Yalnızız - Peyami Safa Kitap özeti, konusu ve incelemesi

Yalnızız kimin eseri? Yalnızız kitabının yazarı kimdir? Yalnızız konusu ve anafikri nedir? Yalnızız kitabı ne anlatıyor? Yalnızız kitabının yazarı Peyami Safa kimdir? İşte Yalnızız kitabı özeti, sözleri, yorumları ve incelemesi...

Kitap

Kitap Künyesi

Yazar: Peyami Safa

Yayın Evi: Ötüken Neşriyat

İSBN: 9789754370577

Sayfa Sayısı: 416

Yalnızız Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti

Peyami Safa'nın son romanı Yalnızız, engin ruh tahlilleri ve kendi türünde açtığı çığırla onu yalnızca Türk edebiyatının değil, Dünya edebiyatının zirvelerine taşımış şaheseridir. Peyami Safa'nın diğer bütün romanlarında olduğu gibi Yalnızız romanında da doğu-batı, madde-mânâ, ruh-beden, idealizm-materyalizm gibi ikilemler üzerinde durularak, aynı evde yaşadıkları hâlde birbirlerinden oldukça farklı mizaç, düşünce ve insan ilişkilerine sahip aile fertleri üzerinden ruhunu arayan bir toplum resmedilir. Bireysel ve toplumsal kimliklerimiz arasında, bilhassa Batılılaşma hareketlerinden sonra ortaya çıkan uyumsuzluğun yarattığı sıkıntılar, kalabalıklar içinde milyonlarca "yalnız"ın peyda olmasına sebep olmuştur. Yalnızız; sıra dışı kurgusu ve bir üst kurmaca metin olarak romanda kendine yer bulan ütopya ülkesi Simeranya ile yarım asırdır Türk edebiyatının en çok okunan ve sevilen romanlarının başında geliyor.

Yalnızız Alıntıları - Sözleri

  • "Çünkü susmak cevapların en fenasıdır."
  • Niçin beni hep ikiye bölüyorsun? Ve kendimle mücadeleye mecbur ediyorsun?
  • "Çok tanıdığı vardı, hiç dostu yoktu." :(
  • Beni anlamayanlara karşı soğuğum.
  • "Üç beş dakikalık geçici keyif, günlerce fitil fitil burnundan gelir insanın."
  • İnsan yaptığını çeker, bunu bilesin..
  • "Bu dünya o kokladığın limona benzer: Yuvarlak, ekşi... Fazla sıkmaya gelmez, tadı kaçar."
  • ¶¶ Beni anlamayanlara karşı soğuğum. ¶¶
  • Biraz gül, yahu! Değmez vallahi bu dünya.
  • "Çünkü susmak cevapların en fenasıdır."

