Umut olan umutsuz kuşak

Uzunca sayılabilecek bir süredir dillendirilen bir terim var; z kuşağı… Anketlerde özel  parantez açılan, tv programlarda üzerine tartışmalar gerçekleştirilen, partilerin uğruna özel çalışmalar yaptığı, ebeveyn ve  çocukların sıkça dile getirdiği, herkesin diline pelesenk olan ve önemlisi beceriksiz, vasıfsız umutsuz vaka muhalefetin umudu z kuşağı…

Peki ama z kuşağı nedir? Terimi dillendirdiğimiz kadar, terim hakkında bilgimiz var mı? Bilmeden konuşanların ve fikir yürütenlerin ülkesi Türkiye’de tabi ki de cevap: Koca bir hayır.

İlk olarak iletişim veya işletme alanlarında ilgili derslerde öğrenilen . Benzeri dersleri alan hemen herkes eminim kamuoyundan daha önce öğrenmiştir bu terimi. Tabii derslerde genelde işin ticari boyutu öğretilir. Temel bazda ilgili olan kısmı, bu neslin tüketim alışkanlığı ve satın alma davranışlarıdır. 


Peki ne oldu da belli bir alanda kullanılan bu terim, birden bire bütün kamuoyunun gündemine oturdu. Bunu anlamak için bu terimi en çok kimler neden dillendiriyor  ona bakmak lazım.  Koca koca şirketler, holdingler ve ilgili alanlarda çalışanlar bu terimi uzun bir zamandır kendi aralarında dillendiriyordu ancak biz onlardan duymadık. Kamuoyu bu konuyu ilk olarak muhalif kesimlerden duymaya başladı. Bugün de dün de bu terimi en çok dillendirenler muhalefetten başkası değil.  Peki ya muhalefet bu konuyu neden bu kadar çok dillendiriyor?
 
Cevap basit aslında, sadece geçmişe ve seçim anketlerine bakmamız yeterli.
Bu ülkede yıllardır başarısız olan bir muhalefet var. Müthiş bir hatibin karşısında daha iki kelime arka arkaya getiremeyenler, liseden arkadaşlarıyla 55. buluşmasındaki konuşmasından daha az  heyecanla konuşanlar, topluma umut olmayanlar, torunun torunu görecek yaşta olanlar, kendi tabanını konsolide etmekten başka bir şey yapamayanlar ve tekerliği 386. kez icat eden şahsiyetler, muhalefet lideri olunca başarısızlıkta oluyor haliyle.

Delege sistemi ile başa gelen bu  beyefendiler, o kadar başarısızlar ki parti içinde kurdukları ağalık sisteme rağmen yine koltuğu kaybetmekten korktukları için kendileri her seçim öncesi muhakkak bir konu bulurlar ve onu sürekli dinlendirmeye başlarlar. Esasında konuyu onlar bulmamıştır çünkü kendilerinde konu bulacak kapasite bile yoktur. Konuyu genelde yanlarındaki danışmanlar, kendilerine yakın anketçiler, gazeteciler ya da kurmayları bulur. Sonra koroyu kurarlar ve haykırmaya başlarlar. Bu konu ile seçimi kazanacaklarını söylerler.

 

Son 15 yılda; laiklik ve cumhuriyet dediler olmadı, aile sigortası, püskevit dediler olmadı, yolsuzlukları işaret ettiler olmadı, çatı aday dediler fiyasko çıktı, herkes kendi işine dediler o zaman da sandığa sahip çıkmadılar yani yine olmadı, referandumda can siperane çalıştılar ama bu sefer de sandığa sahip çıkamadılar. Geldik en son 2019 yerel seçimlerine orda da soğan dediler patetes dediler sonuç yine hüsran oldu. Muhalefet, girdiği bütün seçimler de bir kelime buldu ve bu kelimeye sığındı ve yenildi dünyada eşi görülmeyecek bir rekora imza attılar, demokrasi-mücadele diye parti kurdular her seçimde başarısız olma konusunda istikrar abidesi olmaktan öteye gidemediler.

