Mardinli Profesör Yeni kitabını "Fakirlerin Babasına" adadı

Mardinli Profesör ve Cumhurbaşkanlığı Sosyal Politikalar Kurulu Üyesi olan Vedat Işıkhan’ın uzun süredir üzerinde çalıştığı Yardım Personelini Güçlendirme Kitabı yayınlandı.

YAŞAM KÜLTÜR SANAT
PAYLAŞ:

Uzun yılların emeği olan “Yardım Personelini Güçlendirme ”isimli kitabını geçen yıl binlerce doktorun yetişmesine emeği geçen ve Mardin’de yoksulların doktoru, fakirlerin babası olarak tanınan İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi Öğretim Üyesi Sayın Prof. Dr. Murat Dilmener’e adayan Prof.Dr. Işıkhan, “Yardım Personelini Güçlendirme" adlı son kitabım; çağımızda gittikçe artan afet ve felaketlere müdahale eden yardım personelinin yaşadığı psiko-sosyal sorunlarla etkin bir şekilde nasıl mücadele edebileceğini ele almaktadır. İnsani hizmet çalışanlarına katkı getirmesi dilerim”dedi.

Kitap Hakkında

Bu kitap, yardım personelinin nasıl güçlendirileceği konusunu kapsamlı olarak ele almaktadır. Kitapta, afet literatürü hakkında genel bilgiler kısaca sunulmuştur. Personelin, ikincil travma, şefkat ya da merhamet yorgunluğu, stres, tükenmişlik, travma sonrası stres bozukluğu, majör depresyon gibi riskleri bilmesi, tanıması, bunların farkına varmasını sağlayacak bilgiler bu kitapta sunulmuştur. Ayrıca, personelin güçlenmesine katkı getirecek stres yönetim tekniklerinin neler olduğu ayrıntılı bir şekilde incelenmiştir.

• Kitap Adı: Yardım Personelini Güçlendirme
• Yazar:Vedat Işıkhan
• Yayınevi: Nika Yayın
• Hamur Tipi: 2. Hamur
• Sayfa Sayısı: 352
• Ebat: 16 x 24
• İlk Baskı Yılı: 2021
• Baskı Sayısı: 1. Basım
• Dil: Türkçe
• Barkod: 9786059386975

Yaşamız ve ölümümüz arasındaki ilişki üzerine bir bakış açısı edinmenin en hızlı ve etkili yollarından biri, travmatik bir olayı, keder ve/veya kaybı bir arada yaşamaktır. Hiçbir şey hayatı algılama şeklimize; kendi güvenliğimize, sevdiklerimizin güvenliğine veya sorumlu olduğumuz kişilerin güvenliğine yönelik bir tehdit ile karşı karşıya kaldığımız zamanki gibi değiştiremez. Özellikle trajik olaylar, beklenmedik bir şekilde gerçekleştiyse daha yıkıcı olabilir. Bu durum bize anında yaşamın çok kısa olduğunu ve yarın için kimseye söz vermememiz gerektiğini hatırlatmaktadır.

Afetler her yıl küresel düzeyde milyonlarca insanı etkiler. Dünya çapında ortalama her gün en az bir afet yaşanır. Afetlerin sıklığı ve insanlar üzerine etkisi, iklimsel değişmeler ve artan nüfus yoğunluğu sebebiyle artmış durumdadır. 2005 yılında 162 milyon insan küresel düzeyde yaşanan afetlerden etkilenmiştir. 2010 yılında ise bu rakam 330 milyondan daha fazla olmuştur. Dünyanın bazı bölgeleri diğer bölgelere göre daha çok etkilenmiştir. 2010’da dünya genelinde Çin’de yaşayanların neredeyse dörtte üçü afetlerden etkilenmiştir. Amerika Birleşik Devletleri’ndeki geniş çaplı bir toplumsal araştırma, yaşamlarında bir kez afet yaşayan yetişkinlerin oranının %13-19 arası olduğunu göstermiştir.

Afetler; genellikle beklenilmeyen ve ölüm, travma, yıkım gibi büyük çaptaki olaylardır. Literatürde afetlerin geçerli bir tanımı olmamasına rağmen araştırmacılar genellikle afetlerin geniş çaplı travmatik olaylar olarak üç temel özellik taşıdığına katılmaktadır.

