Yarım Kalan Bir Hayat: Belaliz Şahin / DERBESİYE -10

Belaliz Şahin hikayesinin yazı serisinin onuncu bölümü...

Bir nebze olsun dindirdiğim fırtına, yeniden kopmuştu içimde. Bir anda patlayan göz pınarımdan akan yaşları tutamadan dışarıya çıktım. Bu ani refleksime anlam veremeyen öğretmenim, hemen peşimden geldi.

Üzüntüyle ne olduğunu sordu. Yanlış bir şey söylediğini düşünmüştü herhalde. Hâkim olamadığım hıçkırıklarım, ona cevap vermeme engel olmuştu. Yine onun refakatiyle elimi yüzümü yıkadıktan sonra sınıfa döndük. Öğretmenimin merakını giderecek olan açıklamayı sınıfta yaptım. Eczacılık kelimesi geçtiği için duygulandığımı ve başlamadan bitirmek zorunda kaldığım okulum için ağladığımı söyleyerek bitirdim izahatımı. Bu durumumu dinledikten sonra telefona sarılan öğretmenim, Eskişehir’deki Anadolu Üniversitesi’nden bir tanıdığını arayarak benim durumumda olanlara uygulanabilecek bir yöntemin olup olmadığını sordu. Kısa bir süre sonra gelen cevapta, okuluma Türkiye’de de devam edebileceğimin bilgisi vardı. İşte o anda duyduğum sevinç, kuş gibi hafifletmişti beni. Kanadım olsa uçabilirdim herhalde.

Hüzün ve sevinç! Bu iki zıt duyguyu aynı saat içinde yaşamıştım ve işin güzel tarafı bu hislerin sonuncusu sevinçti. Yine öğretmenimin girişimleriyle gelen bilgiler, Mersin Üniversitesi Eczacılık Fakültesi’ne müracaat edebileceğimi söylüyordu. Bu bilgi yabana atılacak bir bilgi değildi ve ailemin yardımıyla tamamlanan hazırlıkların ardından Mersin’e giderek üniversiteye adımı yazdırdım. Üniversitenin yönlendirmesiyle Türkçe öğrenme merkezi’nde (TÖMER) derslere başladım. İçerik olarak Kızıltepe Halk Eğitim Merkezin’de gördüğüm eğitimden farklı olmayan bir eğitim döneminin ardından Kızıltepe’ye döndüm. Şimdilik okulların açılmasını bekliyorum ve bu bekleyişle beraber ülkemde olup bitenlere kulak kabartmakla meşgulüm diyebilirim.

İstediğim her şeyi elde etsem bile günün birinde ülkeme döneceğim elbette ki. Bu arzumun en kısa sürede gerçekleşmesi umuduyla hoşça kalın.

YORUMLAR

YORUM YAZ!

Yorum Ekle