Yalnızız İncelemesi - Şahsi Yorumlar

Simeranya Kaşifi: Samim:Peyami Safa'nın 1950 yılında Yeni İstanbul gazetesinde tefrika edilen ve üç ana bölümden oluşan Yalnızız; isminden anlaşılacağı üzere bir arada yaşamasına rağmen kendi içinde 'yalnız' kalan, baskı altında ve dar bir alana hapsolmuş roman kahramanlarının hikayesini anlatır. ★ Meral, gizlice görüştüğü Samim'in, ağabeyi Ferhat’ın ve sonunun annesi gibi olmaması için sürekli uyaran babasının baskıladığı çemberde hapsolmuş bir hayatı yaşar. Abisi Ferhat, nişanlısı Selmin’den ayrılmasının ve onunla dört aydır görüşmüyor olmanın açmazı içinde hapsolmuş bir hayatı yaşar. Karakterinde bağımsızlık inadı olan Selmin, Ferhat’tan ayrılmış olmasının yanında annesi Mefharet’in bitmek bilmeyen şüpheleri ve baskısı altındadır. En ince ruh meteorolojisi, neşe anları pek kısa süren Mefharet, kızı Selmin’in gayrimeşru ilişki sonucu hamile kaldığı şüphesiyle ve oğlu Aydın’ın hastalığı sebebiyle kendi kendine hayatı zindan eder. Her şeyden haz alan Besim rahat yaşama alanınında ablası Mefharet’in evhamlarından, kuruntularından, aşırıya kaçan şüphelerinden ablasının davranışlarını sürekli idare etmeye çalıştığı bir hayatı yaşamak zorunda kalır. ★ Kendi dünyalarına çekilmiş olan bu kişilerin yaşadıkları ruh çatışmaları beraberinde yalanı, şüpheyi, korkuyu, güvensizlliği ve aldatmayı getirir. Bu nedenle roman kahramanları içinde bulundukları durumdan daha iyi olan bir dünyaya kaçmayı düşünerek kurtuluşu ararlar. Meral ve Selmin daha iyi yaşam koşullarına sahip olacakları Paris'e gitmeyi arzularken; mutluluğu sadece maddede arayan insanların dünyasından memnun olmayan Samim ise kendine bir düşler ülkesi/ütopya inşa eder. Ve bu dünyaya 'Simeranya' adını verir. « Bir yerde yolunda gitmeyen bir şeyler varsa orada ütopik arayışlar ortaya çıkar. » ★ Peyami Safa da 'Yalnızız' romanında roman kahramanı Samim üzerinden "Simeranya" adını verdiği dünyayı inşa ederek iç dünyasının kapılarını açmış, ideal yaşama alanını oluşturmuş, dünya meselelerine çözüm üretmeye çalışmış ve Samim'e kendinden yüz elli yıl sonraki bu dünyayı tasavvur ettirirken yaşadığı toplumun tenkidini de başarıyla yapmıştır. Bu nedenle Yalnızız romanında çok etkilendiğim 'Simeranya' üzerinde durmaya karar verdim. Peyami Safa'nın fikirlerinden ve muhayyelesinden doğan bu düş ülkesini şimdi birlikte ziyaret edelim. :) ★ Samim'in ütopik dünyasının okuyucuya yansıması, ablası Mefharet ve kardeşi Besim'in hatıra defterini gizlice okuması ile başlar: « Simeranya'yı -ilk kez rüyasında- bir sonbahar akşamında, bir yelkenli ve bir kılavuz eşliğinde ziyaret eder. Simeranya'ya girerken 'iç okuması- fizyonomi ve tavır yoklaması' yapılır. Karşı kulede yanacak olan kırmızı ışık ülkeye kabul edilmediğini, yeşil ise kabul edildiğini gösterir. Kabul edilmesi, eski dünya hislerinden kurtulması ile mümkün olacaktır.» (s.29) ★ Samim’in canı sıkıldığında veya insanlardan kaçmak istediğinde Simeranya'yasına sığınır. Onun için burası kaçıp sığındığı bir liman, yalnızlığını unuttuğu bir sığınak, her şeyin çözümün olduğu bir ülkedir. Böylece Samim'in parça parça ütopik dünyasından söz etmesi ile okuyucunun gözünde 'eğitim, bilim, ekonomi, çalışma hayatı, mülkiyet, sağlık, aşk, giyim ve moda' gibi konuları içeren ütopik dünya canlanmaya başlar. • Simeranya'da Eğitim: Simeranya pedagojisi, insanın bütün hayatında öğrendiği şeyleri ancak kendi istediği zaman ve kendi araştırmaları neticesinde öğrendiğini bilir. Eski dünyada, okullarda çocuklara ve gençlere öğretilen şeylerin, belli yetenek ve ihtiyaçları karşılamadıkça, hayatta hiçbir işe yaramadığı anlaşılmıştır. Bu nedenle mektep yoktur. Sınıf, kürsü, ders programı, nutuk söyler gibi ders veren öğretmen ve profesör yoktur. Her seviyeye göre okuma salonları, laboratuvarlar, atölyeler, müzik, tiyatro, sinema ve spor evleri vardır. Her yaşta insanlar bunlara devam edebilir. Merak ettikleri her konuyu kendileri araştırabilirler. Çocuklar ve gençler için, kılavuz öğretmenler vardır. (s.38) • Simeranya'da Meslek/ Çalışma Hayatı: Simeranya'da insan bir makina adam ve bir otomat değildir, yeteneklerini serbestçe