TÜVTÜRK

İsra’sız Miraç:

İsra’sız Miraç:

İsra’sız Miraç

Bir gece vardı.
Ama o geceyi sadece göğe bakarak anlatmaya başladık.

Ayaklarımız yere değmeden,
taşın, yolun, kentin adını sormadan
“yükseldi” dedik.

Yükseldi…
Ama nereden?

Göğe çıkmayı sevdik.
Çünkü gök yük istemezdi.
Gökte adalet yoktu, hesap yoktu, emek yoktu.
Gökte yalnızca hayranlık vardı.

Oysa yeryüzünde:
– Yetim vardı
– Açlık vardı
– Kırık duvarlar, yarım şehirler vardı

Ama biz:

“Orası İsra, geç onu” dedik.

İsra’nın sustuğu yerde din eğrildi

Yol yürünmeden yükselme öğretildi.
Yük taşımadan hafiflik kutsandı.
Düzen kurmadan dua yeter sanıldı.

Böylece:
– Göğe bakan ama yere bakamayan,
– Secde eden ama doğrulamayan,
– İnanan ama inşa edemeyen
bir dil yerleşti.

Oysa İsra şuydu

İsra, taşların diliydi.
Duvarların, yıkıntıların, geçmişin sesi.

İsra:

“Yükselmeden önce buraya bak”
diyen çağrıydı.

Kudüs’e uğramadan göğe çıkılmadı.
Çünkü:

Toprak görülmeden hakikat taşınmazdı.

Miraç’ın anlamı İsra’dan sonra gelir

Miraç bir ödül değildi.
Bir kaçış hiç değildi.

Miraç:

“Şimdi dön ve yük al”
denilen andı.

Namaz bu yüzden indi.
Gökte kalmak için değil,
yerde ayakta durabilmek için.

Bugün olan ne?

Bugün biz:
– Yükselmeyi istiyoruz
– Ama yolu hatırlamak istemiyoruz

Göğe dua gönderiyoruz
ama yeryüzüne söz vermiyoruz.

Sonra da soruyoruz:

“Neden din hayata değmiyor?”

İsra’sız Miraç, kanatsız bir uçuş hayalidir.

Ayağı yere basmayanın duası göğe varır
ama hayatı değişmez.

Yorumlar

Image
Ziyaretçi
15.01.2026 / 22:48

Düşündüren satırlar....

Yorum Yaz