İlk olarak, afetler kaybolan yaşamların gerçek boyutlarına bakılmaksızın insanların büyük bir bölümünü etkiler veya ölümle tehdit eder. İkinci olarak, sosyal süreçleri etkiler, hizmetlerin, sosyal ilişkilerin ve kaynakların toplumsal kaybına sebep olur. Üçüncü olarak, ikincil sonuçlar içerir. Yarattığı ruhsal ve fiziksel sağlık sonuçlarıyla insanları uzun süre etkiler.
Literatür, genellikle afetleri üç şekilde kategorize eder; doğal afetler (deprem, sel baskını, vb.), insanlar tarafından istenmeyerek yapılan teknolojik afetler (Çernobil’deki nükleer kaza, vb.), insanlar tarafından istenerek yapılan kitlesel şiddet ve terörizm gibi eylemler (11 Eylül 2001, Dünya Ticaret Merkezi Saldırısı). Bazı kanıtlar tartışmaya açık olmasına rağmen, birçok afetin insanların ruh sağlığı sonuçlarının yükünü etkilediğini göstermektedir. İnsanlar tarafından yapılan teknolojik afetler ve kitlesel şiddetin doğal afetlerden daha çok psikolojik etkiye sahip olduğu aşikardır.

Toplum sağlığı açısından bakıldığında, afetlerin farklı türlerinin çoğu benzerlik göstermektedir. Bu durum, onların sebepten ziyade sonucun özellikleri üzerine düşünülmesini yararlı kılmaktadır. Ayrıca bazı afetler çoklu özelliğe sahiptir. Örneğin; 2011 yılında gerçekleşen Japonya Fukushima’daki olaylar hem doğal hem de teknolojik afettir.

Travmatik olayların insanları nasıl etkilediği uzun yıllar boyunca çalışma konusu olmuştur. Çok sayıda araştırma, trafik kazaları ve cinsel saldırı gibi bireysel olaylardan doğal afetler, uçak kazaları ve toplumsal şiddet gibi toplum çapındaki olaylara ve savaş gibi küresel olaylara kadar değişen travmatik olayları incelemiştir.

Terörizm, kolektif korku ve belirsizliği kışkırtır. Bu korku hızla yayılabilir. Olayları doğrudan deneyimleyen kişilerle de sınırlı kalmaz. Etkilenenleri, mağdurları ve hayatta kalanların aile üyeleri ve yayınlanmış görüntülere maruz kalan kişileri içerir. Bazı felaketler ani ve beklenmediktir. Bazıları daha yavaş gelişebilir. Bu da bize bir sonraki etkiyi azaltmaya yardımcı olabilecek fiziksel, sosyal ve psikolojik hazırlık zamanı sağlar. Denizdeki felaketler, yangınlar ve patlamalar, çok yüksek travma sonrası psikiyatrik hastalık riski taşımaktadır. Psikolojik acı genellikle terörizm olayından kaynaklanan fiziksel yaralanmalardan daha yaygındır. Bu psikolojik sonuçların anlaşılması, bir ulusun terörizm karşıtı psikolojik etkilerini sınırlayacak olan olay öncesi, olay ve olay sonrasında aşamalarında geliştirilecek müdahale stratejileri için kritik öneme sahiptir.

Afet ruh sağlığı literatüründen elde edilen bulgular, ilk müdahaleyi yapan kurtarma ekibinin, afetlere müdahale ettikten sonra travmatik deneyimlere doğrudan ve sürekli maruz kaldıklarından olumsuz psikolojik sonuçlar için bir risk taşıdıklarını bildirmektedir. Terör olaylarından sonra elde edilen bazı bulgular da benzer sonuçları ortaya koymaktadır. New York şehri itfaiye kurtarma çalışanlarının bir araştırmasında, 11 Eylül 2001'den sonraki 11 aylık dönemde saldırıdan önceki perioda göre strese bağlı olaylar (örneğin; depresyon, anksiyete bozuklukları, matem sorunları), on yedi kat artış göstermiştir. Ancak bu veriler, saldırıların hemen ardından ilk müdahalede bulunan itfaiyecilerin ölümleri nedeniyle kurtarma işçilerinin tipik deneyimlerini temsil etmeyebilir. North ve meslektaşları Oklahoma'daki kurtarma işçileri arasında %13'lük bir Travma Sonrası Stres Bozukluğu (TSSB) oranı buldular. TSSB, sahada harcanan daha fazla gün ve bombalama çukurunda geçirilen zamanla ilişkiliydi. Ancak, bu çalışma kurtarma personelini bombalamaların birincil mağdurlarıyla karşılaştırmış ve TSSB'nin kurtarma ekibi arasında önemli ölçüde daha düşük olduğunu bulmuştur. Yazarlar bunun, kurtarma ekibinin hazırlıklı olması, işleri gereği travmatik olaylarla ilgili deneyimleri, iş türlerinin kendi seçimleri olması, kurtarma ekibi arasında daha düşük yaralanma oranlarını ve psikolojik sonuçları hafifletmeyi amaçlayan eğitim ve bilgi alma süreçleriyle ilişkili olabileceğini öne sürmüşlerdir.

