Yarım Kalan Bir Hayat: Hılat Talas / HALEP -1

Görünümü 15 yaşındaymış gibi duruyor ama tam 28 yaşında. Halep Üniversitesi’nin bankacılık ve finans bölümünden mezun olduktan sonra yine Halep’teki bir fabrikanın muhasebe bölümünde dört yıl çalışmış olan bir genç kız. Çocuksu bir yüzü var. Zaten ona hitap ederken ismini pek kullanmıyorum.

Çocuk diyorum. Çocuk, Rakka kentinde doğmuş ve bana göre hala da bitmemiş olan çocukluğunun bir bölümünü bu kentte geçirmiş. Onu ilk tanıdığım zamanlarda, ülkesinde olan bitenin bütün sorumluluğunu üzerinde hisseden ve bu hissin verdiği ağırlığın altında ezildikçe ezilen bir ruh halinde gibiydi. Bu ağırlığı besbelli ki taşıyamayan ruhundan gözlerine yansıyan buğuların içinde de bir karman çormanlık vardı. Ülkesinde yaşadığı bu karmaşayı kendisiyle beraber buralara kadar taşımıştı sanki.

Ve yaşamış olduğu tüm olumsuzluklara rağmen geri dönmeyi düşünüyordu. Durumların düzeleceğini beklemek uzun zaman alabilirdi ve bu zamana tahammül edebilecek gücün kendisinde olmadığını her halinden belli ediyordu.

İşte bu ruh haliyle tanıdığım Çocuk, şimdilerde ise bu karmaşadan bir nebze sıyrılmış, aklının kaldığı ülkesini ve ülkesine geri dönüşünü daha makul bir şekilde düşünüyor.

Hayata yolculuğunu anlatırken yaşadıklarını hatırlayan ve zaman zaman geldiği günlere yüklü duygularla dönen Çocuk’a bırakıyorum sözü:

Suriye’de çok doğal bir hayatımız vardı. Farklı din, farklı mezhep, farklı dil ya da farklı milletlere olan mensubiyet, halk nezdinde herhangi bir probleme davetiye çıkarmıyordu. Kardeşçe yaşanan bir hayat vardı. Ve bu güzelim hayat, maalesef ki Dera olaylarının başlamasıyla son buldu.

Dera’da başlayıp ülke geneline yayılan olayların istenmeyen boyutlara ulaşmasıyla beraber herkesin yüreğine bir korku inmişti. Yüreklerdeki bu korku, insanların gözlerinden dışarıya yansıyor ve hiç kimse bu kötü duyguyu saklayamıyordu.


Başlangıçta Dera’dan Humus’a sıçrayan olaylara karşın, yaşamakta olduğumuz Halep’te hayat normal seyrinde devam ediyordu. Ancak endişe ve korku, herkese hâkimiyet kurmuştu. Ateş, Dera ve Humus’tan sonra yavaş yavaş diğer bölgelere de sıçrıyordu. Herkesin yüreğinden diline yansıyan dualarda Allah’tan dilenen tek şey, yaşanan bu arbedenin Halep’e ulaşmadan bitmesiydi.


İnsanlar bu dualarla avunurken bir anda, top, tüfek, tank, bomba, roketatar gibi ilk kez tanıştığımız silahlardan kusan ateşin altında kaldı Halep… O güzelim kentin bir anda hayalet şehre dönüşüne tanıklık etmenin acısını hisseden bir yığın Halepli, şehir dışına kaçmaya başladı. Kaçma olanağından yoksun olanlar ise evlerinin bodrumlarına sığınıyor ve çaresizce bekliyorlardı. Halep’i de tamamen sarmalayan ateşin şiddeti her geçen gün daha da büyüyordu. Bu arada bütün devlet dairelerinin kapandığı ve bu dairelerde çalışan memurlardan bir bölümünün de tutuklandığı haberleri duyulur olmuştu.

Hılat Talas hikayesinin yazı serisi devam edecek....

YORUMLAR

YORUM YAZ!

Yorum Ekle