Toplumun Temel Taşı: Ahlak
Değerli okurlarım, dönemlerde gerek siyaset gerekse spor alanında ahlaki yozlaşmanın giderek görünür hâle geldiği bir döneme tanıklık ediyoruz. Toplumun geniş kesimlerini etkileyen bu iki alan, yalnızca birer faaliyet sahası değil; aynı zamanda değer üreten, rol model oluşturan ve toplumsal davranışları şekillendiren güçlü alanlardır. Bu nedenle buralarda kullanılan dil, sergilenen tutum ve gösterilen tepkiler, toplumun genel ahlak anlayışını doğrudan etkilemektedir.
16 Aralık 2025 tarihinde oynanan Samsunspor–Somaspor karşılaşmasında Kürt siyasetçi Leyla Zana’yı hedef alan cinsiyetçi küfürlü tezahüratlar, bu ahlaki aşınmanın çarpıcı bir örneği olarak hafızalara kazınmıştır. Bu olay, bireysel bir taşkınlık olmanın ötesinde, siyasette ve sporda giderek normalleşen etik çöküşün ve toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin açık bir göstergesidir.
Siyasette Ahlaki Erozyon
Leyla Zana’ya yöneltilen cinsiyetçi küfür, bir siyasetçinin düşüncelerini ya da politik duruşunu eleştirmekten ziyade, kimliğini ve cinsiyetini hedef almıştır. Bu tür saldırılar, siyaset alanını fikirlerin tartışıldığı bir zemin olmaktan çıkararak, hakaretin ve linç kültürünün hâkim olduğu bir sahaya dönüştürmektedir. Eleştirinin yerini küfür aldığında, siyaset akıldan uzaklaşır ve şiddetin dili hâkim olur.
Oysa siyasette ahlak, yalnızca yasalara uymaktan ibaret değildir. Ahlak; kamu vicdanını gözetmek, topluma karşı sorumluluk taşımak, emanete sahip çıkmak ve hesap verebilir olmaktır. Gücün ahlaktan kopması, siyaseti bir hizmet alanı olmaktan çıkarıp çıkar ilişkilerinin merkezine dönüştürür. Bu durum toplumsal kutuplaşmayı derinleştirir, adalet duygusunu zedeler ve devlete olan güveni sarsar.
Spor ve Toplumsal Değerler
Spor, ahlaki değerlerin en görünür biçimde sergilendiği alanlardan biridir. Tribünlerde kullanılan dil, sahadaki davranışlar ve yöneticilerin tutumları, özellikle genç kuşaklar üzerinde güçlü bir etki yaratır. Hile, şike, şiddet ve hakaretin normalleştirildiği bir spor ortamı, gençlere yanlış değerler aşılar. Sporun birleştirici gücü, ahlaki ilkelerden yoksun kaldığında yerini ayrıştırıcı ve yıkıcı bir etkiye bırakır.
Oysa ahlaklı spor anlayışı, kazanmayı değil adil mücadeleyi; rakibi yenmeyi değil, rakibe saygıyı esas alır. Bu anlayış, sporun toplumsal barışa katkı sunan gerçek ruhunu ayakta tutar.
Toplumsal Etkiler
Siyasette ve sporda yaşanan ahlaki çürüme, bu alanlarla sınırlı kalmaz; toplumun tamamına sirayet eder. Gençler, rol modellerini büyük ölçüde bu alanlardan seçer. Eğer bu alanlarda kullanılan dil şiddet içeriyor, hakaret meşrulaştırılıyor ve cinsiyetçi söylemler görmezden geliniyorsa, ahlaki yozlaşma da kaçınılmaz hâle gelir.
Eleştiri demokrasinin temelidir; ancak küfür, demokrasinin düşmanıdır. Bir siyasetçi, düşünceleri ve icraatları üzerinden eleştirilebilir. Cinsiyetçi küfür ise düşüncenin bittiği, şiddetin başladığı noktayı temsil eder. Bu dilin normalleşmesi, kamusal alanı zehirler ve toplumsal çürümeyi derinleştirir.
Sonuç
Ahlak, siyasetin pusulası; sporun ise ruhudur. Toplumun temelinin sağlam kalması, bu iki alanda dürüstlük, adalet ve vicdanın merkeze alınmasıyla mümkündür. Ahlakın olmadığı yerde ne başarı kalıcıdır ne de ilerleme anlamlıdır.
Toplum olarak kendimize şu soruyu sormak zorundayız: Siyaseti ve sporu neden bu kadar ucuzlatıyoruz? Kadınlara yönelen hakaretleri “siyasetin sert dili” ya da “tribün coşkusu” diyerek geçiştirdiğimiz her an, eşitlik ve adalet iddiamızdan biraz daha uzaklaşıyoruz. Leyla Zana’ya yönelik cinsiyetçi küfüre karşı durmak, yalnızca bir kişiyi savunmak değil; siyasetin onurunu, sporun ahlakını ve toplumun ortak vicdanını savunmaktır.
Unutulmamalıdır ki küfürle susturulan her söz, yarın daha büyük bir adaletsizliğin habercisidir. Siyasetin dili temizlenmeden, toplumun yaraları sarılamaz.
Köşenin Sözü :” Ahlâksızlık, ahlâkın var oluş nedenidir.”
Editör: Neslihan Özkan
