Metafor Olarak Hastalık - Aids ve Metaforları - Susan Sontag Kitap özeti, konusu ve incelemesi

Metafor Olarak Hastalık - Aids ve Metaforları kimin eseri? Metafor Olarak Hastalık - Aids ve Metaforları kitabının yazarı kimdir? Metafor Olarak Hastalık - Aids ve Metaforları konusu ve anafikri nedir? Metafor Olarak Hastalık - Aids ve Metaforları kitabı ne anlatıyor? Metafor Olarak Hastalık - Aids ve Metaforları PDF indirme linki var mı? Metafor Olarak Hastalık - Aids ve Metaforları kitabının yazarı Susan Sontag kimdir? İşte Metafor Olarak Hastalık - Aids ve Metaforları kitabı özeti, sözleri, yorumları ve incelemesi...

Kitap

Kitap Künyesi

Yazar: Susan Sontag

Çevirmen: Osman Akınhay

Yayın Evi: Can Yayınları

İSBN: 9789750726354

Sayfa Sayısı: 192

Metafor Olarak Hastalık - Aids ve Metaforları Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti

Susan Sontag kendisine meme kanseri teşhisi konduğunda, hastalıkla baş edebilmek için çoğu kez hastalık hakkındaki gerçekleri saptıran ve hastayı izole eden bir mit oluşturulduğunu fark etti. Newsweek dergisinin "Çağımızın en özgürleştirici kitaplarından biri" olarak tanımladığı bu kitapta Sontag, hastalıkları bu mitlerden arındırıp yüzyıllar boyunca kültürleri etkileyen gerçek önemini ortaya koydu. Bu yaklaşımını şöyle belirliyor:

"Ortaçağlardan beri frengi ve veba, 19. yüzyılda tüberküloz, 20. yüzyılda kanser, sonra AIDS. Anlaşılan toplumların, tarihin her döneminde, 'kötülük'le özdeşleştirmek istedikleri ve suçu onun 'kurbanları'na yıkacakları bir hastalığa ihtiyaçları mutlaka oluyor. Beni Metafor Olarak Hastalık kitabımı yazmaya götüren etken de, kanserli hastaların nasıl damgalandığını keşfetmem oldu. Hastalıklar ve onların tedavilerine ya­kıştırılan metaforların hepsi, eşit derecede iğrenç ve tahrif edici değildir. Benim yok edilip silindiğini görmeyi en çok (AIDS'in ortaya çıkışından beri daha da çok) istediğim metafor, askerî metaforlardır."

(Tanıtım Bülteninden)

