Uzaktaki Yakınlarımız: Lübnan’daki Mardinliler

KÖŞE YAZISI
PAYLAŞ:

     Lübnan’da sayısı on binleri bulan Mardin kökenli insanların varlığı çoğu kimseye ilginç gelir. Burada Türk kökenli kabul edilen bütün nüfusun yüzde doksanının “Mardelli” olarak anılan ve Mardin’den göç eden insanlardan oluştuğunu duymak da ayrı bir ilginçlik. Bu insanların hangi sâiklerle Lübnan’a göç ettikleri ve buradaki varlıklarının çeşitli boyutları üzerine yapılmış araştırmaların sayısı çok az  ne yazık ki.    

     Kendisi de Beyrut doğumlu olan Mehmet Alğan, ailesi yıllar önce Lübnan’a göçmüş Midyatlı bir aileden geliyor. Alğan, Mardinlilerin Lübnan’a göçünü “rızık kovalama hikâyesi” olarak değerlendirmiş ve bu göçten daha fazla kimsenin haberdâr olması amacıyla “Beyrut Rüyası” adında bir belgesel çalışmasına imza atmış. Belirttiğim konu ve adını andığım belgesel, Mardin Artuklu Üniversitesi’nden Dr. Deniz Işıker Bedir’in de ilgisini çekmiş olacak ki üniversitede düzenli olarak yapılan İnsan, Toplum ve Medeniyet programına Mehmet Alğan’ı konuk etti geçtiğimiz hafta. Hem bu program hem de hazırladığı belgeselde Alğan, ilk bakışta maddi anlamda ve niteliksel bağlamda Türkiye’den daha zayıf sayılabilecek Lübnan gibi bir ülkeye buradan bir dönem yoğun bir göçün gerçekleşmiş olmasıyla ilgili kodları çok anlaşılır bir şekilde izâh ediyor.

***

     Mardinlilerin Beyrut’a göç hikâyesi ilkin 1920’lerin sonunda başlamış. Hatta buraya ilk göç eden ailenin 1929’da Savurlu bir aile olduğu tespit ediliyor. Kesin bir şey söylemek mümkün olmasa bile, en başından itibaren Mardin’den Lübnan’a göç edenlerin sayısının altmış binden fazla olduğu belirtiliyor. Günümüzde ise bu sayının en az yirmi beş bin kişi olduğu söyleniyor. Lübnan’daki bir Mardinli bu durumu şu şekilde ifâde ediyor: “Devlet, geniş imkânlarıyla Almanya’ya yüz bin insan gönderirken biz kendi imkânlarımızla, aradaki bir ülkeyi (Suriye) de aşarak Lübnan’a altmış bin insan göç ettik.”

     Tahmin edilebileceği gibi Mardin’den Lübnan’a göçün en temel motivasyonu ekonomik sebepler. O sıralarda genç Türkiye Cumhuriyeti’nde ekonomik zorluklar had safhada iken Orta Doğu’da Avrupalı devletler, sömürgeleştirdikleri devletçiklerde ekonomik hamleler yapmış, geçim imkânlarını daha iyi duruma getirmişlerdi. Mardinlilerin bu devletlerin dil ve kültür havzasına hâkim olmaları, onların buralara göçlerini kolaylaştıran önemli bir etken. Mardinlilerin en çok rağbet ettikleri yer Beyrut olmuş. Beyrut’un önemli bir cazibe merkezi olmasının en önemli etkeni Fransızların buradaki ekonomik kalkınmaya özel bir önem vermiş olması. Fransızlar buraya yoğun bir şekilde Avrupa’da ürettikleri ürünleri seferber etmiş, karşılığında da hammadde ihtiyacının önemli bir kısmını buradan sağlamış. Tabi bu ürün ve hammadde giriş çıkışını kolaylaştıran faktör Beyrut Limanı’nın varlığı.  Yatırımların sağladığı zenginleşmeyle beraber Lübnan’daki orta sınıf güçlenmiş ve bu orta sınıfın hizmet ihtiyaçlarını görecek işçilere olan ihtiyaç artmaya başlamış doğal olarak. İşte bu Mardinli hemşerilerimiz daha çok bu sektörlerde çalışma fırsatı bulmuşlar.

     Lübnan’a yapılan göç motivasyonunda etkili olan faktörlerden birisi de belli bir dönem yürütülen “Vatandaş Türkçe Konuş” politikası. Kırsalda yaşayan insanlar bu uygulamanın olumsuz etkilerine birebir maruz kalmamış olsa da bununla ilgili yayılan söylentilerden olumsuz etkilenmiş. “Mardin merkezde bir vatandaş Türkçe konuşmadığı için derdest edilmiş” gibi rivayetler kulaktan kulağa yayılır olmuş. Bu tür vakaların sayısı çok fazla olmasa da bundan etkilenip Lübnan’a göçenler olmuş. Göçteki diğer bir motivasyon da o sıralar üç beş yıllık uzun süreli askerlik hizmetine gitmekten kaçınmak. Bu durumu hemencecik olumsuz düşüncelere gark etmemek lazım. İnsanların o dönemde Türkçe bilmemeleri askere gitmekten aşırı bir korku duymalarına sebep olurmuş. Giden, geri dönememekten korkarmış.

