TÜVTÜRK

Sorumluluktan Kaçınmanın Sessiz Çığlığı

Sorumluluktan Kaçınmanın Sessiz Çığlığı

Sorumluluktan Kaçınmanın Sessiz Çığlığı

Değerli okurlarım, “Neme lazım” sözü, ilk bakışta önemsiz bir çekilme ifadesi gibi görünse de, aslında toplumların ilerlemesini engelleyen en tehlikeli düşünce biçimlerinden biridir. “Bana ne”, “bana dokunmayan yılan bin yaşasın” “karışmayayım”, “beni ilgilendirmez” anlayışıyla yoğrulan bir toplumda dayanışma, adalet ve vicdan yavaş yavaş yok olur.
Bir haksızlık gördüğümüzde “bana ne” dersek, o haksızlık bir gün bizim kapımızı da çaldığında savunacak kimseyi bulamayız. Bir çevre kirliliği, bir yolsuzluk, bir adaletsizlik, bir zulüm karşısında sessiz kalmak; suça ortak olmaktır aslında. Çünkü sessizlik, kötülüğün en güçlü destekçisidir.
Oysa sağlıklı bir toplum, bireylerin birbirine duyarlılığıyla ayakta kalır. “Neme lazım” demek yerine “ben ne yapabilirim?” diyebilen insanlar, hem kendilerinin hem de toplumun geleceğini aydınlatır. Bununla ilgili olarak Osmanlı’dan kalma anlatılan bir hikâyeyi siz değerli okurlarımla paylaşmak istiyorum.
Osmanlı’nın en uzun süre tahtta kalan padişahı; Kanuni Sultan Süleyman tam 46 yıl tahtta kaldı…
Hükümdar olduğu devir, devletin en kudretli dönemleridir.
Ama Kanuni’nin en önemli özelliklerinden biri basireti, aklı, öngörü ve tedbiri asla elden bırakmamasıdır.
Her zaman devletin akıbetini düşünür…
“Acaba, günün birinde Osmanlı İmparatorluğu inişe geçer, çökmeye yüz tutar mı?”
Sorusu, her an zihnini kurcalar.
Devletin izzet ve azameti, erişilen güç ve hükmettiği geniş coğrafya, onu rehavete sürüklemez. Sürekli düşünür, taşınır, sorar, araştırır ve dönemin bilgeleriyle istişarelerde bulunur.
***
Bunlardan biri sütkardeşi, müderris, mutasavvıf, şair, âlim, pratik zekâsı ve hazır cevaplı lığıyla ünlü Yahya Efendi’dir.
Yahya Efendi, kısa ve öz konuşmayı seven, deruni bir kişiliktir…
***
İşte bu Yahya Efendi de, Kanuni’nin sık sık istişare edip fikrinden istifade ettiği biridir.
Kendisinden sadece birkaç gün önce doğmuş olmasına rağmen ona “ağabey” diye hitap eder.
Günün birinde Yahya Efendi’ye şöyle bir mektup gönderir:
“Sen, ilmiyle amel eden bilge birisin…Bizi de aydınlat. Bir devlet hangi halde çöker?
Osmanoğulları’nın akıbeti nasıl olur? Bir gün yıkıma uğrar mı?..”
***
Padişahın satırlarını okuyan Yahya Efendi aynı kâğıdın arkasına;
“Neme lazım be Sultanım”
diye yazar ve geri gönderir.
***
Bu cevabı hayretle okuyan Sultan Süleyman bir mana veremez.
Hatta çok bozulur.
Dayanamayıp Yahya Efendi’nin Beşiktaş’taki dergâhına gelir ve derki:
“Aşk olsun ağabey!. Sana çok önemli ve kritik bir konuda fikir sordum. Sen ise ciddiye almayıp geçiştirdin. Cevap bile vermedin!..”
***
Yahya Efendi şöyle bir bakar:
“Sultanım, sizin sorunuzu ciddiye almamak mümkün mü?”
Ben sorunuz üzerinde iyice düşündüm ve kanaatimi size açıkça arz ettim.
Sultan Süleyman;
Sadece “Neme lazım be Sultanım” demişsin.
Sanki beni böyle işlere karıştırma der gibi.
Herhangi bir cevap yoktu, kâğıtta…
Bunu üzerine, Yahya Efendi şu unutulmaz dersi verir:
“Sultanım! Aslında, aradığın cevap oydu; Bir yerde zulüm yayılırsa, haksızlık şayi olursa, koyunları kurtlar değil çobanlar yerse, bilenler de bunu söylemeyip susarsa… Fakirlerin, yoksulların, muhtaçların, kimsesizlerin feryadı göklere çıkarsa… Bunu da taşlardan başka kimse işitmezse… Herkes, sadece “Ben” derse… Ve tüm bunları görüp işitenler, “Neme lazım be…” deyip taşın altına elini koymazsa… İşte o zaman, devletin sonu gelir ve Osmanlı yıkılır!..”
Sonuç olarak; toplumsal dayanışmanın temeli, “neme lazım” değil, “bana da lazım” anlayışıdır. Çünkü bir gün o haksızlık, o ilgisizlik bize de dokunur. Sessiz kalınan her yanlış, büyüyerek geri döner. “Neme lazım” sözü, korkunun ve ilgisizliğin maskesidir. Gerçek cesaret, yanlış karşısında susmamak, insanlık borcunu unutmamaktır. Toplum ancak sorumluluk alan bireylerle ayakta kalır.
Köşenin Sözü :”Dağlar, insanlar ve hatta ölüm bile yorulduysa;
Şimdi en güzel şiir, BARIŞ’tır. (Yaşar KEMAL)

Abdulbaki Akbal

Editör: Beşir Şavur

Yorum Yaz