Yargı Reformu

KÖŞE YAZISI
PAYLAŞ:
     Bugün size eşim Avukat Şeyhmus Miroğlu ile iki hukukçu olarak ortak düşüncelerimizi kaleme aldığımız bir yazıyla merhaba diyeceğiz.

     Bilindiği üzere son günlerde Ekonomi ve Hukuk alanında reform yapılacağı hususu en yetkili ağızlardan gündeme getirilmekte ve dillendirilmektedir.

    Ekonomi konusunda bizim fikir üretmemiz doğru olmayacaktır. Çünkü bize uzak bir konu olduğu kadar, konuya İlişkin yeterli teknik donanıma da ekonomistler sahiptir. Ancak birer hukukçu olarak Hukuk reformu ile yakından ilgili bireyleriz. Rahatlıkla fikir üretebilir ve düşüncelerimizi paylaşabiliriz.

     Öncelikle ülkemizde Hukuk reformuna ihtiyaç var mı? Bu soruya yanıt aramalıyız. Hukukumuz ve buna bağlı olarak yasalarımız çok mükemmel olmamakla birlikte çok yetersiz de değillerdir. Ancak, insan gelişimi ve sosyal hayatın yerinde saymayıp daima yeniliğe doğru seyretmesi düşünüldüğünde Hukuk normlarının da bu gelişimlere uydurulmasında yani reform yolu ile yenilenmesine ihtiyaç doğuracağı bir gerçektir.

    Peki Hukuk reformlarının içerik ve kapsamları ne olmalıdır ve bunlar nasıl tespit edilecektir? Gerçek şudur ki; Sırf önemli makamlar işgal ediyorlar diye kişileri toplayıp, reform konularını salt onlara tespit ettirmek yanlış ve yararsız bir sonuca götürecektir. Bu nedenle, Hukuk alanında deneyimli oldukları kadar aynı zamanda hukuk kültürü bakımından da donanımlı kişilerden teşkil edilecek bir kurulla, reformları yani değişiklik ve yenilikleri yapmak gerekmektedir.

   Hukuk bilgisi ve deneyimi konusunda kendimize güvendiğimiz halde Reformla değişmesi ve yenilenmesi gereken hususlardan sınırlı ve belli bazı konulardan bahsedeceğiz. Zira uçsuz bucaksız bir tarlada olduğumuzu unutmayalım.
Öncelikle Ceza Hukuku ve ceza yargılaması usulünde yer alan yargılamanın tutuklu-tutuksuz yapılması konusu ile başlamak isteriz.Mevcut yasalarımızda da yargılamanın tutuksuz yapılması esastır. Ancak istisnalar getirilmiştir. Suçun katalok suçlardan olması, kuvvetli suç şüphesi, suça ön görülen cezanın alt ve üst sınırı, kaçma şüphesinin varlığı ve delilleri etkileme ihtimali bu istisnaların en önemlileri olarak görülmekte ve tutuklama gerekçeleri genelde bu şekilde tutuklama kararlarında yer almaktadır.
Bu gerekçeler gerçek anlamda tutuklamaya yeterli kabul edilebilinir mi? Bizce hayır... Mesela katalok suç ne demektir. Kanunda bunlar sayılmıştır.
Örneğin adam öldürme suçu katalok suçlardandır.Var sayalım ki kişi adam öldürme suçlaması ile suçlanmaktadır. Ancak hakkında ciddi sayılabilecek hiçbir delil yokken katalok suçla suçlanmaktadır diyerek kişiyi tutuklarsanız, yok yere o kişiyi ve ailesini mağdur edersiniz.

   Kuvvetli suç şüphesinin varlığı deyimi,son derece muğlak,her yöne çekilebilecek bir mefhumdur.Bir taraftan şüpheden sanık yararlanır ilkesi ceza hukukumuzun en önemli ilkesi iken,içinde şüphe kelimesi yer alan bir gerekçe ile kişiyi tutuklamakta isabet var demek mümkün değildir.

     Kaçma şüphesi ise doğrusu zayıflık göstergesi bir neden ve gerekçe olarak karşımıza çıkmakta.Yani hakime deniliyor ki,ileride ceza alırsa bu cezasını infaz ettirememe durumu ile karşı karşıya kalabiliriz.Onun için her ihtimale karşı kişiyi tutukla ki ceza alırsa infazı kesin mümkün olabilsin.