gelişmesine her yaşta ve her meslekte imkan verilen manevi bir şahsiyettir. Mesleğini değiştirme hakkı vardır. Bunun için yetenekleri belirleyen mükemmel testler vardır. İş hayatındaki davranışlarına bakılır. Öğleye kadar isterlerse geceleri nazari araştırmalar ve incelemeler yaparlar. Ve zorlama yoktur. (s.40) İşsizlik yoktur. Sermaye sahibi tarafından istismar edilmek yoktur. Herkesin kendi liyakatine göre bir mülkiyet vardır. Fakir, bugün dünyamızda olduğu kadar fakir değildir; zengin de prensler sınıfının şımarık çocuğu değildir. Kazanç farkı ayarlanmış ve azalmıştır. Çalışmamak yasaktır. Her gelir üretimde sermaye hizmetini göstermeye davet edilir. Bankalardaki servetin yüzde sekseni asıl ve yedek sermayelerdir. Şahsi servetler belli bir sınırı aşmaz. (s. 78) • Simeranya'da Sağlık: Her hastalık önce ruhta başlayıp sonradan vücuda sirayet etmiş bir isyandır. Yani hastalık, çok defa kaderin aksiliklerine karşı ruhun ve onun peşinden vücudun isyanıdır. Bu nedenle Simeranya'da her türlü hastalığın sebebini önce hastanın hayatında ve ruhunda ararlar. Çok defa bu hastalığın arkasında hiçbir çaresi olmayan çaresizlikler ve hayat aksilikleri bulunur: Ümitsiz bir aşk, çok sevilen birinin ölümü, namus lekesi, vicdan azabı gibi çaresizlikler... İşte o zaman, hastayı kaderinin aksiliklerine uyum sağlayacak bir ruh tedavisi başlatılır ve mucizesini verir. Simeranya'da derin bir sükûn ve tevekkül havası vardır. Herkes hastalanmadan önce hayatın çaresizlikleri önünde sinirlenmemeyi, isyan etmemeyi öğrenir. Herkes ruh sağlığının yollarını bilir ve hastalandıktan sonra, kendi kendisine, isyandan tevekküle giden yolu açacak telkinlerde bulunur.(s. 66 - 67) • Simeranya'da yalan söylemek lüzumsuzdur. Anlaşılmıştır ki bu, tabiatın ve hayatın içindeki zıtlıkları barıştırmayan insanların bir görünüş ahengi yaratmak için kutuplardan birini örtmek ihtiyacıdır. Bu zıtlıklar ortadan kalkar ve uzaklaştırılırsa yalana lüzum kalmaz. (s.64) • Simeranya'da Moda: Giyimde cildi koruyan ancak güneş utraviyole ışınlarından mahrum etmeyen, vücuda yapışık, ince ve şeffaf bir kumaş kullanılır. Bu da insanı süs ve çizgi yalanından kurtarır. (s.118) Moda bir sınıfın estetiği halinden çıkıp bütün bir cemiyetin malı haline gelir ve derece derece herkesin yaratıcılık hissesini taşır. (s.119) • Simeranya’da bir de 'Aşk Enstitüsü' vardır. Samim, Meral’e duyduğu sevginin niteliği üzerinde düşünürken kendini yine hayalen Simeranya’da bulur. Kılavuzu onu yepyeni caddelerden geçirerek, bir bahçe içinde bambaşka mimari ile yapılmış 'aşk enstitüsü'ne götürür. Kılavuzu, Samim'e yüksek sesle düşünmesi gerektiğini söylerek onu yalnız bırakır. Ertesi gün yaşlı, ciddi ve sevimli bir meselenin incelendiğini ve tipik bulunduğunu söyler. Hadiseyi eski dünya psikologlarının yaptığı gibi sadece psikoloji ilminin ışığında aydınlatmak mümkün değildir. 'Samim, eğer problemi bu bakış açısıyla ele almazsa sevgilisinin “küçücük bir his yalanıyla bütün varlığın zıtlık prensibi arasındaki münasebeti” kavraması mümkün olmayacaktır. Kısacası; Simeranya’da aşk, herhangi bir hastalık gibi insan problemlerinin bütünlüğü içinde incelenir ve tedavi yolunun arandığı izlenimi verilir.' (s.56) ★ Böylece romanın olay örgüsü içinde serpiştirerek verilen bu düşüncelerle ideal yaşama alanı Simeranya belirmiş olur. Kitabın son kısmına geldiğimizde Samim yalnızlık dramımızdan nasıl kurtulacağımızı da şu cümlelerle verir: " Bizim ebedi kalmaya namzet tarafımız herkese, her şeye, her zamana, her mekana şâmil (kapsayan) ve Allah'a bağlı olan bu 'şuurüstü' ruh bölgemizdir. Onu geliştirdiğimiz nispette yalnızlık dramımızdan kurtuluruz. Herkesle, her şeyle, her zaman ve her mekânla, nihayet Allah'la bereber - bir seviyede değil, birlikte- oluruz." (s. 374) gonderi/133715838 • Samim'in 150 yıl sonra gerçekleşeğini düşlediği Simeranya'nın gerçekleşmesini umut ederken her şeyin daha kötüye gittiği dünyada birgün Simeranya'da buluşmak dileğiyle... " Arşı geç, ferşi atla, sidreyi aş, Gör ne var maverada ibrethiz." ( Zaman ayırdığın için ve katkılarından dolayı çok teşekkür ediyorum. SifirVirgulBes ;) (The Misanthrope)

