Menâkıb-ı Çihâr Yâr-i Güzîn - Hüseyn Hilmi Işık Kitap özeti, konusu ve incelemesi

Menâkıb-ı Çihâr Yâr-i Güzîn kimin eseri? Menâkıb-ı Çihâr Yâr-i Güzîn kitabının yazarı kimdir? Menâkıb-ı Çihâr Yâr-i Güzîn konusu ve anafikri nedir? Menâkıb-ı Çihâr Yâr-i Güzîn kitabı ne anlatıyor? Menâkıb-ı Çihâr Yâr-i Güzîn PDF indirme linki var mı? Menâkıb-ı Çihâr Yâr-i Güzîn kitabının yazarı Hüseyn Hilmi Işık kimdir? İşte Menâkıb-ı Çihâr Yâr-i Güzîn kitabı özeti, sözleri, yorumları ve incelemesi...

Kitap

Kitap Künyesi

Yazar: Hüseyn Hilmi Işık

Yayın Evi: Hakikat Kitabevi

İSBN: 9789759211912

Sayfa Sayısı: 592

Menâkıb-ı Çihâr Yâr-i Güzîn Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti

Dört halîfenin ve Eshâb-ı Kirâmın bütününün büyüklüklerini, kıymetlerini menkıbeler ile çok uzun ve çok güzel anlatan bu kitâb, türkçe olup, ilk defa 1325 senesinde basılmıştır. Kitabevimiz yeniden 1998'de basdırmıştır. Bu kitâbı Seyyid Eyyûb hazretleri yazmıştır. On iki bâb dan oluşmakdadır.