Ruhsal Bozuklukların Tanısal ve İstatistiksel El Kitabı tarafından tanımlandığı gibi, travmatik bir olay - ya da böyle bir olaya tanıklık etme – kişinin kendisi veya bir başkasına yönelik algılanan ya da gerçekleşen yaralanma ya da ölüm tehdidine karşı korku, çaresizlik ya da dehşeti tetikler. Travmatik olaylar genellikle birey tarafından yaşamı tehdit edici, beklenmedik ve sık gerçekleşmeyen olaylar olarak algılanır ve yüksek yoğunluk ile karakterize edilir. Ancak, travmatik olaylar bir toplum içinde tekrarlanabilir ve bu ortamlarda bir tehdidin varlığı norm haline gelebilir. Kanıtlar, sonuçların türü ve şiddetinin genellikle olayın şekline göre değiştiğini göstermektedir.

Stres ve tükenmişlik bireyleri, aileleri, grupları, örgütleri ve genelde tüm toplumu bir hastalık gibi etkilerden bu fenomenlerle mücadele edebilmenin geçerli ve güvenilir yollarını da üretmek zorundayız. Bu konuda Freudenberger’in tükenmişliğin önlenmesi ve yönetilmesiyle ilgili stratejilerini ayrıntılı olarak bireyden başlayıp toplumun genelini kapsayacak şekilde planlamalıyız. Bunların başında; stres ve tükenmişlik kavramlarını toplumumuzun üst ya da ileri bilincine sunmalıyız. Bunu; grup toplantıları, atölye çalışmaları, seminerler, sempozyumlar ve konuyla ilgili araştırmalar yaparak, makaleler yazarak bunları toplumun algısına sunabilmeliyiz. Örselenmiş, yalnız bırakılmış adeta dışlanmış profesyonel üzerine dikkatlerin toplanmasına yardımcı olmalıyız. Yıllarca bu çalışanlarla dalga geçilerek veya sorunla ilgili konuşulduğunda bu konu atlatılmış ve depresif, alkolik veya ilaç bağımlısı personelle ilgili hiçbir şey yapılmamıştır. Şu anda doktorlar, hemşireler, afet personeli, acil tıp teknikerleri, askerler, polisler, hukukçular, sorunlu insanlarla doğrudan çalışan meslekler engel yaratan bu durumun sonuçlarını fark etmeye başlamışlardır.

Meslekler, stres ve tükenmişliği tedavi etme yollarını aramaya başlamalıdır. Bunun için her meslek bazında bu faktörlerin neden ve sonuçları üzerinde çalışmalar yapılmalı, stres yönetim teknikleri örgütlerde tüm personele hatta toplumdaki tüm bireylere öğretilmelidir. Üniversitelerde, sivil toplum kuruluşlarında, hastanelerde kurulacak küçük birimlerle veya organizasyonlarla etkin sonuçlar alınabilir. Stres ve tükenmişlikle ilgili projeler hazırlanıp, AB, ILO gibi uluslararası örgütlerin desteği sağlanarak toplumun yararına sunulmalıdır. Dünya tarafından daha çok kabul gören iyileştirme programları ve bunların felsefesi, tükenmişlik konusunun gündemde kalıp ilginin artmasına olanak sağlayabilir. Örgütler, personeli destekleme programlarını fark etmeye başlamış böylece zorluk çeken veya sorunlar yaşayan çalışanlarını finansal ve psikolojik olarak desteklemişlerdir. Ayrıca programların kurumsallaştırılması düşünülmüş böylece gelecekte ortaya çıkabilecek duygusal veya sağlık sorunları giderilmeye çalışılmıştır.

