Vergi Kaçıran Holdinge(!) Karşı Zabıta’nın Merhameti(!)

Vergi Kaçıran Holdinge(!) Karşı Zabıta’nın Merhameti(!)

Mazlum, hafif sıska, kısa sayılacak boyda bir gençti. Daha lise birinci sınıf öğrencisiydi. Fakat çocuk denecek yaşta, hastalık, acı, keder ve evin geçiminin derdi sırtına binmişti.

Yakın zamanda babası vefat etmiş, evin en büyük erkek çocuğu olarak babasından emanet olarak hasta yatalak bir annenin ve ondan küçük ikisi kız, ikisi erkek dört kardeşin geçimi kalmıştı.

Annesi kötü hastalık diye ifade edilen kanser hastasıydı, elden ayaktan düşmüş, yapılan tedavilerin yan etkisiyle saçları hatta kaşları bile dökülmüştü. En büyük kız kardeşi on iki yaşında diğeri beş yaşındaydı. Ondan küçük erkek kardeşleri biri on diğeri yedi yaşındaydı. On iki yaşındaki Selma’nın yükü hafif değildi, o yaşta evin yemek, bulaşık, çamaşır, misafir ağırlamak dâhil tüm yükünü o taşıyordu. Bu da yetmiyor, ağabeyi Mazlum’un en büyük dert arkadaşıydı. Kendilerinden başka kimileri kimseleri fazla yoktu. Babalarının vefatında onları yalnız bırakmayan akrabaları da bir süre sonra kendilerini normal hayatlarının akışına bırakmış, onlar dertleriyle baş başa kalmışlardı.

Mazlum bundan dolayı babasının vefatından sonra yalnızlığı iliklerine kadar yaşıyor, tamamen sessizliğe bürünüp derin düşüncelere dalıyordu. Keder ve çaresizliğin esiri olmuş bir halde tek katlı eve açılan bahçede bir taşın üzerinde oturmuş evi nasıl geçindirebileceğinin derdinin düşünce deryasına dalmıştı. Babası sağlığında inşaatlarda çalışan bir ustaydı. Mazlum da birkaç sefer istemeye istemeye onunla inşaatlara gidip çalışmıştı. Şimdi babası yoktu, “Babasızlık ne kadar zormuş.” Diye mırıldanırken iki damla gözyaşı yuvarlanıp elmacık kemiklerine uğrayıp tükeninceye kadar aşağıya indi. Okul ile beraber aileyi geçindirebilmenin zorluğu altında şimdiden eziliyordu.

Kararını vermişti. Komşuları Hasan pazarlarda sebze ve meyve satıyordu. Şehirde her gün pazar olmadığı için bazı günler üzerinde satış yaptığı tablası boş kalıyordu. O günlerde okuldan döndükten sonra tablayı sokak sokak dolaştırıp sebze ve meyve satacaktı. Bu fikirle kendisine geldi, yerinden doğrulup doğruca Hasan’ın evine gitti. O gün pazar olmadığı için Hasan evdeydi. Hasan Mazlum’un bu fikrini babasına sorduktan sonra sevinçle Mazlum’un yanına dönerken “Bu iş oldu, babam olur.” Dedi. Mazlum buna sevinmişti, gülümsedi. Hasan devam etti. “Ama bir sorunumuz var. Babam, tablayı terazisiz vermeme izin verdi.” Mazlum’un sevinci kursağında kalmıştı, yüzü önüne düştü. Hasan bunu fark edince “Hemen pes etme, sana bir terazi hal ederiz.” Dedi. Mazlum şaşkınlığını belirterek “Ama nasıl?” diye sorunca Hasan “Tanıdığım bir arkadaş var, teraziyi borca alırız, sen çalışınca borcu ödersin. Sadece zabıtaya yakalanmamaya dikkat etmelisin.” Dedi.

Hasan ve Mazlum hazırlanıp çarşıya gittiler, teraziyi borca aldılar. İki gün sonra buluşmak üzere ayrıldılar. Mazlum, İçi kıpır kıpır “Bu iş oldu, bu iş oldu.” Diye mırıldanarak evin yolunu tuttu. Bu güzel haberi annesiyle bir an önce paylaşmalıydı. Eve vardığında bu haberle evdeki herkesin yüzü gülmeye başlamıştı. Hatta küçükler tam olarak niçin güldüklerini bilmezseler de onlar da bu neşeye ortak olup gülüyorlardı.

