Yarım Kalan Bir Hayat: Belaliz Şahin / DERBESİYE -1

Belaliz Şahin hikayesinin yazı serisinin birinci bölümü...

Adı Belaliz! Ama ben Bela diyorum!

Bela, Türkçe öğrenmek için Halk Eğitim Merkezine müracaat eden ve artık sayıları neredeyse yüzleri bulan Suriyeli kardeşlerimizden bir tanesi. Henüz 18 yaşında bir genç kız ama çocukluktan gençliğe tam anlamıyla geçememiş gibi. Anlayacağınız, o hala bir çocuk.

Suriyeli kardeşlerimize Türkçe’yi öğretmeye çalışırken, ülkelerinde yaşadıkları olumsuzluklar nedeniyle içlerinde barındırdıkları sıkıntılı ruh hallerini bir nebze olsun dağıtmak istiyorum. İşte bu amaçla, kullandığım ders işleme yöntemini espriler üzerine kuruyorum hep. Bela, sınıfıma geldiği ilk günden ve hatta ilk saatten itibaren kullandığım bu yönteme çarçabuk uyum sağlarken beni şaşırtmıştı. Geçen günler içerisinde Türkçeyi büyük bir hızla öğrenen Bela, tüm sevecenliğini zekâsıyla yoğurarak derse kattı. İtiraf etmeliyim ki kimi zamanlarda Bela’nın babasını kıskandım. Benim de üç evladım var ve konu evlat sevgisi olunca kız olsun erkek olsun fark etmez belki ama bu kıskançlığımın temelinde kız evladımın olmayışı vardı belki. Bu zamana kadar etkili bir şekilde hissetmediğim kız evlat özlemini bana yaşatan bu sevimli çocuğun gözyaşlarına tanık oldum bir gün. O gün ailemi sormuştu öğrencilerim. Üç oğlum olduğunu söylemiş ve mesleklerini sıralamıştım. En küçüğümün çiçeği burnunda bir eczacı olduğunu söylediğim anda...

Ağlayarak dışarı çıktı Bela!

Kendimi sorguladım bir an.

Yanlış bir şey mi söyledim acaba diye.

Bir anlık şaşkınlığımın ardından ben de dışarı çıktım.

Bela ağlıyordu…

Ne oldu kızım sorularına aldığım ilk cevaplar “hiç”ten öteye gitmedi. Yüzünü yıkamasını sağladım önce. Ardından geldiğimiz sınıf ortamında dinledim onu. Meğerse küçük oğlumun mesleği olan eczacılığı duyduğunda kabaran duyguları ıslatmış gözlerini. Zira kendisi de eczacılık fakültesine kayıt yaptırmış ama ülkesindeki savaş nedeniyle okuma olanağını bulamamış. Eczacılığı duyduğu anda da…

Beni de çok üzen bu duruma kayıtsız kalmayarak burada okuyabilme olasılığını araştırdım. Araştırmalarım neticesinde Suriye’de bırakmak zorunda kaldığı okuluna burada da devam edebileceğini öğrendim. Ona bu bilgiyi verdiğimde dünyaları vermişim gibi bir sevinç moduna giriverdi. Verdiğim bilgilerin ışığında harekete geçen ailesi, Mersin Üniversitesi’nde yer buldu Bela’ya. Sınıfımızın sevimli Bela’sı, bizlerden ayrılma hüznüne galip gelen bir sevinçle umutlarına çekip gitti sonunda.

Aylardan sonra bizleri ziyarete geldi Bela’mız. Bu ziyaretinde sordum ona başından geçenleri! Önce Arap alfabesiyle evde yazıp getirdi. Sonra yazdıklarını anlatması için sözü ona bıraktım;

Benim adım Belaliz. 1996 yılında Suriye’nin Derbesiye kasabasında doğdum. Üçü kız ikisi erkek toplam beşkardeşiz ve ben kardeşlerin en büyüğüyüm. Babam, kendisine ait olan bir ekmek fırını işletiyordu. Annem ise terzilik yaparak aile bütçesine katkıda bulunuyordu. Küçücük bahçesiyle beraber tek katlı evimizde mütevazı bir hayatımız vardı ve şirin mi şirin kasabamızdaki bu hayatı yaşarken de çok mutluyduk hani.

