Münbit Toprağa Atılan Tohumdur Kelimeler

KÖŞE YAZISI

      Bir yazar ve şairin en büyük sermayesi kelimeleridir. Kelimeleri elinden alınan ya da duygularını, düşüncelerini ifade etmek için sınırlı/kısıtlı kelimeler kullanmak durumunda kalan bir yazar ve şair için bundan daha kötüsü olamaz. Zira bir yazar ve şairi ötekilerden farklı kılan kelimeleridir. Ama bu kelimeleri gündelik dilde kullandığımız ve her an karşılaştığımız kelimelerle karıştırmamak gerekiyor. Yazarın ve şairin düşünce ve duygu dünyasından süzüle süzüle akıp gelen billurlaşmış, kristalize olmuş kelimelerden bahsediyorum.

      Kristalize olan, billurlaşan bir dilde her türlü kelime kendine yer edinemez. Orada düşünceyi bayağılaştıran, duyguları kirleten bir anlayışa da müsaade edilmez. Çünkü kelimeler estetik bir boyut kazanmışlardır. Kelimelerin estetik bir boyut kazanması ise sanattır. Sanatın bir ayağı duygu ve düşünceye dayanıyorsa öteki ayağı estetiğe dayanır. Yani bir yazar ve şair bir yandan kelimelere bilgi/mesaj yüklerken öte yandan kelimeleri en etkili biçimde kullanmaya çalışır.

     Kelimeler bir araya gelme konusunda son derece hassastırlar. Öncelikle bir araya gelmek için uygun bir üs ararlar/tercih ederler. Zihin ve gönül onlar için en uygun üslerdir. Ama onlar her zihinde, gönülde buluşmazlar/bir araya gelmezler. Hele sıradanlaşmış zihinlerde, gönüllerde yer edinmedikleri gibi oraları üs olarak kullanmazlar da. Çünkü sıradanlaşmış zihinler ve gönüller kelimelerin boy vermesi, meyveye durması için elverişli değillerdir.

     Kelimeler toprağa atılan, saçılan birer tohum gibidir. Tohum nasıl münbit, verimli bir toprağa/araziye ihtiyaç duyuyorsa kelimeler de verimli, münbir bir araziye ihtiyaç duyar. Yani kelimelerin yaşaması, üretken hale gelmesi uygun bir zihin ve gönül dünyası bulmasına bağlıdır. Bu yüzden kelimeler en çok yazar ve şairlere yakışır. En güzel, anlamlı şekilde onlarda dile gelir kelimeler. Denilebilir ki yazarların, şairlerin zihin ve gönül dünyaları münbit, verimli arazilerdir. Kelimeler en iyi orada çoğalırlar, ürerler, meyveye dönüşürler.

     Kelimelerin meyveye dönüşmesi bir yazar ve şairin velüd olması anlamana gelir. Velüd bir yazar ve şair ise kelimelerin büyülü dünyasının kıyısında dolaşmaz. Kelimelerin büyülü dünyasının kıyısında değil o dünyanın derinliklerine, içlerine dalar. Bunu yüzeysellikten, tekrardan kurtulmak adına yapar. O büyülü dünyanın içlerine, derinliklerine dalmayan bir yazar ve şair orada ne tür inci, mercanların olduğunu bilemez. O zenginlikleri, hazineleri su üzerine taşıyamadığı içinde hep yüzeyde kalır. Engin denizlere kulaç atamadığı için sığ sularda yüzmeyi sever. Dolayısıyla yüzeysellik bir yazar ve şairin içine girdiği kısır döngüdür/ fasit dairedir. O kısır döngüden çıkmanın yolu yoğunlaşmaktan, kelimelerin büyülü dünyasının derinliklerine dalmaktan geçer.

     Aynı zamanda bir yazar ve şair suyun üzerinde duran buzul dağının/aysbergin görünmeyen, bilinmeyen yüzünü ifşa etmek için de oraya derinlemesine girmek zorundadır. Değilse suyun üzerindeki buzul dağının görünen yüzünü herkes görüyor ve biliyor. Bir yazar ve şair kelimeleriyle buzul dağının görünen, bilinen yüzünü anlatacaksa anlatmazsın daha iyidir. Yazacağı ya da anlatacağı şeyler daha önce dile getirildiğinden tekrardan başka bir şey olmayacaktır. Oysa kendini tekrar etmek bir yazar ve şair için büyük bir afettir. Hemen her yazar ve şair bir süre sonra bu duyguya kapılır. Hatta pek çok yazar ve şairin bir süre sonra susmalarının önemli sebeplerinden biri de bu duygu ve düşüncedir. Bu duygu ve düşünce bir yazar ve şairin içine oturdu mu işler kötüye gidiyor demektir. Bir yazar ve şair için işlerin kötüye gitmemesi için yapılabilecek bir takım işler de vardır elbette.

      Bir yazar ve şairi ayakta tutan üslubudur, tarzıdır. Zaman ve mekanın değişimine bağlı olarak algı ve anlayışlar da değişir. Zaman ve mekana yenik düşmemek adına bir yazar ve şair üslubunu, tarzını değiştirmelidir/diri tutmalıdır. Yeni, anlamlı, güzel şeyler söylemek adına bir yazar ve şair kendine has, özgü bir kelimeler dünyası geliştirmelidir. Onun için de yazar ve şairin kelimelerin kıyısında değil; o büyülü dünyanın derinliklerinde yol alması, seyahate çıkması gerekiyor. O büyülü dünyanın derinliklerinde nice hazinelerin olduğu gerçeğini akılda tutarak hareket etmelidir. Yazıda ve söylemde derinliği yakalamak böyle bir şey olsa gerek. O zaman kelimeler yazar ve şairin dilinde münbit toprağa atılan birer tohuma dönüşür, meyveye durur.

YORUMLAR

  • hocam katılıyorum bu sözünüzeOysa kendi

    selamunaleykum hocam.bence kelimeler sadece yazar ve sairlere degil insanlarin yureklerine hitab edebilecek herkese yakismali zira o zaman cevredeki maneviyat kirliligi ortadan kalkabilir. etkili konusma samimiyetten gecer ve bizlerinde samimi olmaya ve samimi olani gormeye ihtiyacimiz var diye dusunuyorum,ki zaten burada ilk basta kelimeler devreye giriyo.letafet kavrami herkes icin olmali ve hepimize gorev dusuyor kanisindayim.selam ve dua ile

    sami hocam yazılırınızı ilgiyle okuyorum..gencliğin sizden ögrenecek daha cok seyi var. s.a

Yorum Ekle