Mutsuzluğa Doyum - Peter Handke Kitap özeti, konusu ve incelemesi

Mutsuzluğa Doyum kimin eseri? Mutsuzluğa Doyum kitabının yazarı kimdir? Mutsuzluğa Doyum konusu ve anafikri nedir? Mutsuzluğa Doyum kitabı ne anlatıyor? Mutsuzluğa Doyum PDF indirme linki var mı? Mutsuzluğa Doyum kitabının yazarı Peter Handke kimdir? İşte Mutsuzluğa Doyum kitabı özeti, sözleri, yorumları ve incelemesi...

Kitap

Kitap Künyesi

Yazar: Peter Handke

Çevirmen: Zeynep Sayın

Yayın Evi: Aylak Adam

İSBN: 9786054849659

Sayfa Sayısı: 75

Mutsuzluğa Doyum Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti

"Çocukluğumdan anımsadıklarım: tuvaletten gelen garip hıçkırıklar, sümkürürken çıkan ses ve kızarmış gözleri annemin. Annem var olmuştu; bir şeyler oluyordu; hiçbir şey olamamıştı."

Handke'nin annesi Nazi dönemi, 2. Dünya Savaşı ve savaş sonrası tüketim toplumunu kapsayan yaşamı boyunca gözlerden ırak bir yaşamı seçti, ta ki aşırı dozda uyku hapı içip kendi canına kıyana kadar. Mutsuzluğa Doyum'da Handke, annesi hakkında bildiklerini, ya da bildiğini sandıklarını kayda geçirirken, romanlarındaki suskunluğunun benzerini -tarif edilemez acısı kök salmadan bir ağıda dönüştürüyor. Sade olduğu kadar şiirsel bir dille kaleme alınmış bu anlatı, aşk, öfke, hayranlık ve keskin bir tarihsel bakış açısıyla dolu olduğu kadar, yazarın kariyerindeki en dolaysız ve yoğun yapıtlardan birini oluşturuyor.

(Tanıtım Bülteninden)

Mutsuzluğa Doyum Alıntıları - Sözleri

  • Körelmişlikler tümüyle yittiğinde beyin aydınlanıyor..
  • Düşüncesiz olmayı nasıl da isterdi! Ve sonra, ger­çekten düşüncesizleşti bir gün: 'Bugün bir düşüncesiz­lik yaptım ve bir bluz aldım.' Sigaraya başladı, ortalık yerlerde bile tüttürüyordu. Ne de olsa çevresi için faz­laydı bunlar.
  • ...kadınlar için ise gelecek, komediden başka bir şey değildi.
  • 'Yoksulluk', bir zamanlar güzel, nasıl soylu bir sözcüktü.
  • “Kafam biraz dağınık, kimi günlere dayanmak çok güç”
  • Çocukluğumdan anımsadıklarım: tuvaletten ge­len garip hıçkırıklar, sümkürürken çıkan ses ve kızar­mış gözleri annemin. Annem var olmuştu; bir şeyler oluyordu; hiçbir şey olamamıştı.
  • ama onu bütünleyen biri yoktu.
  • Yalnızca konuşulan şeyler konusuydu siyasetin; geri kalanlarla insanın ya tek başına ya da tanrısıyla birlikte hesaplaşması gerekiyordu.
  • Kimi zaman bir makineymişim gibi geliyor.
  • Böylece kısırlaşıyordu insan. Kendini anlatmak için atılan her küçük adım, bir geri çekilmeye dönüşüyordu.
  • arasıra öyle ‘durumları’ yaşıyordum işte: gün­lük düşler, artık yıllanmış o BAŞLANGIÇ düşlerinin bu kimbilir kaçıncı kez yinelenmeleri, birdenbire bölünüp parçalanıyor, sızlıyor bilinç, boşalıveriyordu içi.
  • Merak kişisel bir özellik yerine, kadınsı ve kadıncıl bir yakışızlıktı.
  • Öğrenmek bir çocuk oyunuydu yalnızca,şimdiyse büyüyünce,okul zorunluluğu ortadan kalkınca,gereksizleşiverdi.Kadınlar artık evde kendilerini bekleyen evcilliğe alışmaya başladılar.