Bir yalnızlık senfonisidir yaşam!: yazar/peyami-safa denilince birçoğumuzun aklına ortaokul ve lise yıllarında okuduğumuz “Dokuzuncu Hariciye Koğuşu” gelir. Bir de dizi filmi çevrilen “Fatih Harbiye” adlı romanı. Onun “Matmazel Noraliya'nın Koltuğu" ve “kitap/yalniziz--1245” gibi dünya klasikleri arasında yer alabilecek eserleri ise maalesef daha az tanınıyor. Ben onun adının, bu eserlerindeki psikolojik tahlilleri ve ruhsal çözümlemeleriyle Stefan Zweig ve Dostoyevski gibi büyük ustalarla birlikte anılması gereken isimlerden biri olduğunu düşünüyorum. • • • Bu duyguyu “Yalnızız”ı okurken bir kez daha tüm boyutlarıyla yaşadığımı söylemeliyim. Gerçekten de Stefan Zweig, nasıl “kitap/sabirsiz-yurek--1370”te teğmen Hofmiller’in hikâyesi üzerinden “acımak” duygusunun resmini çekiyorsa, o da Samim ve Meral’in hikâyesi üzerinden “yalnızlık” duygusunun resmini çekiyor. Dostoyevski, nasıl “kitap/karamazov-kardesler--118581”de bir baba ve oğullarının hikâyesi üzerinden insanın varoluşu, din, ahlâk, inanç, ateizm, nihilizm, hedenoizm gibi birçok konuyu sorguluyorsa, o da Samim, Besim, Feriha ve Meral gibi karakterleri üzerinden benzer sorgulamaları yapıyor. Özellikle farklı huy, mizaç ve kişiliğe sahip karekterlerin hikâyeleri üzerinden doğu-batı, madde-mana, ruh-beden, aşk-nefret, idealizm ve materyalizm gibi konuları sorgulayarak toplumun yaşadığı buhranı anlamaya çalışıyor. • • • Peyami Safa, yalnızca yaşananları sorgulamakla kalmıyor, yazar/thomas-more’un “kitap/utopia--1734”sında olduğu gibi Samim’in kaleme aldığı “Simeranya”sıyla o dönem insanı ve toplumunun içine düştüğü ruhsal bunalımdan çıkabilmesi için eğitimden sağlığa kadar yaşamın tüm alanlarını kapsayacak bir reçete sunuyor. O, bu reçetesinde insanın yalnızca para, mal, mülk gibi maddi şeylerle mutlu olamayacağını, aynı zamanda yaşamın anlamını keşfedip ruhunu manevi değerlerle doyurduğunda huzura kavuşabileceğini dile getiriyor. Safa bu yönüyle, yalnızca iyi bir hikâye ve roman yazarı değil, aynı zamanda çok iyi bir düşünce insanı olduğunu gösteriyor bizlere. Öyle ki yaptığı psikolojik ve ruhsal çözümlemeleriyle bir psikolog; toplumun içine düştüğü buhranı anlatmada bir sosyolog; “Simeranya”sında ortaya koyduğu düşünceleriyle de bir filozof gibi duygu ve düşüncelerini ortaya koyuyor. • • • Doğrusu “Yalnızız”ı okurken anladım ki insanın asıl yalnızlığı, kalabalıkların içerisinde, ailesinde, anlaşılmadığında ve kimsesiz kaldığında yaşadığı bir duygudan öte kendine olan yalnızlığıymış. Ruhun bedenle, zihnin kalple, duyguların düşünceyle buluşamamasının yalnızlığıymış. İnsanın tüm bu yönleriyle yaşadığı yalnızlığının bir gurbete dönüşmesiymiş. İşte bu yalnızlık insanı ruhen, kalben ve zihnen yıpratıp psikolojik ve ruhsal hastalıklara yol açabiliyormuş. Aslında her insan, çevresinde sevdiği insanlar bulunsa da doğduğu günden yaşama veda ettiği güne kadar bir ömür boyu yalnızmış. Önemli olan insanın bu yalnızlığıyla barışık yaşaması ve yalnızlığını üretkenliğe dönüştürebilmesiymiş. İşte bu yalnızlık insanın özgürlüğüymüş. • • • Nitekim Safa, insanın bu kendi yalnızlığına ve gurbetine son verebilmesi için kitabın sonunda Samim’i hayalen konuşturuyor ve tüm insanlığa, “Bırak şu maddeyi, boğ şu ölçü dehanı, doy şu fizik ve matematik tecessüsüne, kov şu kemiyet fikrini, dal kendi içine, koş kendi kendinin peşinden, bul onu, bul kendini, bul ruhunu, bul, sev, bil, an, gör, kendi içinde gör Allah’ını. Kendine dön, kendine bak, kendine gel…” sözleriyle etkileyici ve sarsıcı bir şekilde sesleniyor. • • • Velhasıl, bir şüpheyle başlayan “Yalnızız”ın hikâyesi, şüphenin karakterlerle etkileşimiyle sürüyor ve bu şüphenin bir gerilime dönüşüp çözümlenmesiyle de sona eriyor. Gerçekten de eser, kurgusu, karakterleri, psikolojik tahlilleri, sosyolojik ve felsefi çözümlemeleriyle muhteşem bir eser. Yazıldığı dönemdeki dil muhafaza edilmesine rağmen okurken insanı yormuyor. Eserin, aynen “Kramazov Kardeşler”de olduğu gibi insanlığın birçok meselesini sorgulayarak gözler önüne sermesiyle herkesin kendine göre bir şeyler bulabileceği bir başyapıt olduğunu düşünüyorum. O nedenle bu etkileyici eseri tüm okurlara mutlaka ama mutlaka okumalarını tavsiye ediyorum. • • • Kitabı okurken ne hikmetse Sezen Aksu’nun “Yalnızlık Senfonisi”* yankılandı durdu kulaklarımda. Kitabı bitirene kadar tekrar tekrar dinleyip durdum. Anladım sonu yok yalnızlığın Her gün çoğalacak Her zaman böyle miydi bilmiyorum Sanki dokunulmazdı çocukken ağlamak Alışır her insan, alışır zamanla kırılıp incinmeye Çünkü olağan yıkılıp yıkılıp yeniden ayağa kalkmak Keyifli okumalar dilerim! ......................................... *https://youtu.be/kRcITnEyRiM (nalkan)

