Mardin’in Son Mohikası ile Söyleşi!
Tarihi kentte Diyarbakırkapı’da başlayan yolculuk; kiliseler, düğün adetleri, telkarinin inceliği, kök boyalar ve kapıların hafızası üzerine bir söyleşi.
Mardin’in köklü Süryani cemaatine mensup telkari ustası, antika koleksiyoncusu ve kültürel miras savunucusu Metin Ezilmez, doğduğu mahalleden zanaatına, cemaatin bugünkü durumundan kaybolan adetlerin izini sürmesine uzanan hikayesini anlattı. Ezilmez, “Bu şehirde yaşamanın bir bedeli var; mücadele etmezsen ezilirsin” sözleriyle Mardin’de çok kültürlü hayatın yükünü ve kıymetini özetledi.
“Diyarbakırkapı Mahallesi’nde, şehrin girişindeki bir Kürt mahallesinde büyüdüm. Dayımlar, ninemler, teyzem hep aynı mahalledeydi. Biz 11 çocuklu kalabalık bir aileydik” diyen Ezilmez, zaman zaman kendisine “Ata topraklarınızı bırakın, buraya gelin” denildiğinde sertçe karşı çıktığını belirterek, “Bunu söylemeyin artık, istemiyorum” ifadelerini kullandı.

“Mücadele etmeden ayakta duramayız”
Çocukluğunu “yoksulluk ve sokak” kelimeleriyle tarif eden usta, çocuklarına da kimlik ve inançtan vazgeçmemeyi öğütledi: “Büyük oğlumun adı George, diğeri Abdulmesih. ‘İnancınızdan ve isminizden dolayı ağlayarak eve gelmeyin’ diyorum. Mücadele etmeniz gerekiyor.”
Mardin’de kiliselerin bugünü: Ortak ibadetle var olma çabası
Mardin merkezde 100’e yakın Hristiyan ailenin yaşadığını aktaran Ezilmez, “Şu an işlek halde 12 kilisemiz var. Her pazar her kilisede ayin yapamıyoruz; yeterli din adamımız yok. Mardin merkez ve yakın köylerde dönem dönem ayin yapıyoruz” dedi. Mezhepler arası ortak ibadetin önemine dikkat çekti: “Ortodoks, Katolik, Protestan cemaatleri olarak ortak bir kilisede yıllardır beraber ibadet ediyoruz. Zaten ancak bir kiliseyi dolduracak kadar cemaatimiz var.”
Özel günlerde Ermeni Ortodoks ve Katolik kiliselerinde cemaatlerin birlikte ibadet ettiğini, sıradan pazar günlerinde Süryanilerin genelde Kırklar Kilisesi’ne gittiğini hatırlattı.
Eski Mardin’in Süryani düğün adetleri
Geleneklerde abartılı altın kemerlerin olmadığını söyleyen Ezilmez, “İsteme töreninde bir çift inci küpe ve mutlaka haçlı kolye takılırdı. Nişanda alyans; yanına bazen bilezik ya da kolye eklenirdi” dedi. Nişanların evde, aile arasında yapıldığını; dini liderin nişan yüzüğünü okuduğunu ve “çörek kırma” geleneğini anlattı:
“Büyük, tereyağlı yuvarlak çöreğin üstü haç ve bademle süslenir. Din adamı nişanlı çifti ve çöreği okur; sağdıçlarla birlikte çöreği kırarlar. Anlamı şudur: ‘Boşanmak yok; bu kırdığımız çörek nasıl tekrar birleşmiyorsa evlilikten geri dönüş de o kadar zordur.’”
Damat yüzüğü geleneği: “Kız tarafı düğünden önce damada yüzük yaptırır. ‘Kızım altın değerinde; elîm, gözüm, kulağım üzerinizde’ mesajıdır.”
Zanaate adanmış bir ömür: “En büyük sermayemiz sanatımız”
Telkariye yedi yaşında, ilkokul ikinci sınıfta Sami Balacı’nın yanında başlayan Ezilmez, dayısı Suphi Çilli ile mesleğini geliştirdi. Askerlik öncesinden itibaren Mardinli Ermeni, Süryani, Keldani ustaların bıraktığı el aletlerini ve kalıpları topladı:
“Askerden dönünce paramız yoktu. ‘En büyük sermayemiz sanatımız’ dedik. 22 ayar altınlarımızı 14 ayara çevirip eski kalıplara döktük. Her kalıptan farklı modeller çıktı; elimizde ciddi bir koleksiyon oluştu. 90’lardan bugüne çalıştığım modellerin anatomisini çizdiğim bir kitap üzerinde çalışıyorum.”
Mardin çarşısındaki zanaatkarlığın küçülmesine dikkat çeken Ezilmez, “Eskiden kuyumcuların yüzde 95’i Süryani veya Ermeniydi; bugün yaklaşık 20 dükkan var. Çocuklarımız zanaata yönelmedi; biz bu şehrin son mohikanlarıyız” diye konuştu. “Toplum yatırım için altın istiyor; biz ise sanat yapıyoruz” sözleriyle zanaat-sanat gerilimini anlattı.
Kök boyalar, basmacılık ve sergi
2017’de Ankara Çankaya Çağdaş Sanatlar Galerisi’ndeki sergisini hatırlatan Ezilmez, “Büyük kilise perdeleriyle galeriyi donattım; basmacılık ve kök boyamayı uygulamalı gösterdim. Böylece Mardin Süryanilerini temsil ettik” dedi.
Hafızaya saygı: Anıt mezarlar ve bir aile mirası
Annesi, ninesi ve dayısına yaptığı anıt mezarları anlatan usta; terzi olan annesinin mezar taşına “gece gündüz çalışan emektar bir kadını” simgeleyen motifler işlediğini söyledi. Ninesi Nasra’nın vasiyeti üzerine, dedesi ünlü ressam ve heykeltıraş İshak Şemmas’ın mezarına defnedildiğinde bir çift el formunda anıt yaptığını belirterek, “Gecenin karanlığındaki ışığın sanatkarın elinde aydınlanmasını temsil ediyor” dedi. Mardinspor’un ilk kaptanlarından dayısı Ganna Çilli anısına da anıt yaptığını ekledi.
“Haçını çekip, kapısını besmeleyle kapatan insanlar gitti ve dönmediler”
Ezilmez, Mardin’in “kapı toplayıcısı” olarak tanınıyor. Eski Mardin’deki aile evine etnografik eşyalar, kapılar ve ahşaplar topladığını anlatan usta, kapıların bir hafıza nesnesi olduğuna inanıyor:
“1915’te insanlar evlerinden ‘mahkemeye gidecekler’ diye ayrıldı. Yanlarına bir kaşık, bir tas ve belki döneriz diye kapının anahtarını aldılar. Kimse dönmedi. Bugün kazılarda bulunan anahtarlar bize bu hikayeyi fısıldıyor. Kapı tokmaklarıyla konuşur gibi oluyorum; ‘Anlatın, nelere şahit oldunuz?’ diyorum. Keşke dilleri olsaydı.”
“Geçmişin izinden giderken bazen ailemi ihmal ettim” diyen Ezilmez, kaybolan çok kültürlü hayatın izini sürmeye devam ettiğini vurguladı: “Geleneklerimizin devamı için herkesin bir eve sahip çıkması gerekiyor. Bizimle bitmesin; Mardin’in kapıları, kiliseleri ve zanaatı yaşamaya devam etsin.”
Editör: Neslihan Özkan