Freudenberger’in çalışmalarında sıklıkla ifade ettiği şu saptama çok önemlidir: “Yardım edici meslekler olarak süper bay ve süper bayan imajlarımızı kaldırdık ve mesleğimizin güç olduğunu, tükendiğimizi, yorulduğumuzu, hayal kırıklığına uğradığımızı ve tüm bunları sorguladığımızı belirtmeye başladık. Öğrencilerimizin, müşterilerimizin, müracaatçılarımızın, hastalarımızın ve kendimizin gelişmesine katkı ve fırsat sağlamamız için tükenmişliği kabul etmeliyiz.”

Çalışanlar olarak bizim için önemli olan yaşamımızı daha kaliteli hale getirebilmek için ihtiyacımız olan şey stres düzeyimizi belirlemek ve fazlasına engel olmaktır. Stres olmasaydı bugün görmüş olduğumuz birçok teknolojik gelişme olmaz ve insanlar problemlerini çözmek için çaba harcamazlardı. Durmadan çalışan, amaçlarına ulaşmak, beklentilerini gerçekleştirmek için çaba gösteren, sürekli gerginlik, endişe ve çatışma içinde olan bireylerin, beden, sosyal ve ruh sağlığı bozulmaktadır. Ne yazık ki hayattan alması gereken tadı bir türlü alamamaktadır. Sağlıklı olmak, ancak çevremizle ve kendimizle uyum içinde olduğumuz, değişiklikler karşısında dengemizi koruduğumuz, iç güçlerimizi iyi bir hayat için geliştirdiğimiz ve gerektiğinde harekete geçirdiğimiz takdirde mümkün olacaktır.

Bir afet ya da felaket olayına müdahale eden birçok personel bulunmaktadır. Profesyonele yardım; ‘bireyin fiziksel, psikolojik, entelektüel, duygusal veya ruhsal iyiliğinin ilaç, bakım, psikoterapi, psikolojik rehberlik, sosyal hizmet, eğitim, yardım ile ele alınarak büyümesini ve gelişmesini sağlayan bir uzmanlık alanıdır. Birçok çalışmada bu personeli tanımlamak için; yardım eden, yardımcılar, profesyonel, yardım profesyoneli, acil yardım personeli, sağlık personeli gibi farklı isimlerin kullanıldığı görülmüştür. Bu çalışmada yardım personeli; afet ve felaket durumunda mağdurlara yardım için seferber olan; acil yardım personeli, itfaiyecileri, ilk yardım personelini, doktorları, hemşireleri, psikologları, insani yardım personeli ve sosyal hizmet uzmanlarını ifade etmek amacıyla kullanılmış ve literatür taraması bu mesleklerle sınırlandırılmıştır.

Günümüzde çalışana, işyeri ve evdeki yaşam kalitesini sürdürmek için yapılan yardımlar, sendikaların ve yönetimlerin gittikçe benimsediği bir hedef haline gelmiştir. Sürekli eğitim ve yurtdışı olanaklarla bu personelin niteliğinin arttırılması ve koşullarının iyileştirilmesi yönünde çalışmalarda bulunmak gerekir. Amaç, insanlara yardım için giden personeli “yardıma muhtaç” duruma getirmemektir. Travmatik olaylara müdahale etmiş ve bundan zarar görmüş olan personele, yaşamını normale dönüştürecek ekonomik, sosyal ve psikolojik destek ve yardımların yapılması gerekir. Bu zorunluluk, toplumsal vicdanımızdan öte insana değer verildiği ve insanın ön planda tutulduğu kadim medeniyet anlayışımızdan kaynaklanmalıdır.

Toplum olarak temelde bir felakette ne yapılması gerektiği hakkında daha fazla bilgiye ihtiyaç duymaktayız. Felakette zor durumda olan insanlara yardım etmeyi görev edinen yardım personelinin haklarının korunması, zararlarının giderilmesi ve ödüllendirilmesi konusunda yapılan yardım ve destekler yetersiz düzeydedir. Yardım personeline toplum olarak verdiğimiz değer nedir? Felaket ve kaza anında çok önemsediğimiz, bilgisine ve müdahalesine fazlasıyla güvendiğimiz, ihtiyaç duyduğumuz ve vazgeçemediğimiz bir insan gücü mü? Yoksa felaketlerden sonra travmasıyla bir kenara itilmiş adeta unutulan kahramanlar mı?