Tanıdık Bir Yüz: Aynadaki Yalnızlık: Kimileri sevdiğinden aldığı samimi ve sıcak bir öpücük ile uyanır, Kimileri neşe dolu bir günaydın mesajıyla, Kimileri kedisinden veya köpeğinden gelen masum bir merhaba ile uyanır. Ama ‘’gerçek’’ yalnızlar hayatın bile terk ettiği kimsesiz bir tokat ile kendine gelir ve perdeyi aralayıp güneşi selamlar. Peki ya sen? Ben? Biz? Bizler nasıl uyanıyoruz? Daha doğrusu uyuyabiliyor muyuz? Zatım, usta yazar/peyami-safa ile 25 yaşımda (çeyrek asır yani, böyle deyince çok yaşlı duruyor…) ‘’kitap/yalniziz--1245’’ romanı vasıtasıyla tanıştım. Bu kitap benim ilk (ve tabii ki son olmayacak) Safa romanım, kendisinin ise son romanı. Bu ikilik bile bende tuhaf hisler oluşturuyor. Kendisini bu kadar geç keşfettiğim için açıkçası bir miktar pişmanım, çok miktar müteessirim. Kuşkusuz yerli edebiyat dünyamızın en ehemmiyetli kalemlerinden birisi kendisi. Antrparantez, siyasi görüşünün ne olduğu, kiminle kalem kavgası ettiği umrumda değil, ben bir yazarın edebî kişiliği ile ilgilenirim. Başka bir deyişle bir yazarın ‘’şucu, bucu’’ olması, benim edebî zevkimin önüne set çekemez. Yalnızız, beni ilk cümlesinden son cümlesine kadar kendine hayran bıraktı. Okurken adeta sürükleyici bir film seyrediyormuşum hissine kapıldım ve elimden bırakamadım. Safa’nın karakterleri aracılığıyla yaptığı ruh çözümlemeleri ve toplumun mecbur kıldığı ‘’toplumlar içerisindeki yalnızlık olgusu’’ karşısındaki duruşu sizi okuduğunuz kitaba eminim ki kilitleyecek ve bir şeyleri sorgulamaya itecektir. Yalnızız’ı okurken yaptığı ruh çözümlemeleri ve psikolojik tahlilleriyle ünlü ‘’ruh ustası’’ yazar/fyodor-dostoyevski tadı aldım eserden. Safa, Dostovari incelemelerle, hatta daha da zengin ifadelerle, kahramanların sancılı ve elemli iç dünyalarına yolculuk yaptırıyor bize. Ruhsal ve tinsel ögeleri, maddesel biçimde, yani somut dünyamızla harmanlayarak ele alması ve önümüze büyük bir ustalıkla servis etmesi, anlatmak istediklerini de haliyle anlaşılır ve berrak kılıyor. Tabii ki yazıldığı dönem gereği (1951) birçok yabancı ve eski Türkçe kelimelerle karşılaşabiliyoruz. Mefhum, müsavi, müphem, istidat, istihza ve müstebit bunlardan sadece birkaçı. Ben hobi olarak, bir kitap okurken mutlaka yanımda bir not defteri bulundurur ve anlamını bilmediğim kelimeleri veyahut önemli şeyleri not ederim. En son haliyle de bilgisayarımda temize çekerim. Yani bu kelimelerden gözünüz korkmasın, kesinlikle metni anlaşılmaz kılmıyor. Bu konuda anlaşalım. Ne karakterlerden, ne olay örgüsünden ne de motiflerden bahsedeceğim bu sefer. Her bir düşünceyi, olayı, karakteri, temayı özümseyerek, romanın iç dünyasına girip orayı keşfederek sizin okumanızı istiyorum. Pişman olmayacağınızı bildiğim için yapıyorum bunu. Karanlık ve korkunç yalnızlığımızı bize harikulade şekilde anlatan ve hissettiren bir kitap. Sadece bunu söyleyebilirim size. Ayrıca şu dizeler de resmen kitabı anlatır nitelikte: ‘’Çın çın ötüyor yüreğimin kökünde şu dünyanın ıssızlığı Tanrı kimsenin başına vermesin böyle bir yalnızlığı!’’ – yazar/yasar-kemal Başka bir konuya daha değinmek istiyorum… Şayet yazarımızın adı Peyami Zweig olsaydı ve 2 tele’den başlayan fiyatlarla 50-60 sayfalık kitaplar yazsaydı, sanıyorum ki çok satılanlar listesinden indirmezdik kendisini. Yanlış anlaşılmasın, bunları Zweig’ı kötülemek için söylemiyorum aksine Safa güzellemesi yapıyorum. Gereken değeri vermiyoruz kendisine, edebiyatımıza. Bu profil bu saatten sonra Safacı’dır… Umarım en kısa zamanda bu kitabı edinip, okuyup, okutturursunuz. Şu sözlerle mevzubahis incelemeyi sonlandırmak istiyorum, aslında pek de inceleme sayılmaz da -‘’his paylaşımı’’ demek istiyorum buna- kitap/yalniziz--1245, aynı evin içinde birbirine yalnız olanların, toplum içinde cemiyete yalnız olanların, aynaya baktığında kendine yalnız olanların romanı. Keyifli okumalar. (Kayaberk İpek)