    Bu şıkka benzer bir şıkta,delilleri etkilemesini önlemeye yönelik tutuklama şeklidir.Burada da deniliyorki,eğer suçlanan kişiyi tutuklamazsan soruşturmada C.savcısının toplayacağı delilleri,kovuşturmada ise hakim yada hakimler heyetinin toplayacağı delilleri lehine olarak etkileyecektir.Yani devletin diğer organları önlem alamazlar demeye getirilmektedir.

   Sonuçta bu konuda yazacak çok şey var.Ancak kısaca örneklendirme yapmak istediğimiz husus hakimin takdir yetkisini tamamen ortadan kaldırmamak koşulu ile tutuklu yargılama şartlarının mümkün olduğunca zorlaştırılmasına yönelik reform yapmanın gerektiğini düşünmekteyiz.

   Peki,tüm bu yenilik düzenlemesi nasıl yapılabilinecektir.Yukarıda da izaha çalıştığımız üzere,bunun yönteminin oluşturulacak bilim kurulunca yapılması gerekir.Ancak özellikle yapılacak değişikliklerde Hakimin Devletin diğer organlarına güvenmesini ve “ben kişiyi tutuklamazsam ileride ceza alması durumunda devletim bu cezayı infaz edemez” şeklindeki düşüncesinin oluşmasını ortadan kaldırmak gerekmektedir.

   Değinmek istediğimiz bir konu da,Anayasa Mahkemesinin kararlarının bağlayıcılığı konusuna ilişkindir.Buna ilişkin yapılacak düzenlemede bu kural baki kalmalı ve Anayasa mahkemesinin kararı ne meclise nede herhangi ceza,hukuk ve idari bir mahkemeye gelmesine gerek görülmeden resen uygulanması sağlanmalıdır.

    Diğer bir husus da,Yargıtayın gerek hukuk daireleri gerekse ceza dairelerinde,dava dosyalarının yıllarca beklemesi vakası önlenmelidir.Kuruluşundan bugüne Yargıtay ceza dairelerinden 1-Ceza dairesi adam öldürme ve yaralama davalarına tek daire olarak bakmaktadır.Tutuklu kişilere ait dosyalar bile iki yılı aşkın sürelerle dairede bekletilmektedir.Diğer dairelerde de durum çok farklı değildir.Hukuk dairelerinde beş yıl bekleyen dosyaların varlığına şahit olmaktayız.Bu konuda bizim gibi çok hukukçunun ve ilgilinin yakınmaları söz konusudur.Bizce Yargıtaya seçilen tetkik hakimlerinin seçilme şeklinede eleştiri getirmek durumundayız.Şöyle ki;daha önce ceza ve hukuk dairelerine,uzun süre hakimlik ve savcılık yapan deneyimli kişiler seçilirken,günümüz de stajdan dairelere atama yapılabilmektedir.İş yoğunluğu nedeni ile Başkan ve üyelerin Yardımcısı konumunda ki tetkik hakimlerinin eski sistemde ki gibi deneyimli kişilerden seçilmesinde yarar olduğunu düşünmekteyiz.

   Değerli okurlar,Reform elbette olumlu olacaktır.Tabiidir ki gerekli konularda ve bilimsel verilere dayalı olarak yapılması halinde.Ancak Adalet Bakanımızın “Adalet gerçekleşsin,isterse kıyamet kopsun” söylem ve temennisine ulaşmamız için reformlar yetmez.Normları ne kadar güncelleştirirseniz güncelleştirin,uygulayacak olanlar insanlardır.Yani özellikle hakimlerdir.Hakimleri hiçbir makam,kurum ve düşünceye hesap vermeye,etkileri altında kalmaya mahkum etmemek şarttır.Hakimlerimize vicdani kanaati ile başbaşa özgürce karar verebileceği uygun şartların sağlanması halinde reform yapılmasa bile adil kararlara,dolayısı ile gerçek adalete ulaşmamız mümkün olacaktır.

Av.Şeyhmus Miroğlu/Av.Gürsel Ekmen Miroğlu

Gürsel Ekmen Miroğlu

1960 Doğumluyum, İlk ve orta öğrenimimi tamamladıktan sonra evlilik nedeni ile uzun bir süre öğrenimime ara verdim. Dışarıdan katıldığım sınavlarla Mardin Lisesini tamamladım. İki yıl Uluslar arası Hu

YORUMLAR

İlk yorumu yapan siz olun!

Yorum Ekle