Menâkıb-ı Çihâr Yâr-i Güzîn Alıntıları - Sözleri

  • Ömer "radıyallahü teâlâ anh" hazretleri buyurdu ki: (Bir kimse fuzûlî konuşmayı [fazla, lüzumsuz konuşmayı] terk etse, ona hikmet bağışlanır. Bir kimse fuzûlî bakmayı terk etse, ona huşû bağışlanır. Bir kimse fuzûlî yemeği terk etse, ona ibadetin lezzetini duymak bağışlanır. Bir kimse gülmeyi terk etse, ona heybet bağışlanır. Bir kimse mizahı [şakalaşmayı] terk etse, ona hüsn ve melâhat [güzellik ve tatlılık] verilir. Bir kimse dünya sevgisini terk etse, ona ahiret sevgisi verilir. Bir kimse, başkalarının aybı ile meşgul olmayı terk etse, ona nefsinin ayblarını ıslah etmek nasib olur.
  • Hz.Ömer (r.a) zamanında genç bir yiğit, beş vakit namazı hiç aksatmaksızın Hz.Ömer’in ardında cemaatle kılarmış. Bu yiğide gönlünü kaptıran güzel bir kadın varmış. Defalarca bu yiğide haber göndermiş, ancak ondan cevap alamamış. Bu kadın, bir gün ihtiyar bir kadına hâlini anlatmış. Birlikte o gence tuzak kurmuşlar. İhtiyar kadın, o yiğit yanından geçerken, “Koyunum şuraya kaçtı; yakalamaya gücüm yetmiyor, bana yardım et” demiş. Yiğit, koyunu tutmak maksadıyla gösterdiği yere girince, orada bekleyen genç kadın hemen kapıyı kilitlemiş, “Bu hileyi sana ben yaptım.” demiş. Allâh’ın inayetiyle yiğit, ona yüz vermeyip iltifat etmemiş. Sabaha kadar yalvarıp yakarmasının bir işe yaramadığını gören kadın, “Feryat ederek seni rezil ve rüsvay ederim.” demiş. Yiğit de “Âhirette rüsvay olmaktansa dünyada olmak yeğdir!” diyerek teklifini reddetmiş. Kadın, feryad etmiş. Bunun üzerine mahalle halkı gelip yiğidin ellerini bağlayıp dövmüşler. Daha sonra da Hz.Ömer’in huzuruna getirmişler. Hz.Ömer de, o yiğidi bu hâlde görünce, “Yâ Rabbi! Bu yiğide hüsnü zannım vardır. Habibin Muhammed Mustafâ hürmeti için zannımı boşa çıkarma!” diye yalvarmış. Sonra ona, “Bana doğruyu söyle, Hak Teâlâ doğru kullarının yardımcısıdır.” buyurmuş. Yiğit, başından geçenleri anlatmış. Bunun üzerine Hz.Ömer (r.a), şehrin ihtiyar kadınlarının gelmelerini emretmiş. O ihtiyar kadın gelince, genç onu tanımış. Hz.Ömer’in heybeti karşısında korkuya kapılan kadın, bu işi birkaç akçe karşılığında yaptığını itiraf etmiş. Sonra Hz.Ömer (r.a) kalkıp o yiğidin ellerini çözmüş, başındaki kanı silmiş ve şöyle buyurmuş: “Elhamdülillah! Bir hadîs-i şerîfin sırrı, bizim zamanımızda zuhur etti. Zira Fahr-i Âlem (sav), ‘Benim ümmetimden nice sıddîklar zuhur edecektir ki, kardeşim Yûsuf (as), Züleyha’dan kendini koruduğu gibi onlar da kendilerini, (mahremi olmayan) yabancı kadınlardan korurlar.’ buyurmuştur.” Daha sonra Hz.Ömer’in emri üzere, o kadın ile suç ortağı ihtiyarı şehirden sürmüşler.
  • Müminlerin ruhu birbirlerini görmemiş olsalar bile, birbirlerine aşinadırlar.
  • Alî "radıyallahü teâlâ anh" hazretlerinden süâl olundu ki: (Gökden ağır olan nedir, yerden geniş olan nedir, denizden engin olan nedir, ateşten sıcak nedir, taştan katı nedir, zemherirden soğuk nedir, zehirden acı olan nedir?) Ali "radıyallahü teâlâ anh" cevap verdi ki: (Gökten ağır olan, temiz bir kimseye iftira etmektir. Yerden geniş olan; Hak, doğru olan şeydir. Denizden engin olan, kanaat eden kalptir. Ateşten sıcak olan, zulm eden sultandır. Taştan katı olan, münâfıkın kalbidir. Zemherirden soğuk olan; levm eden, kınayan kimseye ihtiyacını arz etmektir. Zehirden acı olan, sabr etmektir.)
  • Hazret-i Muhammed Mustafâ “sallallahü teâlâ aleyhi ve sellem” yapıcı idi. Din serâyını yapmağa gelmiş idi. O serây din serâyıdır ki, beşdir. Birinci dıvârı nemâzdır. İkinci dıvârı zekâtdır. Üçüncü dıvârı orucdur. Dördüncü dıvârı hacdır. Kapısı gusldür. Aslı îmândır. Tavanı ihlâsdır. Aşağı eşiği tevâzu’dur. Üst eşiği yavaşlıkdır. Sağ kanadı tevekküldür. Sol kanadı temellukdur. Kilidi küfrdür. Anahtârı şehâdetdir. Derecesi rif’atdır. İçi se’adetdir. Dışarısı şekâvetdir.
  • “Ümmetim arasında fitne, fesad yayıldığı zaman, sünnetime yapışana yüz şehid sevabı vardır. “
  • Yine nakl olunur ki, bir gün Ömer “radıyallahü anh” eline bir saman çöpü alıp, der idi ki, ne olaydı, bu saman çöpü ben olaydım. Ne olaydı mahlûk olmaya idim, vâlidem beni doğurmayaydı. Ne olaydı, hâtırlanan nesne değil de, unutulan nesne olaydım. “Radıyallahü anh”
  • Bir kimsenin azıksız kabre girmesi, gemisiz denize girmesi gibidir. ~Hz. Muhammed (s.a.v)
  • Ni’metleri fânî olan bu denî dünyâyı aşağı tut, Sonu pişmânlık olan işi yapma.
  • Hazret-i Ömerin “radıyallahü anh” zemân-ı şerîflerinde, Şâm şehri civârında, bir kal’ayı muhâsara etdiler. Allahü teâlânın hikmeti öğle vakti yaklaşdı. Feth müyesser olmadı. Hazret-i Ömer gadaba gelip, islâm askerinin hepsini huzûruna çağırıp, bu âna kadar kal’anın feth olunamamasının sebebi nedir. Kâfirler kimlerdir ki, islâm askerine karşı koyarlar. Aranızda zâhiren bir hatâ sâdır olmuş kimse olmasa, bu kadar dayanamazdı, diye şiddetli azarladı. Eshâb-ı tâhire varıp, herbirisi tevbe ve istigfâr ile meşgûl oldular. O esnâda Eshâb-ı güzînden birisi ağlıyarak, hazret-i Ömerin “radıyallahü teâlâ anh” huzûrlarına gelip, dedi ki, yâ Emîr-el-mü’minîn, bu gece teheccüde kalkdığım vakt, karanlık olduğundan, misvâkımı arayıp, bulamadım. Misvâksız nemâz kıldım. Var ise benim hatâmdandır. Hazret-i Ömer “radıyallahü teâlâ anh” buyurdu ki, tevbe ve istigfâra devâm eyle. Bir sâat geçmeden kal’a feth oldu.
  • Her kemalin zevali vardır. Her tamamın noksanı vardır.
  • Ömer-ibnül-Hattâb “radıyallahü teâlâ anh” rivâyet eder: Resûlullah “sallallahü teâlâ aleyhi ve sellem” hazretleri buyurdu: (Beş kimseden başkası için ayağa kalkmayınız. Anneye, babaya, size Kur’ân-ı azîmüşşân ta’lîm eden hocaya, âlime, ki ilme hürmet için. Şerefleri dolayısı ile seyyidlere ve adlinden dolayı âdil sultâna.)
  • Osmân "radıyallahü teâlâ anh" hazretleri buyurdu ki: (Âriflerin alâmeti sekizdir: Kalbi, korku ve ümîd iledir. Dili, hamd ve sena iledir. Gözleri, hayâ ve ağlama iledir. İradesi, dünyayı terk etme ve Allahü teâlânın rızasını kazanmaktır.)
  • Ebû Bekr "radıyallahü teâlâ anh" hazretleri buyurdu ki: (Sekiz şey, sekiz şeyin zînetidir: İffet, fakirin süsüdür. Şükr, zenginliğin süsüdür. Sabr, belanın süsüdür. Tevâdu, hasebin (asaletin) süsüdür. Hilm, ilmin süsüdür. Çok ağlamak korkunun süsüdür. Başa kakmamak, ihsânın süsüdür. Huşû namazın süsüdür.)