Mutsuzluğa Doyum İncelemesi - Şahsi Yorumlar

Anlamlı bir kitap. Şöyle ki: Alman dilinin en büyük ödülü sayılan Büchner Ödüllü yazar Peter Handke tarafından annesinin intiharının gazetelerde haber olmasının ardından, haberdeki duygusuzluğun, nesnelliğin aksine annesini insanlara tanıtma ve hak ettiği saygınlığı verme niyetiyle yazılmış 70 sayfacık elbetteki konusu sebebiyle melankolik ve kaotik bir biyografi. Cevapsız sorular yok mu? Hem de çok ama belki cevaplarını yazar da bilmiyordur diye düşünmeden edemedim. (Elçin)

Avusturya asıllı yazarlar her zaman favorim olmuştur ama bu kitap sanırım Avusturya literatürü içerisinde okuduğum en etkisiz kitaptı. Nedenini bilemiyorum ama yazım dili veyahut çeviri beni çok rahatsız etti. Bir türlü kitabın içine girip kendimi orada bulamadım, bulduğum zamanlarda da orada tutunamadım. Akıcılık konusunda da ciddi problemleri olan bu kitap, intihar ve 2.dünya savaşı gibi etkili konuları barındırmasına rağmen hiçbir sayfasında beni etkileyemedi. Bunun nedeni çeviri midir yoksa yazarın kullandığı dil mi bilemiyorum… Handke'nin başka bir kitabını okuduğumda, bu kitabın kimden dolayı başarısız olduğunu (bana göre) çıkarabileceğimi düşünüyorum. (Murat YILDIRIMKAL)

keskin bir anne anlatısı: Handke'nin annesi Nazi dönemi, 2.Dunya savaşı ve sonrası tüketim toplumunu kapsayan yaşamı boyunca gözlerden ırak bir yaşamı seçti, ta ki aşırı dozda uyku hapı içip kendi canını kıyana kadar. Kitapta Handke, annesi hakkında bildiklerini yada bildiğini sandıklarını kayda geçirirken, romanlarındaki suskunluğunun benzerini -tarif edilemez acısı kök salmadan- bir ağıda dönüştürüyor. Sade olduğu kadar şiirsel bir dille kaleme alınmış bu anlatı; aşk, öfke, hayranlık ve keskin bir tarihsel bakış açısıyla dolu olduğu kadar, yazarın kariyerindeki en dolaysız ve yoğun yapıtlardan birini oluşturuyor. (Arka kapaktan ) Zamanın koşullarında geleneksel ve sürekli biriktiren bir baba, silik bir anne, savaşın getirdiği yoksulluk, evli bir adamdan çocuk, ikinci evlilik için savaş mağlubu Almanya'ya gidiş, sarhoş ikinci eş, yenilen dayaklar arasında çocuk düşürmeler, Avusturya'ya ailesine dönüş, kocasına sahip çıkış, tekrar hamile kalmalar, yaşanan müthiş yoksulluk ve gurur, tasarruf ihtiyacı, karneler arası koşturma ve sonunda baş ağrıları ile gelen büyük tükeniş: Sevdiklerine veda mektubu yazarak uyku haplarıyla gelen. 2019 Nobel ödüllü yazarın bu samimi ve kısa anne öyküsü, müthiş betimlemeler ile imgeler arasında lirik tatlı diliyle etkiledi beni. Sefalet ve acının yoğrulduğu öykü lezzetinde olağanüstü bir ustalık. (Hayat Bu)

Mutsuzluğa Doyum PDF indirme linki var mı?

