Sürekli’de Kırk Harami Hazinesi

          Bir şehrin coğrafi özellikleri ile jeopolitik konumunun o şehirde belirleyebileceği pek çok şey vardır. O şehrin siyaseti, ekonomisi, kültürü, edebiyatı, tarihi büyük ölçüde coğrafi durumuyla tayin edilir. İbni Haldun’un “Coğrafya kaderdir.” Sözü burada tam yerini bulur. Şehrin yaşadığı tarihî vakalar, dönüşüm ve gelişimler, her alandaki tecrübeler, yeme içme alışkanlıkları, giyim kuşam tarzı, edebî üretimler ve daha nice şey coğrafyadan bağımsız şeyler değildir. Tıpkı bunun gibi insanların yaşamlarında hazır buldukları ortam ve bu ortam karşısında aldıkları vaziyetler, geliştirdikleri tavır ve alışkanlıklar ve bütün bunlarla ilgili ritüeller hep coğrafi durumun şekillendirdiği şeylerdir. Tarihin çok eski dönemlerinden bu yana ticarî faaliyetlerde önemli bir yol olan İpekyolu, bugünkü Kızıltepe’den geçmeseydi muhtemelen aşağıda anlatılanlar bu yazının konusu olamayacaktı. Bunu sağlayan da coğrafyanın belirleyicilik özelliği ile ilgilidir.

          2009 yılının ekim ayıdır. Kızıltepe’nin Sürekli (Di’êmê) Köyünde ilginç bir olaya tanıklık edilir. Kanalizasyon çalışması yapan kepçe operatörü, çıkardığı hafriyatı yan taraftaki birikintinin üzerine boşaltırken çalışmayı merak içinde izleyen köylüler arasında aniden bir izdihamın başladığına tanıklık eder. Köylüler, heyecanla bağırıp çağırıyor, telaşla toprağın üzerine üşüşüyorlardı. Çok geçmeden bu arbedenin nedeni anlaşılır. Kepçeden boşalan topraktan çil çil altınlar ve mücevherler saçılmıştır. Herkes çılgınlar gibi altına hücum ederken jandarma görevlileri duruma müdahale eder, kurtarılabilenler kurtarılır.

          İzleyen günlerde hafriyat çukurunun genişletilmesi suretiyle başlatılan kurtarma kazıları sonucunda ortaya çıkarılan duvar, ocak ve tandırdan hareketle bir yapının mutfak kısmının olabileceği düşünülen bir mekân tespit edilir. Bu mekânda mutfak zemini seviyesinde, küpler içinde altın ve gümüş eserler bulunur. 6 gün boyunca sürdürülen çalışmalar sonucunda dört adet pişmiş toprak kabın içinde 525 adet eser bulunur. Çoğunluğu sikkeden oluşan eserler arasında muskalıklar, kolyeler ve altın kemerler de yer almaktadır. Muhtemelen benzetme amacıyla olsa gerek, o günün basın demeçlerine göre Kırk Haramilere ait olduğu belirtilen bu hazine ile ilgili yapılan incelemeler sonucunda elde edilen eserlerin, 700 ilâ bin yıl arasında bir geçmişe sahip olduğu tespit edilir. Orta Çağ’dan bu yana önemli bir yerleşim yeri olan Sürekli Köyü ve çevresi bu hazine sayesinde köklü geçmişini bir kez daha ortaya koymuş olur.

***

          Bilindiği üzere “Kırk Haramiler” Arap edebiyatındaki meşhur Bin Bir Gece Masalları’ndan biri olan “Ali Baba ve Kırk Haramiler” adlı hikâyede geçiyor. Masalda geçen 40 harami yol keserek ve kervan soyarak elde ettikleri malları gizli bir mağarada saklarlarmış. Sürekli Köyünde bulunan bu defineye 40 haramilerin hazinesi denmesinin bazı haklı gerekçeleri var.

          Köyde hâlen kalıntıları mevcut olan kilise gibi yapılar ve elde edilen diğer tarihî kalıntılar Sürekli Köyünün Orta Çağ’a kadar önemli bir yerleşim yeri olduğunu göstermektedir. Köy, ticaretin çok canlı olarak yürütüldüğü ve bundan dolayı o zamanlar çetelerin yoğun bir şekilde faaliyet gösterdiği tarihî İpekyolu güzergâhı üzerindedir. Bu konum, harami çetelerine oradan geçen kervanları soymak adına muazzam bir imkân tanıyordu. Muhtemelen sadece Sürekli Köyü değil, bu köyün yakın civarı da bu tür soyguncuların meskeniydi. Sürekli Köyüne çok yakın olan bazı köylerin isimleri bu ihtimali kuvvetlendirmektedir. Sürekli Köyü'ne 5 kilometre uzaklıkta başka bir köy de Çıldız (Adakent) Köyü. “Çıl”, Kürtçede kırk, “dız” ise hırsız/harami anlamına geliyor. Yani Kırk Haramiler Köyü. Yakın çevrede bulunan Heramîyê (Tepecik) köyünün ismi de aynı çağrışımı yapmaktadır. Muhtemelen burada da vakt-i zamanında böyle harami çeteleri yaşamaktaydı. Yine Sürekli Köyü’nün yakınında bulunan Alîdizik veya ‘Elîdisk (Tuzluca) Köyü de “Hırsız Ali” anlamına gelmektedir. Köylere çok eski zamanlarda verilmiş bu isimler bile çeşitli harami çetelerinin bu bölgede yoğun faaliyet içinde olduklarına işaret eder.

