Mardin'e dair güzel edebi ve şiirimsi yazılar!

Mardin üzerine yazılan yazılar.

KÜLTÜR SANAT


BEN MARDİN, BENDE HAYATIN VE ÖLÜMÜN SIRRI

Ben, Mardin kenti...
Kalker ve lavlarla bezeli, teninden başka giysisi olmayan çıplak dağların anayurdu...
Taşın ve toprağın ve doğum yerini unutmuş suların, hammaddesi alın teriyle karışmış kerpicin ve mavi bedenli bulutların anası...
Meşe ve sakız ağacı, dişbudak, söğüt ve çınar ve kavak, bir de çayırlar süsler kapısı karanlığa kapalı
göklerimi...
Gecemi ve gündüzümü, çöl ve çölleri kuşatan bozkır rüzgarları donatır...
Ayaklarımın ucunda uzanır tarihin babası Mezopotamya. !
Yüzümün bir yanı safran kokulu Deyrulzafaran'dır, bir yanı minaresini asma dallarından ördüğüm
Ulu Cami...
Gün, ışığını Kasımiye medresesinin kubbesinden döker zamanın aralığına; gece, aydınlığını
Reyhaniye camisinin batı cihetini yurt edinmiş Revaklı çarşıdan...
Hamurumu kavimler, etnik gruplar, dinsel cemaatler yoğurmuştur.
Dicle kız kardeşimdir benim; Mazıdağı, Akçadağ,
Dibek ve Karakaş dağları yeğenlerim; Derik,
Kızıltepe, Mazıdağı, Midyat, Nusaybin, Savur,
Yeşilli, Ömerli, Dicle, Dargeçit ve Hasankeyf çocuklarım...
Doğu'nun ve Batı'nın kervanları benim beşiğimde açarlar ipeğin ve hayatın, baharat ve ölümün
sırrının kundağını... 
Ben, bedenini kaleler üzre bina etmiş Mardin, kenti....
Rivayete göre bir adımın da Süryani dilinde ''kaleler'' anlamına gelen ''Marde'' olduğu söylenir.
Adıma ''yazılı tarih''te ilk kez İsa'dan sonra 4. yüzyılda yaşamış Ammianus Marcellinus'un
yapıtlarında rastlarsınız.
Marcellinus, Amid (Diyarbakır) - Nisibis (Nusaybin) yolundan söz ederken, bu uzun ve çileli yolun ''Izala dağı üstünden, Maride ve Lorne kaleleri arasından geçtiğini ''beyan eder o Su, sözün testisinde soğusun; söz, damağın pınarında maya tutsun...
Persler , yaylalarımda yayladığında ''Maride '' adımı ''Marde'' olarak kullandılar; Ermeniler ''Mardi'',
Bizanslılar ise soğuk pınarlarımın buğdayını biçtiklerinde ''Mardia'' olarak düştüler künyemi.
Araplar , geniş kalçalı kısraklarıyla dağlarıma yaslandıklarında ''Maridin '' diye yazdılar adımı.
Bugünse imzam, hayatın çift çizgili defterini ''Mardin'' olarak süslemekte....
Ben, taşın ve inancın şiiriyim.
Ben, Mardin'im çünkü...