İlkokula başladığım yıldan beri annemin üzerimdeki dikkatinden hiç mi hiç kurtulamadım ki hala da öyle. Babamın da duyarlılığı var elbette ki ama onun bu duyarlılığını kendi üzerimde bir baskıymış gibi algılamadım hiç. Annemin göz hapsi, ilkokulun dördüncü sınıfındayken gevşedi biraz. Bu gevşemeye de, o yıl yanı başımıza taşınan komşumuz neden oldu hani. Yaz tatilinin başlamasıyla beraber gelen bu yeni komşumuzun Dilman, Dünya ve Diyar adlarında üç kızı vardı. Kızların ortancası olan Dünya benim yaşıtımdı. Annelerinin adı Kessume’ydi ve yanı başımıza taşındıkları günden itibaren annem ile Kessume teyze çok iyi anlaşan iki dost olmuşlardı. Normalde arkadaşlarıma gitmeme izin vermeyen annem, Kessume teyzelere gitmeme müsaade ediyordu. Küçükten büyüğe ailece birbirimizi çok sevmiştik. Ben de Dünya ile çok iyi anlaşıyor ve en çok da onunla oynuyordum. Hatta bir gün iğneyle kanattığımız başparmaklarımızı üst üste koyarak akan kanlarımızı birbirine karıştırdık. Böylece kan kardeşi olduk anlayacağınız. Kan kardeş olduğum Dünya ile oynadığımız oyunların eşliğinde harcadığımız zaman, yaz aylarının nasıl geçip gittiğini fark ettirmeyecek bir güzellikteydi.

Okulların açılmasıyla beraber okulumuza nakledilen Dünya, benim sınıfıma verilince duyduğum mutluluk, küçücük yüreğime sığmayacak kadar büyük olmuştu. Kan kardeşimle sınıf arkadaşı olmuştum artık. Okula başladığımız ilk gün, Dünya’yı en samimi olduğum diğer arkadaşlarımla tanıştırdım. Adları Solin, Jiyan ve Gülçin olan bu üç arkadaşımla beraber Dünya’yı aramıza aldık ve artık hiç ayrılmayacak beş kişilik bir gurup olduk.

Diğer arkadaşlarıma çarçabuk uyum sağladı Dünya. Dünya ile beraber oluşturduğumuz bu arkadaş gurubunda yediğimiz içtiğimiz ayrı gitmiyordu. Ve hatta kıyafetlerimizin bile aynı olması için her türlü çabayı sarf ediyorduk. Ama bu arkadaşlarımın içinde Dünya’nın yeri apayrıydı. Dünya, kan kardeşimdi sonuçta.

Beş kişilik gurubumuz ortaokuldayken dörde düştü. Solin, ortaokul yıllarında bizden ayrıldı ama lise yıllarında tekrar guruba döndü hani. Birbirimize bağlılığımız lise yıllarında daha da güçlenmişti ancak konu okul sınavlarındaki başarı olunca da birbirimizi açık açık kıskanıyorduk hani.

Lisenin ikinci sınıfındayken Dera’da başlayan olaylar, bizleri hiç mi hiç ilgilendirmemişti. Biz, arkadaşlığımıza, okulumuza ve sınavlarımıza bakıyorduk. Ülkede neler olup bittiğinin farkında bile değildik. Lisenin son sınıfına geldiğimizde de hayatımız eskisinden farklı değildi. Dera’da başlayıp gelişen olayların bizlere hissettirdiği tek değişiklik, sık sık boy gösteren elektrik kesintilerinden ibaretti. Ama ailem bu sıkıntının çözümünü bulmuştu. Eve alınan bir jeneratör ile aydınlanmayı sağlamıştık. Jeneratör elektriğiyle aydınlanan odamda, Dünya ile beraber ders çalışarak lisenin sonuna gelmiştim. Üniversiteye ve dahası istediğimiz bölüme yerleşebilmemizdeki en büyük etken lisedeki derslerimizden alacağımız puanlardı. Bunu çok iyi bilmemiz nedeniyle son yıldaki çalışmalarımıza müthiş bir hız vermiştik. İşte bu yoğun çalışmayla bitirdik liseyi.

Lisenin bitimiyle beraber belli olan puanlarımıza göre okumak istediğimiz üniversite ve bölümleri yine beş arkadaş beraberce tercih ettik. Hepimizin hayali, aynı bölümler olmasa bile aynı üniversiteye yerleşmekti ve en çok arzuladığımız üniversite de Şam Üniversitesiydi.

Tercih işlemlerimizi takiben geçen bir haftanın sonunda açıklandı sonuçlar. Büyük bir heyecanla odamdaki bilgisayarın karşısına geçtik hep beraber yine. Sonuçlarımızı internetten alacaktık. Tüm ebeveynlerimizle beraber, internette açıklanan sonuçları görmek için pür dikkat bilgisayara bakıyorduk. Bir tıkla sonuçlar ekrana geldi.

Belaliz Şahin hikayesinin yazı serisi devam edececek...

loading...

YORUMLAR

YORUM YAZ!

Yorum Ekle