Menâkıb-ı Çihâr Yâr-i Güzîn İncelemesi - Şahsi Yorumlar

Yabanî çiçeklerin kokusu da karıştırılmadı değil, bu gül sabâsına, ama, cins ruhlar, öz kokuyu, câsus kokulardan ayırmasını biliyorlardı. yazar/sezai-karakoc / kitap/yitik-cennet--282067 (zaimoğlu mehmet)

Hakkını teslim eden bir kitap. Okurken anlatılanları çok yakin hissedebilirsiniz, sizi alıp Asr-ı Saadete götürebilir.. Menkıbe severler içinse tam bir hazine Kitabı bitirip kapağını kapatırken düşündüğüm şey şuydu : 1. 'Ayşe üzülme yine okuruz' 2. 'Allah' ım keşke herkes okusa' (Ayşe)

Menâkıb-ı Çihâr Yâr-i Güzîn PDF indirme linki var mı?

Hüseyn Hilmi Işık - Menâkıb-ı Çihâr Yâr-i Güzîn kitabı için internette en çok yapılan aramalardan birisi de Menâkıb-ı Çihâr Yâr-i Güzîn PDF linkidir. İnternette ücretli olarak satılan çoğu kitabın PDFleri bulunmaktadır. Ancak bu PDF'leri yasal olmayan yollarla indirmek ve kullanmak hem yasalara hem de ahlaka aykırıdır. Yayın evlerinin sitesinden PDF satılıyorsa indirebilirsiniz.

Kitabın Yazarı Hüseyn Hilmi Işık Kimdir?