Kitabın Yazarı Peyami Safa Kimdir?

Peyami Safa (d. 1899, İstanbul - ö. 15 Haziran 1961), Türk hikâye ve romancısı. Server Bedi takma ismini de kullanan yazar romanlarının yanı sıra, düşünsel yapıtları, polemikleri, köşe yazarlığı ve gazeteciliği ile de tanınır.

Servet-i Fünun dönemi şairlerinden İsmail Safa'nın oğludur. Sivas'a sürgüne gönderilen babasının orada ölmesi üzerine 1901 yılında iki yaşında yetim kalmış, bu yüzden "Yetim-i Safa" adıyla anılmıştır. Babasız büyümenin acılarının yanı sıra, sekiz dokuz yaşlarında yakalandığı bir kemik hastalığı dolayısıyla 17 yaşına kadar, bu hastalığın fiziksel ve ruhsal bunalımlarını yaşamıştır. Doktorlar kolunun kesilmesinde karar kılmış, fakat Safa bunu kabul etmemiştir. Daha sonraları bu günlerdeki tecrübelerini "9. Hariciye Koğuşu" adlı romanında okurlarıyla paylaşır. Hastalık ve savaşın yol açtığı maddi sıkıntılar dolayısıyla öğrenimini sürdürememiş, 13 yaşında hayatını kazanmak ve annesine bakmak için Vefa İdadisi'ndeki öğrenimini yarıda bırakmıştır. Karton Matbaası'nda bir süre çalışan Peyami Safa, Posta - Telgraf Nezareti'ne girmiş, I. Dünya Savaşı'nın başlamasına kadar orada çalışmıştır (1914). Daha sonra Boğaziçi'ndeki Rehber-i İttihat Mektebi'nde öğretmenlik yapmaya başlamıştır. Dört yıl çalıştığı bu okulda, hem öğretmiş, hem de kendi çabasıyla Fransızca'sını ilerletmiştir. Buradaki izlenim ve deneyimlerini "Biz İnsanlar" adlı eserinde kullanmıştır 1918 yılında ağabeyi İlhami Safa'nın isteğine uyarak öğretmenlikten ayrılmış ve birlikte çıkardıkları "20. Asır" adlı akşam gazetesinde "Asrın Hikâyeleri" başlığı altında yazdığı öykülerle gazetecilik yaşamına başlamıştır. İmzasız olarak yazdığı bu hikâyelerin tutulması üzerine Server Bedi takma adını kullanmaya başlayan Peyami Safa, daha sonra 1921'de Son Telgraf gazetesinde yazmış, oradan da Tasvir-i Efkâr'a geçmiştir. Daha sonra Cumhuriyet gazetesine geçmiş, 1940 yılına kadar bu gazetede fıkra ve makalelerinin yanı sıra, roman da tefrika etmiştir. 1960'lı yıllara kadar başta Milliyet olmak üzere birçok gazete ve dergide yazan Peyami Safa 27 Mayıs'tan sonra Son Havadis gazetesinde yazmaya başlamıştır (1961). Aynı yıl Erzurum'da yedek subaylığını yapmakta olan oğlu Merve'nin ölümü üzerine büyük bir sarsıntı geçiren Peyami Safa, iki üç ay sonra İstanbul'da vefat etmiştir.

Edebî hayatı

İlk romanlarında sola yakın görüşler taşıyan Peyami Safa, bir hastanın psikolojisini anlattığı otobiyografik romanı Dokuzuncu Hariciye Koğuşu'nu (1931) Nazım Hikmet'e ithaf etmişti. Bu roman hariç, 1922-1939 yılları arasında yazdığı Mahşer (1924), Şimşek (1928), Fatih-Harbiye (1931) ve Biz İnsanlar (1939) adlı romanlarında Doğu-Batı sorunsalını karakterlerde somutlaştırarak işledi. Safa, bu romanlarında, ruh hallerini çözümlemede, kurguda, dilinin kıvraklığında, anlatım tekniklerindeki denemelerde başarılı bulunurken romanlarında düşünceyi öne çıkarması dolayısıyla eleştiriler aldı. II. Dünya Savaşı sırasında Nasyonal Sosyalistlere yakınlaşmasıyla dikkat çeken Safa'nın gerçekçi roman çizgisi Matmazel Noraliya'nın Koltuğu (1949) ile mistisizme yöneldi. İlk uzun hikâyesi "Gençliğimiz"i 1922 yılında neşreden Peyami Safa, para kazanmak amacıyla yazdığı kitaplarında, ilk defa ağabeyi İlhami Safa'nın takma ad olarak kullandığı, annesi Server Bedia Hanım'ın adından uyarladığı Server Bedi müstear adını kullanmış, bu takma adla yüzlerce eser vermiştir. Bunlar arasında en sevilenler Cingöz Recai macera romanları ile Cumbadan Rumbaya adlı romanı olmuştur. Peyami Safa, Türk kültür yaşamında yayımlandığı yıllarda hayli etkili olmuş Hafta, Kültür Haftası (1936, 21 sayı) ve Türk Düşüncesi (1953-1960, 63 sayı) dergilerini çıkarmıştır. Asıl ününü romancı olarak yapan Peyami Safa, bazı uzun öyküleri ile de dikkati çekmiş, yazar Batılı kaynakların bir "Zalim" olarak tanıttıkları hun hükümdarı Attila'yı aklamak amacıyla aynı adda bir de tarihsel roman yazmıştır. Tüm bu üretkenliğine rağmen yeterince tanınmamış ve tanıtılmamıştır.

Hakkında yapılan çalışmalar

Prof. Dr. Mehmet Tekin, Doç Dr. Mehmet Önal ve Dr. Nan a Lee Peyami Safa hakkında birer doktora tezi vermişlerdir. Beşir Ayvazoğlu'nun yazar (Peyami Safa) hakkında Ötüken Yayınları'ndan çıkmış, biyografik bir eseri bulunmaktadır. Zülfikar Uğur Yıkan, 2004 yılında Gazi Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü bünyesinde "Peyami Safa'nın Server Bedi İmzalı Romanları" konulu Yüksek Lisans tezini hazırlamıştır. Yazar-çevirmen Sabri Kaliç 2011 yılında Peyami Safa'nın "Dokuzuncu Hariciye Koğuşu" romanını "Exterior Diseases - Ward: 9" adıyla İngilizceye çevirmiştir.

Ayrıca internet üzerinde Peyami Safa hakkındaki bilgilere ulaşabilceğiniz " www.peyamisafa.biz " şeklinde bir internet adresi mevcuttur.

