Yarım Kalan Bir Hayat: Remzi Şami /ŞAM -7

Remzi Şami hikayesinin yazı serisinin yedinci bölümü...

Ama öyle olmadı!

Geldiğimiz yoldan geri çevrildik.

Aynı yolu ve ama bu kez geriye doğru yürüyerek tekrar Suriye’ye topraklarına döndük. Kendi ülkemizin topraklarındaki karanlıkta ilerlerken bizlere ışık tutan bir şahıs çıktı ortaya. Bizleri yanına çağıran bu adama doğru ilerlemeye başladık çaresizce. Başımızdan geçenleri anlattığımız bu şahıs, belli bir para karşılığında bizlere yardımcı olabileceğini söyledi. Çaresizdik ve şahsın teklifini kabul etmekten başka yapabileceğimiz bir şey de yoktu zaten. İstediği parayı ödediğimiz bu şahsın talimatıyla gecenin 3’ünü bekledik bu kez. Zamanın dolmasıyla beraber tekrar karşıya geçtik ama bir kez daha yakalandık. Yakalandığımız o anlarda küçük oğlum, olan bitenden çok korkmuştu. Korku dolu gözlerle tekrar ede ede;
“Baba bizi öldürecekler mi?” diyordu.

Küçücük oğlumun bu sorusuna buruk bir yürekle cevap verdim ve “Hayır oğlum, bunlar Beşer’in askeri değil, bunlar bizi öldürmez.” diyerek rahatlattım evladımı.

Şafak sökmek üzereydi. Bizi alıkoyan askerlere durumumuzu anlatmak için müthiş bir çabanın içerisine girdim. Oğlumun kopmuş olan ayağını gösteriyor ve Esed’in zulmünden kaçtığımı ifade etmeye çalışıyordum ama sonuç nafileydi.

Askerlerin bizlere verdiği son cevap;

“Yallah Suriye!” oldu.

Nafileyle sonuçlanan çabalarımın ardından “Yallah Suriye!” istikameti ile tekrar geri döndük.
Çocuklarımla beraber hayat yolculuğuna çıkacağıma karar verdiğim sıralarda, bu yolculuğu çok daha önceleri tamamlamış olan kardeşimle konuşmuş ve bu yolculuk hakkında bilgi almıştım. Ancak kardeşimden aldığım bilgilerle yaşadıklarımız çok farklı olmuştu. Kardeşim de ailesiyle beraber aynı şekilde Türkiye’ye geçerken yakalanmış. Önce yemek verilmiş onlara. Ardından, kardeşimin Türk vatandaşı olan bir arkadaşı telefonla aranmış. İşte bu arkadaş, kardeşimin bulunduğu yere gelip kefil olmuş onlara ve beraberce çıkıp gitmişler. Ben de bu tarz bir davranış bekliyordum ama maalesef ki yakalandığım iki noktada da “Yallah Suriye!” manzarasıyla karşı karşıya kaldım.

Kaçtığımız topraklara ikinci kez dönmek zorunda kaldık. İlk rehberimizi bularak evine gittik. Sabah saatlerindeydik ama hududun git gelleriyle geçirdiğimiz gecenin ardından bedenlerimizi esir alan yorgunluğa direnemeden uyuduk. Öğle saatleriyle beraber tamamladığımız uykunun ardından yine rehberimizin evinde kurulan sofraya, öğle yemeği niyetine oturduk. Yemeğinin ardından tekrarladığımız hazırlıklarımızla akşama vardık. Akşamın karanlık çarşafı dünyayı örttükten sonra harekete geçtik yine. Bindiğimiz bir araçla hiç bilmediğimiz bir sınır noktasına götürüldük. Rehberimizin gösterdiği istikametle tarlaların içinden başlayan yürüyüşümüz, bir saat kadar sürdü. Gerek benim ve gerekse çocuklarım için çok zorlu bir yürüyüştü bu ama başka seçeneğimiz de yoktu. Korku ve zorlukla geçen bu gece yürüyüşünün ardından, Türkiye tarafındaki asfalt yola ulaştık. Geldiğimiz noktanın yakınında bir kamyoncu lokantası vardı. Lokantanın ışıkları, karanlığın içindeki istikametimizi belirlemişti. Kısa bir süre sonra o lokantadaydık. Buradan 150 dolar karşılığında kiraladığım araçla Nusaybin’e geldik. Telefonla ulaştığım kardeşimin şoföre yaptığı tarif üzerine eve geldiğimizde saat gecenin 12’siydi.