Peter Handke - Mutsuzluğa Doyum kitabı için internette en çok yapılan aramalardan birisi de Mutsuzluğa Doyum PDF linkidir. İnternette ücretli olarak satılan çoğu kitabın PDFleri bulunmaktadır. Ancak bu PDF'leri yasal olmayan yollarla indirmek ve kullanmak hem yasalara hem de ahlaka aykırıdır. Yayın evlerinin sitesinden PDF satılıyorsa indirebilirsiniz.

Kitabın Yazarı Peter Handke Kimdir?

6 Aralık 1942'de Avusturya'da doğdu. Öz babası, daha o doğmadan annesinden ayrıldı ve annesi daha sonra Peter Handke'ye adını veren Bruno Handke ile evlendi. Peter Handke 1944 yılında ailesiyle birlikte Doğu Berlin'e göç etti, ama Berlin'in Ruslar tarafından abluka altına alınmasından hemen önce oradan ayrıldılar. On iki yaşına kadar, din ağırlıklı eğitim veren bir okulda okudu, sonra normal liseye geçti. Anne tarafından büyükbabası Slovak olduğu için küçük yaşlardan başlayarak bu kültüre ilgi gösterdi. 1961 yılında hukuk fakültesine girdi ve öğrencilik yıllarında yazmaya başladı. İlk roman denemesi olan Die Hornissen'in Suhrkamp Yayınevi tarafından kabul edilmesiyle birlikte eğitimini yarıda bıraktı. Bu romanın yayımlandığı 1966 yılından sonra Peter Handke yazarlık dışında bir iş yapmadı. 1971 yılında annesi intihar etti. Kendisini çok etkileyen bu olayı, Wunschloses Unglück adlı romanına konu edindi. 1972 yılında eşinden ayrılan Handke bu evlilikten olan kızını tek başına büyüttü. Yetmişli yıllarda Peter Handke hem kişisel görüşleri ve yaşam tarzı, hem de başkaldıran kişiliği nedeniyle fazlaca eleştiri aldı. 1973-78 yılları arasında Paris'te, 1978-79'da Amerika'da yaşadı. 1979'da Salzburg'a döndü. Şiir, roman ve tiyatro oyunları bulunan yazarın bazı yapıtları Türkçeye de çevrilmiştir. Birkaç dile çevrilen Hiçkimse Koyunda Bir Yıl adlı romanı da Can Yayınları arasında çıkmıştır. Peter Handke, Paris'te yaşamaktadır.

İsveç Akademisi, 2019 Nobel Edebiyat Ödülü'nü Avusturyalı yazar Peter Handke'ye verildiğini duyurdu. Handke'nin "insan deneyiminin özgünlüğünü ve sınırlarını dilbilimsel ustalıkla araştıran etkili yapıtları" nedeniyle ödüle layık görüldüğü kaydedildi.

Peter Handke Kitapları - Eserleri

  • Kalecinin Penaltı Anındaki Endişesi
  • Solak Kadın
  • Çocuğun Öyküsü
  • Mutsuzluğa Doyum
  • Kaspar
  • Yorgunluk Üzerine Deneme
  • Don Juan
  • Hiçkimse Koyu'nda Bir Yıl
  • Karanlık Bir Gecede
  • Kısa Mektup Uzun Veda
  • Konstans Gölü'nden Atla Geçiş
  • Tuna, Sava, Morava ve Drina’ya Bir Kış Yolculuğu -Ya Da Sırbistan’a Adalet- Bir Kış Yolculuğu’na Yaz Eki
  • Yineleme
  • İzleyiciye Sövgü, Kendini Suçlama
  • Bir Yazarın Öğleden Sonrası
  • The Weight of the World