Metafor Olarak Hastalık - Aids ve Metaforları Alıntıları - Sözleri

  • "Sanata delice tutkun olmak, huzuru kemirip tüketen bir kanserdir..."
  • Franz Kafka da Nisan 1924'te, kalmakta olduğu sanatoryumdan (ki iki ay sonra aynı yerde hayata gözlerini yumacaktır) bir arkadaşına şöyle yazıyordu: "Sohbet ederek hiçbir şey öğrendiğim yok; çünkü tüberküloz üzerine konuşurken... herkeste bir çekingenlik, kaçamak davranışlar ve donuk bakışlar ortaya çıkıyor."
  • "Gücüm her gün biraz daha tükeniyor, artık gitmem gerektiğini biliyorum."
  • Örneğin Dickens, Nicholas Nikleby’da tüberkülozu, ölümü “incelten” “korkunç hastalık” diye anlatmıştır: ...ruh ile beden arasındaki mücadele kademe kademe, sessizce, ağırbaşlılıkla yürür ve sonu kesindir; vücuttaki ölümlü parça günden güne eriyip büzülür ve rengi kaçarken, ruh da yükünden kurtuldukça hafifler ve arınır...
  • Oysa hiçbir şey hastalığa bir anlam (bu mutlaka ahlakçı bir anlam olacaktır) yüklemekten daha cezalandırıcı bir nitelik taşımaz. Sebepleri henüz aydınlatılmamış olan, bu yüzden tedavisi de genellikle etkisiz kalan her önemli hastalık, bir anlam akıntısının önünde sürüklenmeye eğilimlidir.
  • Kafka da 1920 yılında Milena'ya, "Benim kafam hasta ; akciğerlerin hastalığı, akıl hastalığımın taşıp fışkırması yanında hiç sayılır," diye yazmaktaydı.
  • ... hastalığa "kanser" (her ikisi de "yengeç" anlamını taşıyan Grekçe karkinos ve Latince cancer'den gelir) isminin konmasının ilk kökeni Galen'e göre, vücudun üstündeki bir tümörün şişkin toplardamarlarının bir yengecin bacaklarını andırmasına dayanır.
  • Çok sakin, sessiz, oturaklı bir aile hayatı sürüyordu, ancak onun cinsel bakımdan neredeyse hiç tatmin olmadığından da pek şüphe edilemez. Zaten onun hem hayattan elini eteğini çekmesi hem de kansere yakalanması, bu durumun açık kanıtlarıydı. Freud bir kişi olarak daha orta yaşlarındayken kişisel zevkleri ve sevinçlerinden vazgeçmek mecburiyetinde kalmıştı... eğer benim kansere bakış açım doğruysa, yaşama sevincinizi kaybeder kaybetmez teslim bayrağını çeker, sonra da küçülüp büzülürsünüz.
  • "Nöbetler halinde ortaya çıkan bir melankoli, güzelliğin kusursuzlaşmasından ayrı görülemez."
  • Herhangi bir hastalığa sadece bir hastalık olarak değil de bir kötülük, baş edilmez bir yağmacı gözüyle bakıldığı sürece, kanserli insanların çoğunun, nasıl bir hastalıkları olduğunu öğrendiklerinde fiilen moral çöküntüsüne uğramaları kaçınılmazdır. İşte bu noktada çözüm, kanserli hastalara gerçeği söylemekten vazgeçmek değil, tersine, bizzat "hastalık anlayışını", gizemli örtüsünden arındırarak düzeltmekte yatmaktadır.
  • "Hastalıklar üzerine kullandığımız mecazlar beş para etmez. Gerçekten hasta olan insanlara, hastalıklarının adının" kötülük timsali "olduğunu tekrarlayarak yardım edilemez.
  • Nitekim 19. yüzyıl edebiyatı, özellikle genç insanlarda (Tom Amca'nın Kulübesi’nin küçük Eva’sı, Nicholas Nickleby’daki Smike, Dombey and Son’daki [Dombey ve Oğlu] Dombey’nin oğlu Paul gibi), tüberkülozdan kaynaklanan ve neredeyse tek bir semptomun gözlenmediği, kimsenin korkup ürkmediği, ölümü huzur içinde karşılayan sonlarla doludur.
  • 20. yüzyılda üstün duyarlılığın göstergesi, "tinsel" duyguların ve "eleştirel" hoşnutsuzluğun vasıtası haline getirilmiş olan irkiltici, acındırıcı bir hastalık olan, deliliktir.