İki gün geçmek bilmezse de geçmişti. Çarşamba günüydü, Mazlum okuldan geldiği gibi doğruca Hasan’ın evine gitti. Tablayı alıp beraber sebze halına geçtiler. Hasan piyasayı biraz kolaçan ettikten sonra “Salatalıklar uygun, salatalık alalım, ağabey de yabancı değil, sen sattıktan sonra parasını ödersin.” Dedi. Mazlum başıyla onayladı. İki çuval salatalık alıp tablaya bıraktılar, evin yolunu tuttular. Mazlum, Hasan’ı eve bıraktıktan sonra kendi evine doğru sürdü tablayı. Eve varınca onu fark eden kardeşleri tablanın etrafına üşüştüler, sevinç ve neşelerine diyecek yoktu. Mazlum teraziyi alıp öptükten sonra tablanın üstüne bıraktı. Kendinden bir küçük erkek kardeşi Nadir ile çıkmayı düşünüyordu. Ama en küçük erkek kardeşleri Salim’i ikna edemedikleri için üç kardeş beraber tablayı itekleye itekleye sokaklara düştüler. “Salatalık, salatalık, ucuz salatalık” diye sesleniyordu. Bir an kimse almıyor diye ümitsizlendi. Tam o esnada başını pencereden uzatan bir nine “Oğlum salatalıkların kaç para?” diye sordu. Mazlum ve kardeşlerinin yüzü gülmüştü. Nine siftah yaptırıp birkaç kğ salatalık almıştı. Mazlum ilk satışını yapmanın heyecanıyla daha aşk ve şevkle “Salatalık, salatalık, ucuz salatalıklarım var.” diyerek tablasını başka sokaklara sürdü.

Fakat Mazlum’un sevinci fazla uzun sürmedi. Karşıdan gelen belediyeye ait resmi bir araç ani bir frenle durması, araçtan birkaç zabıtanın fırlaması ve bunu fark eden Mazlum’un teraziyi kaptığı gibi koşmaya başlaması bir olmuştu. Talihsizlik bu ya, bu korku ve koşturma içerisinde birkaç adım atmadan kardeşi Nadir’e takılıp teraziyle beraber yere yuvarlanmıştı. Heyecanını üzerinden atıp doğrulduğu gibi teraziyle beraber koşmaya devam etti. Fazla uzaklaşamamıştı ki merhamet yoksunu iki zabıtanın ellerine düşmüş teraziyi vermemek için canhıraş bir mücadele veriyordu. Güçler dengeli değildi, çocuk yaşta bir genç olarak dev gibi iki zabıtaya fazla direnememişti. Teraziyi ondan alan zabıta şehirler fethetmiş komutanlar edasıyla böbürlenerek araçlarına doğru gidiyorlardı.

Diğer taraftan tabla sadece Salim’e kalmış, tablayı bırakıp ağlayarak iki zabıtanın pençesindeki ağabeyine koşması ile tablanın kendi kendine hareket edip duvara çarpması ve salatalıkların yere savrulması bir olmuştu. Mazlum her bir şeyi unutmuş, ne kendini, ne kardeşlerini, ne tablayı, ne de yere dağılan salatalıkları umursamadan teraziyi zabıtalardan tekrar alabilmenin derdine düşmüştü. Araçlarına binip gitmeye hazırlanan aracın kapısını açıyor, ağlıyor, yalvarıyor, teraziyi almak için çırpınıyordu. Ama ne çare ki tüm çabaları sonuçsuz kalmış, araç hareket etmişti. Mazlum dizleri üstüne yere yığılmış, başını iki eliyle yere bırakmış ağlıyordu. Bu arada Nadir ve Salim’in ağlayarak yanına çökmesiyle kendisine gelmiş, kardeşlerinden birini sağ birini sol kolunun altına alıp başlarından öpüp “Ağlamayın, Allah büyük, eve gidince de bundan anneme bahsetmeyin. Annem zaten hasta daha fazla üzülmesin.” Dedi.

Fatih AKMAN

Not: Bu hikâye gerçek bir hayat hikâyesinden uyarlanmıştır.

Editör: Beşir Şavur

Yorumlar

Image
Ziyaretçi
09.07.2024 / 10:49

HARİKA VE İSABETLİ YAZI, YÜREĞİNİZE SAĞLIK KIYMETLİ HOCAM....

Image
Ziyaretçi
08.07.2024 / 14:20

bu tür zor durumları geçirip, yaşayanlar... genelde güçlü olurlar. çünkü zor zamanlar güçlü insanlar yaratır.

Image
Ziyaretçi
07.07.2024 / 11:48

Holding kısmı malum olduğundan yazmaya gerek duymadınız herhalde! Eskiden beri alın teriyle, helaliyle çalışan tablacıları zabıtalar neden kovalar diye merak ederim.

Image
Ziyaretçi
06.07.2024 / 22:07

Maalesef bu tür uygulamalar insanın canını acıtıyor kanun önünde eşitlik demokrasinin temel ilkesidir, kanunları uygularken kişiye,gruba, zümreye, göre veya zengin -yoksul ayrımı yaparak güçlüden yana kanundan meşruiyetini almayan uygulamalar ülkemizin demokrasi kültürünü olumsuz etkilemektedir, yüreğinize sağlık

Image
Ziyaretçi
06.07.2024 / 17:37

Harika bir o kadar da gerçek çi

Yorum Yaz