          Hazinenin yol kesici haramilere ait olabileceğine dâir başka bir delil de hazinedeki eşyaların tek bir devlete ve döneme ait olmamasıdır, yani toplama bir hazine olmasıdır. Uzmanlarca yapılan incelemelerden sonra sikkelerin 216 âdetinin İlhanlılar (1256-1336), 28 âdetinin Eyyubiler (1171-1348), 23 âdetinin Memlükler (1250-1517), 7 âdetinin Bizans ve Venedik (476-1453), 2 âdetinin Anadolu Selçuklu (1092-1307), 2 âdetinin Zengiler (1127-1259), 3 âdetinin Artuklular (1102-1408) ve 30 âdetinin de diğer Müslüman devletlere ait olduğu anlaşılmıştır. Bunların dışında Ermeni Kilikya Krallığı, Napoli Krallığı, Bizans ve Grek dönemlerine ait sikkelere de rastlanmıştır. Öte taraftan, altın ve gümüş sikkelerin okunabilen yüzlerinden anlaşıldığı kadarıyla bu sikkelerin basıldıkları yerler de birbirinden çok farklıdır. İran (Cürcan, Tebriz, Sebzevar, Kasan, Merv ve Şehristan), Irak (Bağdat, Musul, Basra),  Mısır (İskenderiye, Kahire), Suriye (Şam, Halep), ve Anadolu'nun değişik şehirleri (Mardin, Malatya, Erzurum, Hasankeyf, Harran, Kars vs.) hazinedeki sikkelerin basıldığı yerlerden bazılarıdır. Bunca çeşitlilik ve farklılık hazinenin kişisel bir servet değil, toplama bir hazine olduğunu ortaya koyar. Anlaşılan haramiler uluslararası bir ticaret yolu olan ve oldukça işlek olan İpekyolu’ndan geçen yetmiş iki buçuk millete ait tüccarları soymuş ve bu hazineyi saklamışlardır. O dönemde böyle bir koleksiyon ancak böyle bir faaliyetle toplanabilirdi.

***

          Haramilerin, soygunculuk ve talan ile elde ettikleri hazinenin başına gelenler bir türlü sona ermeyecektir. Anlaşılan daha çekecek çilesi varmış. Yüzyıllar sonra bir tesadüf eseri bulunduğu yerden çıkarılan hazine, ilk olarak kazının başında merakla bekleyen ahalinin talanına uğrar. Öyle anlaşılıyor ki bu sırada bazı parçalar kaş ile göz arasında ortadan kayboluveriyor. O sıralar Mardin Müze müdürü yerel basın organları üzerinden, köylülerden buldukları altınları kendilerine teslim etmelerini isteyerek sikkeleri teslim edene altının normal değerinin 4 katı miktarında bedel ödeneceğini duyurur. Müdür beyin bu çağrısının haklılığını doğrulayan şey, köy sâkinlerinden bazılarının sonradan birdenbire zenginleşmesi olur.

          Maalesef bu da yetmemiş, hazine çıkarıldıktan iki yıl sonra bu sefer de Mardin Müzesi’nde sergilendiği yerde bir soygun girişimine uğrar. Mardin Müzesi'nin 3. katında özel bir odada sergilenen paha biçilemeyen 2 altın kemer ile bir altın sikkeyi üç hırsız çalar. Hırsızlar kısa bir süre sonra yakalansa da çalınan eserlerin izine bir daha rastlanmaz.

          Söz konusu olan bir hazine ve hele hele Kırk Haramilerin hazinesi olunca şehir efsaneleri de boş durmayacaktı elbette. Köyün çok eski bir geçmişe sahip olması ve köyde hâlen kilise gibi çok eski yapılardan kalıntıların olmasından dolayı altın ve gömü arayanların sıklıkla uğrak yeri olan köy ve çevresiyle ilgili çeşitli defineci hikâyeleri daha evvelden de çok anlatılırmış. Fakat Kırk Haramilerin hazinesinden sonra bu efsanelerin sayısı biraz artmış; tâbi buna inananların da. Bunlardan biri bir papaz ve müftü ikilisi ile ilgili. Güya bir papaz ve bir müftü el ele vererek köye gelir ve köyün ileri gelenleriyle görüşür. Köyde büyük bir hazinenin daha olduğunu, yerini bildiklerini ama üzerinde bir büyü olduğu için normal şartlarda bulunamayacağını söylerler. Eğer köylüler kendilerine yardım ederlerse ve çıkacak altınların yarısını kendilerine vermeyi kabul ederlerse hazineyi çıkarabileceklerini söylerler. Köylüler bu taksimatı beğenmedikleri için hazine çıkarılamaz. Bu da olsa olsa köy efsanesi olur, duy da inanma!

Doç.Dr. Mustafa Öztürk

Mustafa ÖZTÜRK1980 yılında Mardin’de doğdu. İlk, orta ve lise öğrenimini Mardin’de tamamladıktan sonra lisans ve lisansüstü eğitiminin ardından 2018 yılında Filoloji alanında doçentlik derecesi alan Ö

YORUMLAR

YORUM YAZ!

Yorum Ekle