Peter Handke Alıntıları - Sözleri

  • Önceleri bana ben yokmuşum gibi geliyordu, şimdi ise çok varım ve eskiden çok sayıda olan nesneler şimdi bana çok az geliyor. (Kaspar)
  • Çoğu kişi bir şeye sahip olur olmaz, kendisi olmaktan çıkar, dengesi bozulur ve gülünç duruma düşer. Kendisine bile yabancılaşıp, her şeye hasetle bakar. (Konstans Gölü'nden Atla Geçiş)
  • gerçek yorgunluğa da yakışan kalkmak değil oturmaktır, değil mi? Artık ağarmış saçlarına karşın hep telaş içindeki oğlu tarafından sürüklenen o yaşlı kambur kadının, çay bahçesinde dediği gibi: "Ah, biraz daha oturalım!" (Yorgunluk Üzerine Deneme)
  • Yaşamım boyunca yaptığım yanlışlardan biri de buydu. Daha birkaç gün önce kendi kendime şu notu düşmüştüm "Her zaman -doygunluk anlarında bile- sen, 'Henüz olmadı' eğilimindesin. Eksiksiz bir doygunluk anını perhiz günü gibi yaşıyorsun. Hep daha fazlasını istiyorsun, daha büyüğünü, en büyüğünü. İşte! Buradaydı ve burada. Ve neden bir kereye özgü olanı, tekrara, diziye, sürekliliğe göre zorluyorsun. Bir kereye özgü olanın her şey demek olduğunu düşünen suskun arkadaşlarına bir bak. (Hiçkimse Koyu'nda Bir Yıl)
  • Bir görüntüden, bir sesten, bir cümleden etkilenmişsem bunun sorumlusunun yöresinde olmak, benim için öteden beri bir anlam taşırdı, özellikle sorumlu kişi çoktan o yöreden çıkıp gitmişse ve çoğunlukla da orada -tıpkı hemen hemen bütün büyük kentlerde olduğu gibi- kendisiyle aynı fikirde olanlardan oluşan koca bir grup ya da bir sürü oluşturmayıp tersine tek başına yaşamışsa. (Hiçkimse Koyu'nda Bir Yıl)
  • Hiçbir şeye sahip olamayanlar kaybedenlerdir, her şeye sahip olabilenler de kazananlardır,... (Konstans Gölü'nden Atla Geçiş)
  • Uykusuz insanların dünyasında ben de bulundum (zaman zaman hala oradayım). (Yorgunluk Üzerine Deneme)
  • Toplum değildi bana kapalı olan, ben topluma, herkese kapalıydım. Sizin eğlentileriniz, şenlikleriniz, kucaklaşmalarınız beni ne ilgilendirir? Nasılsa benim için ağaçlar, otlar vardı orada, Robert Mitchum'un yüzündeki anlaşılmaz ifadeyi yalnızca benim için oynadığı beyazperde, Bob Dylan'ın yalnızca benim için söylediği "Sad-Eyed Lady of the Lowlands"ini ya da Ray Davies'in kendine ve bana ait "I'm Not Like Everybody Else"ini çalan Jukebox. (Yorgunluk Üzerine Deneme)
  • "Çocukların mezun olduklarında konuşmayı bile öğrenmemiş olmalarında şaşılacak bir şey yok" dedi hademe birden, baltayı kütüğe saplayıp odunluktan çıkarken: Tek bir cümleyi bile sonuna kadar söyleyemiyorlardı, birbirleriyle konuşurken neredeyse hep tek tek kelimeler kullanıyorlar, sorulmadan hiç konuşmuyorlardı, öğrendikleriyse sadece kitabi bilgiydi, ezbere söyleyiveriyorlardı, bunun ötesinde tam cümle kurma yetenekleri yoktu. "Aslında, hepsi az ya da çok konuşma özürlü" dedi hademe. (Kalecinin Penaltı Anındaki Endişesi)
  • Cümlenle başka bir cümle söylemeyi öğrenirsin, aynı başka cümleler olduğunu öğrendiğin gibi, aynı başka cümleleri öğrendiğin ve öğrenmeyi öğrendiğin gibi ve ortada bir düzen olduğunu öğrenirsin ve cümleyle düzeni öğrenmeyi öğrenirsin. (Kaspar)
