TÜVTÜRK

TOPLUMSAL GÜVENİN İFLASI

TOPLUMSAL GÜVENİN İFLASI

TOPLUMSAL GÜVENİN İFLASI
Değerli okurlarım,
Bir toplumun gerçek zenginliği yalnızca ekonomik göstergelerle ölçülmez. Asıl zenginlik, insanların birbirine duyduğu güven, devlet kurumlarına beslediği inanç ve adalet sistemine olan bağlılığıdır. Güvenin olmadığı yerde ne huzur olur ne de güçlü bir gelecek inşa edilebilir.
2026 yılının Şubat ayında Toplumsal Çalışmaları Enstitüsü tarafından, Dünya Değerler Araştırması (World Values Survey-WVS) verilerine dayanılarak yayımlanan "Dünyada Toplumsal Güven" araştırması, Türkiye açısından son derece düşündürücü sonuçlar ortaya koydu.
Araştırmaya göre, Türkiye'de insanların birbirine güven oranı yalnızca yüzde 14 seviyesinde bulunuyor. Bu oranla Türkiye, araştırmaya katılan ülkeler arasında 61. sırada yer alıyor. Başka bir ifadeyle toplumumuzun büyük çoğunluğu, karşısındaki insana güven duymuyor.
Peki, güvenin zirvesinde hangi ülkeler var?
Araştırmada katılımcılara yöneltilen "Çoğu insana güvenilebilir mi?" sorusuna en fazla "Evet" cevabını veren ülke yüzde 73,9 ile Danimarka oldu. Onu yüzde 72,1 ile Norveç, yüzde 68,4 ile Finlandiya takip etti. Dördüncü sırada ise birçok kişiyi şaşırtabilecek şekilde yüzde 63,5 ile Çin yer aldı. İsveç ise yüzde 62,8 ile listenin beşinci sırasında bulunuyor.
Bu tablo bize çok önemli bir gerçeği gösteriyor.
Toplumsal güven; tesadüfen oluşan bir değer değildir. Güven; adaletin herkese eşit uygulandığı, hukukun üstünlüğünün korunduğu, kamu yönetiminin şeffaf olduğu, insanların sözünün değer taşıdığı ve liyakatin esas alındığı toplumlarda yeşerir.
İnsanlar ancak haklarının korunacağına inanırlarsa birbirlerine güvenebilirler.
Buna karşılık hukukun zayıfladığı, ekonomik eşitsizliklerin derinleştiği, eğitim sisteminin güven vermediği ve kurumların tarafsızlığına yönelik soru işaretlerinin arttığı ülkelerde toplumsal güven de hızla erir.
Bugün Türkiye'nin yaşadığı en büyük sorunlardan biri de tam olarak budur.
Son yıllarda yaşanan bazı olaylar, özellikle yardım kuruluşlarına yönelik tartışmalar ve kamuoyunda oluşan güven bunalımı, toplumun birbirine karşı olan inancını ciddi biçimde sarsmıştır. İnsanlar artık yalnızca kurumları değil, zaman zaman komşusunu, iş arkadaşını hatta yardım kampanyalarını bile sorgular hâle gelmiştir.
Oysa güven kaybolduğunda sadece insanlar birbirinden uzaklaşmaz; dayanışma da çöker.
Allah korusun, büyük bir deprem, sel ya da başka bir afet yaşandığında insanlar yapılan yardım çağrılarına şüpheyle yaklaşırsa, bunun bedelini bütün toplum öder. Çünkü güven; kriz günlerinin en önemli sermayesidir.
Diğer taraftan toplumsal güven ile demokrasi arasında da güçlü bir ilişki vardır. Güven azaldıkça demokratik kurumlar zayıflar; demokratik kurumlar zayıfladıkça da güven daha da azalır. Böylece toplum, çıkılması giderek zorlaşan bir kısır döngünün içine sürüklenir.
Bugün ihtiyacımız olan şey yalnızca ekonomik reformlar değildir. Aynı zamanda adaletin güçlendirilmesi, eğitim sisteminin yeniden güven veren bir yapıya kavuşturulması, kamu yönetiminde şeffaflığın artırılması ve toplumun her kesiminde dürüstlüğü teşvik eden bir anlayışın hâkim olmasıdır.
Unutmamalıyız ki bir ülkeyi ayakta tutan yalnızca yollar, köprüler veya yüksek binalar değildir. Bir milleti güçlü yapan, insanların birbirine güvenebilmesidir.
Çünkü güvenin bittiği yerde umut da biter; umudun bittiği yerde ise geleceği inşa etmek mümkün değildir.
Bir ülkeyi ayakta tutan ekonomi değil, önce güvendir
Köşenin Sözü :”Bir toplumda adalet yoksa, orada ibadet sadece bir gösterişten ibarettir.”
Yazar: Abdulbaki Akbal

Editör: Beşir Şavur

Yorum Yaz