VİCDAN MAHKEMESİNDE KİM KAZANIR?
VİCDAN MAHKEMESİNDE KİM KAZANIR?
Değerli okurlarım,
6 Şubat 2023 tarihinde Kahramanmaraş merkezli meydana gelen ve "asrın felaketi" olarak nitelendirilen depremler, yalnızca şehirleri değil, milyonlarca insanın hayatını da derinden sarstı. Binlerce vatandaşımız hayatını kaybederken, yüz binlercesi evsiz kaldı. Böylesine büyük bir felaket karşısında toplumun en çok ihtiyaç duyduğu şey; hızlı yardım, güçlü dayanışma ve güven duygusuydu.
Ancak depremin ilk günlerinde yaşanan bazı gelişmeler, bu güveni derinden sarstı. Kamuoyunda büyük tartışmalara neden olan iddialardan biri, Kızılay'ın depremin üçüncü gününde elindeki 2.050 çadırı Ahbap Derneği'ne yaklaşık 46 milyon lira karşılığında sattığı yönündeydi. O günlerde binlerce depremzede soğuk hava altında çadıra ulaşmayı beklerken, böylesine kritik bir dönemde yardım malzemelerinin satışının gündeme gelmesi toplum vicdanında derin yaralar açtı.
Diğer taraftan Ahbap Derneği'nin kurucusu Haluk Levent'in satın alınan çadırları hiçbir ücret almadan depremzedelere ulaştırması, birçok vatandaş tarafından insani sorumluluğun örneği olarak değerlendirildi. Bu durum, toplumun büyük bölümünde umut ve dayanışma duygusunu yeniden güçlendirmişti.
Ancak bugün gelinen noktada, Ahbap Derneği ve kurucusu Haluk Levent hakkında çeşitli yolsuzluk iddiaları kamuoyunda tartışılmaktadır. Elbette bu iddiaların doğruluğunu belirleyecek olan merci bağımsız mahkemelerdir. Hukukun vereceği karar herkes için bağlayıcıdır ve kesinleşmemiş iddialar üzerinden hüküm vermek doğru değildir.
Bununla birlikte, yardım kuruluşlarına duyulan güven yalnızca hukuki bir mesele değildir; aynı zamanda vicdani bir sorumluluktur. Çünkü insanlar bağış yaparken sadece bir kuruma para göndermezler. Onlar; bir yetimin gözyaşının dinmesine, bir hastanın tedavi olmasına, bir çocuğun gülümsemesine ve bir annenin duasına ortak olmayı amaçlarlar.
Eğer herhangi bir yardım kuruluşu ya da yöneticisi bu kutsal emaneti kötüye kullanırsa, zarar gören yalnızca bağış yapan insanlar olmaz. Asıl bedeli, gelecekte gerçekten yardıma muhtaç olacak masum insanlar öder. Çünkü güven bir kez sarsıldığında insanlar yardım eli uzatmadan önce tereddüt etmeye başlar. İşte bu, maddi kayıplardan çok daha ağır bir toplumsal yıkımdır.
Hukuk, suç işleyenleri cezalandırabilir. Ancak vicdanın verdiği hüküm çoğu zaman mahkeme kararlarından daha uzun ömürlüdür. Çünkü vicdan bilir ki, bir insanın cebinden para çalmak onu fakirleştirir; fakat kalbinden umudu çalmak bütün bir toplumu yoksullaştırır.
Toplumları ayakta tutan yalnızca ekonomik güç ya da teknolojik gelişmişlik değildir. Asıl güç; güven, dayanışma ve birbirine duyulan inançtır. Yardım kuruluşları da bu güven üzerine inşa edilir. Bu nedenle şeffaflık, hesap verebilirlik ve dürüstlük, sadece hukuki bir zorunluluk değil, aynı zamanda vicdani bir sorumluluktur.
Netice olarak unutulmamalıdır ki, dünyanın en büyük hırsızlığı cüzdandan para çalmak değildir. En büyük hırsızlık, insanların iyiliğe ve geleceğe olan inancını çalmaktır. Çünkü kaybedilen para yeniden kazanılabilir; fakat kaybolan güven ve umut, çoğu zaman yıllar geçse de yeniden inşa edilemez. Toplumun ortak vicdanını koruyabilmek ise hepimizin en büyük sorumluluğudur.
Köşenin Sözü :”Vicdan, insanın kendi içine kurduğu en acımasız mahkemedir; oradan hiçbir suçlu kaçamaz.” (Immanuel Kant)
Abdulbaki Akbal
Mali Müşavir-Bağımsız Denetçi
Editör: Beşir Şavur