Metafor Olarak Hastalık - Aids ve Metaforları İncelemesi - Şahsi Yorumlar

İnsanlık tarihi için en sık tekrarlanan olgulardan biri hiç şüphesiz hastalıklar, salgınlar ve bunlardan kaynaklı ölümlerdir. Son dokuz aydır bizler de bir pandemi yaşıyoruz ve hayatlarımız pandeminin getirdiği şartlarla değişti; çok sayıda insan ne yazık ki hayatını kaybetti ve bir çoğu da hasta olup belki de sağlıklarını ileriye yönelik etkileyen hasarlarla yaşamaya mecbur kaldı. Hastalıkların tarihi kadar eski olan bir şey de bulaşıcı olsun olmasın o hastalıklara yüklenen anlamlar ve metaforlardır. İşte bu kitapta Susan Sontag, bu metaforların halk arasında söylenegelmiş ya da tıp uzmanları tarafından atfedilmiş olmasına dikkat çekiyor. Aslında metaforlar yoluyla hastaya ve hasta olma ihtimali olan diğer insanlara yüklenen anlamlarla verilen zararları anlatıyor. Toplumsal bilinç dediğimiz gerçek, zaman zaman rayından çıkıyor gibi geliyor mu size de? Söz konusu sağlık ya da doğal afet bile olsa insanların bu dünya üzerinde hasbelkader aynı zaman diliminde ya da aynı coğrafyada yaşadığı diğer insanlara karşı bir yargılama, bir ceza kesme ve etiketleme hevesinden vazgeçemediğini sıkça görüyoruz. Kitabın ilk baskısı (ilk baskıya zaman içinde geniş çapta eklemeler yapmış yazar) 1977’de çıkmış. O günlerden bugünlere geçen zamanda bir şeylerin değiştiğini söylemek zor: Görüyoruz ki insanın insana kâh isteyerek kâh farkında olmadan yaptığı ruhsal zulüm, kimsenin elinde olmayan felaketler ya da hastalıklar üzerinden olunca daha da çok can acıtıcı oluyor. Bir kitap yorumundan çok bir iç döküş yazısına dönüştüğünün farkındayım ama kitapta geçen ve can yakan hastalık metaforları bana bunları düşündürdü. Yazarın, edebiyat dünyasında da hastalığın ya da felaketlerin metafor olarak kullanıldığı eserlere referans vererek konuyu anlatması çok hoşuma gitti. İçinde bol bol hastalık (tüberküloz, kanser, tifüs, veba, frengi, cüzzam, AIDS) geçen bu kitap, konuya ilgi duyanların okuması gereken denemelerden oluşuyor. Yazar hayatta olsaydı, ona bugün yaşanan pandeminin bu kitabın bağlamında nereye yerleştirilebileceğini sormayı çok isterdim. Birkaç fikrim var ama aklımdan bile geçirmek tüylerimi diken diken ediyor. Çok klasik bir tabirle “hastalıkta, sağlıkta” hepimiz insanız; metaforlar yoluyla bile olsa hiçbirimizin bir diğerine herhangi bir üstünlüğü yok. Boş bir üstünlük savaşımını bir kenara bırakıp artık yargılamadan anlamayı denemeye başlasak şu dünyadaki kısıtlı zamanımızı daha huzurlu geçireceğimizi düşünüyorum. (Nur)

Susan Sontag üzerine: Hastalıklara ve çevrenizde bu hastalıklardan muzdarip kişilerin ruh hallerini anlamanıza yardımcı olabilecek bir kitap. Geçmişten günümüze örnekleriyle hastalıklara yüklenen anlamları güzel açıklamış yazar. Tavsiyedir okuyunuz. kitap/metafor-olarak-hastalik-aids-ve-metaforlari--7047 (Dogan Adsaz)

Susan Sontag- Metafor Olarak Hastalık: Susan Sontag, 1933 yılında New York'ta dünyaya gelmiş deneme ve roman yazarıdır. Aynı zamanda yönetmenlik yapmış ve film senaroları da kaleme almıştır. Yazar 2004 yılında vefat etmiştir. Metafor, bir durumu, sorunu, vakayı başka bir şekilde ifade etmek için kullanılır. Anlatılmak isteneni örneklendirerek anlatmaya, benzetmeye yarayan mecazlardır. ''Sosyalizm veba gibi yayılmaktadır.'' cümlesi örnek olarak verilebilir. Yaşamadığımız bir duruma ne yazık ki sağlıklı bir empati yapamadığımız gerçeği artık herkesçe bilinmektedir. Daha önce kanser olmuş ve kanseri yenmiş yazar eseri daha çok bilimsel bir makale şeklinde ele almıştır. Kitabı okursanız eğer, ''Şöyle atlattım, böyle yendim vs.'' tarzı bir motivasyon kitabı değildir. Sontag, eserinde salgın hastalıkları da konu olarak edinmiştir. Eserde ise kanser, veba gibi hastalıklara bürokratlar, hekimler tarafından kullanılan metaforların hasta üzerinde bıraktığı olumsuz etkiler gözler önüne serilmiştir. Kanserin ise toplumda doktorlar tarafından utanç kaynağı bir hastalık olarak gösterilmesinin ne kadar iğrenç olduğunu belirtmiş, ölümün pek tabii her insanın kaçınılmaz sonu olduğundan bahsetmiştir. Herkese iyi okumalar dilerim... (Akademik Amele)

Metafor Olarak Hastalık - Aids ve Metaforları PDF indirme linki var mı?

