Kürdistanî Kazanımlara Kürdün Saldırısı Acıdır

Kürtlerin tarihine bakıldığı zaman devletleşme yolunda pek fazla kazanım olduğunu öne sürmek çok zor.

Bir süredir kamuoyu cılız da olsa PKK’nın KBH’ye (Kürdistan Bölgesel Hükümeti) saldırılarını konuşuyor. Değerlendirme türünde yapılan konuşmalar iki şekilde oluyor: Birincisi bireysel olarak Kürtlerin kendi aralarında yaptıkları tartışmalar ve değerlendirmeler. PKK taraftarları olan Kürtler daha çok Kürdistan Hükümetini suçlayarak tabiri caizse ideolojik odaklı bir yaklaşım ortaya koymaktadır. Bazı Kürt aydınları ve siyasi anlayışlar ise daha çok Kürt ve Kürdistanî kazanımlarının korunmasına yönelik tepkisel bir yaklaşım sergilemektedirler ki, burada PKK’ye yönelik bir kınama tavrı benimsemektedir. İsmail Beşikçi ve İbrahim Güçlü gibi aydınlar ve PAK gibi siyasi oluşumlar Kürdistan Bölgesel Hükümetinin Kürtler için siyasi ve tarihsel değeri olan kazanım silsilesinden saydılar ve her Kürdün bunu korunması gerektiğini ileri sürdüler.

Kürtlerin tarihine bakıldığı zaman devletleşme yolunda pek fazla kazanım olduğunu öne sürmek çok zor. Kürtler daha çok toplumsal enerjilerini halk olmaktan gelen haklarını kazanma yolunda kullanmışlardır. Bu anlamda bazı dönemlerde mücadelelerinde bir yoğunluk gerçekleştirdiklerini söylemek mümkün. Bazı Kürt isyanları uluslaşma yolunda hizmet de etmiştir. Örneğin; 1880 Şeyh Ubeydullah Nehri önderliğinde Kürt Ayaklanması ulusal nitelikli bir isyan olarak nitelendirilmektedir. 20. yüzyıl yine Kürtlerin mücadelelerini yoğunlaştırdıkları bir asır olmuştur. 1946 yılında Mahabad Kürt Cumhuriyeti kurulmuş ve bu yoğunluğun kazanımı olmuştur.

21. yüzyılın başlarında Irak’ın kuzeyinde iç ve dış dinamiklerin de olgunlaşmasıyla “Kürdistan Bölgesel Hükümeti” adıyla bir Kürt siyaseti ortaya çıkmıştır. 20. yüzyıl boyunca Kürtlerin ortaya koyduğu siyasi birikimle kurulan bu siyasi statü Kürtler arasında sevince yol açmıştır. BM ve diğer birçok uluslararası kuruluşun tanıdığı bu önemli Kürt siyasal statüsüyle dönem dönem Türkiye hükümetleri de olumlu ilişkiler kurmuştur. Türkiye, Kürt Bölgesel Hükümetle siyasi, ticari ve kültürel ilişkiler geliştirmiştir. Hatta Kürdistan Bölgesel Yönetimi Başkanı Mesud Barzani, 21 yıl sonra Diyarbakır'a geldi. Barzani ile birlikte yola çıkan sanatçı Şivan Perver de, Diyarbakır'a kalabalık bir konvoy eşliğinde geldi. Barzani ve Perver'i Diyarbakır'da karşılayanlar 'Biji Kürdistan' (Yaşasın Kürdistan) sloganları atmışlardı. Bu tarihlerde Başkan Erdoğan, Başbakan sıfatı ile Mesut Barzani’yi kabul etmiş birlikte Diyarbakır’da birçok sosyal etkinliğe bile katılmışlardı.

Geleneksel Türk devlet politikasını dikkate aldığımızda Diyarbakır’da yaşananlar tabiri caizse ezber bozan türdendi. Ve bundan sonrası Mesut Barzani önderliğinde Kürtlerin kazanmış oldukları siyasi statünün korunması, siyasi ve sosyal kazanımlarının daha da geliştirilmesi Kürtlerin akıllıca izleyecekleri politik yaklaşımlara bağlıydı. Bizi sevindiren siyaset felsefesi açısından gerçeklik, Kürtlerde de ‘devlet aklı’nın geliştiği yönündeki emarelerdi. Bu soyut aklının kurumsallaşması elbette bütün Kürtlerin ödeviydi. Ancak…

