geleceğimizi inşa edemeyiz. Önce yetişkinler olarak dilimize, ilişkilerimize ve davranışlarımiza bakmaliyiz.
Çünkü her sert davranışın arkasında görülmeyen bir yalnızlık, öğrenilmiş bir dil, bazen de yıllardır taşınan sosyal yükler vardır.
Görevimiz, gençler kavga ettikten sonra barış sofralarında bir araya gelmek değil; kavga oluşmadan önce doğru örnek olmak, öfkeyi azaltmak ve sağlıklı ilişkiler kurmaktır. Çünkü kalıcı çözüm, kriz sonrası görüntülerde değil, önceden kurulan toplumsal iklimdedir.
Evet! Kavgalari çözmenin yöntemi, iletişim becerileri, empati eğitimi ve ortak yaşam kültürünü daha fazla güçlendirilmektir. Gençleri sadece sınavlara değil, hayata da hazırlamaliyiz.
Yerel yöneticiler, kanaat önderleri, sivil toplum kuruluşları ve mahalle büyükleri de bu sürecin icinde olarak gençlerimize örnek olmali.
Kendimize sormamiz gereken soru; Gençler neden değişti değil, biz onlara nasıl bir iklim bıraktık?
Evet! Müslümanlarin, şerefi haysiyeti ve onurunu koruma sorumlulugu, sadece aynı inancı paylaştığını sanmakta değil; islami bir bilincle birbirinin hukukunu gözetmek,basariyi takdir etmek, saygınlığı korumak ve birbirinin yarasını kendi yarası gibi hissederek, dünyada yaşanan zulümler karşısında birbirimize ne kadar ihtiyaç duyduğumuz bilincini kazanmaktir.
Kin, haset, çekememezlik ve sürekli çatışma üreten anlayışlar terk edilmeden ahlakımıza ve medeniyetimize uygun davranislar beklemek hayalden başka bir sey degildir.
Çocuklarımızdaki problemi içinde büyüdükleri ortamda arayalim.Ortam bu isin aynasıdır. Bu yüzden çözüm de yalnızca onları değiştirmeye çalışmakta değil, buyukler olarak anlayis iklimimizi deger yargılarımiza gore yaşamaktan geçiyor.
Çünkü huzurlu gençlik, huzurlu ailelerden; huzurlu aileler ise birbirine tahammül etmeyi öğrenmiş bir toplumdan doğar.
Mehmet halit demir
23.donem mardin milletvekili
Editör: Beşir Şavur