Susan Sontag - Metafor Olarak Hastalık - Aids ve Metaforları kitabı için internette en çok yapılan aramalardan birisi de Metafor Olarak Hastalık - Aids ve Metaforları PDF linkidir. İnternette ücretli olarak satılan çoğu kitabın PDFleri bulunmaktadır. Ancak bu PDF'leri yasal olmayan yollarla indirmek ve kullanmak hem yasalara hem de ahlaka aykırıdır. Yayın evlerinin sitesinden PDF satılıyorsa indirebilirsiniz.

Kitabın Yazarı Susan Sontag Kimdir?

Sontag, New York'ta, her ikisi de Litvanya ve Polonya asıllı Yahudiler olan Mildred (kızlık soyadı Jacobson) ve Jack Rosenblatt'ın kızı olarak Susan Rosenblatt adıyla dünyaya geldi. Babası Çin'de bir kürk ticareti işletmesi yönetiyordu ve Susan beş yaşındayken 1939'da orada tüberkülozdan öldü. Yedi yıl sonra, Sontag'ın annesi Amerikalı asker Nathan Sontag ile evlendi. Susan ve kız kardeşi Judith, resmi olarak evlat edinilmeseler de üvey babalarının soyadını aldılar.

Susan bir yandan mutsuz bir çocukluk geçirirken kitaplara sığındı ve 15 yaşında North Hollywood Lisesi'nden mezun oldu. Şikago Üniversitesi'ne gitti. Felsefe, antik tarih ve edebiyat alanlarında dersler aldı.

Sontag, 17 yaşında 10 günlük bir flörtten sonra Chicago Üniversitesi'nde sosyoloji hocası olan yazar Philip Rieff ile evlendi; evlilikleri sekiz yıl sürdü.

Çoğunlukla denemeler yazdı, ancak romanlar da yayınladı; 1964'te ilk büyük çalışması olan "Notes on 'Camp" adlı makalesini yayınladı. Sontag, Vietnam Savaşı ve Saraybosna Kuşatması da dahil olmak üzere, çatışma bölgeleri hakkında yazılı ve sözlü olarak veya bu bölgelere seyahat etme konusunda oldukça aktifti. Fotoğraf, kültür ve medya, AIDS ve hastalık, insan hakları ve sol ideoloji hakkında kapsamlı yazılar yazdı. Yazıları ve konuşmaları tartışmalara yol açtı ve "neslinin en etkili eleştirmenlerinden biri" olarak tanımlandı. Yazılarının yanısıra dört film yazıp yönetti ve ayrıca birkaç oyun yazdı.

Sontag, 28 Aralık 2004'te 71 yaşında New York'ta akut miyeloid lösemiye dönüşen miyelodisplastik sendromun komplikasyonlarından öldü. Paris'te Cimetière du Montparnasse'ye gömüldü.

Susan Sontag Kitapları - Eserleri

  • Başkalarının Acısına Bakmak
  • Fotoğraf Üzerine
  • Böyle Yaşıyoruz Artık
  • Bilincin Kapısını Aralamak
  • Metafor Olarak Hastalık - Aids ve Metaforları
  • Yeniden Doğan
  • Sanatçı: Örnek Bir Çilekeş
  • Bilinç Tene Kuşanınca
  • Ben Vesaire
  • Yanardağ Sevdalısı
  • Satürn Yıldızı Altında
  • Amerika'da
  • Rüyalarının Esiri
  • Alice Yatakta
  • Yoruma Karşı
  • Ölüm Tüneli
  • Radikal İrade Üslupları
  • Notes on Camp