Türkiye’deki hayatımız, 6 Mayıs 2014 günü ve gecenin 12’sinde geldiğimiz kardeşimin Nusaybin’deki evinde başlamış oldu böylece. Kardeşimle giderdiğimiz hasretin ardından, bizler için hazırlanan yataklarımıza girdiğimiz anda uyuyuverdik. Ve öylesine bir uykuya daldık ki anlatamam. Ciğerlerimize hayatı doldurarak geçirdiğimiz bu gecenin bitiminde, tam anlamıyla huzur dolu bir sabaha uyandık. Uzun zamandan beri korku duymadan uyuduğumuz bu ilk gecenin sabahında doğan güneşi seyrettim uzun uzun…

Güneşin gülücüklerini gördüm ilk kez!

Bana ve çocuklarıma gülüyor gibiydi!

Isı ve ışık değil, hayatı saçıyordu bedenlerimize!

Hayata hoş geldiniz diyordu sanki!

Hoş geldiniz diyordu Güneş!

Güneşin gülücükleriyle başladığım bu gündeki ilk işimi, çocuklarımın eğitimini nasıl halletmem gerektiği ile ilgili girişimlerle doldurdum. Takip eden günlerde de bu girişimlerimi ulaşabildiğim her yerde sürdürdüm ama maalesef ki olumlu bir sonuca ulaşmadım. Bu arada iş ve ev arayışlarım da oldu tabi ki ama ne bana göre iş ne de oturabileceğimiz bir ev olmadı.

Sonuç olarak Nusaybin, hayatımızı idame edebilmemiz için gerekli olan koşulları vermedi bana. Arayışlarımı Nusaybin’in dışına taşımak zorunda kaldım tabi ki. Suriye’den tanıdığım bir dostum vardı. Kızıltepe’de yaşıyordu. Burada gelinlik dikim işini yapıyordu.
Aradım onu.

Birkaç gün sonra Nusaybin’e geldi. Hem beni görmek hem de diktiği gelinlikleri satmak için…
Kucaklaşıp giderdiğimiz hasretin ardından başlayan sohbetimizde, çocuklarıma kendi dükkânında iş verebileceğini söyledi. Çaresizliğimin içinden çıkan bu çareyi göz ardı etmeyerek onunla beraber Kızıltepe’ye geldim. Kızıltepe’de ev aramaya başladım ama bulamadım tabi ki. Anlaşılan o ki burada Suriyelilere ev vermiyorlardı ya da ben bulamamıştım işte. Mecburen Nusaybin’e geri döndüm. Geçen bir haftanın ardından Kızıltepe’de ev bulduğunun haberini verdi bana gelinlikçi dostum. Kendisinden ve de kardeşimden temin ettiğim bir kısım eşyayla birlikte tutulan eve yerleşme işini hiç uzatmadım. Çocuklarım, gelinlikçi dükkânında çırak olarak çalışmaya başladılar. Bana da iş lazımdı ve yapabileceğim bir iş için arayışa başladım. İş yoktu. Kendi mesleğim olan avukatlığı burada icra etmeme de hiçbir imkân yoktu zaten. Ağır iş yapabilecek yaşı da çoktan geçmiştim. Bu arayışlarımı gören dostum, bana kendi yanında iş vermek istiyordu ama bunu bana söylemeye utanıyordu. Sonuç olarak kendim iş istedim ondan. Ve sonuçta protez ayakla yaşamını sürdüren oğlumla beraber çalışmaya başladık. İş problemimiz hallolmuştu artık.

Burada geçirdiğimiz zaman içerisinde gördüğümüz ve yaşadıklarımız adına memnuniyetlerimiz de sıkıntılarımız da oldu elbet. Mesela oğlumun protez ayağı için ilgili makamlar nezdinde yaptığım girişimlerin hiç birinden olumlu bir sonuç alamadım ama bu özel durumun dışında bizler için uygulanan sağlık uygulamalarının memnuniyet verici olduğunu söyleyebilirim.

Belki tamamı değil ama yerli halkın bizlere bakış açısını özetleyen bir diyaloga şahitlik eden bir Suriyeli’den duyduklarıma çok üzüldüğümü söylemek istiyorum. Doktora giden 70 yaşındaki adama seni iyileştirip evlendirelim diyen doktor, bu evlilik için Suriyeli kızları 1000 liralık bir bedelle adres göstermiş. Canımı fazlasıyla sıkan bu diyalogu duyduğumda doktoru ayıpladım ama canımın sıkıntısını geçiremedim. Zira benim de kızlarım var!

Kendi ülkemizde maruz kaldığımız acılarla sürüklendiğimiz bu memlekette yaşayan yerli halka birkaç söz söyleyerek bitirmek istiyorum.

Tarih, sanat ve müzik gibi, sizlerde olan güzellikler bizde de var. Hepimiz aynı dinin mensuplarıyız. Lütfen bizleri kendinizden ötekileştirmeyin ve kendinizden aşağıda görmeyin.

Ülkemize döneceğimiz gün, sizlerden yana hoş bir sedayla dolu olmak istiyoruz. Allah hiçbir millete bizim yaşadıklarımızı yaşatmasın.

YORUMLAR

YORUM YAZ!

Yorum Ekle