Peyami Safa Kitapları - Eserleri

  • Dokuzuncu Hariciye Koğuşu
  • Fatih Harbiye
  • Yalnızız
  • Sözde Kızlar
  • Matmazel Noraliya'nın Koltuğu
  • Bir Tereddüdün Romanı

  • Cânân
  • Selma ve Gölgesi
  • Biz İnsanlar
  • Mahşer
  • Şimşek
  • Bir Akşamdı
  • Cingöz Recai - Esrarlı Köşk

  • Attila
  • Cumbadan Rumbaya
  • Cingöz Recai - Arsen Lüpen İstanbul'da
  • Cingöz Recai - Elmaslar İçinde
  • Cingöz Recai - Mişon'un Definesi
  • Eğitim - Gençlik - Üniversite
  • Cingöz Recai - Zeyrek Cinayeti

  • Cingöz Recai - Cingöz Kafeste
  • Cingöz Recai - Tiyatro Baskını
  • Cingöz Recai - Cingöz'ün Esrarı
  • Havaya Uçan At
  • Cingöz Recai - Sherlock Holmes İstanbul'da
  • Cingöz Recai - Şeytani Tuzak
  • Türk İnkılabına Bakışlar

  • Cingöz Recai - Kral Faruk'un Elmasları
  • Cingöz Recai - Kaybolan Adam
  • Cingöz Recai - Sultan Aziz'in Mücevherleri
  • Kadın, Aşk, Aile
  • Din, İnkılap, İrtica
  • Osmanlıca, Türkçe, Uydurmaca
  • Sosyalizm, Marksizm, Komünizm

  • İstanbul Hikayeleri
  • Cingöz Recai - Cingöz Recai'nin Harikulade Sergüzeştleri
  • Kartal Pençesinde
  • Amerika'da Bir Türk Çocuğu
  • Ah Minel Aşk
  • Deli Gönlüm
  • Kağıthane Faciası

  • Göztepe Soygunu
  • Cingöz Recai - Kibar Serseri
  • Sanat, Edebiyat, Tenkit
  • Cingöz Recai - Kral Faruk'un Elmasları 2
  • 20. Asır Avrupa ve Biz
  • Yazarlar, Sanatçılar, Meşhurlar
  • Sherlock Holmes'e Karşı Cingöz Recai

  • Son Şarkı
  • Cingöz Recai - Sağdan Üçüncü Söğüt
  • Cesur Çocuklar
  • Hikayeler
  • Kızıl Çocuğa Mektuplar
  • Cingöz Recai - Cingöz Recai'nin Harikalı Sergüzeştleri
  • Bir Varmış Bir Yokmuş

  • Gün Doğuyor
  • Nasyonalizm Sosyalizm Mistisizm
  • Polis Hafiyesi Kartal İhsan’ın Maceraları
  • Seçmeler
  • Tilki Leman'ın Harikulade Maceraları
  • Mistisizm
  • Cingöz Recai - Beyaz Cehennem

  • Doğu Batı Sentezi
  • Çekirge Zehra'nın Harikaları
  • Millet ve İnsan
  • Milli Mücadele'nin Üç Kahramanı 1
  • Korkuyorum
  • Küçük Alp'in Yıldızı
  • Kızlar ve Yıldızlar

  • Zıpçıktılar
  • Bir Akşamdı
  • Cingöz Recai - Madam Çiviciyan'ın Gerdanlığı
  • Kavga Yazıları
  • Milli Mücadele'nin Üç Kahramanı 2
  • Gençliğimiz
  • Deniz Kızı

  • İki Öksüz Arkadaş
  • Cingöz Merih’te
  • Zümrüdüanka Kuşu
  • Sosyalizm
  • Milli Mücadele'nin Üç Kahramanı 3
  • Ramazan Geceleri
  • Allo... Allo... Yetişiniz!

  • Edebi Akımlar ve Fikir Cereyanları
  • Karım ve Metresim
  • Mahutlar
  • Çılgın Akşamlar
  • Kavga Yazıları
  • Şeytana Uyanlar
  • İçimdeki Yangın