TARİHİN TANIKLIĞIYLA YAŞAMAK ZAMANI

Bir kentin hayatı nedir ki...
Kendisinden başka kim anlatabilir geçmişini ve şimdisini ve geleceğini kendi tarihinin,
tanıklığından başka... 
Benden başka kaç kent var yerin yüzünde ve altında, hem kendisi olan, hem de tarihinin
tanıklığını yaşayan ?
Çünkü taşın tarihi, benim de tarihim.
Sabrın ve inancın tarihi olduğu gibi...
İpeğin ve safranın, cami ve kiliselerin, medrese ve manastırların, çeşme ve kervansarayların, tekke ve zaviyelerin, keder ve sevinçlerin, hüzün ve neşvelerin, tütün ve ketenin tarihi, benimde tarihim...
Suyun ve toprağın, havanın ve ateşin tarihi, benim de tarihim...
Şimdim ve geleceğim üzerine söz bana düşmez.
Zamanı gelince halen yaşadığım ve bundan sonra yaşayacaklarım da anlatılır.
Sözün hırkasını Dicle 'nin serin sularında yıkayıp Mazıdağı 'nın serinliğinde kurumaya bırakalım.
Bakalım burçları gökkuşağına değen tarihimin aynasında görünen geçmişim neler anlatır özüm
üzere...
Okuyanın da, dinleyenin de, bu yazıyı yazanın da gönlü Ferdevs çeşmesinin serin suyu ile ferahlığa
kavuşsun...
Doğum tarihim İsa' dan önce üç bin yılını göstermekte.
Bu tarihte Kuzey Mezopotamya Subaruları ile de akraba olan Hurriler , ilk kez tarihin hatıra defterini adıma imzaladılar.
Subarulardan sonra şehircilik, sulama ve tarım alanında ileri bir seviyeye ulaşan ve altına, gümüşe,
bakıra hükmetmesini bilen Sümerlerin idaresine geçtim...
Sümerler , geniş fetihler sonucu güçlerini yitirince topraklarıma Sami ırkından Akadlar egemen oldular ve bir süre sonra da Akad -Sümer devletini kurdular .
Akad -Sümer devleti de Sami ırkının Amuri kolundan genç ve dinç Babil'e yenilecek ve
İ.Ö. 2200-1925 yılları arasında ilk Babil devleti kurulacaktır.
İ.Ö. 1925, aynı zamanda Hititlerin batıdan gelerek topraklarımı işgal yılıdır da...
Fakat Hititler bir yıl sonra ülkelerine dönecekler,
İran dolaylarından gelen Ari ırkından Midiler
devlet sahibi olacaktır.
500 yılından fazla hüküm süren Midiler, bilinmeyen
bir nedenle Mısır'a vergi ile bağlanacak, İ.Ö.
1367'de aralarında iç savaş çıkınca Asur kralı
Asurobalit topraklarımı ele geçirecektir.
İ.Ö. 800 yılına dek hüküm süren Asurilerin egemenliğine
ise Urartular son verecektir.
Tarihte ilk sulu ziraat burada yapıldığı için, bir ucu
Basra Körfezi 'nde, ötekisi Akdenizin doğusunu
kaplayan ve tepesinde benim bulunduğum hilal
biçimindeki topraklara Sümerler , Akadlar ve
Asurlar 'Bereketli Hilal'' derlerdi.
Zaman sular, seller misali aktı ve bir süre sonra da
Mitanniler topraklarıma egemen oldular.
Ardından Aramilere açtım bağrımı.
İ.Ö. 7. yüzyılda İskit, Kimmer ve Medler devlet
işlerini ortaklaşa yürüttülerse de, gönül
penceremin pusulasını Babil'e çevirdim.

Yine İ.Ö. 6. yüzyılda Persler konuğum oldu bu kez,
iki yüzyıl sonra da Makedonyalı kimliğiyle Büyük
İskender ve Selevkos yönetimleri. ..
Arami etiketli halkım, İsa'dan önce birinci yüzyılda
Abgarların, ardından da Tigranes'in yasalarını
kabule mecbur kaldı.
Ve İsa'dan sonra ilk Hıristiyanların kokusu dağa Taşa, suya ve ateşe sindi.
İkinci yüzyılda Romalılar geldiler.
Onlardan iki yüzyıl kadar sonra da Sasaniler...
Hemen arkalarından da Bizanslılar...
Yedinci yüzyılda ömür defterime Arapların adını kaydettim.
Dokuzuncu yüzyılda Hamdaniler, onuncu yüzyılın
sonlarında Mervaniler , kendi bayraklarıyla
donattılar kale burçlarımı
On birinci yüzyılda Türkmenlerin sesi dolaştı
bedenimin arka sokaklarında...
On ikinci yüzyılda Artuklılar, Hısn Keyfa; yani
Hasankeyf'i mekan tuttular geleceklerinin düşleri
adına.
1108 yılında kollarıma aldığım Necmeddin İlgazi,
Artukluların Mardin ve bugün Silvan adı verilen
Meyyafarikin şubesini açtı.
Tarihin kalemi, kırık da olsa yazmasını
sürdürecekti.
Bizanslıların, ardından Haçlıların saldırısıyla
bunaldım ve umudum hiç bir gün ve gece közünü
karartmadı.
Haçlıların ardından, önce Eyyubilerin, bir süre,
Sonrada İlhanlıların şemsiyesi altında dokudum ,
Zamanın kanaviçesini...
Memluklerin ve Timur'un ziyaretinden sonra
Karakoyun ve Akkoyunlular ekip biçmeye
başladılar günümün ve gecemin harmanını. ..
Zamanın çalar saati, gökyüzünü 16. yüzyılın işaret
fişeğiyle aydınlatıyordu ki Safeviler geldiler.
1517 yılında Yavuz Sultan Selim ile birlikte
Osmanlıları konuk etmeye başladım hayal
hanemde...
Kanuni Sultan Süleyman, Bağdat seferine giderken
bana da uğradı ve göğsüme 'sancak'' etiketini
iliştirerek Diyarbakır eyaletine bağladı beni.
1923'te Cumhuriyet kurulunca da göğsüme
"sancak'' yerine " il '' etiketini taktım ve halen de
öyle sürdürmekteyim hayatımı...
Dedim ya, toprağın ve tevekkülün ikiz kardeşiyim...
Mardin'im ben...