Yardım personeli felaketlere ya da acil durumlara müdahaleden sonra gizli kurbanlar haline gelebilir. Mağdur ve yardım verenler için psikolojik yardımın çeşitli türleri sağlanabilir ama bunlar sistematik ve iyi organize edilmiş olmak zorundadır. Mesleki yardım, onları desteklemeli ve yaşamlarını kolaylaştırmalıdır. Yardım personeline yönelik sağlıklı müdahalelerde bulunabilmek için afetin genel görünümü, afet literatürü ve genel sonuçları hakkında bilgi sahibi olmak gerekir.

Kitabın Birinci Bölümünde; afet ruh sağlığının kısa tarihçesi, afetlerin genel sonuçları, afet ve felaketlerde risk taşıyan gruplar, afet öncesi, boyunca ve sonrasında ortaya çıkabilecek risk faktörlerinin neler olduğu ele alınmıştır. İkinci Bölümde; terörizm, terörizmin sonuçları, terörist saldırılara karşı korunmasız nüfusun belirlenmesi, medya ve terörizm, terörizmin ikincil ve toplumsal sonuçları ve kimyasal, biyolojik, radyolojik ve nükleer terörizm konularına yer verilmiştir. Üçüncü bölümde; afet sonrası psikopatoloji konusu; travma sonrası stres bozukluğu (TSSB) ve TSSB’de yeniden deneyimleme belirtileri, uyarılma ve kaçınma belirtileri ve majör depresif bozukluk, madde kullanım bozukluğu ve eşlik eden birden fazla tanılar incelenmiştir. Dördüncü bölümde; afetlere hazırlık afet öncesi ve boyunca afetlerin öngörülmesi ve afetlere hazırlık, afet sonrasında ruh sağlığı durumlarının tedavisi ve önlenmesi ve önleme ve tedavi konularına yer verilmiştir. Beşinci bölümde ise kapsamlı bir şekilde afetlerin psiko-sosyal sonuçları tartışılmıştır. Altıncı bölümde; afet mağdurlarına yönelik müdahalelerde birinci ve ikinci aşamaların neleri içermesi gerektiği ele alınmıştır. Yedinci bölümde ise; şimdiye kadarki tüm bilgiler ışığında kitabın ana konusunu oluşturan yardım personelini güçlendirme konusu kapsamlı bir şekilde incelenmiştir. Bu bölümde; yardım personeli ve tükenmişlik, afetlerin acil yardım personeli üzerindeki etkileri, ikincil travmatik stres, şefkat yorgunluğu, sağlık personeli (doktorlar, hemşireler ve sosyal hizmet uzmanları) ve tükenmişlik, tükenmişlik sendromunun incelenmesinin gereği, tükenmişliğin çeşitli tanımları, oluşum aşamaları, nedenleri, belirti ve sonuçları ayrıca iş ortamında TSSB hakkında bilinmesi gerekenler ve yardım personeline yönelik müdahale stratejileri ele alınmıştır. Sekizinci bölümde; travma ve manevi destek, yas travması danışmanlığı ve afet ve felaketlerde ruh sağlığı personelinin yanında din görevlilerinin ne tür roller üstlendiği tartışılmıştır. Dokuzuncu bölümde ise; Kızılay, AFAD, AKUT gibi kurumlardaki insani yardım çalışanlarını uygulamada dikkat etmesi gereken temel prensiplere yer verilmiştir.

Onuncu bölümde, afet personelini güçlendirme stratejileri, başa çıkma kavramı, stres ve tükenmişlikle başa çıkma yöntemleri, bireysel ve örgütsel düzeyde personeli güçlendirme stratejileri kapsamlı bir şekilde sunulmuştur. Onbirinci bölümde; birçok ölçek ya da testin yer aldığı (ülkemizde birçoğunun geçerlik ve güvenirliği yapılmış olan) ve yardım personelinin kendi kendisini değerlendirmeyi amaçlayan 16 ölçek-test yer almaktadır. Onikinci bölümde ise; yardım personelini güçlendirme konusunda özellikle afete hazırlık eğitimleri, afetlerin ruh sağlığı sonuçlarının araştırılmasının önemi, afet kurumları yöneticileri için terörizm için etkili önleme ve müdahale önerileri yer almaktadır. Kitap bu konudaki önerilerle sonlandırılmıştır.

