tatlidede
dedas
tatlidede
Fuar

Söz ve Sükut...

Söz ve Sükut...

"Söz gümüşse sükut altındır"denir ya,öyle değildir...

Ne sözün fazlası,ne sükutun aşırısı doğru bir yol değildir...

İnsanoğlu çok konuştu mu etrafındakileri cezbedeceğini, hayranlıkla dinleneceğini zanneder ve bildiklerini döker ortalık yere..Bilmez ki yarın, çoğu kendine geri döner...

Zaafiyetlerini açığa vurur..En yaralı yerlerini açar...Kimin dost, kimin düşman olduğunu düşünmeden...

Koz verir karşıdakine farkında olmadan...Gün gelir o zayıf noktasından vurulabileceğini hesap etmeden,hem de en yakınları tarafından...

Sonra,hedeflerini büyük bir iştahla sunar..İçlerinden birilerinin alıp kullanabileceğini aklına getirmemenin saflığıyla...

Kullanmasalar bile çok konuşulan bir hayalin,bir umudun tılsımı kaçar ya..
Her oturduğun masada kendi hayallerini, umutlarını,zaafiyetlerini ifşa etmenin ne anlamı var?

Geveze, boş boğaz damgası yemek de cabası...

Yani söz,her zaman gümüş değildir...
Hele bir de dozu ayarlanmazsa bırakın gümüşü ,elinizde patlaması işten bile değildir...

Peki sükut altın mıdır?
Her zaman değildir..
Fazla gizem yaratır...

Bir süre sonra da yalnızlaştırır..
O zaman da altından eser kalmaz...

Bazı insanlara ağırlık,saygınlık verse de bu uzun sürdü mü,kuşku doğar, cahil damgası konduruverir..

Bu sebeple ne sözün fazlası, ne sükutun çileden çıkaranı... En iyisi,en doğrusu,yeri ve zamanı gelince konuşmak..

İcab edince de susmasını bilmektir aslolan, kıymetli olan...

İşte o zaman,ikisi de elmastir..

Editör: Aydın

Yorum Yaz