Yarım Kalan Bir Hayat: Belaliz Şahin / DERBESİYE -6

Belaliz Şahin hikayesinin yazı serisinin altıncı bölümü...

Eve girdiğim anda tamamı ağlayan kalabalığın içinde bulunan Kessume Teyze ile göz göze geldim. İşte tam o anda yere yığılıverdi Kessume Teyze…
Ne oluyordu?
İçeri girdiğim ve Kessume Teyze’nin bayıldığı anla beraber bir yay misali gerilmiş olan kalabalığın içinden ok gibi fırlayan annem, çılgınca kucakladı beni. İşte o anda içerdekilerin fısıltılarını duydum.
“Demek ki ölen Dünya’ymış!” diyorlardı.
Bu fısıltıyı duyduğum anda karardı gözlerim ve tıpkı Dünya’nın annesi Kessume Teyze gibi geçirdiğim baygınlıkla annemin beni saran kolları arasından usulca kayarak yere yığıldım.
Yaklaşık olarak yarım saatlik bir baygınlığın ardından açılan gözlerim, büyük yağmurların ardından patlak veren bir su kaynağı gibi patlayıverdiler. Gözlerimin pınarından akan bu nehrin hazin coşkusu, önüne gelen her şeyi silip süpüren bir sele dönüşmüş gibiydi. Baktığım hiçbir şeyi görmüyordum. Etrafımdaki kalabalığın sesleriyle oluşan uğultunun tırmaladığı kulaklarımdan yüreğime inen tırmıklar, göz pınarımı daha da çok hırçınlaştırıyordu. Her yer kapkaranlıktı sanki. Yüreğimin derinliklerinden gelen hıçkırıklara hâkim olamadan etrafımdaki karanlığın içinde boğuluyordum.
İnanmıyordum!
İnanmak istemiyordum!
Ruhum tarumar olmuştu.
Ölüm acısı ile yaşam sevincinin bir anda tepe taklak olduğu bu odada görünerek annemin korkunç acısını çılgın bir sevince dönüştürmüş, ama annemin bir iki saat çektiği acıyı bir ömür boyu yaşanmak üzere Kessume Teyze’nin yüreğine saplamıştım. Annemi sevince boğduğum denizin içinde, Kessume Teyze’nin boğulduğu karanlık bir okyanus yaratmış gibiydim.
Suçluydum!
Kessume Teyze’nin çektiği acı, Dünya’nın öldüğünü anlamasından değil, benim dirilmiş gibi karşısına dikilmemden kaynaklanmıştı sanki. Kan kardeşimi sonsuza kadar kaybetmenin yüreğimde açtığı yara yakıyordu zaten ama hayatta olduğumu gördüğü anda yüreği dağlanan Kessume Teyze’nin çığlıklarıyla tırmalanan bu yara daha da kanıyor ve daha da acıtıyordu beni.
Yüreğime çöken karanlığın içinde kaybolan gözlerimin ıslak ve bom boş bakışları arasında geçen saatler, beni kendime getirememişti. Gecenin on ikisinde çalan sirenle irkildim. Dışarı attım kendimi. Sirenin sahibi olan bir ambulans, Dünya’nın cenazesini getirmişti. Babam beni yakaladığı gibi evimizin içine götürdü. Babama karşı gösterdiğim direnç işe yaramadı. Cenazeyi görmemi istemiyordu. Babama yakalanıp yaka paça evin içine sokulan sadece ben değildim. Şam hayallerini beraberce kurduğumuz diğer arkadaşlarım da babamın hışmından nasiplerini almışlardı. Dördümüzü evin içine hapsedip dış kapıya kilidi vurmuştu babam. Bizler, bulunduğumuz odanın içinde puskun puskun ağlaşırken Dünya’nın cenaze merasimi yapılıyordu. Dini vecibelerin tamamlanmasından sonra mezarlığa doğru başlayan hareketle beraber dış kapıyı açan babam, cenazeye eşlik etmemize izin verdi.
Dünya’mızı göremeden toprağa verdiler.
Mezarlıktaki kalabalık dağıldı sonra. Dünya karanlıktan çok korkardı. Derbesiye ile birlikte yüreklerimizi dahi karartan bu karanlık gecede Dünya’yı yalnız bırakamazdık. Annem ve babamın iznini alarak mezarlıkta kaldım. Kessume Teyze ve tüm arkadaşlarımla beraber saat 3,5’a kadar Dünya’nın mezarı başında durup onunla sohbet ettik aklımızca. Şafak vaktiyle beraber evlerimize döndük ve güneşin hazin doğuşunu uyumadan karşıladık. Hem nasıl uyuyabilirdik ki. Güneş hiçbir yeri aydınlatamadı o gün. Dünyasız bir güneş, güneş olamamıştı işte.
Yaklaşık bir hafta boyunca su ve uyku haplarının dışında hiçbir şey almamıştım ağzıma. Her yanımla perişan bir durumdaydım. Hayatın devam ettiğini söylüyordu ailem. Evet! Hayat devam ediyordu ama yüreğimde yarattığı kesintiyle sekteye uğramıştı ve devam etse bile kör-topaldı artık.
Dünyanın defninden iki gün sonrasında Derbesiye’nin ilkokullarında okuyan ve yaşları 8 ile 13 arasında değişen çocukların oluşturduğu kalabalık sokaklara dökülmüştü. İnsani duygularla bezenmiş sloganlar, bu minik ağızlardan yükselerek sokakların duvarlarından taşıyor ve inceden inceye büyüklerin kulaklarından girip yüreklerini iğneliyordu.

Belaliz Şahin hikayesinin yazı serisi devam edececek...

YORUMLAR

YORUM YAZ!

Yorum Ekle