Ne var ki, güç belada olsa İstanbul ve Ankara saltanatına son vermeyi başardılar. ekonomik koşulların  iyiden iyi kötüleşmesiyle de birlikte acaba kazanır mıyız dedirttiler, kendilerini hafiften toparladılar, yine bir kaç kelime bulmuşlardı; demokrasi, bağımsız yargı, parlamenter sistem ama bunlar yetmiyordu. Çünkü bu kelimeleri karşı mahalle pekte tınlamıyordu. Onlara oy lazımdı, bunlar ne yapalım diyerek kafalarını kaşırken, iktidar cephesi müthiş bir ofsayta düştü.

2.5 yıl önce ülkemizde ilk resmi korona vakalarından hemen sonra sıkı bir pandemi süreci yaşamıştık. Konserler, iş toplantıları, bazı STK’ların divan toplantıları dahil internet üzerinden yapılmıştı. Bu akıma kapılan cumhurbaşkanı, 2020 mayısında youtube üzerinden gençlere seslenmişti. Yayına beğenmeme rekoru gelince, canım muhalefet; zaten kendisine oy vereceği bariz belli olan z kuşağının farkına vardı. Aslında yıllardır yaşanan şey bir kez daha tekerrür etmişti. Muhalefet yine toplumdan bihaberdi. Canııım muhalefet, şu an en çok umut bağladığı z kuşağını, Erdoğan sayesinde öğrenmişti. 2018 ekonomik krizinden beri erken seçim diyen muhalefet, nihayet 2020 mayıs ayında ’’kazanmanın anahtarı’’ dedikleri z kuşağının farkına varmıştı. Lakin gelin görün ki çok sonradan farkına vardıkları bu kuşağa, iyice sahiplenmişti.

Yani bugün avaz bağırılarak dile getiren z kuşağı tartışmaları çokta sağlam bir zemin üzere oturtularak ve bilinçli şekilde başlamadı. Bir iletişim kazası ile ortaya çıktı. Bu kazdan önce z kuşağı hiç konuşulmuyordu. Yapılan anketlere göre öyle sanıldığı gibi en çok oyu sözde demokrat Kemal amca ve partisi almamaktadır. Z kuşağı içinde en çok oy alan parti ‘’kararsızlar’’ partisidir.

Önceden siyasetçiler umut olurdu, şimdi henüz 18 yaşında, ne ailenin ne toplumun, ne de devletin doğru düzgün eğitim vermediği, çocuklar olmuş. Ülkenin ahvalini bu tablo özetliyor doğrusu. Bu toplum bütünüyle bu çocuklara borçludur. Almanya, 2. Dünya savaşında tarumar edildiğinde; ‘’siz artık sırtınızı doğrultmazsınız’’ diyen ABD’li generale Alman general, ‘’doğru her şeyimiz yıkıldı ama üniversitelerimiz ayakta’’ diye cevap vermişti. Bu çocuklar eğitilemedikleri için suçlu değil mazlumdurlar. Doğru düzgün eğitim alamayan bu çocuklara, fazla umut bağlanıyor. Onlara taşıyamayacakları yükler yükleniyor. Bu gençlik farklı bir oy tercihinde bulunur iktidarı yıkabilir, fakat gelecek inşa etmeleri çok zor.


Henüz 18-25 yaş arasında olan bu kuşağı üzerinden oy hesapları yapılması yerine onların geleceğini konuşmak gerekir. Konuşulması gereken bu çocukların, alamadıkları eğitimdir, alamayacakları ev ve arabalardır, yuvalarını kurmalarının imkansız hale geldiği gerçeğidir. Konuşulması gerek iktidarın değişmesi için umut olmaları değil bu yaşlarda umutsuz olmaları durumudur.

YORUMLAR

YORUM YAZ!

Yorum Ekle