Bazı Kitaplarında ''M. Sıddık Gümüş'' takma ismini kullanmıştır.

Türkiye'nin İlk Kimya Yüksek Mühendisi.

1911 yılında, İstanbul Eyüp Sultan'da doğdu. İlk öğrenimini, Eyüp Sultan Reşadiye Numune Okulu'nda yaptı. Halıcıoğlu Askeri Lisesi giriş imtihanlarını pekiyi alarak kazandı. 1929 yılında, Askeri Liseyi bitirdi. Eczacılık Fakültesi'ne girerek askeri eczacı oldu. Gülhane Hastanesi'nde bir senelik stajını birincilikle bitirip, üsteğmen olarak Askeri Tıbbiye Okulu'na müzakereci tayin edildi. Bu sırada Kimya Fakültesi'ne kaydoldu. Yüksek matematikçi Von Mises'den, mekanik profesörü Prager'den, fizikçi Dem Ber'den, teknik kimyayı Goss'dan okudu. Kimya Profesörü Arnd'ın yanında çalıştı. Takdirlerini kazandı.

Arnd'ın yanında 6 ay travay yapıp Penylciyan - Nitromethan - Methyl esteri cisminin sentezini yaptı ve formülünü keşfetti. Dünyada ilk olan bu başarılı çalışması, İngilizce olarak Fen Fakültesi Dergisi'nde ve Almanya'da çıkan (Zentral Blatt) kimya kitabının 1937 tarih 2519 sayısında, Hüseyin Hilmi Işık isminde yazılıdır.

Hüseyin Hilmi Işık, 1936 senesi sonunda 1-1 sayılı Türkiye'nin ilk kimya yüksek mühendisi diplomasını aldı. O sene Türkiye de ilk ve tek kimya yüksek mühendisi olduğu günlük gazetelerde yazıldı. Bu başarısından dolayı, askeri kimya sınıfına geçirildi. Ankara Mamak'ta zehirli gazlar kimyageri yapıldı. Burada 11 sene kaldı. Auver Fabrikası Genel Direktörü Mer Zbached ve kimya doktoru Goldstein ve optik mütehassısı Neumann ile yıllarca çalıştı. Onlardan Almanca da öğrendi. Harp gazları mütehassısı oldu.

1947'de Bursa Askeri Lisesi'nde kimya öğretmeni, sonra eğitim müdürü oldu. Burada ve sonra Kuleli ve Erzincan Askeri Liseleri'nde uzun seneler kimya öğretmenliği yaparak yüzlerce subay yetiştirdi. Kıdemli albayken 1960 yılında emekli oldu. Sonra Vefa, Cağaloğlu, Bakırköy Sanat Enstitüleri gibi çeşitli okullarda matematik, kimya öğretmenlikleri yaptı. Hayatı boyunca siyasete karışmadı.

Çeşitli din, fen, tarih ve kültürel yayınları vardır. Almanca, Fransızca, Arapça ve Farsça dillerini çok iyi bilirdi. Bir kızı, bir oğlu olup, damadı Enver Ören ve torunu A. Mücahid Ören'dir. Rahmetli oğlundan Ferruh Işık isminde bir torunu daha vardır. Muhterem eşi hayattadır.

Hüseyin Hilmi Işık, hayatı boyunca insanlarla iyi geçinmeyi, güzel ahlak sahibi olmayı, fitnelere karışmamayı tavsiye etti. Yetiştirdiği binlerce öğrencisi, ülkeye faydalı hizmetlerde bulundu. 26 Ekim 2001 tarihinde vefat etti.

