Piramid

KÖŞE YAZISI
Piramit ucu sivri geometrik bir şekildir. Aşağı doğru inildikçe bir ucu kare şeklinde genişlerken yukarı ucu sivrilir. Geometrik bir şekil olan piramidi yakından bilen, tanıyan herkes bu şekilde tarif eder. Çünkü piramit zihinlere yukarıda tarif edildiği şekliyle kazınmıştır. Ama piramit sadece basit bir geometrik şekilden ibaret değildir. Ya da onu sadece göründüğü şekliyle anlamak yanlıştır ve de eksiktir. Her şeyden piramit siyasi anlamda yanlış olmasına rağmen insanların benimsediği bir kast sistemini ifade eder. Öyle ki kast sisteminde yer alan sınıflar arasında bir geçişkenlik yoktur. Hangi sınıfa mensup olarak doğarsanız hayatınız öyle devam eder. Kast sisteminin en alt tabakası adam yerine konulmayan, en ağır işlerde çalıştırılan kesimlerden oluşur. Bunların üst sınıflara göre sosyal hakları yok denecek kadar azdır. Ezilen, sömürülen kesim bu kesimdir. Piramit aşağı doğru genişlediği için toplumun büyük çoğunluğu bunlardan oluşur. Bu yüzden onların sayısal çokluğu piramidin tepesindeki kişileri, grupları, sınıfları tedirgin eder. Ve onlara karşı bir güvensizlik söz konusu olduğu için hep gözetim altında tutulurlar. Ötekileştirilerek mümkün olduğunca sistemden ve onun getireceği nimetlerden uzak tutulmaya çalışılırlar. Sistemin ötekileştirdiği bu kesim adeta gettolarda yaşarlar. Getto bir açık hava hapishanesi gibidir. O sınırları aşmak, zorlamak pek de kolay gözükmemektedir. Çünkü atılacak her adım ya da yapılacak her eylem tehdit olarak algılanır. Öyleyse ne olursa olsun böylesi eylemlere, girişimlere asla müsaade edilmemelidir. Piramit denince akla hiç kuşkusuz Mısır gelir. Piramitler Mısır’la o kadar özdeşleşmişler ki ikisini birbirinden ayırmak neredeyse imkansız gibidir. Tarih boyunca Mısır’a hakim olan güçler orada kalıcı olmak adına piramitleri dikmişlerdir. Ama o yapılar öyle kolayca dikilmemişlerdir. Piramidin her bir taşı sistemin en alt tabakasını oluşturan ve her şeyden mahrum bırakılan kesimi tarafından yapılması garipsenmemelidir. Çünkü sistemin gözünde onlar ancak ayak işlerine yarayabilirlerdi. Nitekim en ağır işlerde onlar çalıştırılmışlardır. Ne gariptir ki araştırmacılar, arkeologlar işin bu yönüyle ilgilenmek yerine; bir mimari yapı olarak piramitlerle ilgilenmeyi daha çok tercih etmişlerdir. Dolayısıyla piramitler her zaman sanatsal bir abide olarak gündemde kalabilmeyi başarmışlardır. Yeryüzünde kalıcı olmak ya da ölümsüzlüğe meydan okumak adına dikilen bu yapılar bize insanoğlunun içindeki ebediyet duygusunu hatırlatır. Öyle ya ölüm insanı her zaman tedirgin eder. İnsan ölümden çok kendini bu dünyaya daha yakın hisseder. Dünya geçici olmasına rağmen insanın içindeki ebedilik duygusunun en iyi yaşanabileceği yerdir. Bu yüzden insanoğlu hemen her dönemde bu içindeki ebedilik/ölümsüzlük duygusunu ifşa etmekten geri durmamıştır. Günümüzde dünyanın değişik bölgelerine dikilen gökdelenleri de böyle görmek ve okumak gerekiyor. Her ne kadar bu yüksek yapılar bize bölgenin refah seviyesi hakkında bilgi verse de daha çok sömürüye dayalı bir sistemi hatırlatmaktadır. Piramidin en üst tepesinde tabii ki firavun vardır. O sistemin sembol adıdır. Ama firavun tek başına değildir. Onun yandaşları, yardakçıları, yardımcıları sisteme yakın duran ve onun nimetlerinden yararlanan küçük bir azınlık firavunun her zaman yanı başındadır. Onlar dünyevi çıkarlarını devam ettirmek adına firavuna destek vererek şirin görünmeye çalışırlar. Aslında her iki tarafta birbirlerini öteki gördükleri çoğunluğa karşı koruyup kollamaya çalışırlar. Piramit var olduğu sürece bu ilişki biçimi devam eder. Piramidin en üst tepesindeki firavun sadece oranın yöneticisi değildir. Aynı zamanda kendini oranın sahibi olarak görür. Hakimiyeti altındaki topraklar içindeki yaşayanlarla beraber onundur. Orada yaşayanlar onu öyle görmek zorundadır. Yani bir bakıma piramit firavunu kutsamaktadır. Dolayısıyla o la yüs’el ve la yuhtidir. Sistemin kral çıplak demeye asla tahammülü yoktur. Piramidin ucu yukarı doğru sivri olduğu sürece ayrıcalıklı bir sınıf oluşturur. Geriye kalanlar ve alt tabakayı oluşturan çoğunluk ise pek çok haktan mahrum bırakılır. Çünkü sistem ayrıcalıklı sınıftan yana işlemektedir. Mevcut kanunlar, yasalar sistemin en tepesindekileri dokunulmaz kılarken; en diptekiler haksızlıklarla, adaletsizliklerle boğuşmaktadır. Sistemin uzun süre bu şekilde işlemesi köle ruhlu insanların, toplulukların ortaya çıkmasına sebep olur. Köle ruhlu insanlarsa hayat karşısında kaderci bir anlayışa sahip olduklarını söylemeye gerek yok sanırım. Aslında piramidin sivri ucu insanın fıtratının temiz, arı, duru kalmasını bir tehdit olarak görür. Ve tüm imkanlarını insanın fıtratını bozmaya, tahrip etmeye yönlendirir. İnsanın fıtratı bozulduğu, tahrip olduğu oranda piramit ayakta durur.

YORUMLAR

  • Evet, sami hocam galiba hep öyle düşünülmüş piramidin sivri ucu başlıbaşına bi iktidar bir ayrıcalık oluşturuyordu ama yazıdan şunu anladım, her ne kadar para, güç, iktidar ya da bu fani dünya adına kıymetli ne varsa belki piramidin sivri ucunda bulunan da olabilir ama alt tabaka da bulunan mazlumun hakkı zalime kalmaz inşalah... teşekkür ederim hocam çok güzel bi yazı, yüreğinize sağlık...

    ezber bozan şey bu olsa gerek mısır ve firavun değince akla gelen şeyler çoook farklı çook uzak bir ufuk açtınız beyinlerde ellerinize ve yüreğinize sağlık... müthiş olmuş.... insanın fıtratı bozulduğu, tahrip olduğu oranda piramit ayakta durur. bu sözü hiç unutmayacam inş. teşekkürler...

    Muhakkak piramit düzenler yıkılmaya mahkumdur. Sami Bey, kaleminize sağlık. Çok güzel yazmışsınız.Yazılarınızı ilgiyle takip ediyorum...

Yorum Ekle