Müslüman Olmam Neyi Gerektirir?

Bu ülkede çok azı istisna kime dinini sorsan mutlaka İslam diyecektir… Göğsünü gere gere “Elhamdülillah Müslümanım” cevabını da verecektir… Belki İslam kelimesinin anlamını sorsan onu da bilmeyecektir… Din deyip geçiştirecek hatta merak dahi etmeyecektir…

“Müslüman olman neyi gerektirir?” desen hemen Kelime-i Şehadet getirmeyi, namaz kılıp oruç tutmayı, zekât verip hac etmeyi söyleyecektir… Birçoğuna Kelime-i Şehadeti getir desen doğru dürüst telaffuz edemeyecek, anlamını ise çok az kişi doğru söyleyecektir… Haydi, bana inandığın dini, İslam’ı anlat desen kekeleyecek; namaz, oruç, hac, zekâtın önemini, amacını, yararını söyle desen iki kelimeyi bir araya getiremeyecek, arka arkaya iki cümle dizemeyecektir…

İslam hakkında iki kelam edemeyen bu Müslümanların “Müslüman olmak neyi gerektirir?” sorusuna cevap vermelerini beklemek abesle iştigal olur... Hâlbuki bir göreve geldiğinizde, evlendiğinizde, meslek sahibi olduğunuzda, bir koltuğa oturduğunuzda ilk olarak “benim yükümlülüklerim ne, neler”? “Buna göre ben ne yapmalıyım”? gibi sorular sormanız kaçınılmazdır… Allah aşkına her işin bir mükellefiyeti, her mesleğin bir gerektirdiği olur da Müslüman olmanın gerektirdikleri olmaz olur mu? Takım tutmanın neyi gerektirdiğini bildiği kadar, Müslüman olmanın neyi gerektirdiğini bilmeyen bir toplum kendini, geleceğini ve istikbalini kaybetmeye mahkûm olmaz mı?

İslam hakkında çok az şey bilen, dinini ezbere yaşayan, anadan babadan, dededen kalma bilgi kırıntıları ile bir ömür dinini yaşamaktan ar etmeyen kişilere, örneğin A takımını tutan birine "A takımını, A takımlı olmanın neyi gerektirdiğini?” sorsan hemen şakıyacak, hatta seni soru sorduğuna pişman edecektir… “Yöresinin güzelliklerini” anlatmasını istesen yöresinin yemeklerinden, adetlerinden, örfünden, geleneğinden, ikliminden, ürünlerinden, insanının karakterinden uzun uzun bahsedecektir…

Neden mi? Demek ki birileri ilgisini çekebilmiş, içindeki duygulara hitap edebilmiş, ne istediğini anlamış ve ona oradan yaklaşmış… Kişi ilgi duyduğu yer, grup vs. hakkında bilgi sahibi olur… Tabiri caizse ilgi bilginin sebebidir… Eğer din hakkında bilgisi yoksa birinin ilgisi de yoktur…

Arabaya merak saran sürmeyi öğrenebiliyor, akıllı telefona ilgi duyan kullanabiliyor, bir şehri merak eden kısa zamanda sokak sokak gezebiliyorsa bunun tek sebebi ilgi duymasıdır… İlgi, bilgiyi çeker, peki ilgiyi ne çeker? Asıl soru bu bence… İlgiyi belirleyen, ilgiye yönlendiren ne? İhtiyaçlar, arzular, duygular, eksiklikler, önemsemeler, yönlendirmeler, taklit, merak vs. olmalı…

Eğer yazının başında söz ettiğim gibi halkın, gençliğin birçoğunun din konusunda bilgisi yoksa ilgisi olmadığındandır, ilgisi yoksa isteklerine, arzularına, duygularına, ihtiyaçlarına dinde karşılık bulmadıklarından veya yönlendirilemediklerinden, dinin önemini idrak edemediklerindendir… Veya başka sebeplerdendir…

Çocuklarımıza din, kurallar manzumesi, yasaklar çizelgesi, cehennem bildirgesi, helak vesilesi şeklinde anlatılırsa elbette dinden uzaklaşma kaçınılmaz olacaktır… Gençlere anlattığınız din benliklerini inşa eden, şahsiyetlerini geliştiren, psikolojilerini düzenleyen, toplumsal uyumu hedefleyen, güzel yaşamı önceleyen, doğrulara ulaştıran, çatışmaları durduran, düşünsel özgürlüğe baskı kurmayan, güzel ve huzur dolu bir yaşam için belli başlı kural ve yasaklar getiren, bireyi aileye, aileyi topluma kazandırmayı amaçlayan bir din anlatırsak o zaman gençliğin algısındaki din “cennet-cehennem”, “sevap-günah” endeksli değil, iyi-kötü, doğru-yanlış, zulüm-adalet, sevgi-nefret vs. odaklı olur…

İşte bu bilinç ahirete dönük bir din algısı yerine dünyayı önceleyen, dünyayı imar etmeyi hedefleyen bir din algısına zemin verecek ve din yaşam tarzı, düşünme biçimi, ahlaki tercih, ideolojik kabul halini alacaktır… Değilse din doğuştan gelen, ahireti inşa etmeyi hedefleyen, insanı belli sınırlamalarla sınayan, insanın her adımını günah ve sevap, helal ve haram çizgisinde değerlendiren katı kuralcı bir inanç şekli olmaktan çıkamayacaktır…

Gençlerimize Allah’ın anlık(Tevhid), günlük(namaz), aylık(oruç), yıllık(zekat), ömürlük(hac) vb. ibadetlerle kendisine kulluk edilmesinden ziyade bu ibadetlerle kişileri, iradeleri, kalpleri, aileleri, toplumları, devletleri doğruya, iyiye, huzura, mutluluğa, özgürlüğe ulaştırmayı amaçladığını anlatmalıyız… Gençlerimizin ilgisini dine, dini bilincin önemine çekebilmeliyiz… Camilerimizde, okullarımızda, evlerimizde bu gerçekleri işleyemiyorsak bilin ki sorun bizdedir, sorun din anlayışımızdaki çıkmazlardadır…

Müslüman olmam neyi gerektirir sorusunun cevabı çok uzun olsa da ben kendimce şu üç kelimeyle ifade etmek isterim:

Müslüman olmam DOĞRU olmamı, ADİL olmamı, İYİ olmamı gerektirir… İbadetlerim, inancım bunları inşa etmek, zıtlarını imha etmek için gelmiştir… Rabbin tüm emir ve yasakları bu gerçekleri tesis etmek içindir…

Unutma! Rabbimiz ibadetlere muhtaç değildir, ibadetler tümüyle insanı DOĞRU, ADİL ve İYİ inşa olsun diyedir…

loading...

YORUMLAR

YORUM YAZ!

Yorum Ekle