Kitabın hedef grubu; felaketlere, acil durumlara, psikolojik ve fiziksel yaralanmalara, hasta ve mağdurlara öncelikle müdahale eden yardım personelidir. Yani; doktorlar, hemşireler, sosyal hizmet uzmanları, itfaiye görevleri, acil yardım personeli, polis, asker, acil tıp teknikerleri, psikologlar, insani yardım hizmet personeli, kurtarma ve destek personelidir.

Kitabın hastanelerde çalışan doktor, hemşire ve sosyal hizmet uzmanı başta olmak üzere tüm personele, insani yardım yöneticilerine, KIZILAY, AFAD, AKUT gibi yardım ve destek kuruluşlarında çalışan personele, Sağlık Bakanlığı, Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı çalışanlarına, afet yönetimi konusunda akademik çalışmalar yapan araştırmacılara, afet planlayıcı, uygulayıcıları ve yöneticilerine faydalı olacağına inanıyorum.

• Covid-19 salgını (koronavirüs) nedeniyle hayatını hastalarını kurtarma ve yaşatmaya adamış olan ve bu süreçte yaşamını kaybeden tüm sağlık çalışanlarına,
• Binlerce doktorun yetişmesine emeği geçen ve Mardin’de yoksulların doktoru olarak tanınan İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi Öğretim Üyesi Sayın Prof. Dr. Murat DİLMENER’e
• ve ilk ustam olan Dt. Suphi DİLMENER’e ve son ustam olan Dt. Zülfikar KILIÇ’a adıyorum. Üç hocamı da rahmetle ve saygıyla anıyorum.

KİTAP ARKASI

Yaşadığımız dünyada her türlü önlemi almaya çalışsak dahi ne yazık ki bazen insan bazen doğa kaynaklı bazen de her ikisinin neden olduğu felaketleri her gün yaşıyoruz. Deprem olur, sel olur, yangın olur, patlama olur, terör saldırısı olur. Ölenler ve yaralananlar olur. Onlara müdahale edilir, mağdurlar ve yaralılar kurtarılır bunlar tedavi için hastanelere gönderilirken kayıplar defin için morglarda saklanır. Bizler bir hafta on gün içinde eski yaşantımıza döneriz. Oysa itfaiyeciler, acil-arama kurtarma ekipleri, polisler, doktorlar, hemşireler, acil tıp teknikerleri, sosyal hizmet uzmanları, insani yardım çalışanları yani afet olaylarına öncelikle müdahale eden yardım personeli bu süreci bizler kadar kolay atlatamazlar. Bilmediğiniz bir yer, üst üste yığılmış cesetler, şekil değiştiren, yanan vücutlar, ölü çocuklar, kokular…

Yaşanan tüm bu travmatik olayların izleri zamanla birikir ve bunlar yıllar geçtikçe bir travma yığınına dönüşür. Rüyalar ve kâbuslarla olay tekrar tekrar yaşanır, acı, ölüm ve çaresizlikler karşısında duyulan psikolojik üzüntü (acı), aşırı irkilme, kaçışlar, uzaklaşma ve normal yaşama uyumda belirgin zorlanmalar yaşanır. Personelin yaşadığı bu sorunlar yaşamlarını fazlasıyla etkiler. Yardım için koştukları felaketler zamanla “kendileri için kişisel bir felakete” dönüşür. Yardım personeli etkin ve sağlıklı başa çıkma yöntemlerini kullanmayı başarabilirse bu travmaların üstesinden kolaylıkla gelir. Ancak, bu süreçte başa çıkamayan ve zorlanan bazı yardım personeline psikolojik ve sosyal yönden destek vermemiz gerekir.

Bu kitap, yardım personelinin nasıl güçlendirileceği konusunu kapsamlı olarak ele almaktadır. Kitapta, afet literatürü hakkında genel bilgiler kısaca sunulmuştur. Personelin, ikincil travma, şefkat ya da merhamet yorgunluğu, stres, tükenmişlik, travma sonrası stres bozukluğu, majör depresyon gibi riskleri bilmesi, tanıması, bunların farkına varmasını sağlayacak bilgiler bu kitapta sunulmuştur. Ayrıca, personelin güçlenmesine katkı getirecek stres yönetim tekniklerinin neler olduğu ayrıntılı bir şekilde incelenmiştir.

YORUMLAR

İlk yorumu yapan siz olun!

Yorum Ekle