Yarım Kalan Bir Hayat: Raşa Hawari / Şam - 11

Raşa Hawari hikayesinin yazı serisinin onbirinci bölümü...

Lanet ettiğim bir bombayla yıkılan asıl evimizi hatırladım!

Giyeceklerimizin dışında hiçbir eşyamız yoktu. Biraz kendi birikimlerimiz ve biraz da aldığımız yardımlar sayesinde oturacağımız yeri eve benzetmeye çalıştık ama bu çabaları harcarken yıkılıp giden evimizden hayalimize gelenler, gözümüzden de akıp gidiyordu.

Yolculuğunu tamamladığımız hayat devam ediyordu. Önce erkek kardeşime bir iş bulundu. O da daha çok küçüktü ama çalışmak zorundaydı. Benim de çalışmam lazımdı. Uzun sürmedi iş bulmam. Annemin kuzenleri sayılan bir ailenin Mardin’de gelinlik mağazası vardı. Beni yanlarına aldılar. Bana adeta annelik babalık yaptılar ki hala da onlara anne ve baba diye hitap ediyorum.

(Raşa’nın anne baba diye hitap ettiği kişiler, eşim ve bendim. Onun bu sözlerini duyduğumda hissettiğim duygulara nasıl bir anlam yükleyeceğimi bilemedim doğrusu.)

İlk geldiğim sıralarda sevmekte zorlandığım bu memlekete yavaş yavaş alışıp sevmeye başlamamla beraber ailece aldığımız bir kararla yol göründü yine bizlere. Şam’a dönüyoruz tekrar. Şam’ın güvenli olan orta yerinde amcama ait olan bir eve yerleşeceğiz. Belki savaşın ortasına geri döneceğiz ama başka çaremiz yok artık.

Burada geçirdiğimiz zaman içerisinde yerli halkın da epey yardımlarını gördük. Çalıştığım iş yeri ise evim gibi.

Şimdi de iş yerimden ayrılacak olmanın hüznünü yaşıyorum. Burada tanıdığım herkesi memleketimde ağırlayabileceğim günlerin ümidiyle,

Hoşça kal anne!

Hoşça kal baba!

Hoşça kal Türkiye!

loading...

YORUMLAR

YORUM YAZ!

Yorum Ekle