     Mardinlilerin İstanbul veya ülkenin diğer şehirleri dururken neden özellikle Beyrut’a gitmeyi tercih ettikleri merak edilebilir. Bunun net cevabı Mardinlilerin, hem kültürel adaptasyon hem de coğrafi olarak İstanbul’a oranla Beyrut gibi yerleşimlere daha fazla yakınlık duyması. Orta Doğu coğrafyası o dönemde Mardinlilerin yabancısı olduğu bir coğrafya değildir. Bir kere İstanbul’a gitse dil öğrenmek zorunda. Dahası, o zamanlar İstanbul’a ulaşım imkânı neredeyse yok veya olsa bile çok meşakkatli. Oysa Orta Doğu ülkelerine ulaşım daha kolay. Halk o yolu daha iyi biliyor. Bu güzergâh Hac yolu en başta. Ayrıca daha otuzlu yıllarda, Kamışlı’dan Halep gibi şehirlere otobüs seferleri var; ama İstanbul’a yok. Yüzyılın başında bir insan Mardin’den İstanbul’a gidecek olsa, önce Beyrut’a gider oradan gemiyle İstanbul’a giderdi.

Beyrut’a göçen Mardinliler burada hizmet sektörü, hamallık, çiftçilik, manavlık gibi bedensel güce dayanan işlerde çalışmışlar. Limanlarda ağır işlerde çalışanların da sayısı az değil. Her aileden, limanda çalışmış bir büyüğün bir liman hikâyesi muhakkak vardır.

***

     Arap, Kürt ve Süryanilerden oluşan Mardinliler, göç ettikleri bu yeni ülkede çok ciddi bir uyum sorunu yaşamamışlar. Nihayetinde Mardin gibi çok kültürlü bir coğrafyadan yine çok kültürlü, kozmopolit bir coğrafyaya göç etmişlerdi. Mardinliler geldikleri bu yeni ortamda kültürel anlamda kendilerini çok iyi ifâde edebilmekte, ortama çok hızlı entegre olabilmekteydiler.

     Takdir edilecektir ki göç, göç edenler açısından kimlik sorunlarına kapı aralayan  problemli bir olgudur. Bu bağlamda Lübnan’da bir kimlik ifâdesi olarak “Mardinli” kavramının bir kimliğe dönüşmesi biraz zaman almış. Farklı dinî ve etnik aidiyetleri olan Mardinliler başlarda kendilerini farklı şekillerde tanımlamışlar. Kürtler kendilerini Mardinli olarak değil Kürt olarak tanımlamış. Süryaniler kendilerini “Lübnanlı ama köken olarak Mardinli” şeklinde tanımlamış. Buradaki Mardinlilik kavramının daha çok Mardinli Araplardan çıktığı tespit ediliyor. Kürt ve Süryani göçmenlerden farklı olarak başka bir Arap toplumunun içine entegre olmaya çalışan Mardinli Arapların kendilerini mevcut Arap toplumundan farklı bir şekilde tanımlaması veya ayrıştırması icap etmekteydi. Bu ihtiyaç aynı zamanda geldikleri toplumun da ihtiyacıydı. Zira Mardin’den gelen Arapların giyim kuşamı, konuştukları Arap lehçesinin farklılığı ve daha birçok nedenden ötürü farklı bir şekilde tanımlanmalarının nedenlerini oluşturuyordu.

     Hâl böyleyken Lübnanlılar, Mardin’den gelen bu topluluğu, Arap, Süryani ve Kürt olmasına bakmaksızın “Kürt” olarak tanımlamayı tercih etmiş uzun bir süre. Bunun sebebi de bunların tarihte “Cezire” olarak tanımlanan Kürt coğrafyasından gelmiş olmalarıydı. İlk başlarda Mardinli Arapların bu tanımlamadan rahatsız olmadıkları veya buna herhangi bir itiraz arayışına girmedikleri görülüyor. Bunun da en önemli nedeni ekonomik nedenlerden ötürü yeni geldikleri bu şehirlerde tutunma çabasını öncelemiş olmaları, bu tür kimliksel tanımlamaları önemsemiyor olmalarıydı. Oysa seksen ve doksanlı yıllardan sonra Arap olan Mardinliler, kendilerinin Kürt olarak tanımlanamayacağı bilincine ulaşıp buna itiraz etmişler. Bu kuşak kendilerinin Kürt olmadığını belirterek “Mardelli” olduklarını söyleyerek yeni bir kimliksel kavram üretmiş oldular.  