Hüseyn Hilmi Işık Kitapları - Eserleri

  • İngiliz Câsûsunun İ'tirâfları ve İngilizlerin İslam Düşmanlığı
  • İslâm Ahlâkı
  • Namâz Kitâbı
  • Herkese Lâzım Olan Îmân
  • Kıyâmet ve Âhıret
  • Şevâhid-ün Nübüvve: Peygamberlik Müjdeleri
  • Tam İlmihâl Seadet-i Ebediyye
  • Fâideli Bilgiler
  • Menâkıb-ı Çihâr Yâr-i Güzîn
  • Eshâb-ı Kirâm
  • Hak Sözün Vesîkaları
  • Kıymetsiz Yazılar
  • Ehli Sünnet Yolu
  • Dinde Reformcular
  • İslamiyet Nedir ve Niçin Müslüman Oldular
  • İslamda İlk Fitne
  • Yadigâr Mektublar
  • Müslümanların İki Gözbebeği
  • İslamın İç Düşmanları
  • İslama' a Hizmet
  • Mızraklı İlmihâl Miftâhulcenne
  • Mısırlı Bir Din Adamının Din Düşmanlığı
  • Yüz Karası
  • Tam İlmihal Se’âdet-i Ebediyye
  • İslamiyet Nedir ve Hakiki Müslüman Nasıl Olur
  • Aldanmıyalım
  • Kuranı Kerim ve Bugünkü İnciller ve Hz.Muhammed'in Mucizeleri
  • Ehl-i Sünnet Yolu
  • Menakıb-ı Çihar Yar-i Güzin
  • Namaz Kitabı