Susan Sontag Alıntıları - Sözleri

  • Kelimeler çürümüştür. (Satürn Yıldızı Altında)
  • İyi olmak için insan daha yalın olmalı. Kaynağa dönermişçesine yalın, büyük bir unutuş içindeymişçesine yalın. (Ben Vesaire)
  • Hayran olduğum şey olmak istiyorum da ondan. Neden neysen o olmak istemiyorsun? (Bilinç Tene Kuşanınca)
  • Kafka'nın kitaplarını dini bir alegori olarak okuyanlarsa, Şato'daki K.'nın cennete varmaya çalıştığını, Dava'daki Joseph K.'nın Tanrı'nın merhametsiz ve esrarengiz adaletince yargılandığını görürler. (Yoruma Karşı)
  • . Melankolinin cazibesine direnmek istiyorum canım. Ne kadar olduğunu bir bilsen. ... (Ben Vesaire)
  • "Bana kendimi güçlü hissettiren nedir? - Aşık olmak ve çalışmak, diye yanıtlar.” (Bilincin Kapısını Aralamak)
  • İnsanlar canlı olduklarını hissetmek için âşık olurlar. (Rüyalarının Esiri)
  • Mutluluk, bireysel varoluşuna, üzerinde adının bulunduğu bir kaba yapışıp kalmamaya bağlıydı. Kendini, kabı unutman gerekiyordu. Seni, kendinin dışına çıkartan, dünyayı genişleten şeye tutunman gerekiyordu. (Amerika'da)
  • “Nesneler vardır ve eğer kişi insanlardan çok onlara dikkat ederse, bunun sebebi mevcudiyetlerinin bu insanlarınkinden daha fazla olmasındandır. Ölü nesneler hala hayattadır. Yaşayan insanlar, çoğu kez ölmüşlerdir.” (Radikal İrade Üslupları)
  • Sendeki bu çabuk kavrama yeteneğini sakın dehayla karıştırma. Ancak pek çok şeyin törpülendikten sonra…. biri olabilirsin. (Amerika'da)
  • Büyük şehirlerin, doymak bilmez yeni mal iştahlarıyla canlılıklarını koruyan eğitimli insanları, modernist acıya alışmış ve bunun üstesinden gelmekte ustalaşmışlardır. (Satürn Yıldızı Altında)
  • Zaten birçok bilge kişi şöyle dememiş midir. “Hiçkimse aynı anda hem düşünüp hem de birine vuramaz.” (Başkalarının Acısına Bakmak)
  • Daha iyi bir yaşam olasılığına, yabancı bir yerde taptaze bir başlangıç yapılabileceğine ilk inananlar bizler değiliz, sonuncu olmayacağımız da kesin. Hiçbir ideale sahip olamayanlar bizi fena halde küçümseyecekler. Ama daha iyi bir ortam adına kumar oynamanın utanılacak bir yanı yok. Eğer bir daha kimse bizimle aynı duygulara kapılmazsa, dünya çok daha yoksul bir yer olur. (Amerika'da)
  • . Ciddi kurgu yazarları ahlaki sorunları pratik olarak düşünürler. Hikayeler anlatırlar. Anlatırlar. Hayatlar bizimkinden uzak olsa da, özdeşleşebileceğimiz anlatılarda ortak insanlığımızı çağrıştırıyorlar. Hayal gücümüzü harekete geçirirler. Anlattıkları hikayeler sempatimizi genişletiyor ve karmaşıklaştırıyor ve dolayısıyla iyileştiriyor. Ahlaki yargı kapasitemizi eğitirler. ... (Notes on Camp)
  • Aynı zamanda bilgi içermedikçe hiçbir görüntü beni doyurmaz. (Satürn Yıldızı Altında)
  • Zakopane’ye gelmek ödümü koparıyor. Onu değişmiş bulmaktan korkuyorum. Uzun bir ayrılıktan sonra bir yere dönmenin nasıl bir duygu olduğunu bilirsin. Kaçtığın bir yer bile olsa, onu bıraktığın gibi bulmak istersin. (Amerika'da)
  • Ona böyle yakın oluşumuz, her gün hastaneye uğramaya zaman ayırışımız, kendimizi daha kesin ve tartışılmaz bir şekilde sağlıklı olanlar, hasta olmayanlar, hasta olmayacaklar olarak tanımlamaya çalışmamız değil mi bir biçimde, sanki ona olanlar bize olamazmış gibi... (Böyle Yaşıyoruz Artık)
  • Uyumak, ölüme yenilmek gibiydi. (Böyle Yaşıyoruz Artık)
  • Hastalığın o kadar çok biçimi var ki... (Böyle Yaşıyoruz Artık)
  • İnsanların,hakkımızda gerçekte ne düşündüğünü (daha doğrusu, ne düşündüğünü sandığını) ender olarak biliriz. (Yeniden Doğan)

YORUMLAR

YORUM YAZ!

Yorum Ekle