     Lübnan’daki Mardinlilerin kimlik bilinci mevzusu oldukça karmaşık ve değişken bir vâkıa. Yaklaşık son on beş yılda Türkiye’nin Orta Doğu’daki imajının yükselişe geçmesi ve ilişkilerin bu bölgeyle sıklaşmasına bağlı olarak Lübnan’daki Mardinlilerin kendilerini “Mardin asıllı Türk” olarak tanımlamaya başladıklarına tanık olunuyor. Kimlik bilinci ve aidiyet konusunda çok ilginç bir gelişime sahne olan bu durum sonucunda aynı etnik grubun, başlarda Kürt olarak tanımlandıkları ve bundan hoşnutsuzluk duymadıkları, daha sonra gelişen durumlara göre Arap olduklarını keşfettikleri ve en nihayetinde de kendilerini Türk şeklinde tanımlamaya evrildikleri görülüyor. Böylece aynı kuşak grubundan birçok kimsenin hayatının belli dönemlerinde kendilerini üç farklı etnik kimlikle tanımlamaları gibi değişik bir durum ortaya çıkmış oluyor.

     Mardinlilerin kimlikleri veya tanımlanması konusunda ilginç anekdotlardan birisi de ünlü Kürdolog Kamûran Eli Bedirxan’ın Lübnan’daki Mardinlilerle olan ilişkisi. Bedirxan, uzun uğraşlar sonucunda Lübnan’da yaşayan Mardinlilerin vatandaşlık alması amacıyla o dönem yönetimde bulunan Fransızlarla iyi ilişkiler geliştirmiş ve Mardinlilerin vatandaşlık almaları konusunda Fransız hükümetinden söz almış. Fakat o sırada Lübnan bağımsızlığını ilan edince yeni hükümet bu anlaşmaya uymamış. Mardinliler için bu kadar fedakâr çabalar gösterdiğinden olacak ki uzunca süre Lübnan’daki Mardinlilerden Ma’şeretü’l-Bedirxan yani Bedirxan’ın İnsanları şeklinde söz edilmiş.

***

     Mardinliler, geldikleri bu yeni ülkedeki siyasi iç karmaşalardan da fazlasıyla etkilenmiş ve kimi zaman bu iç çatışmaların tarafı olmuş; ama nihayetinde ayakta kalmayı, varlıklarını sürdürmeyi başarmış bir topluluk. İç savaş sırasında Canbolat’ın önderliğini yaptığı hareketin içinde, Filistinlilerin yanında hareket eden bazı Mardinliler olmuş. Fakat çoğunluk, ekmek parası için oralara geldiğinin bilincinde olduğundan herhangi bir harekete dahil olmamış.

     Lübnan’daki çalkantılı siyasi yapı ve mezhepçi yaklaşımlar Mardinlilerin orada vatandaşlık almaları önünde ciddi bir engel olmuş hep. Bu yolda hemşehrilerimiz inanılmaz trajikomik maceralar yaşamışlar. Bu anlamda 1994 yılında Mardinlilerin önünü açan Başbakan Refik Hariri olmuş. Tek seferde 18 bin Mardinliye vatandaşlık imkânı sağlamış. Lübnan’da 1975-1991 yılları arasında hüküm süren iç savaş döneminden olumsuz etkilenen Mardin diyasporasından bir kısım kimseler ana vatana dönmeyi tercih ederken kimileri de Almanya ve İsviçre başta olmak üzere çeşitli Avrupa ülkelerine iltica etmeyi yeğlemiş. İşin ilginci, hangi etnisiteden olduğuna bakmadan Almanların, Lübnan’dan gelen bu Mardinlilerin tamamını “Kürt” olarak tanımlamış olması.  

     Lübnan’daki mezhepçi yapılanma maalesef Mardinlilerin iktisadi ve kültürel anlamda kendilerini geliştirmeleri önünde önemli bir engel olmuş. Mardinlilerin sosyal ve ekonomik konumu, Beyrut’un sahile bakan yoksul mahallelerini Filistinli ve Suriyeli mültecilerle paylaşmaktan öteye geçememiş. Bu arada, istisna olsa da Mardinlilerin başarı hikâyeleri de yok değil. Lübnan’a göçen Mardinlilerin en büyük başarı hikâyesinin adı ise Feyruz olmuş. Bugün Arap müziğinin ve daha da ötesinde Lübnan’ın adeta simgesi hâline gelen Feyruz, Mardin’deki Süryani Haddâd ailesinden bir baba ile Beyrutlu Marûni bir annenin kızı.  Lübnan’ın simgesi hâline geldiği için Mardinli göçmen köklerinden özellikle bahsedilmese de Feyruz aslen bir Mardinli.

     Vatanını, doğduğu toprakları terk edip uzaklarda rızık peşinde, normal bir insanın gösterdiği gayretin çok üstünde bir çaba göstererek geçimini sağlayan, ekmeğini büyütmeye çalışan ve kendinden sonraki kuşakların daha rahat yaşamasını sağlamak için alın teri döken ve bu uğurda büyük cefalara katlanan Mardinlilerin daha çok bilinmeye ve ana vatandan daha çok ilgi görmeye hakları olduğu âşikâr.

 

 

Doç.Dr. Mustafa Öztürk

Mustafa ÖZTÜRK1980 yılında Mardin’de doğdu. İlk, orta ve lise öğrenimini Mardin’de tamamladıktan sonra lisans ve lisansüstü eğitiminin ardından 2018 yılında Filoloji alanında doçentlik derecesi alan Ö

YORUMLAR

İlk yorumu yapan siz olun!

Yorum Ekle