DARA'DA SU SARNICINA ŞİİR

İnsanı Şaşırtan Tarihi Su Sarnıçları - Dara


Şair, senin hasretin kelimelere ise
Benimki suya, suda aksini bulan hayata

Ama şükür olsun Mardin'e yakın ruhum
Mardin yakınımda bedenimin

Şair, nicedir hasretin ve hasretliğim?


KASRI KANCO'YA ŞİİR

Şair, hatırlar mısın kaç yıl önceydi
Sen de konaklamıştın bir akşam

Yatağın samanyolu, yastığın çobanyıldızı
Sahi, o günler gönlünü esir alan ne idi ?


AYINVERT KÖYÜNÜN GÖKYÜZÜNE ŞİİR


Durup dururum kaç bin yıldır burada. Ayınvert'te

Ak saçlı bulutum ve gökkuşağım ile gündüzün
Gece, saman sarısı yıldızlarım, bir de ayın ışığı ile....

Şair, bir akşam da sen misafirim ol
Söz üstüne söz koyarız, sevda üstüne karasevda
Gör, nasıl nakışlanır yerin üstü de altı da maviliğim ile....


MAR ŞABİL ÖNÜNDE DURAN KADINA ŞİİR

O kadın niye durur Mar Şabil kiisesi önünde
Mar Şabil'in Midyat içinde durduğu gibi...

Şair, sen niye durursun, zaman niye durur
Kalbin yarası, ki candandır bşr de hicrandan
Eser hüzün rüzgarı, ne can kalır ne hicran
Mardinim Ben…
Taşın ve İnancın Şiiri

Sokaklarımın labirentlerinde
günün ve gecenin kanaviçesi
kiminde ezan sesleriyle dokunur
kimi zaman çan…

Ses bende bulur akustiğini,
benim dar ve ince sokaklarımda…
Abbarada.

O tünellerin, o sokakların taşları…
o taşların özel bir dili vardır : O dil
Süryani kiliselerinin çan seslerindedir,
camilerin minarelerinde,
tavus kuşunu, daireyi kutsayan
Yezidilerin inancında…

O dili konuşan ve anlayanım ben
Mardinim ben…
Taşın ve İnancın Şiiri

Yüzümün bir yanı Deyrulzafaran'dır
Bir yanı Ulu Cami
ayaklarımın altında uzanır
Mezopotamya.

Doğu'nun ve Batı'nın kervanları
benim beşiğimde açarlar ipeğin ve
hayatın,
baharatın ve ölümün, ketenin ve tütünün
sırrının kundağını…

Ben, bedenini kaleler üzere inşa etmiş
Mardin kenti…

Ben taşın ve inancın şiiriyim…
Ben Mardinim çünkü

İŞTE BUDUR ÖMRÜMÜN OL HİKAYESİ

Ben, Mardin kenti...
Teninden başka giysisi olmayan çıplak dağların anayurdu
Taşın ve toprağın ve suların, kerpiçin ve bulutların anası....
Meşe ve sakız ağacı, dışbudak, söğüt, çınar ve kavak, bir de çayırlar
Süsler göklerimi....

Gecemi ve gündüzümü, bozkır rüzgarları donatır...
Ayaklarımın ucunda uzanır Mezopotamya.
Yüzümün bir yanı Deyrulzafaran'dır, bir yanı
Ulu Cami...
Hamurumu kavimler, etnik gruplar, dinsel cemaatler yoğurmuştur.
Dicle kız kardeşimdir benim: Derik, Kızıltepe, Mazıdağı, Midyat,
Nusaybin, Savur, Yeşilli, Ömerli, Dicle, Dargeçit, Gercüş ve Hasankeyf
çocuklarım....
Doğu'nun ve Batı'nın kervanları benim beşiğimde açarlar ipeğin ve
hayatın, baharatın ve ölümün, ketenin ve tütünün sırrının
kundağını....
Ben, bedenini kaleler üzre bina etmiş
Mardin kenti...Ben, taşın ve inancın şiiriyim....
Ben, Mardin'im çünkü...
Böyledir işte ömrümün ol hikayesi....

YORUMLAR

YORUM YAZ!

Yorum Ekle