  • BİZ İNSANLAR
  • Paşa Kızı ile Köylü Çocuğu
  • Yürekli Çocuklar

Peyami Safa Alıntıları - Sözleri

  • Protoplazmadan insan şuuruna ve oradan da medeniyetlerin tarihine çıkınca önümüzde yığılan harikalar, Allah’a inanmayı bırakıp da tesadüf maymununa iman etmeyi maskara edecek bir zenginliğe varıyor. Hemen ilave edeyim: Allah’ın ispatı bu kadar kolay değil.Fakat,bu kadarcık bir düşünme bile, Allah’ın mevcut olmadığını ispat etmenin imkansız derecede zor olduğunu hissettirmeye kafi. Aziz okuyucular,bu dar sütundan daha fazlasını beklemezler sanırım. Şu kısa okuyucu mektubu göründüğü kadar ehemmiyetsiz değildir: “Koca Peyami, Şu Allah, Allahçı lafları senin ağzına yakışmıyor.Çünkü kafan işliyor ve mantığın sağlamdır. Yoksa sende de mi öte dünya korkuları başladı?..” İmza yerinde de şu cümle " Komünist filan değil.Sadece Allahsız:Sahir kafalı bir okuyucun” Diyen koca kafalı, dünyanın Eflatun'dan,Farabi'ye, İbn-i Sina'ya, Mevlana'ya,Newton'a,Hegel'e,Einstein'a,Bergson'a ve bugün hayatta bulunan doğulu, batılı meşhur ilim adamları ve filozoflara varıncaya kadar “Kafası işleyen” ve “Mantıkları sağlam” yüzbinlerce dahi ve mütefekkir Allah’a inanırlar. Kafası dalavereden başka bir şeye işlemeyen karaborsacılar,vurguncular,düzenbazlar ve çeşit çeşit günahkarlar arasında Allah’a inanmayanlar pek çoktur. Allah’ı körü körüne inkar etmek kolaydır ve çok kârlı görünür: İnsanı hesap vermekten,mes’uliyetten,vicdan azabından,ceza korkusundan kurtarır.Fakat Allah’ı metafizik felsefi ve ilmi delillerle inkâr etmek, ispat etmekten daha zordur.Allah fikri öyle bir güneştir ki,onsuz her izah karanlıkta kalır. Allahsız filozoflar bile hedefini şaşırmayan karanlık bir tabiat şuuruna inanmışlardır.Arada,bir kelime ve derece farkından başka bir şey kalmaz.Mahiyet aynıdır. Ben Allah’a öteki dünya düşüncesinden en uzak olduğum çocukluk çağımda inanmaya başladım.Bütün ömrüm bu inancımı kontrol etmekle geçti.Mizacım bakımından,inanmaktan ziyade şüphe etmeye meylim vardır.Boşuna inanmaktan ve boşuna şüphe etmekten çok sakınırım.Bence şüphe edilecek şeyden şüphe etmek,ahmaklıktır.Benim imanım şüpheye karşı adım adım kazanılmış bir dikkat,inceleme,tenkid ve bilgi zaferidir. Allah,kendisini kabul ettirmek için insana yeter derecede bilgi imkanı vermiştir.Fakat gizli bir varlığın (hele Allah’ın) yokluğunu isbat etmek için her şeyi bilmek lazımdır.Hiç kimse bu külli bilgiye sahip olduğunu iddia edemez.Allah’a inanmak değil,inanmamak insanın boyunu aşar.Unutma ki insanlar arasında Allah’a inanan dehalar ve büyük zekâlar pek çoktur,eşekler arasında hiç yoktur!” :) 22 Eylül 1958 Milliyet (Kavga Yazıları)
  • — Odur, o melun! Demek hâlâ yalının etrafında dolaşıyormuş! Ah, edepsiz, rezil... (Cingöz Recai - Mişon'un Definesi)
  • Hakikaten, insan sevdiklerinin kadrini yokluklarında anlıyor. (Sözde Kızlar)
  • Sherlock Holmes çok az konuşan, çok az gülen, daime düşünen ve tetkik eden bir adam olduğu malûmdu. (Cingöz Recai - Kaybolan Adam)
  • Bana evlenmekten bahsetme, hayatımda yangından, zelzeleden, fırtınadan, yıldırımdan, hastalıktan ziyade evlenmekten korkarım. (İstanbul Hikayeleri)
  • Biri size: "Niçin böyle düşünüyorsunuz?" diye sorsa verilecek hiçbir cevap bulamaz, fakat öyle düşünmekten de kendinizi alamazsınız. (Cingöz Recai - Arsen Lüpen İstanbul'da)

  • Tecrübe ile hasıl olmuş bir istikşaf, bir seziş hassam vardır. (Korkuyorum)
  • Devrimbazın inkılâptan ve medeniyetten hiçbir şey anlamadığı, 36 senedenberi bu mefhumları hiçbir derlitoplu eserle anlatmaya çalışmamasından bellidir. (Doğu Batı Sentezi)
  • Allahtan korkmayanların hükümettten, kanundan, nizamdan korkacaklarını sanmak boşunadır. Onların iblis zekası en belli ahlak suçunu bile kitaba uydurmasını bilir. (Kavga Yazıları)
  • Canın sıkıldıkça kitaplara sarıl. (Cingöz Recai - Cingöz'ün Esrarı)
  • Erkeklere galebe eden insan, kadınlara mağlûb olur. (Attila)
  • Anlaşılmayan ruhlara deli demek adettir, (Selma ve Gölgesi)
  • İki millet döğüşmezse, bu, onların seviştiğini değil, fakat birinin ötekini yeneceğinden emin olmadığını gösterir. (Nasyonalizm Sosyalizm Mistisizm)

  • "Zira, para kolay kazanılır ama hayat insana iki defa gelmez " (Cingöz Recai - Elmaslar İçinde)
  • “ Önü çirkin ve arkası güzel bir mahluk gibi yalan, başkasından bize doğru geldiği zaman iğrenç, bizden başkasına gittiği zaman sevimli bir şeydi. “ (Bir Akşamdı)
  • "İstanbul'da 'sosyete' dedikleri şeyin bir lâhana turşusu gibi karışık olduğunu bilmiyordu." (Mahşer)
  • Hakikati aramak günah değildir... (Cingöz Recai - Sultan Aziz'in Mücevherleri)
  • " Uykuyu taklit edelim.. " . (Attila)
  • İnsan yaptığını çeker, bunu bilesin.. (Yalnızız)
  • “Bir insanı tamamıyla tanımak için bazen asırlar bile yetişmez; kâfi derecede tanımak için bazen bir an bile yetişir.” (Bir Tereddüdün Romanı)

YORUMLAR

YORUM YAZ!

Yorum Ekle