Hüseyn Hilmi Işık Alıntıları - Sözleri

  • Peygamberimiz <> (Kimse rızkını bitirmeden ölmez. Fekat, rızkınızı iyi yerlerde arayınız!) buyurdu. (Müslümanların İki Gözbebeği)
  • Îmânsız insan, dünyânın en bahtsız insanıdır. (Tam İlmihâl Seadet-i Ebediyye)
  • - "Muhammed aleyhisselâmdan gelmiyen bir söz, İslâm kitâbı olamaz." (Şevâhid-ün Nübüvve: Peygamberlik Müjdeleri)
  • Her kemalin zevali vardır. Her tamamın noksanı vardır. (Menâkıb-ı Çihâr Yâr-i Güzîn)
  • Hadisi Şerifte: Ebu Bekr, Allahu tealanın ateşten azad ettiği kimsedir. (İslamda İlk Fitne)
  • Nefslerine uyup, Kur’ân-ı kerîme ve hadîs-i şerîflere kendi düşüncelerine göre ma’nâ verenlere uyanlar felâkete sürüklenir. (Kıyâmet ve Âhıret)
  • İnsanlar, elbette, birşeyi yokdan var edemez. Hiçbirşey yaratamaz. (Tam İlmihâl Seadet-i Ebediyye)
  • Hazret-i Ömerin “radıyallahü anh” zemân-ı şerîflerinde, Şâm şehri civârında, bir kal’ayı muhâsara etdiler. Allahü teâlânın hikmeti öğle vakti yaklaşdı. Feth müyesser olmadı. Hazret-i Ömer gadaba gelip, islâm askerinin hepsini huzûruna çağırıp, bu âna kadar kal’anın feth olunamamasının sebebi nedir. Kâfirler kimlerdir ki, islâm askerine karşı koyarlar. Aranızda zâhiren bir hatâ sâdır olmuş kimse olmasa, bu kadar dayanamazdı, diye şiddetli azarladı. Eshâb-ı tâhire varıp, herbirisi tevbe ve istigfâr ile meşgûl oldular. O esnâda Eshâb-ı güzînden birisi ağlıyarak, hazret-i Ömerin “radıyallahü teâlâ anh” huzûrlarına gelip, dedi ki, yâ Emîr-el-mü’minîn, bu gece teheccüde kalkdığım vakt, karanlık olduğundan, misvâkımı arayıp, bulamadım. Misvâksız nemâz kıldım. Var ise benim hatâmdandır. Hazret-i Ömer “radıyallahü teâlâ anh” buyurdu ki, tevbe ve istigfâra devâm eyle. Bir sâat geçmeden kal’a feth oldu. (Menâkıb-ı Çihâr Yâr-i Güzîn)
  • Âyinesi işdir kişinin, lâfa bakılmaz. Şahsın görünür rütbe-i aklı, eserinde! (Ehli Sünnet Yolu)
  • Resulullah (sav) Hasan ve Hüseyin'i iki dizine oturtmuştu ve (Bu ikisi benim oğullarımdır ve kızımın oğullarıdır.Ya Rabbi! Ben bu ikisini seviyorum. Sen de sev. Bunları sevenleri de sev.) buyurdu. (İslamda İlk Fitne)
  • Medh olunmayı sevmek, insanı kör ve sağır eder. Kabahatlerini, kusurlarını görmez olur. Kendisine yapılan nasihatleri işitmez olur. -Hadis-i Şerif (İslâm Ahlâkı)
  • Kanaâtkârlığı yalnız İslâmiyyet değil, her milletin ahlâki kitapları övmektedir. Kana'at demek, bu fen yobazının uydurduğu gibi, hakkından vazgeçmek, uyuşuk olmak değildir. Kanâ'at, hakkına, kazandığına râzı olup, başkasının hakkına saldırmamak demektir. Bu ise, insanları uyuşturmaz. Çalışmaya, ilerlemeye teşvik eder. (Hak Sözün Vesîkaları)
  • Kendi kusûrlarımıza bakmamız, hiçbir müslimânı gıybet etmememiz lâzımdır. (Tam İlmihâl Seadet-i Ebediyye)
  • Âkıl isen kıl namâzı , çün se'âdet tâcıdır . Sen namâzı öyle bil ki mü'minin mi'râcıdır ! (Namâz Kitâbı)
  • Evet, müslimânların bir kısmı bozuldu. Yetmişiki bozuk fırka meydâna geldi. Fekat, müslimânların bir kısmının bozulması demek, islâmiyyetin bozulması demek değildir. Her asrda, her zemân, hiç bozulmıyan, Eshâb-ı kirâmın “radıyallahü teâlâ anhüm ecma’în” yolundan ayrılmıyan, hakîkî, sâlih müslimânlar da vardı. Hadîs-i şerîf, bunların her asrda mevcûd olacağını haber veriyor. (Fâideli Bilgiler)
  • , "Edep ve sevgi kalpleri birleştirir." ... ~... (Kıyâmet ve Âhıret)
  • Ezeldeki kaza ve kader, Allahü Teâlânın kullarının neleri yapmak istediğini ezelde bilmesidir. Neleri yapmasını ezelde emir etmesi değildir. (İslâm Ahlâkı)
  • Namaz kılmayanın, İslam’dan nasibi yoktur! (Namâz Kitâbı)
  • - Geniş, güzel ve latîfdi gözü, Nur saçardı hep, mubârek yüzü. (Şevâhid-ün Nübüvve: Peygamberlik Müjdeleri)
  • Ve dahî birgün Resûlullah “sallallahü aleyhi ve sellem” Hazret-i Alî “kerremallahü vechehü ve radıyallahü anh” hazretlerine se’âdetle, (Yâ Alî! Senin nemâzın farzına, vâcibine, sünnetine, müstehabına riâyet etmen gerekdir) buyurduklarında, ensârdan bir zât dedi ki, (Yâ Resûlallah! Hazret-i Alî bunların cümlesini bilir. Bize, bir nemâzın farzına, vâcibine, sünnetine, müstehabına riâyet etmenin fazîletini beyân buyur. Biz dahî, ona göre amel edelim.) Resûlullah “sallallahü aleyhi ve sellem” hazretleri buyurdu ki: (Ey benim ümmetim ve Eshâbım! Nemâz, Allahü azîm-üş-şânın hoşnud olduğudur. Feriştehlerin sevdiğidir. Peygamberlerin sünnetidir. Ma’rifetin nûrudur. A’mâlin efdalidir. Bedenin kuvvetidir. Rızkın berekâtıdır. Canın nûrudur. Düânın kabûlüdür. Melek-ül-mevte şefâ’atcidir. Kabrde çirağdır. Münker ve Nekîr hazerâtına cevâbdır. Kıyâmet gününde, üzerinize sâyebândır. Cehennem ile aranızda perdedir. Sırâtı yıldırım gibi geçiricidir. Cennetde başınıza tâcdır. Cennetin anahtarıdır.) (Mızraklı İlmihâl Miftâhulcenne)

YORUMLAR

YORUM YAZ!

Yorum Ekle