Ancak bırakalım Kürtlerin bu anlamda kurumsallaşmasını, elde edilen siyasi kazanımlara yönelik bir saldırı süreci almış başını gidiyor. Hem de bu saldırıyı gerçekleştiren siyasi yapı, “Bütün Kürtlerin tek temsilcisiyim” iddiasıyla varlığını sürdüren PKK’dir. Bütün dünya ve bütün Kürtler biliyor ki, Kürdistan Bölgesel Hükümetini kuran yüzyıldır mücadele eden KDP’dir. Bu siyasi oluşumun gerçekleşmesinde PKK’nın şu veya bu şekilde katkısı yoktur. Ama bölgenin Kandil muhitine PKK’nin yerleşmesi ilk başlarda KDP’nin de rızasıyla olmuş, hatta burada insanî yaşamlarının sürdürülmesinde hükümet çeşitli yardımlarda da bulunmuştur. Şimdi Dağdaki Gelmiş Bağdakini Kovuyor misali PKK, şiddet yöntemleriyle Kürtlerin modern zamanlarda elde ettikleri tek kazanımları olan bu statüyü ortadan kaldırmak istiyor. Saldırıyor, pêşmergeleri öldürüyor.

PKK çok yanlış bir tutum ortaya koymaktadır. PKK’nin bu anlamdaki siyasi yaklaşımı doğru değildir. PKK’nin bu tutumunu Kürt aydınları hatta PKK’ye sempati duyan aydınlar da eleştirmeli, bölgenin STK’ları ortak deklarasyonla PKK’yi uyarmalı, ona inanan ve sempati duyan Kürtler de mesela, sosyal medya aracılığıyla uyarı ve eleştirilerini paylaşabilir. Belki bu şekilde PKK saldırılarının haksızlığını anlayabilir ve durdurabilir.  

Kürtlerin ne zorluklarla elde etmiş oldukları bu gibi kazanımların bir başka Kürt oluşumu tarafından ortadan kaldırmaya çalışılması çok acı bir durum olmalı. Peşmergelerin, “Kürdüm” diyen PKK’liler tarafından öldürülmesi acı, bir o kadar da anlamsızdır. Kürtlerin çıkacakları tek yol, emperyal oyun alanın dışına çıkmalarıdır. Bu alanda kaldıkları sürece oynanan oyunların bir parçası olacaklardır.

Kürtlerin şu aşamada nefes aldıkları tek alan Türkiye’nin demokratik ortamıdır. Farslarda ve Araplarda demokrasi namına tek bir belirti yoktur. Türkiye’de hangi siyasi anlayışta olursa olsun, her hangi bir haksızlığa uğradığı zaman mahkemelerde dava açma hakkına sahiptir. Hatta AİHM’e rahatlıkla başvurabilinir. TBMM’de bile en aşırı uçta eylem yaptı örneğin HDP’li bazı milletvekilleri. Bu gibi çıkışlar İran’da olursa idam ederlerdi. Ne olursa olsun Türkiye’deki demokrasinin değerini bilmek gerekiyor; ancak hiç kimse haksızlık ve hukuksuzluğu da kabul etsin, denemez. Ama Türkiye’de iktidar kim olursa olsun, onun siyasi anlayışından ve uygulamalarından doğan sıkıntıları öne sürüp kendi ideolojik dayatmalarından doğan problemleri de görmemek doğru bir politik yaklaşım olamaz.

Kürdistan Bölgesel Hükümeti gibi Kürtlerin ortak kazanımı Türkiye’nin, İran’ın da zararına olamaz. Kürtleri kaotik ortamdan çıkarmış olan bir statü bölgenin jeo-stratejisi için faydalı bir oluşum olarak addetmek gerekir, diye düşünüyoruz. Çünkü kaotik ortam bütün bölge ülkelerine zarar verecek, onları güçten düşürecek ve bölge ülkelerin düşmanları olan küresel güçleri de kuvvetlendirecek bir süreç olacaktır.

Eğer Türkiye ile görüşmeler yapmak doğal ve gerekli ise, ki HDP ve PKK bunu çözüm sürecinde yaptı, o zaman KBH’nin de Türkiye Cumhuriyeti ile siyasi, ekonomik ve ticari ilişkilerde bulunması bir o kadar doğal ve gereklidir. Neden KDP’nin yaptığı normal değildir? Bu sorunun mutlaka sorulması lazım, diye düşünüyoruz.

HDP için de bir parantez açarsak eğer, PKK’nin KBH’e saldırıları karşısında neden susuyor sorusunu ortaya atmakta fayda vardır. Bu konu olarak ayrıca işlenmelidir.

Saygıyla…

YORUMLAR

İlk yorumu yapan siz olun!

Yorum Ekle