  • Ben müzikten çok, başkaları tarafından heyecanlandırılmak istiyordum; müzik tarafından uyandırılan heyecan bana iyi gelmiyordu. Ya da: Beni açması gereken müzik, zaten benim içimde olmalıydı. (Hiçkimse Koyu'nda Bir Yıl)
  • Yeryüzü çoktan keşfedildi. Ama kendim için Yeni Dünya olarak adlandırdığım bir şeyin hep ayırdında olacağım. (Hiçkimse Koyu'nda Bir Yıl)
  • hangimizin daha çok olması gerektiği yerde olduğu düşüncesi aklımı kurcalayabiliyor, arazi arabasıyla, ölüm döşeğinde olan insanları dolaşan Rahip mi, yoksa masamda oturmakta olan ben mi; hangimiz doğru yoldayız; yükselip alçalan sesiyle Şarkıcı mı, resimleri, malzemeleri, makineleriyle Ressam mı, yoksa kurşun kalemiyle ben mi? Ben de kendini tanrılaştıranlardan mıyım? Kendimin kralı mıyım? Günümüzde milyonlarcası bulunan kendi kendisinin imparatorlarından mıyım? Yeni dönüşüm bir o kadar kaçınılmaz mı? Yoksa bunun adına, 'defolmak' mı demeli? (Hiçkimse Koyu'nda Bir Yıl)
  • "Her zaman uzakta olan biri vardır." (Karanlık Bir Gecede)
  • Hiç kimse kendini perişan eden bir kaderi hak etmez. (Kaspar)
  • "Elinin altındakilerden evrenin en uzak köşesindekilere varıncaya kadar bütün varlıklar ve insanlar içinde yüreğinde sevgiyle doğup büyümüştü o." (Karanlık Bir Gecede)
  • Kaleci topu yuvarlanıp çizgi geçişine baktı. (Kalecinin Penaltı Anındaki Endişesi)
  • Yalnızlık en buz gibi, en iğrenç acıyı doğurur: Gerçeklikten kopmuşluğun acısı. İnsanın o zaman birilerine ihtiyacı olur, bize durumun henüz o kadar da kötü olmadığını gösterecek birilerine." (Solak Kadın)
  • Matemi dünyanın içinden taşıyıp götürmek ve onu ora­ya, dünyaya, aktarmak. Don Juan kederini yaşıyordu, bir kuvvet gibi. Kederi ondan daha fazlaydı ve onu aşı­yordu. Adeta -hatta adeta bile değil- kederiyle silah­lanmış bir halde, kendini asla öldürülemez değilse de, yara almaz hissediyordu. Keder onu başına buyruk ya­pan bir şeydi, karşı hamlesiyle de (veya daha doğrusu karşılıklı hamlelerle) onu tamamen geçirgen, her ne olursa olsun olanları duyumsayabilen, üstelik gerekti­ğinde görünmez bir hale getiriyordu. Kederi onun ku­manyası gibiydi. Onu her bakımdan besliyordu. Saye­sinde artık hiçbir yönden büyük ihtiyaçları kalmamış­tı. Bu ihtiyaçlar artık söz konusu bile değildi. Fakat ke­derde ideal dünyevi yaşam olanağının bulunduğu ve başkaları için de bunun geçerli olduğu (bakınız "kede­ri dünyaya aktarmak") düşüncesini sürekli olarak kendinden uzak tutması gerekiyordu. Onun matemi, gelip geçici değil, temel bir uğraştı. (Don Juan)
  • "Çocuk evde oturmuş, bir gün sonra sorulacak herhangi bir ırmağın uzunluğunu ya da bir dağın yüksekliğini yüksek sesle ezberlerken, adam, dünyadaki çocukların kocaman açılmış, korkudan donuklaşmış gözlerle, insanlığın sözümona bilgisini nasıl tekrarladıklarını asla unutmamak ve sonsuza dek aktarmak gerektiğini düşünüyordu." (Çocuğun Öyküsü)

YORUMLAR

YORUM YAZ!

Yorum Ekle